Tahran’ın Son Kudüs Hamlesi…


 

Quo Vadis Ortadoğu?!

İran’ın Doğu Akdeniz’deki varlığının Lübnan’dan ve Suriye’den sonra Filistin yönetimindeki Gazze Şeridi’nde de kendisini gösterebileceğidir.

Tahran’ın Kudüs sorunu üzerinden Filistin’e verdiği destek, İsrail için, İran tehdidine güç katmakla kalmayacak, bu tehdidi daha da “yakınlaştırmış” olacaktır. ABD için de, İran daha güçlü bir hedef haline gelmiş olacaktır.

Peki ABD Kudüs kararı alırken, böyle bir tablonun ortaya çıkacağını tahmin etmedi mi. Etmez olur mu! Kararın hemen sonrası, İsrail’in başlattığı devasa tatbikat ve hemen uygulamaya koyduğu diğer tedbirler; Washington ile Tel Aviv’in koordineli çalıştığını gösteriyor. İyi de, ABD-İsrail ikilisi mevcut tabloyu nereye kadar taşırlar ve tüm bu hazırlıkların sınırı nereye dayanıyor?

Orta Doğu eskisi değil, değişti. Bu değişimin kontrolü zor, bilinmeyeni çok. Bölgedeki muhtemel yeni büyük karmaşa tahmin edilenden daha ciddi olacağa benziyor. Çatışmalar, artık düzenli ordular arasında ve cephede olmayacak; her şey, her konu, her alan hedeftir. Asimetrik tehdit, öne çıkmıştır. Önleyici istihbarat, artık kolay değildir. Bu, önce krizin yönetimini, sonra da sıcak bir çatışmanın yönetimini zorlaştıran bir durum. Bu da, Orta Doğu’daki muhtemel karmaşanın tahmin edilenden çok daha ciddi olacağını gösteriyor.

***

Continue reading

AFRİN Operasyonu’na Rus Desteği…


 

Türkiye Oyuna mı Getiriliyor?!

Fırat Kalkanı Operasyonu üzerinden Türkiye’nin “kontrolüne” girmiş bölge varken, Afrin’e operasyon ne kadar doğrudur? Güneydeki bir kısım hariç, Afrin zaten Türkiye ile çevrilidir.

Türkiye “krizi fırsata çevirme” düşüncesi ile, Afrin operasyonu üzerinden Orta Doğu’daki yangına benzin dökmeyi düşünüyor olabilir mi?

Ankara Yönetimi, acaba Afrin operasyonuna, içerideki ve dışarıdaki “malum” gelişmelerin yol açtığı üzerindeki baskıyı savuşturmak ya da hafifletmek işlevini yüklemiş olabilir mi?

Türkiye, Afrin’e operasyon yapmak için Rusya’nın “yeşil ışığına” ihtiyaç duyan bir ülke midir? Nerede kaldı Türkiye’nin egemenliği, gücü, büyüklüğü?

Orta Doğu’da İran üzerindeki baskı artarken, ABD’nin Kudüs konusundaki kararı Orta Doğu’yu germiş iken, Türkiye’nin “hedef alındığı” konuşulur iken, Orta Doğu’da muhtemel yeni ve büyük bir karmaşa beklenirken, Afrin operasyonu ne kadar doğrudur

***

Continue reading

Rusya, Suriye, Çin ve Türkiye…


 

Rusya’nın Gelecek Hamlesi Ne Olacak, Çin nasıl hareket edecek?!

Asya’nın doğusunda ciddi gelişmeler yaşanmaktadır. Bunlara, Rusya’nın söz konusu çekilme kararı bağlamında bakmak gerekir.

Rusya’nın Suriye’de neden olacağı boşluk, bir başka aktör tarafından hemen doldurulacaktır. Bu kaçınılmazdır. Çünkü uluslararası ilişkilerde ya da uluslararası politikada boşluk olmaz; uluslararası ilişkiler (ve politika) “boşluğu kaldırmaz” derler. Rusya çekilme kararı ile, adeta “buyurun, gelin”(!) demiştir… Bakalım Rusya’nın çekilmesi ile ortaya çıkan/çıkacak boşluğu, Suriye’de (ve Orta Doğu’da) kim/kimler, nasıl dolduracak…

Çin, ABD’ye, Orta Doğu’da sahaya inerseniz, Asya’nın doğusunda bunun sonuçlarına katlanırsınız mesajı vermiş olabilir mi?! Suriye’den çekeceği kuvvetlerini bu bölgeye kaydıracağı varsayılır ise, Rusya da, bu mesaja güç katmış olacaktır. Yani Çin’in, “Orta Doğu’yu karıştırmayın” mesajından söz etmek mümkündür. Eğer öyle ise, bunu, Çin’in “sahaya inmeye” ilişkin kendine özgü üslubunun bir örneği olarak görmek gerekir.

ABD’nin Orta Doğu’da Suudi Arabistan ve İsrail ile birlikte İran’ı (ve Türkiye’yi) karşısına alması, Asya’nın doğusunda Çin’i “serbest bırakabilir” ve bu serbestlik Çin’in Tayvan sorununu çözmesine imkân ve fırsat verebilir. Bu, mümkündür ve buradan şu çıkarılabilmektedir: Asya’nın doğusundaki bazı gelişmeler üzerinden, ABD’ye, Orta Doğu’da sahaya inerseniz, Asya’nın doğusunda bunun sonuçlarına katlanırsınız mesajı verilmiş olabilir.

Peki, Türkiye bu, uluslararası hukuku ve uluslararası kamuoyunu dikkate alarak, bölgesindeki muhtemel yeni-büyük karmaşa öncesinde nasıl bir politika izleyebilir, izleyecektıri?!

***

Continue reading

EU Leaders’ Summit – 14 – 15 December in Brussels


 

No Turkey at the Dinner’s Table

The Last Summit of the Year 2017 is reserved more internal problems and topics than International issues..

The EU engages more directly on the politically sensitive issues of EMU and migration.

Chancellor Merkel and President Macron will also report on the implementation of the Minsk Agreements, with a view to renewing economic sanctions vis-à-vis Russia. Prime Minister Michel has also asked to raise the question of the United States’ decision to move their embassy to Jerusalem.

Permanent Structured Cooperation (PESCO). This will be a historic moment, not only because we are witnessing European countries taking up long-term defence activities together. But also because of the context and how this decision came about. his example of unity in practice should be an inspiration to all of us, and hopefully a good omen for other important decisions.

Finally, the European Council will decide whether it is time to move our negotiations with the UK to the next phase. Whether we have enough guarantees that citizens’ rights, EU financial interests and the integrity of the Good Friday Agreement in Ireland will be effectively protected when the UK leaves the EU.

***

Continue reading

Proshchay, Siriya – Прощай, Сирия!


 

Rusya Afganistan Hatasını Tekrarlamadı!

Çekilme kararı; uluslararası kamuoyu nezdinde Rusya’nın itibarını artıracak, imajını güçlendirecek;

Çekilme kararı; Orta Doğu halkları nezdinde, Moskova’nın çekiciliğini artıracak;

Çekilme kararı; sadece bölgenin değil, uluslararası kamuoyunun genelinde de Rusya’ya sempati ile bakılmasına hizmet edecek;

Çekilme kararı; ABD’nin NATO’yu ve AB’yi de peşine takarak Rusya’yı karşısına aldığı günümüz tablosunda, bu politikaları büyük ölçüde boşa çıkaracak, etkisini azaltacak, aşağıya çekecek;

Çekilme kararı; Orta Doğu’da ortaya çıkabilecek, muhtemelen İran ve Türkiyeile bağlantılı “yeni” ve büyük bir karmaşada, Moskova’nın müdahil olma baskısını azaltacak; ve hatta, “dostça girişimlerde” bulunma veya “arabulucu” olma avantajını güçlü şekilde sunabilecek;

Çekilme kararı’nın Türkiye açısından anlamına gelince; ülkeyi yönetenler, her şeyi, en iyi şekilde biliyor. Dışarıdan “gazel okuma”nın gereği var mı sizce?!

***

Continue reading

BİRLEŞ(tiril)MİŞ DEVLETLER GÜNÜ 24 EKİM


 

Günümüzün «Millet Maskeli Beşli Çetesi!»

O günlerde – Zira asıl BM kuruluş tarihi Atatürk sonrası, 24 Ekim 1945’dir – Dünyanın en büyük uluslararası topluluğu olan Milletler Cemiyetine [The League of Nations] Türkiye’nin katılması ile ilgili olarak yapılan öneriler karşısında Gazi Mustafa Kemal şöyle demişti:

Biz başvurmayı düşünmüyoruz, fakat davet ederlerse katılmayı düşünebiliriz…

Bunun üzerine Topluluk, bu dik duruş karşısında’ Milletler Cemiyeti Katılım için Başvurma zorunluluğu’nu uygulamaktan ilk kez vazgeçmiş ve 43 üye ülkenin oybirliğiyle, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin topluluğa davet edilmesine karar vermiştir. Bu davet üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne katılmayı kabul etmiştir. [Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Türkiye]

Yıl 1932’dir.

 

Bu, hiç kuşkusuz ki Atatürk’ün iç siyasette olduğu kadar dış siyasette de onurlu ve dik duruşunun yansıması ve buna bağlı olarak da kendi kararlarını kendi verebilen tam bağımsız bir ülkenin ayakları yere basan siyasetinin elde ettiği ibret alınacak diplomatik bir zaferdir.

***

Continue reading

Washington’un Türkiye Kararı ne anlama geliyor?


 

«Dostluk ve Stratejik Ortaklık» pul üzerinde mi kalacak?!

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin yoğunluğu ve yaygınlığı ile, iki ülkenin uluslararası politikadaki statüleri/durumları dikkate alındığında; vize hizmetlerinin askıya alınması, Türkiye için ciddi politik, ekonomik ve askeri sonuçlar doğuracağı gibi; eğitim, bilim, teknoloji, turizm, spor dâhil hemen her alanda Türkiye’yi derinden etkileyek nitelikte.

ABD kararı, Washington’un, Ankara’yı doğrudan karşısına aldığı, ve de Ankara’yı üçüncü kişiler ile karşı karşıya getirme amacı güttüğü anlamlarına da gelebiliyor. Böyle bir algıdan, kuvvetle muhtemel Türkiye’de diplomatik misyon bulunduran diğer ülkeler de etkilenecek, onların da vize konusunda benzeri kararlar alması ihtimali belirecek.

Yoksa, ABD gibi bir süper güç için “Fethullahçı Terör Örgütü” nün fazla bir değeri bulunmuyor. Vahim olanı ise, ABD’nin vize hizmetlerini askıya almasının “Fethullahçı Terör Örgütü” ile irtibatlandırılmasıdır.

Buna karşılık, eş zamanlılık nedeniyle, karar, Türkiye’nin Rusya ve İran ile birlikte İdlib konusunda harekete geçmesi ile de ilişkilendirilebilirse de ciddi potansiyel güçlükleri içeren bir konu olduğundan zayıf ihtimâl dahilindedir.

Burada unutulmaması gereken önemli bir husus da; Erbil Referandumu ve ABD-İsrail ikilisinin, Moskova-Ankara-Tahran üçlüsünün yakınlaşmasından duyduğu rahatsızlık ve kaygıdır. İki tarafın da yıllardır Kürtler üzerine yatırım yaptıkları dikkate alınırsa «meyve» tam olgunlaşmış ve koparılması zamanı gelmişken dış etkenlerin sopa indirip düşürmeleri, Washington’dan Ankara’ya; “eğer sen Erbil’e sınırını ve hava sahasını kapatırsan, ben de vize hizmetlerini askıya alıp, başka ülkelerin de aynı şeyi yapmasını sağlayarak seni aynı duruma düşürecek güce sahibim!’ mesajı gönderilmesini de tetiklemiş olabilir.

***

Continue reading

%d bloggers like this: