«Ateş Hattı»ndaki Türkiye…


 

«Tasfiye Süreci»nde Hızla İlerlerken!

Türkiye’de, toplumun da âlet edilmesiyle dış merkezli sinsi oyun hız kazandı. Siyasi tartışmalar içindeki ülke idarecileri, içeride ve dışarıda bocalarken, sürekli olarak değişim dönüşüm yapmayı da ihmâl etmiyorlar.

Sanki, birilerinin çok acelesi varmış hissi yaratan bir tablo var önümüzde.
Sanki, Türkiye’yi istedikleri kıvama getirmek için, dışarıdan içeriye doğru aralıksız bir inisiyatif yönlendirmesi yapılıyor.
Sanki, Türk ekonomisinin köşe başlarını tutanlar, basının da kullanılmasıyla Türkiye’yi el birliğiyle sonu felaketle bitecek maceraya sürüklerken, artık aceleciliklerini de saklamıyorlar.

Hedef; Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etmektir! Bu bağlamda, Anadolu coğrafyasına yönelik yeni projeler üretiliyor, plânlar yapılıyor, yapılırken de; “değişim, dönüşüm, demokratikleşme, özgürleşme, askeri vesayetten kurtulma, güç odaklarını etkisizleştirme” kavramları ile toplum uyutuluyor, itiraz edenler baskı vasıtaları ile sindiriliyorlar.

Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü tehlike altında. Türk Devleti her gün biraz daha gerileyerek çözülüyor.

Farkında mısınız

***

Continue reading

Akademik Kadroların Sorunu Ne?


 

Yardımcı Doçentlik mi; yoksa, Bilimsel Özgürlük, Üretkenlik ve Kalite Sorunu mu?

2017 yılı verileri bazında Türkiye’de toplam 196 üniversitedeki öğretim elemanlarının akademik unvanlarına göre dağılımına bakıldığında, bunların 21 bin 958′i profesör, 14 bin 497‘si doçent, 34 bin 196‘sı yardımcı doçent olarak tanımlandığında yardımcı doçentler öğretim üyeleri içinde en büyük zümreyi oluşturmaktadır.

Türkiye; Amerikan üniversite modelindeki “assistant professor” unvanına denk gelen Yardımcı Doçentlik kadro unvanı modeli benimsedi. Ancak, ABD ekolünde Yard. Doç. sürekli bir kadro değil. Belirli süre ile görev alır ve doçentliğe hazırlanma süreci tanınmış araştırmacı konumundadır.

Şimdi sorulacak asıl soru şu olmalı; TBMM’ye sunulan Yard. Doç. kadrolarının doktoralı öğretim üyeliğine dönüştürülmesi ve doçentlik sınavında bazı değişikliklerin yapılması üzerine tasarı yasalaştığında, üniversitelerin nitelikli bilim insanı seçme ve kurumuna kazandırılmasına ne tür bir katıda bulunacak.

Yeni yasa bu bağlamda Yard. Doçentliğin kalitesi mi yükseltilecek, araştırma ortamı mı iyileştirecektir? Bunlar net değil.

© photocredit

***

Continue reading

Milli Mücadele Sporcularının Ruhlarını araplara satan…


 

Millî ve Manevî «Değer Yıkıcılar» İktidarı!

Bırakın bu değer yıkıcılığını! Yıkmadığınız, yok etmeye çalışmadığınız ne kaldı? Çekin ellerinizi değerlerimizden! Özellikle de Cumhuriyete dair değerlerle uğraştıkları acı bir gerçektir. Yahya Galip’in duası Allah katında makbuldür… Yapamazsınız bazı şeyleri. Gücünüz ve siyasi ömrünüz yetmez buna…

Şimdi sıra Milli Mücadele «Değerleri»nden Eyüp Stadında. Eyüp Stadının, toplum için bir değer olduğu göz edilerek rant canavarlığı sebebi ile ortadan kaldırılmak istenmesidir.

Eyüp Spor Kulübü, 1919 yılında İstiklal Mücadelesi için insanlarımızı örgütlemek, savaşacak insanları ve silahları Anadolu’ya geçirmek ve kurtuluş ateşini canlı tutmak için kurulmuştu. O günleri Eyüp’ün ilk futbolcularından emekli MİT mensubu 101 yaşındaki rahmetli Neşet Güriş‘ten dinlemeliydiniz!

Peki kimmiş bu Halveti Şeyhi ve «Hakan» Yahya Galip?

!

***

Continue reading

Kandırılıyor muyuz ?!


 

Mevcut Gerilimler Gerçek mi, yoksa Yapay mı?>

Türkiye’yi meşgul eden dış politikaya ilişkin konular; “gerçekçi” mi, yoksa “suni/yapay” mı?

Bu sorunun temelinde yatan ise, hem Türkiye’nin cari dış politika anlayış ve uygulamasının hâlâ ciddi ve “sorunlu” olmaya devam ettiği, hem de, dış politikaya ilişkin bu “sorunlu” anlayış ve uygulamanın münhasıran iç politikaya ilişkin mülahazaların ürünü olduğuna dair değerlendirmelerdir.

Türkiye’de iktidar, uluslararası ilişkilerini içeride sadece “oy kaygısı” ile şekillendirmekle kalmıyor, aynı zamanda kimi vakit egemenlik alanını ülke sınırları dışına taşıyan bir dış politika anlayış ve uygulamasını da sergiliyor tablosu yaratıyor.

Peki hassas bölgelerde durum ne, halk ne düşünüyor?

 

Önce; basın çıkışlı haberler veya idarecilerin en yetkili ağızlardan yaptıkları açıklamalarla örtüşen bir durum yok. Türkiye’nin önümüzdeki günlerde/dönemde sıcak bir çatışma içine girebileceğine dair bir algının işaretleri bile gelmiyor bölgelerden… Afrin konusunda bile halk yapılan açıklamaları bir ‘blöf’ olarak algılarken, tamamen iç politida hamaseti yükseltmeye yönelik olduğuna inanıyor.

İktidar hâlâ seçmeni çekmeye devam ediyor. Bunda yardımların da etkisi var elbette, ancak gerçekte, AKP’yi endişeye sevk eden bir durum var. Kapıldığı bu endişe yüzünden, dış politikaya/uluslararası ilişkilere dair konuları “suni/yapay” bir şekilde öne çıkarıyor. Gerçek durumu ise seçmenin gözünden kaçırma, gerekirse kendisini bugüne kadar desteklemiş olanların beklentilerini artık niçin karşılanmayacağını izah etmede “anlaşılabilir” bir gerekçe üretme peşinde koştuğu izlenimi ediniliyor. MHP’yi yanına çekmesi de buna dayandırılıyor.

Bölge Halkı genel olarak şöyle düşünüyor:

 

“iktidar partisi ‘bağırır-çağırır’ ama, sonuçta hiçbir şey yapmaz/yapamaz, ABD’nin dediğine gelir, bunu Kobani olayları sırasında gördük. Halkın söylediklerinden 15 yıllık iktidar süresinde AKP’yi ve idarecilerini çok yakından tanıdıklarından dolayı kaygılı olmadığını çıkarmak mümkün.

Peki, Bölgedeki seçmenin iktidar partisine bağlı kalma görüntüsü, güvenilir bir görüntü mü?

***

Continue reading

Otobiyografik Şiirsel Günce


 

TUTUNDUM UZAY’IN KANATLARINA…

Ben de tutundum o devasa UZAY’ın kanatlarına
Bir kez değil, bin kez, belki de yüzbin kez ve sımsıkı tutundum
Her zamankinden çok daha fazla sevdim
Bu iki ülke – iki kıta arasında ki otuz yıl kadar sallanmakta olan salıncağımı
Uzayın görünmeyen devasa kanatları
Getirdi hepimizi imgemde bir araya uzay-zaman-coğrafya-mekan demeden…

Demek ki tüm fiziki uzaklıklar ve ayrılıklar da
Yine düşüncelerde başlayıp
düşüncelerde bitermiş!

Bircan ÜNVER

© photocredit

***

Continue reading

EU Bulgarian Presidency


 

United We Stand!