Şiir Pazarı: Dostlarımız…


 

Çeşit Çeşit!

İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi…
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı….

İnsanlar vardır; derin bir okyanus…
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız

İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu…
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz

İnsanlar vardır; sakin akan bir dere…
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk

İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı…

***

Continue reading

TÜFEK İCAT OLDU


 

İNSANIN İNSANA ÜSTÜNLÜĞÜ SAVAŞI

Tüfeğin susması, dilsiz olduğunu göstermez.
Kemal Tahir

Yoksulun tek silahı çalışmaktır.
Nazım Hikmet

Dünya üzerinde en güçlü silâh, ateşlenmiş insan ruhudur.
Montesquieu

Cesaret, bütün silahları yener.
Ovidius

İnsanları öldüren silahlar değil, yine insanlardır.
John Verdon

Silahı bilmem ama boş insanı şeytan doldurur.
Yılmaz Güney

Silahların gürültüsü, yasaların sesini boğar.
Montaigne

Adaletin hakim olduğu yerde, silahın yeri yoktur.
J. Amyot

Üçüncü Dünya Savaşı hangi silahla yapılacak bilmem ama dördüncüsü taş, sopa ve oklarla yapılacak.
Einstein

Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur.
Hz. Ebu Bekir

Bize karşı silah taşıyan, bizden değildir.
Hz.Muhammed

***

Continue reading

Dinler ve İdeolojiler: Hepsi İnsan Odaklı, ama…


Peki Uygulamada Nasıl?

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Âşk ve Zaman…


 

Âşksız Bu Kaçıncı Sonbahar!

Satın alınmış düşleri, bıkıp fırlattığınızda
Ardınıza bakmayın
Oradayım.
Ayışığında bir öpüşme düşü,
Eskitilmiş bir kadife bluz, sim işlemeli
Ve yenilenen balayı, dantel askılı
Yaramaz işime… ben üşüyorum.
Sıcacık bir şey gereken
Düşlerime.

Yarım bırakılmış çorba,
Geri çevrilmiş biftek ve “ihanet” yabancı bana
İnce topukları yaz takunyalarınızın
Bana kalın, yıkanmaya dayanıklı
Akrabalar kadar tanıdık bir şey gerek
Rengi de, rengi de olmalı elbet
Yıpranmışlığımı örten.

Dokunduğumda çocukluğumu düşündüren
Gençliğim gibi sırrı açıklanmaz
Kumaşlar satılmaz çarşılarınızda.
Ağrılarıma göre tasarlanmadı giysilerinizin boyu.
Bir korkuyu tanırsınız yalnız
Yaşlanmak ve bırakılmak.
Bende çeşidi var,
Ama bitişmiyor sizinkilerle,
Sevgiden doğuyor çoğu.

Paramın yettiği bu tezgahta
Satılan eskileriniz
Ellerim değdikçe soluk alıyor
Eskiyen siz misiniz?

Arife Kalender

© All of Photos by Josef Sudek

Continue reading

Reis; ‘Arakan’a askeri müdahale başlayacak !’ diyeli kaç ay oldu?


 

«Oynatma»ya kaç kaldı?!

Korku içindeyiz. Sürekli birşeylerden korkuyoruz. Yarın gözümüzü ekonomik krize açıp bir anda borçlarımızın katlanmasından… Durakta beklerken bir bombayla paramparça olmaktan… Hiç beklemediğimiz bir anda işsiz kalmaktan… Tüm yaşamımızın bir anda değişmesinden… Çocuklarımıza karanlık bir dünya bırakmaktan… Korkuyoruz! Korktukça içimize kapanıyoruz, yalnızlaşıyoruz, mutsuzlaşıyoruz!

Türkiye’nin suyu hasta! Niye mi?

 

Bir arkadaşım anlatmıştı. Japon balığı almış. İşten sonra evine gidip balığını seyrediyormuş. Şahaneymiş seyretmesi, böyle dalga dalga gidiyormuş balık. Ama bir süre sonra balık yan yatmış, debelenmeye başlamış. Kavanoza koyup deniz biyoloğu olan bir arkadaşına götürmüş. Biyolog incelemiş, demiş ki;

– İyi haberim var, kötü haberim var, hangisinden başlayayım?

– Hangisinden istersen

– İyi haberim balık hasta değil. Kötü haberim suyun hasta.

– Su hasta olur mu ya?

– Evet olur, iyi oksijen almıyor bu su. Bundan dolayı bir bakteri girmiş. Ve bu bakteri balığın sinir sistemini böyle etkilemiş.

– Ne yapmam lazım?

– Balığın suyunu değiştireceksin, bir de pompanı değiştireceksin.
Su değişince, pompa sistemi değişince gerçekten de balık iyileşmiş bir süre sonra. Yine şahane biçimde dalga dalga gitmeye devam etmiş!

Bizim suyun hastalığı ne peki?

Korku kültürü.

 

Korku kültürü yaşamda gücü temel olarak kabul eder. Hayatta en önemli şey güçtür. Bu nedenle yaşam sürecinin kendisini sıfırlar. Mutluymuşsun, coşkuluymuşsun, zevk alıyormuşsun hiçbir önemi yok. Seni güçlü kılıyor mu kılmıyor mu ona bakacaksın. Yaşamın bir süreç olarak değeri yok, güç temel değerdir. Güçlü olan haklıdır, çünkü o güçlüdür. Güçlü olanın denetleme hakkı vardır, çünkü o güçlüdür. Yönlendirir. Böylelikle tüm ilişkiler ve yaşam onun üzerine oluşmaya başlar. O nedenle böyle bir toplumda insan insana ilişki yoktur, güçlü güçsüz ilişkisi vardır. Kadın erkek ilişkisi yoktur, güçlü güçsüz ilşkisi vardır. Patron işveren ilişkisi yoktur, güçlü güçsüz ilişkisi vardır. Bir toplumda ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ diye soruluyorsa o toplumda güçlü güçsüz ilişkisi vardır!
[Alıntı – Tamamı]

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Hazan veya Hüzün Mevsimi…


Hazan düştü toprağa, hüzün sardı yaprağı

***

Continue reading

«Araştırma Üniversitesileri»: Bütçe hükümetten, Kadro YÖK’ten, Özerklik sıfır…


 

Yürü Ha Yürü Ha Geçmişemelden [*]

Araştırma Üniversitesi Olma Kararını YÖK değil, Üniversiteler vermeli

Üniversitelerin Kalitesini ve Araştırma Potansiyelini Üniversitenin Amacı ve Hedefleri Belirlemeli

Köklü Çözüm İçin; Pedagojik İlkeler, Eğitim Fakülteleri Ve Temel Bilimler Fakülteleri Taşıyıcılığı Şart

Araştırma Üniversitesi Ayrımı Üniversiteler Arasında Ayrımcılığa Yol Açmamalı

 

Toplumsal Bütünleşme ve Destek Olmazsa Sıralamanın Önemi Yok

 

Şeffaflığı Zedelememek için, Üniversitelerin Sıralama Puanları Açıklanmalı

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: