Taşımacılıkta «Diyalog» Tamam da…


 

Öyleyse Bu Neyin Davası?

Sisteme göre, bazı ülkeler sınırlarından belirli bir kota miktarında Türk plakalı aracın ücretsiz geçişine izin veriyor. Kota aşıldığında Türk araçlarından değişik isimler altında transit geçiş ücretleri alınıyor ve bu durum Gümrük Birliği’nin temel prensibi olan malların serbest dolaşımı ilkesini ihlal ediyor.

Kota engeline takılmayan yabancı lojistik firmaları ise, Türk ihraç mallarını üçüncü ülkelere taşıyarak Türkiye aleyhinde ciddi kazançlar elde ediyor.

Bu kapsamda; Macaristan, Avusturya, Bulgaristan, Slovenya, İtalya, Romanya ve Yunanistan başta olmak üzere, Türk TIR’larına ayrımcı uygulamalar benimseyen ülkelerle mücadele kararı alındı.

Avrupa Komisyonuna verilen şikâyet dosyasında; geçiş belgeleri kotaları ile ücretleri, profesyonel sürücü vizesi işlemlerindeki karmaşıklıklar, yüksek maliyetler ve kalış süresi kısıtlamaları sebebiyle, Almanya ve diğer AB ülkeleriyle yapılan ticaretin ciddi boyutlarda zarar gördüğü ifade edildi.

Şimdi yeni bir sürece girilmiş bulunuluyor. Hukukî sürecin siyasî karar mekanizmalarını hareketlendirmesi ve zorlayıcı güç olması bekleniliyor.

Gümrük Birliği’ne hizmetlerin dâhil edilmesi, karayolu taşımacılığının da içinde olacağı geniş bir yelpazede, derin bir serbestleşme sağlayacak ve ilgili hizmetlerde AB müktesebatına uyumu da artırmış olacak.

Peki nasıl gelindi bu aşamaya?!

© photocredit

***

Continue reading

BİRLEŞ(tiril)MİŞ DEVLETLER GÜNÜ 24 EKİM


 

Günümüzün «Millet Maskeli Beşli Çetesi!»

O günlerde – Zira asıl BM kuruluş tarihi Atatürk sonrası, 24 Ekim 1945’dir – Dünyanın en büyük uluslararası topluluğu olan Milletler Cemiyetine [The League of Nations] Türkiye’nin katılması ile ilgili olarak yapılan öneriler karşısında Gazi Mustafa Kemal şöyle demişti:

Biz başvurmayı düşünmüyoruz, fakat davet ederlerse katılmayı düşünebiliriz…

Bunun üzerine Topluluk, bu dik duruş karşısında’ Milletler Cemiyeti Katılım için Başvurma zorunluluğu’nu uygulamaktan ilk kez vazgeçmiş ve 43 üye ülkenin oybirliğiyle, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin topluluğa davet edilmesine karar vermiştir. Bu davet üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne katılmayı kabul etmiştir. [Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Türkiye]

Yıl 1932’dir.

 

Bu, hiç kuşkusuz ki Atatürk’ün iç siyasette olduğu kadar dış siyasette de onurlu ve dik duruşunun yansıması ve buna bağlı olarak da kendi kararlarını kendi verebilen tam bağımsız bir ülkenin ayakları yere basan siyasetinin elde ettiği ibret alınacak diplomatik bir zaferdir.

***

Continue reading

MHP’nin «Sabuklanmaları…»


 

MHP, hangi konularda İktidar’a yakın, hangilerinde değil? Mevcut çelişkilerin sorumlusu, BALGAT’takiler mi?

Haftalık Meclis Grup Toplantıları’nda yapılan konuşmalar dinlenince veya okununca, Balgat’ın, MHP Lideri Bahçeli ile tam bir «UYUM» içinde olduğunu veya çalıştığını söylemek giderek zorlaşıyor

Bir kere genel tabloya bakılınca; [i] “MHP bu konular dışında iktidara yakın durmuyor.” ayrımına da gidilebilir; veya [ii] Sanki «suç ortaklığı» sorumluluğunu paylaşıyor demek te mümkün!

Zira, seçmenin veya siyaseti yakından izleyenlerin kafalarında oluşacak algılarla doğrudan ilintilidir bu ikizi… Diğer bir deyişi ile; MHP’nin “iktidara yakın duruşunun” sınırları konusunda kamuoyuna/seçmene mesaj niteliğindedir. Balgat ya MHP’ye yönelik eleştirilerin farkındadır, bilerek kayıtsız kalmaktadır; ya da «adamsencelik» hüküm süregelmektedir!

Neden mi?

 

Örnekleri ile içeride…

***

Continue reading

Almanya Seçimlerine Çeyrek Kala…


 

Türkiye – AB ilişkileri!

24 Eylül 2017 tarihinde Almanya’da gerçekleştirilecek federal seçimler yaklaşırken Türkiye ile Almanya arasındaki gerginliğin tırmandığı, bunun sadece ikili ilişkilerle sınırlı kalmayarak Almanya tarafından Türkiye-AB ilişkilerine taşınmaya çalışıldığı görülüyor.

Türkiye ve Almanya’yı ekonomik, ticari, kültürel, sosyal, tarihsel pek çok bağ birbirine yakın olmaya iterken giderek artan bu gerginliğin sebeplerini sadece müzakereleri durdurma söylemlerine indirgemek mümkün değil.

Türkiye-Almanya ilişkilerinde yaşanan gerginlikte gelinen noktada, Almanya tarafından Türkiye’ye yönelik izlenen politikanın değiştirilip, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu müzakerelerinin başlamasının engellenmesi ve Türkiye ile katılım müzakereleri sürecinin askıya alınması mümkün mü?

Türkiye-Almanya ilişkilerindeki yüksek gerilim hattında her iki tarafın da daha soğukkanlı hareket etmesi gerekiyor. Aksi halde çıkacak yangın, telafisi uzun sürecek hasarlara yol açağına kuşku yok.

Peki, gerginliklerin başlangıç noktası ve ilerleyen süreçteki gerilimi artıran olaylar nedir?

© photocredit

***

Continue reading

Barzani’nin, İsrail ve ABD destekli yayılmacı girişimleri…


 

Musul ve Kerkük Kürtlerin eline mi geçiyor?

☪ Türkiye’nin Musul konusundaki ısrarının arkasında yer alan en temel etken, bu vilayetin sınırları içinde yaşayan nüfusun çok büyük bir çoğunluğunun Türk/Türkmen olması, vilayet toprağının Türkmenlerin ata toprakları olmasıdır.

☪ Kürtlerin Kerkük’te “kendi hukuklarını” yaratma çabası içinde oldukları ve Kerkük İl Meclisi’nin kararının da buna örnek teşkil ettiği anlamına gelmektedir. Ancak yerleşik uluslararası hukuk, yürürlükteki Irak Anayasası ve diğer ilgili mevzuat himaye edici değil. Kürtlerin Kerkük ile ilgili tasarrufları, uluslararası hukuk ve Irak iç hukuku muvacehesinde yok hükmündedir.

☪ Kürt Yöneticiler, bugün çok farklı şeyler söyleseler de, o toprakların Türk/Türkmen kimliğini “silmek” için dün tapu ve nüfus kayıtlarını tahrip edenler de onlardır. Ve söyledikleri, dünkü gerçekleri örtmeye/unutturmaya yetmemektedir.

☪ Erbil ve Kerkük ile gelişmeler; “perde” gerisinde kalmaya özen gösterse de, daha çok İsrail ile bağlantılı bulunmaktadır.

☪ Bağımsızlık referandumunun alınış biçimi ve koşullar dikkate alındığında, Kerkük’ü de kapsayacak referandumdan kuvvetle muhtemel Barzani’nin istediği sonucun çıkacağı; bunun da, müteakiben Kerkük’ün yeni statüsünü belirlemek için yapılacak ikinci referanduma yansıyarak Kerkük’ün “Irak Kürdistanı”na bağlanacağı anlaşılmaktadır. Kerkük’ün bu suretle “Irak Kürdistanı”na dâhil olması, Kerkük petrollerinin Irak Kürtlerinin (dolayısıyla ABD’nin ve İsrail’in) kontrolüne girmesi anlamına gelecektir.

© photocredit

***

Continue reading

Cisel İleri Gözüyle Referandum Sonrası Türkiye-AB İlişkileri…


 

54 yıllık Ortaklık Hangi Yönde Seyredecek?!

☂ Mehmet Ali Birand, 2003 yılında kaleme aldığı ve Türkiye lehine dönen havaya kendisinin bile inanamadığını dile getiren yazısı sanki bugünler için. “O gün Strazburg’da çocuklar gibi şendik” diyen Birand, “bu iş bitti diye düşünürsek 10-15 yıl sonra gene sıkıntı yaşarız” diye uyarıyordu. Bugün gelinen nokta ne yazık ki kendisini haklı çıkarıyor.

☂ AB yöneticilerine göre; Türkiye-AB ilişkileri mevcut düzende sürdürülebilir değil, ekonomik ilişkiler düzeyinde yürütülmesi gerekiyor. Katılım Müzakerelerinde daha fazla gidecek mesafe yok, taraflar önümüzdeki dönemde ikili ilişkilerin pratik tarafına ve Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmesine odaklanmalı.

☂ Bu noktada elbette, Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi değerlerin yani kısaca “Kopenhag siyasi kriterlerinin ekseninde seyretmeyen bir Türkiye-AB ilişkisi, önümüzdeki dönem için ne kadar gerçekçi ve sürdürülebilir olacak?” sorusu da sorulmuyor değil.

☂ Ancak, Türkiye ile ipleri atan taraf olmak istemeyen, referandum sonrasında Türkiye’de AB değerlerini savunan önemli bir kitle olduğuna inanan AB’nin de değerlerinin pek çok cephede sarsıldığını hatırlamak gerekiyor.

☂ Türkiye’nin kararlılıkla hareket ettiğinde nasıl ezber bozabildiğinin de hatırlanması gerekiyor. “Gerekirse Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yaparız” gibi güçlü bir söylemin kararlılıklar yinelenmesi ve yenilenmesi, belki de gerek Türkiye’de gerekse AB’de pek çok kişinin rahatlamasına yol açabilir.

***

Continue reading

«Erdoğan Sorunu»: Avrupa Ne İstiyor? – 2


Reis Korkutuyor!

Continue reading

%d bloggers like this: