Irak olmadı, Suriye deneyelim (mi!)…


 

ABD Ordusuyla çarpışabiliriz!

ABD askeri var Kuzey Irak’ta. ABD karşı koymaz mı?
Koysun.
Türk askeri ile ABD askerinin çatışması risk doğurmaz mı?
Doğabilir. Çarpışabiliriz o zaman.
ABD’yle?
Evet. ABD’yle. Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz niye öyle ABD silahlı kuvvetlerinden aşağı görülüyor ki!?..
ABD dünyanın tek süper gücü, askeri olarak ta öyle değil mi?
O imaj var.. O kadar! Başka bir şey yok, imaj..

Savaş, Barış için yapılır. Barış ise amaç yönünden Ülkemizin bekâsı ile eşanlamlıdır. Bu yüzden de hiçbir partinin malzemesi YAPILAMAZ…

AKP ile bugün ittifak ettiğini açıklayan Devlet Bahçeli,Türk ulusunun bekâsını, “Efsane Bozkurtlar” ı, tarihi şan ve şerefle dolu olan bu ordumuzun tamamlayıcı unsuru olarak kullanmasın. Milli şuurumuza fitne sokmaktan uzak dursun. Ülkemizin bekası, bu ülkeyi, biri bozkurt, diğeri yandaş, diğeri bilmem ne diyerek bölüp parçalamak PKK’dan daha azılı terörizmdir.

Peki bugünlere nasıl gelindi?

***

Continue reading

«New Turkey of Erdoğan…»


 

The West wants to weaken Turkey!

What are the core components of modern Turkish nationalism ?
What is the size and shape of this constituency, and is it coherent ?
What are the beliefs driving its apparent resurgence?

The Turkish electorate is pessimistic about the direction of the country and the economy. While Erdoğan remains by far the most popular political figure in the country, there is growing discontent among young voters, including among the AKP.

What this prevailing national mood and new emerging national self-perception means for Turkey’s place in the Western political, cultural, and security order is an important and open question. Certainly, the assumptions that underpin it)that Turkey is beset by enemies and that the West wants to weaken Turkey)do not bode well for the road ahead.

© photocredit

***

Continue reading

BİRİNCİ YAZI: “METAL FIRTINA” HAKKINDA BİLGİLENDİRME


…Ve ABD’nin Türkiye’yi «İşgâl Harekâtı» Başlıyor!
14 Şubat 2018

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

“Metal Fırtına”, Orkun Uçar ve Burak Turna tarafından kaleme alınmış, Aralık 2004’de, Timaş Yayınları tarafından yayınlanmış, politik kurgu türünden bir roman olarak tanıtımı yapılan, toplam 302 sayfalık bir kitap…

Kitap, kısa sürede, onlarca baskı yapmış ve milyonlar ile ifade edilebilecek, oldukça geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır.

 

Kitabın internet tanıtımında, aşağıda tırnak içinde verilen ifadeler kullanılmıştır:

“Tarih, 23 Mayıs 2007… Yer, Kerkük’ün kuzeydoğusu… Kuzey Irak’taki kargaşa devam ederken, bölgede bulunan Türk birlikleri ani bir Amerikan saldırısına uğrar. Türk birlikleri ‘müttefik’lerinden hiç de beklemedikleri bir darbe almıştır.

***

Continue reading

Bir «Toplum» Nasıl «Hamurlanır?»


 

Muhalefet Sindirilirken!

Terör, savaş, Sindirme, yıldırma, korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, insanlar, ‘ihtiyaç’ gereği belirli durumlarda insan haklarının ve temel özgürlüklerin kısıtlandırılabileceğine ikna edilirler.

Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden teröristlerin ortadan kaldırılması için insanlar kalabalıklara dönüştürülüp, sokaklara ve meydanlara dökülürler.

Açlık, yoksulluk, eğitim gibi asıl gündemler göz ardı edilir. Gözler terörle mücadeleye veya yapay savaşlara çevrilir, askerler ve ordu alabildiğine yüceltilir.

Medya hükümet tarafından doğrudan veya dolaylı yöntemlerle kontrol edilirken, genelgeler, mevzuatlar, sevilen medya temsilcileri ya da yöneticileri halkı iknada kullanılırlar. Sansür veya otosansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.

Korku, oluşturulan yapay umacılar hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.

Dinin ana doktrinleri hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.

Hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis edilir ve belli bir iktidar eliti işadamları topluluğu yaratılır.

İnsanlar, polisin suistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olmaya zorlanırlar.

Gerçek aydınlara ve akademisyenlere karşı açık bir düşmanlık körüklenir ve teşvik edilir. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygınlaşır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmazlar.

Yönetim kadrolarına kendilerinden olanları atayarak hükümetin güç ve otoritesini sağlamlaştırırlar. Hesap vermekten kaçmak için ahbap ve müttefikler topluluğu oluşturulur, ittifaklar kurulur.

Seçimler, çamur atma kampanyaları, şiddet ortamı altında yapılır. Seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumları alet edilir ve medyanın manipülasyonu artırılır.

Güçlü ve sürekli milliyetçilik körüklenir. Vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer propoganda vasıtaları kullanılır.

Sizlere herhangi bir dünya ülkesinde mevcut koşulları anımsatmıyor mu bunlar?! [Kaynak: Dr. Lawrence Britt]

© Paweł Kuczyński

***

Continue reading

Çin’in Küresel Açılımında Yeni Boyut…


 

Sarı Irk İdeolojisi!

Sovyetlerin çökme/dağılma sürecinde “tarihin sonu” tezi ortaya çıkmıştı; anlaşıldı ki, boş… Günümüzde ise, “Medeniyetler çatışması” tezi zemini üzerinde oluşturulan“maksatlı” söylemlerle yönlendirilen “radikal İslam” var… Bir tarafta söz konusu boşluk, diğer tarafta bu boşluğun doldurulması arayışları…

Kapitalizm, Liberalizm, Sosyalizm, Komünizm… Bunları savunanlar… Bugün neredeler, nasıl bir durumdalar? Sesleri duyuluyor mu? Bu ideolojiler, koşullardaki değişim dikkate alınarak gözden geçirilmiş mi, yeni sürümleri ile eskiden olduğu gibi karşılaşılıyor mu?

1990’lı yıllarda dillerden düşmeyen küreselleşme!… Ona ne oldu? Küreselleşmenin (küreselleşmecilerin) sesini duyan var mı? “Küreselleşme” olgusu konuşuluyor mu?

Bütün bunlar, bir taraftan ideolojik anlamda ve küresel ölçekte ciddi bir boşluğa, diğer taraftan da artma eğilimini yansıtan küresel bir düzensizliğe işaret ediyor.

İşte bu noktada, Çin Komünist Partisi 19. Kongresi sonrasında gelen işaretler, Çin’in bir ideolojiye sahip olduğunu ve bu ideoloji ışığında küresel bir düzen peşinde çalıştığı izlenimi yaratıyor.

Çin örneğinde ifadesini bulmuş bir ideoloji var. Çin, şimdi bu ideoloji üzerinden, ABD ve Rusya’nın boşluğunu doldurmaya ve bu suretle küresel yeni bir düzenin inşasına soyunmuş gözüküyor.

Peki bu nasıl olacak?

***

Continue reading

AYDIN BOYSAN’IN CENAZE NAMAZI KILINMAZMIŞ


 

Rakı Gibi Olmasa da Bal Gibi Kılınır!

İnsan olarak onurumuz varsa eğer, öleceğimize göre değil, ölmeyeceğimize göre yaşamak ve çalışmak vicdan borcumuzdur.

 

Bu dünyada kendini yüceltenler, ‘sanat ve bilime’ kendini feda edenlerdir.
Sabır, eser yaratma çilesinin can üfleyen nefesidir.

Her akıl sahibi, kendi aklı dahilinde delirme hakkına sahiptir.
Beyin alır, akıl tartar ve yorumlar. Mizah’ın hedefi aklı kullanmayı öğretmektir.
İnsan dediğimiz canlı, son nefesine kadar bir anlamsız ve saçmalık dizisinden kurtulmak istiyorsa, bunun yararlı ve garantılı kurtuluş yolunun “mizah” olduğunu anlamalıdır.

Kitap insanlığın kağıt üzerindeki belleğidir. Kitap sonsuza kadar ihanet etmeyen bir dosttur. Kitabı ilk kez okurken bir dost tanırsın. İkinci okuyuşunda eski bir dosta rastlarsın.

Sahip olduğumuz zaman az değil, çok… Az olan zaman yararlandığımız zamandır.
Hiçbir konuya hiçbir yaşta geç kalınmış değildir. Her türlü eylem ve işten “artan zaman kalmadığı” gerekçesi ile kaçınılması yanlıştır… Hatta saçmadır.
Yaşlılık bütün güzelliklerin seyredildiği bir manzara kulesidir… Ancak ruhları körelmiş olanlar hiçbir şey göremez.
Eğer zaman, düğüm atılmamış bir ip tekdüzeliği içinde akarsa, öylesine bezdirir ki, miskinlik yaratır. Öyleyse “zaman baba”ya da, arada bir düğüm atılır ki, geçmiş günler zevkle anılsın, gelecek zaman da, umut dolu olsun…
Her bitki çiçeği kesildikçe yeni çiçek verir; kesilmez, öyle bırakılırsa, eninde sonunda kurur.

Bizim dilimiz zoraki kibarları, sokak sözcüğünü küçümseme niyetiyle kullanırlar. Örneğin, sokak kedisi, sokak köpeği gibi…O zavallılar keyfinden mi sokakta yaşıyorlar? Ya sokak kızları?… Kurtarsalar ya.
Kişi sevgi konusunda da herkesi dinledikten sonra kendi yolunu, kendi gerçeğini kendisi bulmalıdır.
Değişmeyen, gelişmeyen, kemikleşen bir sevgi olamaz. Zaman, sevgide biçim ve içerik gelişmeleri yaratır. Sevginin canlı kalması bu gelişmelere bağlıdır.

***

Continue reading

«Ateş Hattı»ndaki Türkiye…


 

«Tasfiye Süreci»nde Hızla İlerlerken!

Türkiye’de, toplumun da âlet edilmesiyle dış merkezli sinsi oyun hız kazandı. Siyasi tartışmalar içindeki ülke idarecileri, içeride ve dışarıda bocalarken, sürekli olarak değişim dönüşüm yapmayı da ihmâl etmiyorlar.

Sanki, birilerinin çok acelesi varmış hissi yaratan bir tablo var önümüzde.
Sanki, Türkiye’yi istedikleri kıvama getirmek için, dışarıdan içeriye doğru aralıksız bir inisiyatif yönlendirmesi yapılıyor.
Sanki, Türk ekonomisinin köşe başlarını tutanlar, basının da kullanılmasıyla Türkiye’yi el birliğiyle sonu felaketle bitecek maceraya sürüklerken, artık aceleciliklerini de saklamıyorlar.

Hedef; Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etmektir! Bu bağlamda, Anadolu coğrafyasına yönelik yeni projeler üretiliyor, plânlar yapılıyor, yapılırken de; “değişim, dönüşüm, demokratikleşme, özgürleşme, askeri vesayetten kurtulma, güç odaklarını etkisizleştirme” kavramları ile toplum uyutuluyor, itiraz edenler baskı vasıtaları ile sindiriliyorlar.