İran’daki Protestoları Anlamak…


 

Gösterilerin altında yatan esas neden ne?

Birçok uzmana göre bu protestolar muhtemelen, ABD ve İsrail tarafından yürütülen geniş bir rejim değişikliği operasyonunun ilk aşaması. Protestoların birden fazla şehirde eş zamanlı olarak başladığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, gösterilerin bir şehirde ortaya çıkan kendiliğinden bir yerel başkaldırı olmadığını ve belli bir düzeyde koordinasyon içinde gerçekleştiğine işaret ediyorlar. Özetle bütün bu olayların ABD başta olmak üzere İran’a düşman ülkeler tarafından çıkartıldığına dair bir görüş hakim.

Ancak gösterilerin altında olağan şüpheliler aramak yerine ülkenin son zamanlarda karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlara bakmakta fayda yok değil! Göstericilerin dini kurumlara karşı attığı öfkeli sloganların nedenleri arasında baskıcı rejimin yanı sıra sınıfsal adaletsizlik de var.

Son olarak Suriye rejimine, Yemen’deki muhaliflere ve Filistin’de savaşan Hizbullah’a yapılan askeri yardımlar ülkenin ekonomisini daha da zorluyor. Bu nedenle sokaklarda “Ne Gazze ne Lübnan canım feda İran’a” ve “Suriye’yi bırakın derdimize çare bulun” sloganları atılması doğal.

Bu nedenle; ‘İran’da yaşanan olayların arkasında ülkede yaşanan ekonomik sorunlar ve Tahran yönetiminin iç ve dış politikada izlediği tutum yatmakta.’ Demek abartılı bir analiz olmaz.

Peki gelişmelere Batılı ülkeler nasıl bir yaklaşım gösteriyor?

***

Continue reading

2018’de Dünyayı Neler Bekliyor?


 

Büyüteç Altındakiler!

Dünya genelinde çarpıcı gelişmelere sahne olan bir yılı geride bırakıp 2018’e girdik. 2017’de meydana gelen krizler, özellikle Ortadoğu ve Körfez bölgesiyle ile Ukrayna’da tırmanan çatışmalar, mültecilerin dramı ve popülizmin yükselişi gibi küresel sistemin sinir noktalarında etkisini artıran olaylar 2017’de kendilerinden sıklıkla söz ettirdi. Bunun yanı sıra, Brexit müzakereleri ve uluslararası arenanın kilit oyuncusu pek çok ülkede dikkat çekici isimlerin galibiyetleriyle neticelenen ulusal seçimler; liberal sistemin geleceği ve esen otoriter/popülist rüzgârlara ilişkin tartışmaların 2018’e taşınmasına sebep oldu.

Bildiğimiz dünya hızla değişirken, parametreler de farklılaşıyor ve insanlık olarak bir sistem değişimi ve eksen kaymasına tanıklık ediyoruz. Bu zor dönemde, AB’nin temelini oluşturan ve aslında Avrupa değerleri olmanın ötesinde evrensel değerler olan insan hakları, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmaya ve bu değerleri korumaya almaya her zamankinden de fazla ihtiyaç var. Türkiye gibi kritik bir coğrafyada yalnız bölgesi için değil, tüm dünya için önemli olan bir ülkenin AB’ye yakınlaşması, kuşkusuz ki hem AB’yi güçlendirecek hem de bölge için bir motivasyon kaynağı olacaktır. Tüm zorluklara rağmen bu idealin bırakılmaması ve AB’ye entegrasyon için çalışılması 2018’de de önemini koruyan bir amaç olacak.

İKV olarak, 2018’de takip edilmesini önemli bulduğumuz 12 önemli olayı ele aldık. İKV uzmanları bu 12 olayın önemini sizler için yorumladı.

***

Continue reading

TESETTÜR EĞİTİMİ


 

Kadınları değil, akidesi bozukları «tımar etmek» gerekmez mi?!

Ağacı kabuğu, hayvanı postu soğuktan korur. Ağaçların ve hayvanların ayrıca elbise, palto manto giyinmeleri gerekmez.

 

Postsuz olarak Dünya’ya gelen Adem ile Havva, üşür üşümez giyinmeye başladılar. Kıyafet önce alışkanlıklaştı, giderek hicaplaştı. Hicap duygusu düşüncesi, makul giyimi solladı.

İnsanoğlu doğası gereği değişerek gelişmek ister. Nicel değişimler, nitel gelişimleri doğurur. Oysa dinsel kılık kıyafet 1300 yıllıktır, değiştirilemez.

 

Uygar insan, makul giyinen insandır. Ne çıplak dolaşır, ne de çarşaflı peçeli. Din, kıyafeti üniformalaştırarak, dindarları sadıklaştırmayı amaçlar. Tutucu din adamlarına göre; kadın tesettürlü giyinmelidir ki, akidesi bozuk erkekleri tahrik ederek; günah işlemelerine sebep olmasın.

Zihni apış arasından yukarıya çıkamayanların akidesini düzeltmek yerine kadını kapatmak, dinin değil, düşmanlarının işine yaramıyor mu!.

***

Continue reading

Kapalı Kapılar Ardında «Döndürülen Dolaplar…»


 

…ve AKP Hükümeti’nin Dış Politika’daki «Zavallılığı!»

Vize kısıtlamaların kaldırılması konusu, eş zamanlı gelişmeler ışığında, Türk Dış Politikasının bugünü ve görünür geleceği açısından hiç de iyi şeyleri çağrıştırmıyor.

Bir kere; ABD’nin Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine yönelik yaklaşımında herhangi bir değişiklik işareti yok! Buna rağmen Türkiye’nin ABD’den vazgeçemediği ve yeniden yaklaşma eğilimi sergilediği görülüyor.

Suriye konusunda ise; kimi analistlerce “Rusya’yı arkadan vurma” şeklinde nitelendirilen Cumhurbaşkanı’nın Esad açıklamasının zamanlaması, Washington ile örtülü bir yakınlaşma içine girmiş olabileceği izlenimi yaratıyor. ABD Dışişleri Bakanının ‘Suriye’de Esad ile çalışmayız ama Rusya ile çalışabiliriz‘ açıklaması da bu algıyı güçlendiriyor.

Ankara ile Washington’un, Suriye konusunu “örtülü” olarak ele almış olabileceklerini düşündürüyor. ABD’nin Suriye’de Rusya ile çalışabileceği açıklaması da, bu örtülü işbirliğine Rusya’dan gelebilecek tepkiyi yumuşatma amacını güden ortak bir düşüncenin ürünü sayılabilir.

Son gelişmelere bakıldığında; ABD’nin Türkiye’yi hedef alan duruşunda değişiklik olmamasına karşın, iktidarın hâlâ yanaşmanın yollarını araması; diğer taraftan Rusya’nın güvensizliğini besleyebileceği algısı yaratması, Türk Dış Politikası’nın ve genelde Türkiye’nin onuru açısından alçaltıcı bir algıya yol açmayacağına emin olmak mümkün mü?

© photocredit

***

Continue reading

Söz var kese savaşı; Söz var kestire başı.


 

Veya; «ahd-u peyman»dan dönmek!

☞ İnsanlar konuşarak ilişkilerini sürdürürler. Öyle sözler edilir ki muhatabı etkiler ve ondan umulan davranışı ortaya çıkarır. Ancak yine öyle sözler vardır ki muhatabı kızdırıp kötü olayların ve felâketlerin ortaya çıkmasına yol açar. Konuşurken yumuşak, olumlu, ılımlı, tatlı ve ikna edici konuşmalı; hakaret dolu, ölçüsüz, sert ve kötü sözler söylememelidir. Ölçülü ve yapıcı konuşmak gereklidir.

☞ Bir sözün insan üzerinde büyük etkisi vardır.Yerinde söylenmiş bir söz, karşıdakini yumuşatır, inandırır; işimizin olmasını sağlar. Ölçüsüz, sert, kırıcı sözler ise kavgaya, kargaşaya yol açar.

“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” Ve yine söz söze geldiğinde “Babam da olsa ben haktan ayrılmam” diyerek objektif dürüstlüğümüzü öne sürüyoruz. Öyleyse, Hükümet olsun RTE olsun, onun da has bel beşer yanlışlıklarını yapıcı eleştirilerle düzeltmeye çalışmak, hem vatan sevgimiz ve hem de objektif dürüstlüğün gereği gibi görülmeli, anlaşılmalıdır.

☞ İran, Rusya ve Türkiye, 22 Kasım 2017de Soçi’de, Garantör Devlet statüsünde anlaştıklarını Cumhurbaşkanı kamuoyuna beyan etti mi? Etti… Basın bu üç liderin ellerini biri birinin üstüne koyarak ahd-u peyman (Namus sözü) ettiklerini tüm dünyaya duyurdu mu? Duyurdu…

☞ Peki ne oldu, bitti de bir ay sonra amiyane tabiri ile çark etti ve; “Esed, kesinlikle açık ve net söylüyorum, devlet terörü estirmiş aslında bir teröristtir” dedi! Bu sözleri niçin çıkıp da Soçi’de telaffuz etmedi ve bildiriye koydurtmadı?!

Namus Sözü, Soçi’de başka, Türkiye’de başka anlama mı geliyor yoksa?!

***

Continue reading

Kudüs Üzerinden İsrail’e «Savaş Açmak…»


 

Faturasını Yine Vatandaşın Ödeyeceği Kötü Gidişat!

Türkiye’nin Doğu Kudüs’te Filistin Büyükelçiliği açması demek, İsrail’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü yok varsayması anlamına geliyor.

Diğer deyişiyle; İsrail açısından düşmanca bir davranışda bulunuyor, İsrail’e adeta “savaş açıyor!”

Ayrıca; BM Şartı’nı, BM sistemini de ihlal etmiş olacak. Bu da, son dönemde Türkiye’yi radikal ideolojilere destek vermekle suçlayan girişimlere ivme katacak ve dolayısıyla uluslararası sistemin dışına itilme sürecine âdeta «kanıt» sunmuş olacak

Bu durumda; ülkenin içerideki durumuna politik, ekonomik ve askeri/güvenlik açılarından bakıldığında, kendi eliyle kendi ayağını bağlamak olacak.

Peki muhalefet ne düşünüyor bu konuda?

© photocredit

***

Continue reading

Tahran’ın Son Kudüs Hamlesi…


 

Quo Vadis Ortadoğu?!

İran’ın Doğu Akdeniz’deki varlığının Lübnan’dan ve Suriye’den sonra Filistin yönetimindeki Gazze Şeridi’nde de kendisini gösterebileceğidir.

Tahran’ın Kudüs sorunu üzerinden Filistin’e verdiği destek, İsrail için, İran tehdidine güç katmakla kalmayacak, bu tehdidi daha da “yakınlaştırmış” olacaktır. ABD için de, İran daha güçlü bir hedef haline gelmiş olacaktır.

Peki ABD Kudüs kararı alırken, böyle bir tablonun ortaya çıkacağını tahmin etmedi mi. Etmez olur mu! Kararın hemen sonrası, İsrail’in başlattığı devasa tatbikat ve hemen uygulamaya koyduğu diğer tedbirler; Washington ile Tel Aviv’in koordineli çalıştığını gösteriyor. İyi de, ABD-İsrail ikilisi mevcut tabloyu nereye kadar taşırlar ve tüm bu hazırlıkların sınırı nereye dayanıyor?

Orta Doğu eskisi değil, değişti. Bu değişimin kontrolü zor, bilinmeyeni çok. Bölgedeki muhtemel yeni büyük karmaşa tahmin edilenden daha ciddi olacağa benziyor. Çatışmalar, artık düzenli ordular arasında ve cephede olmayacak; her şey, her konu, her alan hedeftir. Asimetrik tehdit, öne çıkmıştır. Önleyici istihbarat, artık kolay değildir. Bu, önce krizin yönetimini, sonra da sıcak bir çatışmanın yönetimini zorlaştıran bir durum. Bu da, Orta Doğu’daki muhtemel karmaşanın tahmin edilenden çok daha ciddi olacağını gösteriyor.

***

Continue reading

%d bloggers like this: