Trump Administration; Turkey’s friend or foe?


 

Her Yönü ile Türkiye’yi Hedef Alan bir Karar!

☛ Ankara ile Washington arasında NATO’da çok sayıda “ikili” düzenleme mevcuttur. Ayrıca; bu müttefiklik ilişkisinin yanısıra “dostluk” ve “stratejik ortaklık” bulunduğu da unutulmamalı. Bu çerçevede iki başkentin hukuksal ve siyasal sorumlulukları çok boyutlu bir ilişkiyi etkilemekte.

☛ Trump Yönetimi ile birlikte Türkiye’nin görmezden gelindiği, hedef alındığı izlenimi her geçen gün artmakta.. ABD’nin YPG/PKK ayrımı yapmasının fazla bir değeri olmadığı son karar ile görülüyor. Çünkü, ABD’nin YPG’ye vereceği ağır silahlar, eninde sonunda Türkiye’ye çevrilecek, Türkiye’yi parçalamayı amaç edinenlere güç katacak.

☛ Bunun en canlı örneği Afganistan Savaşı’nde yaşandı. Sovyetlere karşı kullanılmak üzere mücahitlere verilen Stinger Füzeleri’nin kimlerin eline geçtiği ve hangi amaçlara hizmet ettiği görüldü. ABD’nin Irak’ta bıraktığı ağır ve hafif silâhların İŞİD eline geçmesi gibi.

☛ ABD;

1) NATO Anlaşması ile BM Şartı’nın ilke ve kurallarının yanısıra, imzacı ülkelere yüklediği hukuksal ve siyasal vecibeleri görmezden geliyor;

2) Bugüne kadar verdiği güvencelerinin ve büyük olasılıkla Beyaz Saray resmî ziyareti sırasında gönül alıcı söylemler ile vereceği sözlü taahhütlerin hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacağını açıkça göstermiş oluyor;

3) Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünün ciddi tehdit/risk altında olduğuna dair endişeleri ile uyarılarını sanki ciddiye almıyor.

☛ Bu durumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington ziyaretini yeniden gözden geçirmesi ve Mayıs sonunda Brüksel’de yapılacak NATO Liderler Zirvesi’nde gündeme getirip, yayımlanacak Ortak Bildiri’ye bir kınama maddesi olarak ekletme girişiminde bulunması gerekmiyor mu?

© photocredit

***

Continue reading

HİBRİT SAVAŞ…


 

…ve katılımcılığın dışlanması, bilginin “değersizliği (!)”nin artması!

Siber savaş olgusu yerini artık hibrit savaşa bırakmaya başladı ve Batı bu konuya yönelmiş bulunuyor.

★ Üstelik geçen her gün, ülke politikalarının ve küresel politikaların, genellikle ulusal ya da uluslararası medyada görünenden, anlatılandan ya da tahmin edilenden çok farklı olduğu, gerçeklerin kısmen ve/veya tamamen gizlendiği daha çok anlaşılıyor.

★ Bu, belirsizliğin artması anlamına geliyor ki; artan belirsizlik de, yine artan risk, tehdit, güvensizlik, dolayısıyla istikrarsızlık ve kaos anlamına geliyor.

★ Gidişat bu yöndedir. Bu gidişattan zarar görmemenin yolu, bilgiye önem/değer vermekten geçiyor. Artık hiçbir şey uzun süre gizli kalamıyor. Bilgi üretimindeki korkunç hız bunu anlamlı olmaktan çıkarıyor. Çünkü açığa düşen gizli bilginin yerini hemen daha fazla sayıda yeni gizli bilgi alıyor, bu da belirsizliği ve dolayısıyla bilgiye olan ihtiyacı daha çok artırıyor.

★ Önem ve özellikle dikkate alınması gereken de; artık uluslararası politikada hızı giderek artan, bu tür bir döngünün söz konusu olduğudur.

***

Continue reading

COUNTERTERRORISM YEARBOOK 2017


 

Security Challenges Faced by Turkey!

Turkey chapter discusses the security implications of the failed coup plot, the underlying dynamics of the PKK insurgency and IS militancy and the government’s response to these twin security challenges.

Post-coup commentary has focused primarily on the bitter feud between President Recep Tayyip Erdogan and the reclusive Pennsylvania-based Muslim cleric, Fethullah Gulen. That’s unsurprising, in the light of the Turkish Government’s allegation that Gulen had a central role in the coup plot.

However, this oversimplifies the coup by sheeting it home to the relationship between two consequential personalities while ignoring the deep polarisation in Turkish society as its root cause. Recent opinion polls reveal the extent to which ideological, sectarian and ethnic divisions bedevil Turkish politics and society.

Turkey’s botched coup and its aftermath have occurred at a time of a rising PKK insurgency and IS militancy. Wholesale changes to the military, intelligence apparatus and security forces have raised concerns over the country’s readiness to counter security threats, whether from Kurdish nationalism or Islamist militancy.

Turkey’s secular–religious and Turkish–Kurdish cleavages created the enabling environment for the botched coup. Putschists sought to exploit fractures in society and visceral feelings towards Erdogan but underestimated the overwhelming popular preference for electoral politics over military intervention.

***

Continue reading

Referandum öncesi Trump ile paslaşma…


 

Al gülüm ver gülüm!

Önce suçlusu kimdir diye bir araştırma yapmak gerekmez mi? Gerekir. Suçluyu tespit edecek teknik olanaklar var mıdır? Var.

İki taraf da diğerini suçladığına göre, tarafsız bir heyetin derhal olay mahalline gidip inceleme yapması sağlanır. Politik olarak mümkün mü?
Mümkün. Idlip’teki isyancılara Türkiye destek veriyor. Birleşmiş Milletler’in belirlediği tarafsız bir heyetin, Türkiye onaylı bir inceleme yapması için izin sağlanır.

En basit bir suçlamada bile izlenmesi gereken bir basit prosedürü yerine getirme, Türkiye’nin, ABD’nin ve cümle batılı güçlerin ağız birliği etmişçesine, Suriye rejimini suçlaması ve sonunda ABD’nin füzeleri yollamasının mantıki bir izahı var mı?

Irak’a kimyasal silahlar bahane edilerek girilmişti. Olmadığı, bunun manüplasyon olduğu ortaya çıkmadı mı?

Suriye yine böyle suçlanmış ve muhaliflerin Şam’dan ele geçirdikleri kimyasal silahları kullanmış olduğu ve suçu rejime yıktığı yönündeki güçlü deliller nedeniyle, bombardımandan vazgeçilmemiş miydi Obama döneminde?
Üstelik, Rusya’nın araya girmesiyle de Suriye elindeki kimyasal silahları vermiş ve bunlar bir ABD gemisinde imha edilmemiş miydi?

Manüplasyona açık bir konuda bu kadar hızlı ve peşin hükümle davranmak niye? Bu ancak gerçek suçluların telaşıyla açıklanabilir. Gerçek suçluların nerede aranması gerektiğini de göstermektedir.

© photocredit

***

Continue reading

Kripto…


 

Olmaz, olmaz demeyin!

Denetimleri NOBEL Barış Ödüllü, Kimyasal Silâhların Yasaklanması Örgütü OPCW’nin başındaki Türk diplomata görev verilmişti. Suriye, Kimyasal Silâhların Yasaklanması Sözleşmesine üye olmayan 7 ülkeden biriydi. Geçmişte de halkına karşı hardal gazı, klor gibi kimyasal silâh kullanmakla suçlanmıştı. Ve Türk Büyükelçi şimdi müzakereye gidiyordu.

O dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu idi. Kimyasal silâh nedir iyi biliyordu. Zira Türkiye’dekiler memleketi Konya’da stoklanıyordu. Büyükelçi ile görüşmesinde uyarıda bulundu, önemli bir sınav ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.

Sonunda Rusya ve ABD arabuluculuğuyla Beşar Esad anlaşma imzalamayı kabul etmiş ve elindeki silâh stoklarını OPCW’ye teslim ediyordu.

Suriye ne zaman çözüm yolunda adım atmaya kalksa hemen ertesinde bir kimyasal silâh saldırısı oluyordu ve Şam Yöneti tepki gösteriyor; Batı’yı somut bir delile daynmadan Suriye’yi zehirli kimyasalları kullanmakla suçlayan düzenli bir yalan kampanyası yürütmekle sorumlu tutuyordu. Tıpkı Batı’nın Suriye’ye yönelttiği son suçlamalar gibi!

Şimdi gelelim asıl senaryoya… (nö)

***

Continue reading

«Kaos’un Mimar ve Mühendisleri…»


 

…«tuğla piyonları» ve «taşeronları!»

ABD’yi, bölgesel politikaları, uluslararası ilişkilerde örgütsel davranışları anlayarak, Türkiye için ciddi dersler çıkarabilmek.

Hangi hareket noktasından yola çıkarak?

ABD’nin dışişleri, güvenlik ve istihbarat birimlerindeki görüş ayrılıkları… Pakistan ve Suudi Arabistan istihbaratlarının ABD nezdindeki bağlantıları ve nüfuzları…
Afganistan gerçeklerinin nasıl görmezden gelindiği…
ABD’nin Afganistan’da “yolunu” nasıl kaybettiği ve ne yapacağını bilemez bir duruma düştüğü…
Afganistan sorununun çözümü zor bir mecraya nasıl kayarak bölgesel bir soruna dönüştüğü…
Pakistan’ın Taliban ile ilişkileri ve bu ilişkiler üzerinden nasıl giderek adeta “Talibanlaştığı…”
Pakistan-Taliban ilişkilerinin şekillenmesinde İslamabad’ın Afganistan’ı kontrol etmek ve İslami direnişçileri Keşmir sorunu üzerinden Hindistan’a karşı kullanmak düşüncesinin etkili olması…
Hindistan’ın Afganistan’da dolaylı olarak var olması…
ABD’nin sorumluluklarını nasıl yerine getirdiği, getiremediği, kimi vakit kararsızlık içine düşerek yapamadıkları…

Gücün uluslararası ilişkilerde önemli olduğu biliniyor. Doğru yerde kullanıldığı ve adil olduğu takdirde… Elbette, yetersiz bile olsa uluslararası hukuk, evrensel değerler,çağdaş uluslararası ilişkiler anlayışının gerekleri yerine getiriliyorsa. ABD’nin bütün bunlara sadık kalmaması sonucudur bugün içinde bulunulan durum…

Barış ve İstikrar bozulmuştur; silahlanma yarışı yeniden başlamıştır; demokrasiler geriye gitmektedir;temel hak ve özgürlükler çiğnenmektedir; vahşet sıradanlaşırken, kendilerine bulaşmadığı sürece küresel kamuoyu kanıksama sürecine girmiştir.

Peki bu süreçte, AKP iktidarının, Erdoğan’ın Afganistan ve çevresindeki dini liderlerle ilişkilerinin, Türkiye’nin bugün içine düştüğü veya düşürüldüğü ortamın, milli istihbarat örgütünün rolleri nedir veya olmuş mudur?! (nö)

***

Continue reading

Twitter Tunes – 6


***

Continue reading

%d bloggers like this: