Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – II.


 

«Pişmiş tavuk»un başına bile gelmeyenlere maruz bırakılanlar!

yildiz_sarayi

‘İstanbul’da Kalyoncu Kışlası oğlanlar kerhanesine dönmüştü’
diyor II.Abdülhamit’in en güvendiği sadrazamı… Yıldız Sarayı’ndaki bir görüşmeden dönerken sıkışır. Zar zor bir jandarma karakoluna atar kendini. Kimseye selâm vermeden…
‘Tuvalet nerde tuvalet nerde?
diye sorar, kendisini tuvalete götürürler ama adamcağız bu arada altına yapıverir gidene kadar.

Karakoldan çıktığında hemen kapıda jandarma müfrezesi kendisine Padişahın emridir diyerek saraya dönmesini bildirir (Veliaht Vahdettin Teşkilat-ı Mahsusa’nın başındadır ve onun takibi nedeniyle Padişaha yönlendiriliyor).

Sadrazam Saraya çıktığında II Abdülhamit Sadrazamın üzerine yürüyüp; ‘sen kimin ajanısın?’ diye çıkışır. Sadrazam kellesinin gideceğini anlayınca; ‘Padişahım yemin ederim ki çiş yapmak için karakola öyle acele acele girdim. İnanmıyorsanız ceketimi koklayın yarısını altıma ettim’ der. II Abdülhamit ceketi koklar ve gerçekten idrar kokusu alınca Sadrazamı bırakır! – [Kaynak:Tarih-i Cevdet]

***

Continue reading

Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – I.


 

Günâhları ve Sevapları ile II.Abdülhamit!

ii_abdulhamit

Bir insanın bakışları çok şey anlatır yaşamda. Anne sevgisinden mahrum kılındığını; babasının ilgisizliği; çevresinin kendisine kayıtsızlığını okursunuz o bakışlarda. Çekingen, kuşkucu, içine kapanık bir mizaca sahip oluşunu da yansıtır derinliklerinde… Sevecenlik göremezsiniz. Oysa bütün bunlar demek değildir ki; kişi insan varlığının ciddi meseleleri üzerinde düşünmüyor. Düşünmesi bile insanı sevdiğinin bir göstergesi kabul edilemez mi? Hele o kişi bir girdap, iğneli fıçı, cellâtların kol gezdiği, bin türlü iç ve dış entrikaların döndürüldüğü devletin en tepesinde ise, bir Padişahsa. Hayatta kalabilmek için hileye karşı hile yaparak kendini korumaya mecbursa. Sivil ve askerî vesayetin, din tacirlerinin temsilciliğini yapan Ulema zümresinin ruhunu okumuş, «marifetleri»ni çözebilmişse… II.Abdülhamit’in yaşamına güvenilir, sağlam bilgilerden ve belgelerden yola çıkan, Münir Kebir’in bakış açısından göz atmaya ne dersiniz?

***

Continue reading

NATO’nun Türkiye’ye «biçtiği don…»


 

…ve yırtık tumandan fırlayıveren REFERANDUM!

yirtik_tuman

Gerçek şu ki, Erdogan ihtiyaç duyduğu herhangi bir anda Gülen’i kullanabilir. Şu da bir gerçektir ki; Nato da, ihtiyac duyacağı zaman Gülen’i kullanacaktır. Şöyle ki; NATO, Erdoğan’ın Türk-Moğol izinde giderek, Osmanlı İmparatorluk haritasını elinde tuttuğunu çok iyi biliyor. Bu harita NATO’nun elindeki Yeni Dünya Düzeni (YDD) ve tek elden ve merkezden yönetim çabalarıyla da örtüşüyor. Anlamı şudur; Erdoğan ‘ın son büyük hedeflere (Neo-Osmanlılığa) giden yolu temizlemesine izin verin, bu arada da rahat bırakın O’nu, (yeni) Osmanlığı İmparatorluğu köşebaşında kendisini bekliyor hâyâli ile yaşayadursun!

It is a fact that erDOGan uses Gulen any time he needs him, fact is it also that the NATO uses the gulen as they need him too ! Thus NATO knows well the erDOGan going the Turkomongolian Path, wih the imperial empire of Ottoman map in the hands. THis map is exactly the same, which is in the hands of NATO for a NWO one government. Meaning , the let the erDOGkhan to cleans the road for the final major goals, leting him to live with the illusion that ottoman empire is just on the corner !

 

***

Continue reading

«Yandaşlık Fonu»ndan «Varlık Fonu»na


 

Bugünlere nasıl geldik; neredeyiz ve nereye doğru ilerliyoruz ?!

tepe

Bugün geldiğimiz nokta, sonuç safhasına ramak kalmış bir durumdur. 1 – 0 önde götüren Güçlüler, tek adam monarşi referandum tekniğiyle kabul ettirmenin hesabıyla yanıp tutuşmakta. Bir tarafta; mutfak enflasyonu karşısında içine düştüğü şaşkınlıklarını, yandaşlık psikolojisiyle giderebileceklerine inandırılmış «güçsüzler»; tepede ise, «Varlık Fonu» adı altında yandaş olsun olmasın, referandum için “EVET” fonu oluşturan «güçlüler» oturuyor… Türkiye «kayıt dışı ekonomi»yle yönetilen bir ülkedir. Türkiye’de kamu gelir ve giderlerinin ana kaynağı vergilerdir. Bu vergilerle elde edilen gelir ve kamu harcamaları «devlet sırrı»dır. Çünkü «gerçek kazanç kayıt dışı»dır. Ülke bir önceki yıla göre katma değer / üretim artışı sağlamamış ama oldukça yüksek bütçe açıklarının yanında, Babaanne ve / veya anne annelere maaş, Yanında yaşlı anne baba veya engelli çocuğu olanların her birine maaş, İşkur vasıtasıyla küçük-orta ve büyük boy işletmelere maaşı devletten işçi istihdam edilmesi, odun, kömür hatta buzdolabı elektriksiz köylüye çamaşır makinası, havada uçuşarak dağıtılan ulufeler, katma değere denk gelmeyen paralara kaynak yaratma girişiminin adıdır, «Varlık fonu…» Bütün bu «maddiyat yoluyla oy satınalma»ya bir de dini değerleri, din dışı hükümlerle «korkutma yöntemi»ni de ekleyip, karlı ortamda Tropikal Meyvelerle donatılmış ağızlarınızı sulandıran «Referandum Sepeti»yle karşınıza dikildiklerinde direnç mi göstereceksiniz? Sonrası mı?

 

***

Continue reading

‘SIC SEMPER TYRANNIS’


«Kaderin Cilvesi» olabilir mi? Zaman gösterecek!

zorbalik

Marcus Junius Brutus’e atfolunan Latince bu deyim ; üç aşağı beş yukarı; ‘Zorbalar için son her zaman aynısıdır!’ anlamında kullanılır. Kimi vakit bazılarınca slogan yapılır: Zorbalara ölüm! gibi… olarak söylenişi/kullanılışı ; «Sic semper evello mortem Tyrannis » şeklindedir ve yorumu da şudur: Ceberrutlara ölüm hiç merak etmeyin farklı bir şekilde tecelli etmez, sonları aynıdır! ABD’nin Virjinya Eyaleti’nin «Mottosu/Sloganı»dır… Amerikan Cumhuriyetçilerince asırlardır kullanılır ve adaletsiz, hukuksuz davrananlara yöneliktir. Özellikle de tahmin edilebileceği gibi yönetenler, iktidarı ellerinde bulunduranlar ve Başkanlar için! Başlangıç noktası Abraham Lincoln’ün 14 Nisan 1865 tarihinde suikaste kurban gitmesidir. Şimdi diyeceksiniz ki; ‘bizimle ne alakası var arkadaş?’ Haksız da değilsiniz bu soruyu sormakla… Okuyun o zaman!

***

Continue reading

«Türk Solu» niçin «EVET!» demeli… (*)


Küresel «Model» veya 21.Yüzyılın âdeta «Kurtarıcısı» dememişler miydi?

Bir ülke; «Takım taraftarlığı»alışkanlığı ile Anayasa ve Devletin yönetim sisteminde yaptığı değişiklik sonucu, «Başkancı Başkanlık» rejimini tesis etti. Lideri de, halkın takım taraftarlığı şeklinde süren, siyasi lider seçme alışkanlığını kendi lehine fırsata çevirmekte gecikmedi. Devletin parasını «ulufe» olarak dağıttı. Halkta afyon sarhoşluğu meydana getirdi.liderlik Halk artık; «Reis ne derse doğrudur» demeye başladı. Bu aşamadan sonra artık halkın onu sevip sevmemesinin hiçbir önemi kalmamıştı. Zira yapılan «Hukuki Düzenleme» sayesinde onu başkanlıktan alıkoyacak hiçbir engel artık yoktu. Muhalefet susmuş, basın yandaşlığı kabul etmişti. Bu aşamaya gelineceğini bilen halkın varlıklı kesimi, aydın tabakası, yükte hafif pahada ağır elinde avucunda varlığı olanları tereddüt etmeden ülkeden bastı kendi kendini zorunlu sürgüne mahkum kıldı. Sonra ne mi oldu?

***

Continue reading

Sözüm First Lady’yedir!


Siirtli «hemşehri»miz olduğundan dolayı…

İktidar sahipleri ikrah ettiren konuşmaya, yazmaya tahammül göstermiyorsa, gazeteciyi, akademisyenleri, memleketin hayrına olur niyetiyle erdogan_ciftiyazanları, sözle yetinmeyip ardından da bir de fiili olarak tutuklama cihetine giderse, bu İKRAH olur. Yüce dinimiz Meşvereti (Meseleleri naklederek Karşılıklı konuşmayı/tek başına karar ver-me-meyi) emretmiştir. Bugünkü sosyal medya işte bu görevi yerine getirmektedir. Kalem suresi ise, meşverette; hakkı savunmayı ve haktan ayrıl-ma-mayı, ayrılındığı takdirde, son günlerde herkesin diline doladığı “Kurunun yanında yaş ta yanar” sözünün haklılığına Siirt’ten bir örnekle misal verir. İşte bu yüzden Emine Erdoğan Hanımefendiye sesleniyorum. Kendisinin değerli aile büyükleri mutlaka gerçek vakalara örnek teşkil eden dini bilgilerle onu yetiştirmişlerdir.

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: