EU – JAPAN Partnership Agreement: Official approval in the European Parliament


The agreement will deliver significant and tangible benefits for companies and citizens in Europe and Japan. It will enter into force on 1 February 2019. EU companies, farmers, workers and consumers will start reaping the benefits of simpler and faster trade between the EU and Japan.

***

Continue reading

News & Analysis from Brussels


***

Continue reading

News & Analysis from Brussels


***

Continue reading

Şimdi Doğa’ya Dönme, «Mandıra Filozofu» Olma Zamanı!


Şimdi, mantaliteyi değiştirme ve bu güzel ülkeye sahip çıkma zamanı! Köy Enstitülerinin ulvi amaçlarına benzer üretim odaklı «bireysel hareketler» başlatma zamanı. Çünkü; Türkiye kötü yönetiliyor. Siyasetin iktidarından ve muhalefetinden ümit yok! Öyleyse zaman «bireysel çözümler » üretme zamanıdır!

***

Continue reading

Ben «Tanrı» Olsaydım Ne İsterdim?


Hiçbir kurban -koyun, sığır. Boğa vb.-; “İnsanoğlu, canım sana feda olsun” tavrıyla, kasap bıçağına boynunu uzatmadığına göre, sevap bunun neresinde? Ama, İnsan insanı harplerle kitleler halinde öldürürken, hayvanın, bitkinin can güvenliğini mi düşünecek?

***

Continue reading

Trump’ın «Yeni» Ticaret Stratejisi…


ABD, Dünyaya, ticaret ve ekonomi üzerinden hâlâ “başat güç (dominant power)” olduğunu “hatırlatma” ve bu yolla, uluslararası sistemi yönetme ve yönlendirmeyi sürdürmeye çalışıyor. Stratejisi ise; “önce eşeğini kaybettirme, sonra da buldurma.”

© photocredit

***

Continue reading

İklim Değişikliği: Mücadelede Neredeyiz?


 

Farkında mısınız, Politikacılar Yüzünden Dünyamız Tehlike Altında!

Beş eylem alanı öne çıkıyor: a) emisyonları azaltma, b) iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama, c) finansman sağlama, d) ortaklık ve e) liderlik.
İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak birincil amaç olsa da, iklim değişikliği şu an hâlihazırda hayatımızı etkiliyor ve kısa vadede çok daha büyük zorluklar oluşturması ihtimali çok yüksek. Bu konuda Yeşil İklim Fonu’nun etkisi çok önemli olduğundan, bu mekanizmanın en iyi şekilde hayata geçirilmesi için bu fona üye olan, özellikle de bağış yapan devletlerin rolü çok büyük.
Siyasi liderler yol gösterdiği sürece, şirketlerin ve vatandaşların bu yoldan yürümesi çok daha kolay olacaktır. Buna, düşük karbonlu iklim-esnek politikalar yaparak başlanabileceği düşünülüyor.

© photocredit

Peki ya Türkiye ne yapıyor?

Türkiye, 1992’de UNFCCC imzalandığında OECD ülkesi olduğundan, diğer gelişmiş ülkelerle birlikte Ek-1 listesinde yer alıyor. Gelişmiş ülkelerden oluşan Ek-2 ülkelerince sağlanan finansman, teknoloji geliştirme ve transferi ile kapasite geliştirme imkânlarından yararlanamıyor. Türkiye Paris Anlaşması’na taraf olmayı Yeşil İklim Fonu’ndan pay alma şartıyla kabul etmişti. Türkiye, 2020 yılı için bir hedef koyma zorunluğu altına girmeyip, 2030 yılı hedefleri için de referans senaryoya göre kendi ulusal koşul ve kapasitesi ile doğrultulu olarak yüzde 21 azaltma taahhüdünde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, fona en büyük mali destek sağlama vaadinde bulunan ABD’nin anlaşmadan çekilme kararının ardından, mali destek sözü tutulmadığı takdirde anlaşmanın TBMM’den geçemeyeceğini belirtti. Berat Albayrak da Türkiye’nin hedefinin, ithal kömürün payını azaltıp, en yüksek yerli kömür üretimine ulaşmak amacında olduğunu açıkladı. AB üye ülkeleri sera gazı azaltımı hedefleri doğrultusunda termik santrallerini kapatırken, AB içerisinde en fazla sera gazı artışına neden olan Türkiye’nin kömür teşvikinde bulunması, iklim değişikliği hedeflerine öncelik vermediğini gösteren bir tablo ortaya çıkarıyor.

Diğer deyişi ile ‘No Money No Climate Change…!

 

Oysa 24 Haziran Seçimleri için «örtülü, örtüsüz» harcanan paraların miktarına bakınca, sokaktaki vatandaşın ve gelecek kuşakların gerilerde kaldığı, refahla dengeli sağlık koşullarının dikkate alınmadığı anlaşılıyor. (nö)

***

Continue reading

%d bloggers like this: