2018’de Dünyayı Neler Bekliyor?


 

Büyüteç Altındakiler!

Dünya genelinde çarpıcı gelişmelere sahne olan bir yılı geride bırakıp 2018’e girdik. 2017’de meydana gelen krizler, özellikle Ortadoğu ve Körfez bölgesiyle ile Ukrayna’da tırmanan çatışmalar, mültecilerin dramı ve popülizmin yükselişi gibi küresel sistemin sinir noktalarında etkisini artıran olaylar 2017’de kendilerinden sıklıkla söz ettirdi. Bunun yanı sıra, Brexit müzakereleri ve uluslararası arenanın kilit oyuncusu pek çok ülkede dikkat çekici isimlerin galibiyetleriyle neticelenen ulusal seçimler; liberal sistemin geleceği ve esen otoriter/popülist rüzgârlara ilişkin tartışmaların 2018’e taşınmasına sebep oldu.

Bildiğimiz dünya hızla değişirken, parametreler de farklılaşıyor ve insanlık olarak bir sistem değişimi ve eksen kaymasına tanıklık ediyoruz. Bu zor dönemde, AB’nin temelini oluşturan ve aslında Avrupa değerleri olmanın ötesinde evrensel değerler olan insan hakları, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmaya ve bu değerleri korumaya almaya her zamankinden de fazla ihtiyaç var. Türkiye gibi kritik bir coğrafyada yalnız bölgesi için değil, tüm dünya için önemli olan bir ülkenin AB’ye yakınlaşması, kuşkusuz ki hem AB’yi güçlendirecek hem de bölge için bir motivasyon kaynağı olacaktır. Tüm zorluklara rağmen bu idealin bırakılmaması ve AB’ye entegrasyon için çalışılması 2018’de de önemini koruyan bir amaç olacak.

İKV olarak, 2018’de takip edilmesini önemli bulduğumuz 12 önemli olayı ele aldık. İKV uzmanları bu 12 olayın önemini sizler için yorumladı.

***

Continue reading

«Enayiler» Reis Sever…


 

Dün ve Bugün, Değişen Ne?!

Türkler, dünyanın her yerinde hatta Türkiye’de bile hep husumete maruz kalmış ve kalmaya da devam ediyor. Fakat yaşam da, sanki bunlar ile hiç ilgili değilmiş gibi sürüyor.

«Dış Türkler»in Avrupa Birliği ülkelerinde ibadet yerleri saldırılara uğrar, Lozan, Yunanistan’da; Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler, Dönem Başkanlığı’nı üstlendiği AB yasa, sözleşme ve anlaşmaları Bulgaristan’da Türkler sözkonusu olunca çiğnenir, gözler önünde ihlâl edilir, Batı görmezden gelir ama… Hedef Türk ise, iktidar suskundur. Hedef İslâm ve Müslüman ise «İslamofobi» yaygarası koparılır.

Günümüzde Türkiye; sosyal, kültürel, ekonomik ve dış tehditler açısından ağır baskı altında. Dış müdahaleler açık veya örtülü biçimde yaygın. Yabancı varlığı Cumhuriyet öncesi dönemde olduğu gibi yoğun bir şekilde yeni işbirlikçileri sayesinde hissettiriyor. Günümüzde Türkiye; sosyal, kültürel, ekonomik ve dış tehditler açısından ağır bunalımlar yaşıyor ve ülkemizde yabancı varlığı kendisini Cumhuriyet öncesi dönemde olduğu gibi kesif bir şekilde yeni işbirlikçilerle hissettiriyor. Değişen sadece «taşeronları!» Ya «etnik özürlü»dürler, ya da sözkonusu diğer dinler ise, saygıda «kusur» işlememeye azami itina gösterirler.

Ticarette, ekonomide başkalarını zenginleştir hükümet; fındık üreticisine ürününe âdeta «ambargo» uygulayanlar karşısında acizdir. Tıpkı Gümrük Birliği öncesinde fındık, tekstil gibi ürünlerde kota müzakerelerinde olduğu gibi.

Peki kim bu günümüzün «enayiler»i?! (nö)

***

Continue reading

Kapalı Kapılar Ardında «Döndürülen Dolaplar…»


 

…ve AKP Hükümeti’nin Dış Politika’daki «Zavallılığı!»

Vize kısıtlamaların kaldırılması konusu, eş zamanlı gelişmeler ışığında, Türk Dış Politikasının bugünü ve görünür geleceği açısından hiç de iyi şeyleri çağrıştırmıyor.

Bir kere; ABD’nin Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine yönelik yaklaşımında herhangi bir değişiklik işareti yok! Buna rağmen Türkiye’nin ABD’den vazgeçemediği ve yeniden yaklaşma eğilimi sergilediği görülüyor.

Suriye konusunda ise; kimi analistlerce “Rusya’yı arkadan vurma” şeklinde nitelendirilen Cumhurbaşkanı’nın Esad açıklamasının zamanlaması, Washington ile örtülü bir yakınlaşma içine girmiş olabileceği izlenimi yaratıyor. ABD Dışişleri Bakanının ‘Suriye’de Esad ile çalışmayız ama Rusya ile çalışabiliriz‘ açıklaması da bu algıyı güçlendiriyor.

Ankara ile Washington’un, Suriye konusunu “örtülü” olarak ele almış olabileceklerini düşündürüyor. ABD’nin Suriye’de Rusya ile çalışabileceği açıklaması da, bu örtülü işbirliğine Rusya’dan gelebilecek tepkiyi yumuşatma amacını güden ortak bir düşüncenin ürünü sayılabilir.

Son gelişmelere bakıldığında; ABD’nin Türkiye’yi hedef alan duruşunda değişiklik olmamasına karşın, iktidarın hâlâ yanaşmanın yollarını araması; diğer taraftan Rusya’nın güvensizliğini besleyebileceği algısı yaratması, Türk Dış Politikası’nın ve genelde Türkiye’nin onuru açısından alçaltıcı bir algıya yol açmayacağına emin olmak mümkün mü?

© photocredit

***

Continue reading

Söz var kese savaşı; Söz var kestire başı.


 

Veya; «ahd-u peyman»dan dönmek!

☞ İnsanlar konuşarak ilişkilerini sürdürürler. Öyle sözler edilir ki muhatabı etkiler ve ondan umulan davranışı ortaya çıkarır. Ancak yine öyle sözler vardır ki muhatabı kızdırıp kötü olayların ve felâketlerin ortaya çıkmasına yol açar. Konuşurken yumuşak, olumlu, ılımlı, tatlı ve ikna edici konuşmalı; hakaret dolu, ölçüsüz, sert ve kötü sözler söylememelidir. Ölçülü ve yapıcı konuşmak gereklidir.

☞ Bir sözün insan üzerinde büyük etkisi vardır.Yerinde söylenmiş bir söz, karşıdakini yumuşatır, inandırır; işimizin olmasını sağlar. Ölçüsüz, sert, kırıcı sözler ise kavgaya, kargaşaya yol açar.

“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” Ve yine söz söze geldiğinde “Babam da olsa ben haktan ayrılmam” diyerek objektif dürüstlüğümüzü öne sürüyoruz. Öyleyse, Hükümet olsun RTE olsun, onun da has bel beşer yanlışlıklarını yapıcı eleştirilerle düzeltmeye çalışmak, hem vatan sevgimiz ve hem de objektif dürüstlüğün gereği gibi görülmeli, anlaşılmalıdır.

☞ İran, Rusya ve Türkiye, 22 Kasım 2017de Soçi’de, Garantör Devlet statüsünde anlaştıklarını Cumhurbaşkanı kamuoyuna beyan etti mi? Etti… Basın bu üç liderin ellerini biri birinin üstüne koyarak ahd-u peyman (Namus sözü) ettiklerini tüm dünyaya duyurdu mu? Duyurdu…

☞ Peki ne oldu, bitti de bir ay sonra amiyane tabiri ile çark etti ve; “Esed, kesinlikle açık ve net söylüyorum, devlet terörü estirmiş aslında bir teröristtir” dedi! Bu sözleri niçin çıkıp da Soçi’de telaffuz etmedi ve bildiriye koydurtmadı?!

Namus Sözü, Soçi’de başka, Türkiye’de başka anlama mı geliyor yoksa?!

***

Continue reading

Her şeyin arkasında bir bit yeniği aramak…


 

…veya ‘Ne olup ne bitiyor?’ sorusundan hareketle «kuşkucu» ve uyanık olmak!

Entrika, şantaj, sabotaj, dedikodu, plan, tertip, dolandırıcılık, ispiyonculuk, katakulli, asılsız iddia gibi tanımlar yerine özensizce kullanılır ‘komplo’ kelimesi…

Komplo, yukarıdaki kavramların bazılarını içinde barındırabilir. Yani komplonun senaryosu içinde entrika, şantaj, dedikodu yaymak vs. olabilir ama bunlar tek başına komplo anlamına gelmez. Komplo daha karmaşık, daha programlı, daha etkili bir sonuç veya sonuçlar doğurmaya göre planlanmış, genellikle kurnaz bir senaryosu olan olay veya olaylar zinciridir.

Bilim adamlarına göre komplo iddialarına yatkın toplumlar uzun süreli politik, ekonomik veya ahlaki çöküntü yaşayan veya kendilerine karşı önemli bir tehdit yöneldiğini düşünen insanlardır.

Ajanlar, komplo planlamak ve uygulamak konusunda en bilinen örneklerin başında gelir. Dünyadaki birçok  istihbarat teşkilatı becerikli ajanlarının yaptıkları eylemlerle ünlenmişlerdir. Onlara ‘komplonun  profesyonelleri’ da denilebilir.

İnsanların komploları lanetlemesi ve komplocuların tezgahladıkları olayların ortaya çıkarılması ve cezalandırılması komploculara verilecek en iyi derslerden biridir. Ancak o zaman toplumdaki bireyleri birbirine güvenemez hale getiren ve özellikle demokratik katılımcı yönetimlere güvensizliği hedefleyen otoriter zihniyetli unsurlar yavaş yavaş da olsa temizlenebilirler. [Diğer ayrıntılar]

© photocredit

***

Continue reading

Kudüs’ü Anonim Şirket gibi Yönetmek…


 

‘Hadi yaaaa’ demeyin hemen öyle!

Değerli arkadaşlarım. Sizden istirhamım şudur.Yeni Anayasayı, Başkanlık sistemini,Yeni Türkiyeyi her fırsatta anlatmanızdır. Sizleeer…..BİR İŞ ADA-MI gibi… Ülkenin yönetilmesini istemez misiniz? Değerli arkadaşlarım…. Benim derdim ne biliyormusunuz? Bir Anonim Şirket nasıl yönetiliyorsa, işte öyle yönetilmelidir!

Olmazsa ne mi olur?

 

Bileklerine bağlıyorlar prangayı yürü yürüyebilirsen…

BM Genel Kurulu Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak tanıma kararına aleyhte oy kullanması Recep Tayyip Erdoğan’ın değil, Vatikan Devleti’nin Başkanı Papa Francis’in zaferidir. Trump’un aba altından sopa göstermesine karşılık, Papa Francis, Hrıstiyan, Ortodoks ve hatta etkili olduğu Müslüman ülkeler nezdinde girişim yapmış ve oylamanın sonucunu belirlemede ana unsur olmuştur.

Türkiye, Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapılmasına direnç göstermiştir. Ama şurası da mutlaka bilinmelidir ki, eğer Kudüs sadece Müslüman Filistin ile Yahudi İsrail arasında bir mesele olsaydı, Recep Tayyip Erdoğan’ın direncinin kesinlikle bir kıymet-i harbiyesi olmazdı.

Gelelim Anonim Şirket gibi yönetme olayına….

© photocredit

***

Continue reading

Kudüs Üzerinden İsrail’e «Savaş Açmak…»


 

Faturasını Yine Vatandaşın Ödeyeceği Kötü Gidişat!

Türkiye’nin Doğu Kudüs’te Filistin Büyükelçiliği açması demek, İsrail’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü yok varsayması anlamına geliyor.

Diğer deyişiyle; İsrail açısından düşmanca bir davranışda bulunuyor, İsrail’e adeta “savaş açıyor!”

Ayrıca; BM Şartı’nı, BM sistemini de ihlal etmiş olacak. Bu da, son dönemde Türkiye’yi radikal ideolojilere destek vermekle suçlayan girişimlere ivme katacak ve dolayısıyla uluslararası sistemin dışına itilme sürecine âdeta «kanıt» sunmuş olacak

Bu durumda; ülkenin içerideki durumuna politik, ekonomik ve askeri/güvenlik açılarından bakıldığında, kendi eliyle kendi ayağını bağlamak olacak.

Peki muhalefet ne düşünüyor bu konuda?

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: