Şiir Pazarı: Bir Ülke Uyuyor…


 

Umudun içinde yalnız, tek başına, bir başına, yapayalnız!

Ülke uyuyor.
Derin-derin uyuyor ülke,
yüzünü taştan avuçlarının arasına gizlemiş.
Pencereler kapalı, okunmuş kitaplar gibi.
Pencereler kör, panjurların ardında olanı bilmiyorsun,
korku, korku, korku. Nasıl? –bilmiyorsun.
Bu Gölge ki ayak tırnaklarının ucundan başlıyor yükselmeye
ellere ulaşıyor, kalbe, enseye,
saç diplerine ulaşıyor
tıpkı güneşin doğuşu gibi
ve dağın gölgesi yükseliyor ağır ağır ovanın üzerinde
örtüyor bağları, zeytin ağaçlarını, evleri,
örtüyor meydanı
ve sonra çan kulesini,
ve bir kuş sadece, sokulmak istemiyor gölgeye
ve yükseliyor, sadece o kuş, yüksek, yüksek, yüksek, çok yükseğe
az olan ışığa, gökyüzüne,
tek başına, bir başına, yapayalnız,
ruhun korku bilmez hali gibi
umudun içinde yalnız, kararlılık içinde
tek başına, bir başına, yapayalnız
yüksek-yüksek-bilmiyorsun-ışıkta kalıp kalmayacağını
ya da balıklama gölgeye veya çamura batmayacağını
tıpkı güneşin doğuşu gibi
bir kırmızı güneş gökyüzünde
sanki geniş kan damlası gövdesinde öldürülenin,
Nem ve sessizlik, derin sessizlik

Yannis Ritsos

[Çeviren: Olga Okay – Tüm Şiirleri]

© photocredit

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşam ve Analık!


 

Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı sonunda anladı, ama…

Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
Bulacak sanıyordu yenilikleri.

Her an bir yeni su vardı,
Her yeni suda bir yeni an.
Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu köpüklerle renkler
Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.

Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.
Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
Hani, eski kelimelerle olmasa
İnsanın ömrünce devam edecek.
Gözlerin önünde bir oyun, ardında bir oyun.

Anladı, ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
Yeni rüzgârlarla esen yeni korkulara
Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.

Anladı, bütün olmuşlarla olanların
Ve bütün olacakların
O kelimelerin içinde
Kendisine varmadan eskidiğini

Özdemir Asaf

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Umut…


 

…ve de umutsuzluk!

Türkümün adı umut
Yemişin ballısı dut
Kız nazın gülüm olsun
Yüreğime ışık tut

El tutuş kalk halaya
Selam gönder sılaya
Umudunu diri tut
Merhem olsun yaraya

Ağlamasın güzel yurt
Ceylanı kapmasın kurt
Yeter artık güzel dost
Karanlığa ışık tut

İbrahim AĞÖREN

© Osman Yavuz İnal

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşamın Fay Hattı…


 

…Kırılmamak için, hasrettir sevgiye!

© photocredit: Üzeyir Lokman ÇAYCI

ellerimiz hep unutkan
yüzümüz buzul sıcaklığında
gülümsemeye hasret
gözler iyinin telaşında
düşler kendini vefa bilmez
zaman yaşanmayı bekler
çekingen duran ağrısı öpüşlerin
çekinge feodal fay hattı koptuğunda
içine düşüp sakat kaldığımız
ata erkil düşünceye
yem beslediğimiz sevgi
cehennemi yaratırken
biz yoktuk yaşarken
neden içinde var ettiler ki

Hasan GİRİŞKEN

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşamın Radyografisi…


 

Taktın mı kafayı her şeye, düşer incinirsin!

salar kara korkusunu bir saydamlığı yararak,
üst köşesinde bir ekskave gizli açacağıyla açar;
ne bulacak içinde yaşamanın üstünde gördüğümüzden başka,
merakı mı yoksa oyunu mu canı sıkılan zamanın?
hep kumar masasında olmak gerekir mi
sonunda o kazandıktan sonra?
kara düşüdür ölümün bir mikaya yansıttığı.

Sedat UMRAN

***

Continue reading

Şiir Pazarı: (U) DÖNÜŞ(Ü)


 

Limana bağladım balıkçı umutlarımı

gökyüzünde uçan atlar gördüm dün akşam
şahidimdi sarhoş martılar
yırtmış upuzun yelkeni bir deli rüzgâr
yarıyordu çıplak gözler yalnızlığımı ortadan
öylesine deliyordu ortalığı sessizlik
ufuk düğümlendi en uzak noktadan
sesim başka bir dilde demir atarken
artık sonsuzdu mavi liman

Mualla ASLAN

© photocredit

***

Continue reading

Neresi Vatan, neresi Yaban?


 

Bir maratondur gidiyor!

Eskiden defterler vardı; sarı, samanlı, beyazımsı, bayağı bi beyaz, hatta lüks, parlak beyaz, çizgili, düz; HB kalemler, kurşun kalemler, kalemtraşlar… Eskiden. Çok oldu kağıt kaleme veda edeli, şu bilgiyi sayan şeytan kutuları elimizden düşmez olalı beri. Medeniyetin tutsağıyız kısacası ama daha yazacak öykülerimiz, söyleyecek çok sözümüz olacak.

Zaman geçti, geçen yıl bu yıla devrildi, Narlıbahçe’nin Nisan çiçekleri de açtı ama ben henüz buralardayım.

Ne diyor, Ozan Ümit Karataş :

Bu ne biçim yangın ustam
Hem külü, hem közü yaban
Bir kızıl kor içre kaldık
Yürekteki sızı yaban.

Yuları yoz huysuz tayın
Şekli bozuk düğün toyun
Özden kopuk modern köyün
Oğlu yaban, kızı yaban

[Tamamı]

Nerenin vatan, nerenin yaban olduğunu soruyorum bu kez kendime… Birinde doğup yirmibeş yıl yaşamışım, diğerinde ömrümün kalanını. Çözümsüzüm, yanıtsızım, ben de bilemiyorum ne diyeceğimi.
Ama başlıyorum yine yazmaya…

***

Continue reading

%d bloggers like this: