“Uzun İnce Yol”da 77. Rotterdam Kilometre Taşı


Sevdalar pesinde sel olup aktım, Aşk yoluna girdim, muhabbet tattım, Yavan benliğime dostluğu kattım, Baska dalgalarda gezdirme gönül – Muzaffer Yanık.

***

Continue reading

Season Greetings 2019


***

Continue reading

SEVDALI DÜŞLER SENFONİSİ – II.Bölüm


henüz sabahın erken bir vakti, sen henüz uyuyorsun, gelip yanağını öpüyor, saçlarını okşuyorum, uyanıyorsun, bana bir öpücük veriyor, kahvaltını yapıyorsun, bunları her gün yeniden yapmak isterim, birlikte, asırlar boyu ve her zaman
birlikte, seni asla kaybetmek istemem, gece geç bir vakitte, bir bardak kırmızı şarap elimde, gözlerim gözlerinde, ve yine umud ederim, bu hep böyle olsun

***

Continue reading

SEVDALI DÜŞLER SENFONİSİ – I.Bölüm


Yüksek duvarın bir ucuna tünemiş martı, parlayan sıcak güneşe aldırış etmeksizin, sessiz ve inanılmayacak kadar hareketsiz. Önündeki masmavi denize, üstündeki göğe inat, uzaklara, ufka başını çevirmiş. Uzun, kar beyazı boynunu öpesim geliyor çekinmesem titreşen maviden.
Martının tutsak kaldığı uzaklara bakışında, dilini anlayamadığım bir serzenişin sevda yüklü düşleri, teleklerinde özlem kokusu, kanat uçlarında yasak bir aşkın yasaklanmış şiiri var.

***

Continue reading

NARLIBAHÇE’den BU YILIN İLK ve SON YAZISI…


 

YOL AYRIMINDA!

Geçti hâyâl içinde bunca yıl bir gün gibi
En eski hatıralar daha henüz dün gibi
Neden gönül bu içli hayata küskün gibi
En eski hatıralar daha henüz dün gibi

[Safiye Ayla]

Would I have to find them alone
without true light of my own with you
I will go on ships over seas
that I now know
No, they don’t exist anymore
It’s time to say goodbye
Horizons are never far

[Con de Partirô]

We’ll meet again
Don’t know where
Don’t know when
But I know we’ll meet again
And I will just say hello
To the folks that you know
Tell them you won’t be long

[We will meet again]

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Sonsuza Dek…


 

Vurma hatalarımı yüzüme, hayat!

our hands are always absent
minded glacial heat
on our face longing for a smile
the eyes in a hurry of good dreaming
themselves disloyal time
never knows to be lived
the pains of timid kisses
timidity is a feudal fault line
which we fall into while breaking away
a feed for patriarchal idea
a love hell we bring up
we were absent during building
why did they push into while living?

Hasan GİRİŞKEN

© photocredit

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Bir Ülke Uyuyor…


 

Umudun içinde yalnız, tek başına, bir başına, yapayalnız!

Ülke uyuyor.
Derin-derin uyuyor ülke,
yüzünü taştan avuçlarının arasına gizlemiş.
Pencereler kapalı, okunmuş kitaplar gibi.
Pencereler kör, panjurların ardında olanı bilmiyorsun,
korku, korku, korku. Nasıl? –bilmiyorsun.
Bu Gölge ki ayak tırnaklarının ucundan başlıyor yükselmeye
ellere ulaşıyor, kalbe, enseye,
saç diplerine ulaşıyor
tıpkı güneşin doğuşu gibi
ve dağın gölgesi yükseliyor ağır ağır ovanın üzerinde
örtüyor bağları, zeytin ağaçlarını, evleri,
örtüyor meydanı
ve sonra çan kulesini,
ve bir kuş sadece, sokulmak istemiyor gölgeye
ve yükseliyor, sadece o kuş, yüksek, yüksek, yüksek, çok yükseğe
az olan ışığa, gökyüzüne,
tek başına, bir başına, yapayalnız,
ruhun korku bilmez hali gibi
umudun içinde yalnız, kararlılık içinde
tek başına, bir başına, yapayalnız
yüksek-yüksek-bilmiyorsun-ışıkta kalıp kalmayacağını
ya da balıklama gölgeye veya çamura batmayacağını
tıpkı güneşin doğuşu gibi
bir kırmızı güneş gökyüzünde
sanki geniş kan damlası gövdesinde öldürülenin,
Nem ve sessizlik, derin sessizlik

Yannis Ritsos

[Çeviren: Olga Okay – Tüm Şiirleri]

© photocredit

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşam ve Analık!


 

Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı sonunda anladı, ama…

Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
Bulacak sanıyordu yenilikleri.

Her an bir yeni su vardı,
Her yeni suda bir yeni an.
Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu köpüklerle renkler
Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.

Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.
Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
Hani, eski kelimelerle olmasa
İnsanın ömrünce devam edecek.
Gözlerin önünde bir oyun, ardında bir oyun.

Anladı, ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
Yeni rüzgârlarla esen yeni korkulara
Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.

Anladı, bütün olmuşlarla olanların
Ve bütün olacakların
O kelimelerin içinde
Kendisine varmadan eskidiğini

Özdemir Asaf

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Umut…


 

…ve de umutsuzluk!

Türkümün adı umut
Yemişin ballısı dut
Kız nazın gülüm olsun
Yüreğime ışık tut

El tutuş kalk halaya
Selam gönder sılaya
Umudunu diri tut
Merhem olsun yaraya

Ağlamasın güzel yurt
Ceylanı kapmasın kurt
Yeter artık güzel dost
Karanlığa ışık tut

İbrahim AĞÖREN

© Osman Yavuz İnal

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşamın Fay Hattı…


 

…Kırılmamak için, hasrettir sevgiye!

© photocredit: Üzeyir Lokman ÇAYCI

ellerimiz hep unutkan
yüzümüz buzul sıcaklığında
gülümsemeye hasret
gözler iyinin telaşında
düşler kendini vefa bilmez
zaman yaşanmayı bekler
çekingen duran ağrısı öpüşlerin
çekinge feodal fay hattı koptuğunda
içine düşüp sakat kaldığımız
ata erkil düşünceye
yem beslediğimiz sevgi
cehennemi yaratırken
biz yoktuk yaşarken
neden içinde var ettiler ki

Hasan GİRİŞKEN

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşamın Radyografisi…


 

Taktın mı kafayı her şeye, düşer incinirsin!

salar kara korkusunu bir saydamlığı yararak,
üst köşesinde bir ekskave gizli açacağıyla açar;
ne bulacak içinde yaşamanın üstünde gördüğümüzden başka,
merakı mı yoksa oyunu mu canı sıkılan zamanın?
hep kumar masasında olmak gerekir mi
sonunda o kazandıktan sonra?
kara düşüdür ölümün bir mikaya yansıttığı.

Sedat UMRAN

***

Continue reading

Şiir Pazarı: (U) DÖNÜŞ(Ü)


 

Limana bağladım balıkçı umutlarımı

gökyüzünde uçan atlar gördüm dün akşam
şahidimdi sarhoş martılar
yırtmış upuzun yelkeni bir deli rüzgâr
yarıyordu çıplak gözler yalnızlığımı ortadan
öylesine deliyordu ortalığı sessizlik
ufuk düğümlendi en uzak noktadan
sesim başka bir dilde demir atarken
artık sonsuzdu mavi liman

Mualla ASLAN

© photocredit

***

Continue reading

Neresi Vatan, neresi Yaban?


 

Bir maratondur gidiyor!

Eskiden defterler vardı; sarı, samanlı, beyazımsı, bayağı bi beyaz, hatta lüks, parlak beyaz, çizgili, düz; HB kalemler, kurşun kalemler, kalemtraşlar… Eskiden. Çok oldu kağıt kaleme veda edeli, şu bilgiyi sayan şeytan kutuları elimizden düşmez olalı beri. Medeniyetin tutsağıyız kısacası ama daha yazacak öykülerimiz, söyleyecek çok sözümüz olacak.

Zaman geçti, geçen yıl bu yıla devrildi, Narlıbahçe’nin Nisan çiçekleri de açtı ama ben henüz buralardayım.

Ne diyor, Ozan Ümit Karataş :

Bu ne biçim yangın ustam
Hem külü, hem közü yaban
Bir kızıl kor içre kaldık
Yürekteki sızı yaban.

Yuları yoz huysuz tayın
Şekli bozuk düğün toyun
Özden kopuk modern köyün
Oğlu yaban, kızı yaban

[Tamamı]

Nerenin vatan, nerenin yaban olduğunu soruyorum bu kez kendime… Birinde doğup yirmibeş yıl yaşamışım, diğerinde ömrümün kalanını. Çözümsüzüm, yanıtsızım, ben de bilemiyorum ne diyeceğimi.
Ama başlıyorum yine yazmaya…

***

Continue reading

Şiir Pazarı: İşte böyle bir şey insan yüreği…


 

Karanlık yanı mı, bir başka şiire…

Günler gelip geçerken
Sen yaşamı yakala
Yeşillenen topraktaki
Papatyaları okşa
Aldırma saçlarına
Düşen kar beyazına
Şarkı mırıldan yine
Bildiğin makamlarda
Eskimesin günlerin
Gülümsesin gözlerin
Selamla dost kuşları
Yenilenen baharlarda
Barışık ol kendinle
Aldırma yanlışlara
Doğrularını kullan
İlkelerinden şaşma.

Prof.Dr.Yıldız TÜMERDEM

© photocredit

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Gelme Bahar Üzerime Üzerime…


 

…Kış uykusunda gönlüm, daha uyanmak istemiyor…

Şu dünya yeşil yeşil… cennetin şavkı vurmuş,
Güzel diye ne varsa gelip karşına durmuş
Şu bahar çiçek dolu, yakından daha yakın,
Hepsi sana koşuyor, sen zahmet etme sakın!

Söyle ey Karagözlüm, şimdi hakkım yok mudur,
Böyle güzel bahara bir gülücük çok mudur?
Ne var ki, gündüzleyin şayet işin çok ise
Akşama dek çalışmaktan buna vaktin yok ise,
Tanrı`nın kullarina hoşgörüşü ezeldir,
Baharın gecesi de gündüz kadar güzeldir.

Ne çok`a tamah eyle, ne keder gelsin az`la,
Baharda sevinmeyi kendine görme fazla.
Koy dertleri bir yana, kimseyi üzme daha,
En büyük zenginliktir içten gelen kahkaha.
Tanrı`nın güzel kulu, sen sevgili yaratık,
Haydi n`olur neşelen, haydi n`olur gül artık!

Bedri KANOK

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: