Günümüzün ‘3 Tür İnsan’ Dünyası…


 

Mümin, Kafir ve Münafıklar!

Müslümanları aldatmaya çalışırlar;

Kalplerinde hastalık vardır;

Fesatçıdırlar: Kendilerine yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman ‘biz ancak ıslah edicileriz’ derler;

Kâfirleri dost edinirler: İzzeti (güç ve şerefi) onların yanında ararlar;

Kulluk ederler: Eğer kendilerine bir hayır dokunursa pek memnun kalırlar, kopamazlar. Eğer bir musibete uğrarlarsa çehreleri değişiverir, yüzçevirirler;

Yalan yere yemin ederler; Mü’minlere kin beslerler; Mü’minlerin iyi olmalarına üzülür, başlarına bir belâ geldiğinde seviniler; Müslümanları küçümserler, yeri geldiğinde alay ederler; Korkaktırlar; Kötü propaganda yaparlar; Fırsat kollarlar, suikast düzenlerler, gizli plânlar yaparlar, iftira atarlar, kâfirler hesabına ajanlık yaparlar, dönektirler…

(Tevbe; Bakara; Münafıkın; Nisâ; Âl-i İmran; Mâide; Nur; Mücadele; Hacc gibi âyetlerden alıntıdır!)

© photocredit

***

Continue reading

SUÇU VE SUÇLUYU ALLAHA HAVALE ETMEK…


Ahmet Hakan Mantığı!

***

Continue reading

Girit’i Geri Almak…


Gün batımında uzo içme ve sirtaki oynama temeline bina edilen dış politika anlayışı ile mi?

Osmanlı Devleti Parlayan Yıldızı Girit’ten Asla Vazgeçmez!
Ne Yazık ki Geçiverdi ve Günümüzdeki Osmanlı Çocuklarının da 18 Adadan Vazgeçtiği Gibi…

***

Continue reading

AB: Aşırı Sağın Durdurulamaz Yükselişi…


…Ve «Suya Düşen» Aşırı Sağın Yenilgisi Algısı!

© photocredit

***

Continue reading

Reis; ‘Arakan’a askeri müdahale başlayacak !’ diyeli kaç ay oldu?


 

«Oynatma»ya kaç kaldı?!

Korku içindeyiz. Sürekli birşeylerden korkuyoruz. Yarın gözümüzü ekonomik krize açıp bir anda borçlarımızın katlanmasından… Durakta beklerken bir bombayla paramparça olmaktan… Hiç beklemediğimiz bir anda işsiz kalmaktan… Tüm yaşamımızın bir anda değişmesinden… Çocuklarımıza karanlık bir dünya bırakmaktan… Korkuyoruz! Korktukça içimize kapanıyoruz, yalnızlaşıyoruz, mutsuzlaşıyoruz!

Türkiye’nin suyu hasta! Niye mi?

 

Bir arkadaşım anlatmıştı. Japon balığı almış. İşten sonra evine gidip balığını seyrediyormuş. Şahaneymiş seyretmesi, böyle dalga dalga gidiyormuş balık. Ama bir süre sonra balık yan yatmış, debelenmeye başlamış. Kavanoza koyup deniz biyoloğu olan bir arkadaşına götürmüş. Biyolog incelemiş, demiş ki;

– İyi haberim var, kötü haberim var, hangisinden başlayayım?

– Hangisinden istersen

– İyi haberim balık hasta değil. Kötü haberim suyun hasta.

– Su hasta olur mu ya?

– Evet olur, iyi oksijen almıyor bu su. Bundan dolayı bir bakteri girmiş. Ve bu bakteri balığın sinir sistemini böyle etkilemiş.

– Ne yapmam lazım?

– Balığın suyunu değiştireceksin, bir de pompanı değiştireceksin.
Su değişince, pompa sistemi değişince gerçekten de balık iyileşmiş bir süre sonra. Yine şahane biçimde dalga dalga gitmeye devam etmiş!

Bizim suyun hastalığı ne peki?

Korku kültürü.

 

Korku kültürü yaşamda gücü temel olarak kabul eder. Hayatta en önemli şey güçtür. Bu nedenle yaşam sürecinin kendisini sıfırlar. Mutluymuşsun, coşkuluymuşsun, zevk alıyormuşsun hiçbir önemi yok. Seni güçlü kılıyor mu kılmıyor mu ona bakacaksın. Yaşamın bir süreç olarak değeri yok, güç temel değerdir. Güçlü olan haklıdır, çünkü o güçlüdür. Güçlü olanın denetleme hakkı vardır, çünkü o güçlüdür. Yönlendirir. Böylelikle tüm ilişkiler ve yaşam onun üzerine oluşmaya başlar. O nedenle böyle bir toplumda insan insana ilişki yoktur, güçlü güçsüz ilişkisi vardır. Kadın erkek ilişkisi yoktur, güçlü güçsüz ilşkisi vardır. Patron işveren ilişkisi yoktur, güçlü güçsüz ilişkisi vardır. Bir toplumda ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ diye soruluyorsa o toplumda güçlü güçsüz ilişkisi vardır!
[Alıntı – Tamamı]

***

Continue reading

Tek bir görevleri var…


 

Türk Milletini aldatmak!

Türklerle ilgili gerçekler aynen olduğu gibi bugünde önümüzde duruyor. Şimdi Türkmeneli’nden, Kerkük’ten bizi temizlemeye çalışıyorlar. Ne kadar direneceğimizi hep beraber görececeğiz. Dilerim ki, yine bir tarih yazarız… Mesele biter mi? Ne yazık ki HAYIR!

Türk Milleti, üzerine oynanan oyunlar sebebiyle akşam yediğini unutur vaziyettedir. Türkiye Türkleri, uzun yıllar, uygulanan karartma politikası yüzünden, kendilerinden başka Türk olabileceğini düşünememişlerdir. Oysa yeryüzünde, Çin Seddinden Adriyatik’e, Avrupa’dan Amerika, Avustralya ve Afrika’ya kadar büyük bir coğrafyada sayısı 300 milyona ulaşmış olan büyük bir millet yaşamaktadır. Üçyüz milyonluk bu büyük insan kitlesini; birbirine unutturmak ve kucaklaştırmamak için bugüne kadarcbir çok oyun sahneye konulmuştur. Türk Milleti kendisinden bazı gerçekler gizlenmek suretiyle birbirinden uzak tutularak tarih boyunca zayıflatılmaya çalışılmıştır.

Dış güçler ve onların işbirlikçisi yerli ihanet çeteleri, Türk denilince hemen hafife ve alaya almaya başlar, biraz ısrar etseniz sizi hayalci diye nitelendirir, pes etmediğinizi görünce de “ırkçı faşist” damgasını yapıştırıverirler.

Hepsi AB, ABD, İsrail ve sahipleri kimse onun yardakçılığına soyunmuş vaziyette. Küresel güçler bazı milliyetleri öne çıkartırken bazılarını da unutturmaya çalışmaktadır. Küresel sermaye baronlarının, çıkarlarının olduğu bölgelerdeki etnik ve dini azınlıklar daima ön planda tutulmaktadır. Küresel güçlerin çıkarının olmadığı bölgelerdeki azınlıklar ya tamamen görmezden gelinir, ya da unutulur, unutturulur.

Peki ne yapmak gerekiyor?!

***

Continue reading

Almanya Seçimlerine Çeyrek Kala…


 

Türkiye – AB ilişkileri!

24 Eylül 2017 tarihinde Almanya’da gerçekleştirilecek federal seçimler yaklaşırken Türkiye ile Almanya arasındaki gerginliğin tırmandığı, bunun sadece ikili ilişkilerle sınırlı kalmayarak Almanya tarafından Türkiye-AB ilişkilerine taşınmaya çalışıldığı görülüyor.

Türkiye ve Almanya’yı ekonomik, ticari, kültürel, sosyal, tarihsel pek çok bağ birbirine yakın olmaya iterken giderek artan bu gerginliğin sebeplerini sadece müzakereleri durdurma söylemlerine indirgemek mümkün değil.

Türkiye-Almanya ilişkilerinde yaşanan gerginlikte gelinen noktada, Almanya tarafından Türkiye’ye yönelik izlenen politikanın değiştirilip, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu müzakerelerinin başlamasının engellenmesi ve Türkiye ile katılım müzakereleri sürecinin askıya alınması mümkün mü?

Türkiye-Almanya ilişkilerindeki yüksek gerilim hattında her iki tarafın da daha soğukkanlı hareket etmesi gerekiyor. Aksi halde çıkacak yangın, telafisi uzun sürecek hasarlara yol açağına kuşku yok.

Peki, gerginliklerin başlangıç noktası ve ilerleyen süreçteki gerilimi artıran olaylar nedir?

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: