16 Şubat 1969’dan bugünlere: Değişen ne?


 

Camiler Kışla Oldu; Kubbeler Miğfer; Minareler ise Süngü!

akp_rte_taksim

Camiler AP’nin ve sömürücü Amerika’nın birer milis kışlası haline getirildi. Halka orada kıyam telkinleri yapıldı. Orada ölüm talimleri yaptırıldı. AP’ye ve Amerika’ya muhalif, Türkiye’nin bağımsızlığını isteyen vatandaşlara orada komünist, orada kâfir dendi. Cami-kışlaların insanları öylesine şartlandırılmış, öylesine Amerikan kölesi haline getirilmiştir ki, sözüm ona müslümanlar, çember sakallılar Boğaz’daki Amerikan filosuna karşı Fındıklı ve Dolmabahçe camilerinde namaz kılmışlardır – Yaşar Kemal.

Artık anayasa değil, yasalar değil, kaba kuvvet konuşuyor… Üstelik karışıklıktan yararlanan hükümet anayasada tanınmış özgürlükleri daha da kısmak üzere Nizamı Koruma Kanun Tasarısı‘nı alelacele Meclis’e sevkediyordu.

Hemşehrilik bağları, dinsel inançları ve sürekli kışkırtmalar kim bilir daha kaç insanı bu saldırıya ortak etmişti.

Geçmişini unutma Türkiye! Bilmiyorsan öğren, bugünlerle kıyasla, geleceği düşün. Ama önce 16 Nisan için iyi düşün Türkiye! (nö)

***

Continue reading

«Düşünce»den sınıfta kalanlar…


 

…ve de düşünerek «kendini aşanlar» DÜNYAsı!

rodin

Yaşam, durmaksızın sorunlar üreten ve de durmaksızın sorunlara çözümler üreten bir düzenektir. Bu düzeneğin kuralı, salt insanlar için de değil, tüm öteki canlar, tüm öteki canlılar için de, hatta, hatta tüm cansız varlıklar için de böyle işler..!

İnsanların büyüklüğünün tek bir koşulu vardır: O da, ünün, şanın, paranın, mevki hırsının gümüş veya altın kelepçelerinden, sadece aklının bileğini değil, tüm varlığını tümüyle kurtarmış olması, tüm çıkarlarından arınmış olması, tam bağımsızlığına ulaşmış olabilmesidir..!

Düşünce tembelliğinden beynimizi azat eder de, geniş açılı pencerelerden bakarsak, her İNSAN, kendisi ne olmak ve nasıl olmak isterse o olur; öyle olur..! Gel bil ki, istemek başka şeydir, arzu etmek çok daha başka bir şeydir..! İstemek bir eylemdir. Her eylem gibi, yaptırımları vardır istemenin. İstence eylemi bizden, istenen koşulların tüm gereklerini eksiksizce yerine getirilmesini emreder… Arzu etmek ise, Kendini değiştirip, geliştirmedikçe öz kendin olamazsın! Değiş ki özünü bulabilesin, kendin olabilesin bambaşkadır. Yattığımız yerden ağzımızı açıp, kış ortasında bahçedeki elma ağacından, armudun ağzımıza düşmesini düşlemek kadar aykırı düşer istemekle arzu etmek.

İşte bu yüzden; Kendini değiştirip, geliştirmedikçe öz kendin olamazsın! Değiş ki özünü bulabilesin, kendin olabilesin..! Diğer bir başka deyişle; Yeniliği yakalamakla kalma, Yenilikle yaşamasını da, Yeniliği yaşatmasını da, yeni yeni yenilikler yaratmasını da bil..! Kendini aşmasını da bil..! Tanrılaşmasını bil..! Yarat…Yaşat… Niye mi?

***

Continue reading

Dikensiz Gül Bahçesi Vadedenler Türkiye’si…


 

…ve Soyu Sopu Belirsiz İslamcı Kimlikli Ucubeler!

rte_beko

‘Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, adlı eserinde Joanne Greenberg, deliliği, tıbbî tanımıyla akıl hastalığını işler. İnsanın, neredeyse toplum düzenine geçtiği ilk günden başlayarak, kitlesel uzlaşımlara, kabullenilmiş değer yargıları ve davranış biçimlerine aykırı düşen bireylere yakıştırdığı konumun öyküsüdür bu… Makro boyuttaki bir insanlık durumunun mikro boyuta indirgenmiş bir örneğini serer gözler önüne… Ben’in parçalanmasına giden bir yabancılaşma, gerçeklerden kopma süreci, olmayan veya zamanla erozyona uğrayan kimlik kavramı, eski bohçaları karıştırıp, sürekli “bir yere ait olma” dürtüsü ile başka bir düzen kurma hâyâlleri, konunun kahramanını düşsel bir dünya oluşturmaya sevkeder. Oysa gerçek dünyanın koşulları çok farklıdır. Düşlediği dünya ile çatışma başlar. Ve tragedyaya dönüşme sürecine girer… Eser; «uyumlular» ile «uyumsuzlar»ın orantısız bir güç kapışmasıdır aynı zamanda… Peki Türkiye ile ne ilgisi var ki?!

 

***

Continue reading

«Etnisite» veya Çok Kültürlülük Üçgeni…


 

Ulusal Kültür; Etnik Kültür; Dinsel Kültür!

etnisite1

Etnisite, ilk ortaya atıldığı zamandan günümüze, anlam kaymasına uğramış bir kavram.

Başlangıçta ‘etnisite’yi anlamlandırmak için, kişiler “kan” yolu na başvurmakta idi. Ancak zamanla, saf ırkın kalmamasından dolayı, etnisite kelimesi, anlatılmak istenileni tam olarak karşılamamaya başladı.

Bilim insanları, o vakitten sonra, çeşitli kültür unsurlarını, coğrafi nitelikleri de işin içine katarak yeniden bir etnisite tanımlamasına gitmek zorunda kaldılar. Ortaya çıkan etnisite tanımlamaları da genelde ulusa, millete karşılık gelen tanımlar oldu.

Gerd Baumann, Çok Kültürlülük Bilmecesi [The Multicultural Riddle. Rethinking National, Ethnic, and Religious Identities]adlı kitabında, etnisiteyi şöyle tanımlamaya çalışır; “etnisite köklerdir; nereden geldim, beni ben yapan nedir? Veya tek bir deyişle ‘doğal kimlik’tir ya da böyle görünür.” [Kaynak.]

İyi de konumuzla ne ilgisi var diyeceksiniz yine. Buyrun okuyun!

 

***

Continue reading

«Genel İrâde» mi dediniz?


Hadi canım siz de!

Toplum, tek tek insanların toplanıp bir arada yaşamalarından oluşur. Ama hiçbir zaman tek tek insanların toplamı demek değildir. genel_iradeTek tek insanların toplamı ile Toplum benzerlik bile yoktur. Toplumun yaptığı, yarattığı, yaşattığı yasalar, tek tek özgür insanların ellerini, kollarını, dillerini, akıllarını, eylemlerini, düşüncelerini, hatta hatta özgürce düşünme yetilerini bile sınırlar, daraltır, kısıtlar, işine geldiğinde genişletir… ”Azınlığın çoğunluğa hükmetmesi!”dir, bu… Bunun adına da: “Demokrasi” deniyor… ”Özgür Seçimler!” Deniyor… ”Genel İrade!” deniyor… Yerseniz!

***

Continue reading

Sevişmek Güzeldir…


art_of_sex

Sanatını bilirsen!

Bir ”Öznel-Bilim dalıdır!” Sevmeler, sevilmeler, sevişmeler. Ezelden, ebede: Öncesizlikten sonrasızlığa… Erişemeyeceği asmanın üzümünde kalır, kurnaz tilkilerin hain gözleri. Ve erişemeyecekleri ciğerde takılı kalır, hırsız kedilerin hırslı gözleri…İki zıt can, bir elipste buluşunca, hardal acısı gibi, iştah açıcı bir ulu zevk kargaşası çöker köstebek yuvalarına bile. Sarkıntılıklar oturur bir otobüs sahanlığına, köpek oturuşu… Yaşam denilen bu mucizede, şimşeği görünmeyen gökkuşakları bile sevgiye muhtaçtırlar, ucundan, kıyısından..! Meyve vermeyen tek ağaç, “Dar-Ağacı”dır unutma bunu can!

***

Continue reading

SİYASETTE. KUTSAL İNEK…


Sahada «Kutsal Lider» : Ölme eşeğim ölme, yaz gelir, yonca biter!

kutsal

Benim kulübüm… Benim partim… Oysa, Futbol kulübü ile siyasi parti eşdeğer değildir. Kulübün yenilgisi revanla kadar hüsranken; siyasi partinin iktidardaki başarısızlığı milletin zararınadır. Benim partimin Genel Başkanı, en iyi niyetli, en bilgili, en yetenekli liderdir! Böyle hissetmesi partiliyi düşünme külfetinden kurtarır, rahatlatır. Her milletteki sayısal çoğunluk, o milletin layık olduğu idareyi seçer. Nitelikli oy kullananlar mı? Kim öle kim kala!

***

Continue reading

%d bloggers like this: