Bir Sevda Hikâyesi II – Öncesi, İzmir/Rotterdam Bacakları…


Yaşam bir Rastlantı mı? Yaşamda “yok artık, olamaz” denilebilecek, asla unutulamayacak rastlantılar yok mu sizce?! Sanki, görünmeyen bir gücün hazırladığı bir şaka gibi…İçeride okuyacağınız anlatıdaki inanılmaz rastlantıları da, nusret özgül’ün dün sizlere tanıttığı kitabımın bir köşesine ekleyiverin lütfen.

***

Continue reading

SEVDALI DÜŞLER SENFONİSİ – II.Bölüm


henüz sabahın erken bir vakti, sen henüz uyuyorsun, gelip yanağını öpüyor, saçlarını okşuyorum, uyanıyorsun, bana bir öpücük veriyor, kahvaltını yapıyorsun, bunları her gün yeniden yapmak isterim, birlikte, asırlar boyu ve her zaman
birlikte, seni asla kaybetmek istemem, gece geç bir vakitte, bir bardak kırmızı şarap elimde, gözlerim gözlerinde, ve yine umud ederim, bu hep böyle olsun

***

Continue reading

SEVDALI DÜŞLER SENFONİSİ – I.Bölüm


Yüksek duvarın bir ucuna tünemiş martı, parlayan sıcak güneşe aldırış etmeksizin, sessiz ve inanılmayacak kadar hareketsiz. Önündeki masmavi denize, üstündeki göğe inat, uzaklara, ufka başını çevirmiş. Uzun, kar beyazı boynunu öpesim geliyor çekinmesem titreşen maviden.
Martının tutsak kaldığı uzaklara bakışında, dilini anlayamadığım bir serzenişin sevda yüklü düşleri, teleklerinde özlem kokusu, kanat uçlarında yasak bir aşkın yasaklanmış şiiri var.

***

Continue reading

NARLIBAHÇE’den BU YILIN İLK ve SON YAZISI…


 

YOL AYRIMINDA!

Geçti hâyâl içinde bunca yıl bir gün gibi
En eski hatıralar daha henüz dün gibi
Neden gönül bu içli hayata küskün gibi
En eski hatıralar daha henüz dün gibi

[Safiye Ayla]

Would I have to find them alone
without true light of my own with you
I will go on ships over seas
that I now know
No, they don’t exist anymore
It’s time to say goodbye
Horizons are never far

[Con de Partirô]

We’ll meet again
Don’t know where
Don’t know when
But I know we’ll meet again
And I will just say hello
To the folks that you know
Tell them you won’t be long

[We will meet again]

***

Continue reading

Neresi Vatan, neresi Yaban?


 

Bir maratondur gidiyor!

Eskiden defterler vardı; sarı, samanlı, beyazımsı, bayağı bi beyaz, hatta lüks, parlak beyaz, çizgili, düz; HB kalemler, kurşun kalemler, kalemtraşlar… Eskiden. Çok oldu kağıt kaleme veda edeli, şu bilgiyi sayan şeytan kutuları elimizden düşmez olalı beri. Medeniyetin tutsağıyız kısacası ama daha yazacak öykülerimiz, söyleyecek çok sözümüz olacak.

Zaman geçti, geçen yıl bu yıla devrildi, Narlıbahçe’nin Nisan çiçekleri de açtı ama ben henüz buralardayım.

Ne diyor, Ozan Ümit Karataş :

Bu ne biçim yangın ustam
Hem külü, hem közü yaban
Bir kızıl kor içre kaldık
Yürekteki sızı yaban.

Yuları yoz huysuz tayın
Şekli bozuk düğün toyun
Özden kopuk modern köyün
Oğlu yaban, kızı yaban

[Tamamı]

Nerenin vatan, nerenin yaban olduğunu soruyorum bu kez kendime… Birinde doğup yirmibeş yıl yaşamışım, diğerinde ömrümün kalanını. Çözümsüzüm, yanıtsızım, ben de bilemiyorum ne diyeceğimi.
Ama başlıyorum yine yazmaya…

***

Continue reading

Yaşama dair: Yalnızlık sevilir mi?


 

«Adam»ına bağlı!

yalnizlik

Hayat hızlı akan bir nehirdir. Altın gibi, parıltıları akıp gider, sonunda bize sadece kumu kalır – George Elliot; Hep korkarız yalnızlıktan ama bil ki yalnızsan eğer; yalancı arkadaşların, riyakâr dostların ve her an çekip gidecek bir sevgilin olmaz – Necip Fazıl Kısakürek; Hayat iki dipsiz karanlık ortasında bir kibrit alevidir – İsmail Habip Sevük; Ben ağlarken yanımda değilsen eğer, güldüğümde gölge etme başka ihsan istemem – Milan Kundera; Sakin ve mutlu bir hayat mı arıyorsunuz; fazilet yoluna sapın, varacaksınız hiç endişeniz olmasın – Jurvenal; Maddi hayat dengeye, manevi hayat doğruluğa dayanır – Victor Hugo; Belki sıkıca sarılabileceğimiz bir sevgilimiz olmadı, belki yalnızız, ama bilinsin ki, adam gibi sevdiğimizdendir yalnızlığımız – Aziz Nesin; Hayatın varlığını duyabilmek, hayatın devamını sağlar – Henry Baston; Ey yalnızlık! Herkesin koynuna girip çıkarsın da, bir tek benimle mi düzenli bir ilişkin var? – Ece Ayhan; Ben sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülümserim. Bir rahatlığa, bir üstünlüğe ulaşınca gülmek, ham kişilerin işidir! İnsan olan; kırılıp ezildiği zaman gülümseyebilendir – Anonim; Eğer hâlâ kendini yalnız hissediyorsan, bil ki bu sana Tanrı’nın bir lütfudur – Anonim;

***

Continue reading

Bir «ÇIĞ» olsam, tüm kötülükleri kaplasam sonsuza dek!


 

LâL ve HİLâL

raw_lal_dudaklar

Bir bulut olsam, yüklenip yağsam
Dökülsem damla damla toprağıma
Bir deli nehir, bir âsi rüzgâr
Olup kavuşsam üzüm bağlarıma

Bir çiğ tanesi, bülbülün çilesi
Annemin sesiyle güne uyansam
Radyoda yanık içli bir keman
Ağlasa nihavend, acem aşiran

Bir turna olsam, yollara vursam
Uçabilsem kendi semalarıma
Bir seher vakti sılaya varsam
Selam versem ah sıra dağlarıma

Komşunun kızı, çoban yıldızı
Yaz bahçeleri yeşil, mor, kırmızı
Ah şişede lâl, hem de ay hilâl
Bir daha da görmedim öyle yazı

[Söz: Sezen Aksu

Müzik: Fahir Atakoğlu]

***

Continue reading

TURKISH EMPIRE…


67 Yıl sonra Türkiye İmparatorluğu, hoş dönüşler ola!

dscf4104aa

© photocredit

***

Continue reading

ÜZÜM SALKIMLARINA TAKILMIŞ ANILAR…


…ama yıllanmış şarap tadında!

vineyard2

Anılar bellekte kendi yer eder
Her biri ayrı bir köşetaşıdır
Anılar üstünde yükselir gider
Bir dosttan bir dosta nice hatıra
Hiçbir anı sığmaz bir kaç satıra
Geldikçe maziden günler hatıra
Bırak anılarım yerinde kalsın
Devrilen devrilsin esen yel alsın
Yağsın yağmurlarım akan sel alsın
Belki duvarda bir asılan resim
Belki sayfalarda sıkışan cisim
Hep sevgi saygıyla anılan isim
Gözüme görünen gözle kaşıdır
Şaban Aktaş

© photocredit

***

Continue reading

Bir Zamanlar Akhisar…


Ah çocukluğum, vah çocukluğum!

Çocukluk dönemi anıları nedense en iyi hatırlananlardır. Bu gerçeği hemen herkes bir şekilde deneyimlerine dayanarak bilir çünkü çok eskileri dünden daha iyi hatırladığına tanık olur. akhisarNeden bu iş böyledir diye sorarsanız buna bilimsel temellere dayanarak cevap verebileni kolayca bulamazsınız. Bulduğunuz bilgeler de size bazı varsayımları anlatmaktan öteye gidemez çünkü bu işin sırrı sanırım henüz tümüyle çözülememiştir. O çok eskilerde kalmış olaylar ve kişiler anımsanır zaman zaman. Hiç beklenmedik bir söz, bir yazı, bir fotoğraf, bir müzik parçası, ilk bakışta alakasız gibi görünen herhangi bir şey, anılarda çok gerilere gidilmesi için yeterli olur. Anamızın ağzından çıkan bir sözcük bile, sanki insanın yanıbaşında söylüyormışçasına işitiliverir… Acaba anılarda ne kadar geriye gidebilir, neleri anımsayabiliriz? Bir bileniniz var mı?

© photocredit

***

Continue reading

Vietnam – Eğitim – Türkiye…


Ülkeyi Yönetenler Nasıl Yetiştiriliyor!

vietnam-1

***

Continue reading

Dr.M.Halit Umar, Küba’dan sonra Vietnam’ı anlatıyor…


…dönmüş olsa da evine, ruhu ve gönlü bu «dramalar» ülkesinde kalmış anlaşılan!

Kucuk Kiz Cocugu. kimphucphanthi Kapıları çalan benim. Kapıları birer birer. Gözünüze görünemem. Göze görünmez ölüler. Hiroşima’da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin. Şeker de yiyebilsinler.
Nazim Hikmet

***

Continue reading

Bir Zamanlar…


…Taş Plâk Çocuğu Olmak!

hazan_vakti

Yine hazân mevsimi geldi
Yine yapraklar rüzgârların peşi sıra gidecek
Yine deli gönlüm yine bu mevsimde
Hicrânını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız çekecek
Geleceksin belki de
O zaman ne o yapraklar ne o rüzgâr
Ve ne ben olacağım
Yine deli gönlüm yine bu mevsimde
Hicrânını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız çekecek. [Zeki Müren’den]

***

Continue reading

Kröller-Müller Müzesi…


Ezginin ahengiyle uyumlu biçimde güzelliklerin kutsallaştığı tınılar!

kroller_muller_museum2

***

Continue reading

PİYANO(LAR) AYAKTA ÖLÜR!


Yıllar acımasız. Ağaçlar da ayakta ölüyorlar ama, insanlar anılarıyla…

halit-umar1a

© Dr.Halit Umar

Eski bir piyano. Hayır, ölmekte olan bir piyano. Sanki bir ormana atılmış gibi, orada sussun kaderiyle baş başa kalsın diye. eski-piyanoOyma işçiliğiyle bezenmiş güzelim ahşabı parçalanmış, klavye dağılmak üzere, kapağı kırılmış, neredeyse tümüyle yok olmuş. Yavaş bir ölümün pençesinde ağıt yakan bir anılar yumağı yokluğa doğru yürüyor. Üzerine düşen yağmur tanelerinin sesinden öte, sabah alacasında, bir kuşun cıvıltısı duyuluyor olsa gerek. Piyano suskun, sessiz sadasız; ayakları üzerinde yavaşça ölüyor.

***

Continue reading

%d bloggers like this: