«Düşünce»den sınıfta kalanlar…


 

…ve de düşünerek «kendini aşanlar» DÜNYAsı!

rodin

Yaşam, durmaksızın sorunlar üreten ve de durmaksızın sorunlara çözümler üreten bir düzenektir. Bu düzeneğin kuralı, salt insanlar için de değil, tüm öteki canlar, tüm öteki canlılar için de, hatta, hatta tüm cansız varlıklar için de böyle işler..!

İnsanların büyüklüğünün tek bir koşulu vardır: O da, ünün, şanın, paranın, mevki hırsının gümüş veya altın kelepçelerinden, sadece aklının bileğini değil, tüm varlığını tümüyle kurtarmış olması, tüm çıkarlarından arınmış olması, tam bağımsızlığına ulaşmış olabilmesidir..!

Düşünce tembelliğinden beynimizi azat eder de, geniş açılı pencerelerden bakarsak, her İNSAN, kendisi ne olmak ve nasıl olmak isterse o olur; öyle olur..! Gel bil ki, istemek başka şeydir, arzu etmek çok daha başka bir şeydir..! İstemek bir eylemdir. Her eylem gibi, yaptırımları vardır istemenin. İstence eylemi bizden, istenen koşulların tüm gereklerini eksiksizce yerine getirilmesini emreder… Arzu etmek ise, Kendini değiştirip, geliştirmedikçe öz kendin olamazsın! Değiş ki özünü bulabilesin, kendin olabilesin bambaşkadır. Yattığımız yerden ağzımızı açıp, kış ortasında bahçedeki elma ağacından, armudun ağzımıza düşmesini düşlemek kadar aykırı düşer istemekle arzu etmek.

İşte bu yüzden; Kendini değiştirip, geliştirmedikçe öz kendin olamazsın! Değiş ki özünü bulabilesin, kendin olabilesin..! Diğer bir başka deyişle; Yeniliği yakalamakla kalma, Yenilikle yaşamasını da, Yeniliği yaşatmasını da, yeni yeni yenilikler yaratmasını da bil..! Kendini aşmasını da bil..! Tanrılaşmasını bil..! Yarat…Yaşat… Niye mi?

***

Continue reading

HAKEMSİZ FUTBOL MAÇI!


 

İnsanları harekete geçirmek için iki manivela vardır: Menfaat ve korku
Napoleon Bonapart

sans-titre

Dünya menfaatleri için iyilik edenlerin iyilikleri, avcının kuşlara yem atması gibidir – Beydeba; Araya menfaatlerimiz girmeyince hadiseleri elbette başka türlü, daha realist bir gözle görmeye, hakikaten daha uygun şekilde anlamaya ve yorumlamaya başlarız – Ahmet Hamdi Tanpınar; Ne kemik uğruna köpek olduk, ne de menfaat uğruna çakal. Biz hayatımız boyunca hep dik durduk – Yılmaz Güney; Menfaate dayanmayan bir dostluğun güzelliğini anlamayan, başkalarının gerçek dostluktan duyabileceği saadeti de anlayamaz – Edward Young; Yalnız kendini düşünen insan, yumurtasını pişirmek için, gerekirse komşusunun evini yakar – Menfaat bir bal çanağı, insanlar da sinektir, kenarından yetinmeyip ortasına dalanlar, çırpına çırpına boğulurlar – Anonim; Güvenme insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde. Vaad etmeseydi Allah cenneti, O’na bile etmezlerdi secde – Mehmet Akif Ersoy; Daima kendi menfaatini göz önünde bulunduran kimse, pek çabuk düşman kazanır – Yüksek insanlar adalet için, alçak insanlar ise menfaati için çaba gösterir – Konfüçyus; Deveyi yardan uçuran, bir tutam ottur – Refiki; Bizden daha kudretli insanları sevdiğimize çok kere kendimizi inandırırız, halbuki dostluğumuzu meydana getiren sadece menfaattir, kendilerine yapmak istediğimiz iyilik için değil de umduğumuz faydalar dolayısıyladır ki onlara gönül veririz – Menfaat her dili konuşur, her kılığa girer, hatta menfaatlere karşı kayıtsız biri gibi görünmesini de bilir – La Rochefaucauld; Çıkarlar karşılıklı olunca ve herkes sadece kendi çıkarını düşününce, kendi çıkarlarından olmamak için insanlar daha uzlaşmacı oluyor. Böylece işleri daha çabuk görüyoruz – D. Vincente; Nasıl ki bir noktadan sonsuz doğru çıkarsa, bir akıldan da sonsuz fikir çıkar. Bunların çoğu birbirine zıttır, hepsi menfaate bağlıdır – Hekimoğlu İsmail; Çıkarlarımızı bazen yanlış algıladığımız için, isteklerimizin çoğu yanlış bir yönde ilerlemektedir – Dostoyevski; Menfaatlerinin esiri olanlar, şereflerini hiçe sayarlar – Nokta kadar menfaat için, virgül gibi eğilenler, sonunda düz hat olup çiğnenmeye mahkûmdurlar – La Edri; Hiç, çoban koyunu güder mi dağda. Olmasa gözleri süt, yoğurt ve yağda – Aşık Seyrani; Menfaat sandalyeye benzer, başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan yükseltir – Cenap Şahabettin…

***

Continue reading

Yaşam nedir?


 

Hiç düşündünüz mü?

al_pacino

Bir yüreğin, sevdalısına çektiği özlem mi ? Yoksa, hücredeki birinin, gökyüzüne çektiği özlem mi ? Vicdanını rahatlatmak için yapılması gerekenler mi? Yoksa inandıkları uğruna yaşamsal gerekleri ve hatta sevdiklerini kaybetmeye başlaması mı insanın…? Direnmek miydi yaşam, acımasız gerçeklere? Tutsaklık var mıydı, düşüncelerden öte? Düşünmüyorsak yok muyduk, yaşamıyor muyduk? Teklikten ve Hürriyetten maddiyat için, çıkar için kendini feda edip ailesi, yakınları, sevdikleri dahil daha iyi bir yaşam sürdürmeleri için yapılan fedakârlıklar mı? Sürüdeki koyun olma pahasına?
Tüm değerleri hiçe sayarak… İnsanları ve insanlığı umursamadan, üstelik. ‘Hayattayım, yaşıyorum, kendimin elde edemediği koşullara şimdi tüm sevdiklerim sahipler, bu bana yeter, diyebilmek mi? Hayat günümüzde kahpe, pislik, çekilmez olmadı mı ? Çoğu zaman, kişisine göre.. Oysa güzel olmalıydı herkes için değil mi? İyi de ya «güzellik?» Sevmek, büyüklük taslamayıp, görünüşte «eşitlikçi» davranmayıp, olanaklarını diğerleri ile paylaşmak mıydı yoksa? Boşuna dememişler ‘yaşarak öğrenirsin hayatı’ diye… Öğrendik diyelim, yaşarak… Gelmişin 70 yaşına, ömrünü hep karşındakiler için tüketmişsin, kendini asla düşünmeden! Ağlamanın, yakınmanın var mı bir yararı? Oysa, karınca kararınca güzelleştirebilir miyim, masum değerlerin korunmasında katkı sağlayabilir miyim, akan gözyaşlarının en azından bir kaç damlasını durdurabilir miyim, yüreklere umut aşılayabilir miyim, ‘kaderim buymuş’ demeden, kabullenmeden, kandırılmayı bile sinene çekerek, ama asla özgürlüğünden, bağımsızlığından, inandığın ilke ve aldığın terbiyeden ödün vermeden, tutsaklığı yaşayabilmek miydi, yaşam? Oyunu bile kurallarına uygun oynayamadan, riyakârca, alçakça, perde arkasında değil, tüm çıplaklığı ile herkesin önünde, tüm çirkinliklere karşın oynayanları seyretmek miydi? Çirkinlikleri gördüğün an haykırmanın hiçbir şey ifade etmediğini, yalnız kaldığını, bu kafayla gittiğin sürece yalnız kalmaya devam edeceğini anladığın andan itibaren mi başlamıştı yaşam? Her şeye hayır deyip, isyan etmekti belki de…? Bu oyunda kazanan kim, kaybeden kim, diye sorsalar yanıtın ne olurdu? BEN! Niçin, diye artçı soru geldiğinde? ‘Çünkü tek kabahatli varsa o da benim ama en azından vicdanım rahat’ diyebilmek midir yaşam? nö.

 

***

Continue reading

«Etnisite» veya Çok Kültürlülük Üçgeni…


 

Ulusal Kültür; Etnik Kültür; Dinsel Kültür!

etnisite1

Etnisite, ilk ortaya atıldığı zamandan günümüze, anlam kaymasına uğramış bir kavram.

Başlangıçta ‘etnisite’yi anlamlandırmak için, kişiler “kan” yolu na başvurmakta idi. Ancak zamanla, saf ırkın kalmamasından dolayı, etnisite kelimesi, anlatılmak istenileni tam olarak karşılamamaya başladı.

Bilim insanları, o vakitten sonra, çeşitli kültür unsurlarını, coğrafi nitelikleri de işin içine katarak yeniden bir etnisite tanımlamasına gitmek zorunda kaldılar. Ortaya çıkan etnisite tanımlamaları da genelde ulusa, millete karşılık gelen tanımlar oldu.

Gerd Baumann, Çok Kültürlülük Bilmecesi [The Multicultural Riddle. Rethinking National, Ethnic, and Religious Identities]adlı kitabında, etnisiteyi şöyle tanımlamaya çalışır; “etnisite köklerdir; nereden geldim, beni ben yapan nedir? Veya tek bir deyişle ‘doğal kimlik’tir ya da böyle görünür.” [Kaynak.]

İyi de konumuzla ne ilgisi var diyeceksiniz yine. Buyrun okuyun!

 

***

Continue reading

Korku imparatorluğu: Korkanlara değil, korkutanlara yarıyor…


Ecele de hiçbir faydası yok!

korku_imparatorlugu

Çoğu zaman bilgi ve güç aynı kişi veya kişilerde olmayabiliyor. Bilgisi olanlar susturuluyor, erk sahibi konuşuyor veya bir şekilde varlığını hissettiriyor. İnsanlıkta buluşmak yerine düşmanlıkta, husumette, muhalefette zaman ve enerji tüketiliyor. Hemen herkesin kendine göre haklı gerekçeleri var. Ama, konuşmalar bilgi verme şeklinde değil, kendi haklılığını kanıtlama, ikna etme ağırlıklı. Kimse kimseyi anlamaya çalışmıyor. Ölen de öldüren de Allahüekber diyerek cennete gitme yarışında. Oysa görevimiz; adaylıktan asil insanlığa terfi etmek değil mi! Diğer insanları, dışlamadan ve ötekileştirmeden… Sübjektif sabit fikirlerin tutsağı olmaktan hep kaçınarak. Gerisi mi?

***

Continue reading

EVRİMSİZ MÜFREDAT…


Milli Eğitim Bakanlığı: Evrim Teorisi «OUT» Yaratılış Söylencesi «IN» !

evrim_teorisi_waste

Amaç; Zihinsel Demokrasiyi (düşünce özgürlüğü) yerle bir etmek mi? Peki ya Bilimsel Yöntem? Bir kar taneciği bile, ağırlığı nedeniyle yerçekimine karşı koyamaz yere düşerken; tonlarca ağırlıktaki uçakları yarçekimine rağmen uçurabilen Bilim, bu başarısını düşünce özgürlüğüne borçludur. Bilimde Demokrasi; Evrim Teorisine ve Yaratılış Söylencesine yorumsuz olarak aynı ölçekte yer vermeyi gerektirir. Evrim Teorisi; Evrenin kendi kendini yaratabileceği düşüncesine dayanır. Evreni yoktan yaratıldığı andan başlatmak; Tanrıyı da Evreni yarattığı andan başlatmaktır. Evrensiz Tanrı neredeydi, ne yapıyordu?

***

Continue reading

Bir Zamanlar Akhisar…


Ah çocukluğum, vah çocukluğum!

Çocukluk dönemi anıları nedense en iyi hatırlananlardır. Bu gerçeği hemen herkes bir şekilde deneyimlerine dayanarak bilir çünkü çok eskileri dünden daha iyi hatırladığına tanık olur. akhisarNeden bu iş böyledir diye sorarsanız buna bilimsel temellere dayanarak cevap verebileni kolayca bulamazsınız. Bulduğunuz bilgeler de size bazı varsayımları anlatmaktan öteye gidemez çünkü bu işin sırrı sanırım henüz tümüyle çözülememiştir. O çok eskilerde kalmış olaylar ve kişiler anımsanır zaman zaman. Hiç beklenmedik bir söz, bir yazı, bir fotoğraf, bir müzik parçası, ilk bakışta alakasız gibi görünen herhangi bir şey, anılarda çok gerilere gidilmesi için yeterli olur. Anamızın ağzından çıkan bir sözcük bile, sanki insanın yanıbaşında söylüyormışçasına işitiliverir… Acaba anılarda ne kadar geriye gidebilir, neleri anımsayabiliriz? Bir bileniniz var mı?

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: