14 Şubat, DÜNYA İNSANLIK SEVGİ GÜNÜ OLSUN


Şiirsel Günce!

Bircan ÜNVER

 

Gençliğimde bilmezdim,
14 Şubat’a ilişkin hiç birşey…
Sanırım ilk kez Gelişim Yayınları’nda [*] çalışırken
Dergilerinden birinde kapak konusu olduğunda okumuştum…
Anlamı çok dar gelmişti o zaman…
Sonrasında da, hem çok dar hem de çok ticari…

***

Continue reading

President Trump has ‘no luxury’ of despising Turkey and her capabilities!


 

Donald Trump’ın, Türkiye’nin imkân ve yeteneklerini küçümseme gibi bir “lüksü” yoktur!

BM Sistemi (BM Şartı ve BM bünyesinde alınmış kararlar), BM’ye üye ülkelerin; üye diğer ülkelerin toprak bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına saygı göstereceklerini, üye diğer ülkelerin toprak bütünlüğünü ve siyasal bağımsızlığını hedef alan girişimlerden uzak duracağını ve bu tür girişimlere destek vermeyeceğini, aksine hareketlerin o üye ülkeye yapılmış bir “saldırı” anlamına geleceğini öngörmektedir.

Türkiye, ABD’nin sadece müttefiki değildir. Aynı zamanda, özgür ve bağımsız Dünyanın üyeleri olarak, iki ülke aynı zamanda dosttur ve tarafların bu dostluktan kaynaklanan sorumlulukları da bulunmaktadır.

Donald Trump’ın Suriye’de Rakka ilinin IŞİD’dan temizlenmesi üzerine yayınladığı mesajda gösterilen başarı için Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bağlamında PKK terör örgütüne (ve PYD’ye) yollama yapması; BM Sistemine, NATO üyeliğine ve dostluğa aykırı, bunların hepsinin açık ihlali niteliğindedir.

Türkiye’yi görmezden gelenler için, “ileride” bunun bedeli ağır olabilir. Tarih, Türkiye’nin “görülmeyen ya da ihmal edilen” gerçek gücü ve geniş etki alanı, ileriye yönelik olarak Türkiye’ye çok şeyler vaat etmektedir. Bugünler geride kalacaktır. Ve Türkiye, yeniden “dostluğuna güvenilen”, “düşmanlığından çekinilen” bir ülke olacaktır.

Başkan Trump’ın en kısa zamanda ve “samimi” bir şekilde hatasını “telafi etme”si gerekmektedir!

***

Continue reading

BİRLEŞ(tiril)MİŞ DEVLETLER GÜNÜ 24 EKİM


 

Günümüzün «Millet Maskeli Beşli Çetesi!»

O günlerde – Zira asıl BM kuruluş tarihi Atatürk sonrası, 24 Ekim 1945’dir – Dünyanın en büyük uluslararası topluluğu olan Milletler Cemiyetine [The League of Nations] Türkiye’nin katılması ile ilgili olarak yapılan öneriler karşısında Gazi Mustafa Kemal şöyle demişti:

Biz başvurmayı düşünmüyoruz, fakat davet ederlerse katılmayı düşünebiliriz…

Bunun üzerine Topluluk, bu dik duruş karşısında’ Milletler Cemiyeti Katılım için Başvurma zorunluluğu’nu uygulamaktan ilk kez vazgeçmiş ve 43 üye ülkenin oybirliğiyle, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin topluluğa davet edilmesine karar vermiştir. Bu davet üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne katılmayı kabul etmiştir. [Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Türkiye]

Yıl 1932’dir.

 

Bu, hiç kuşkusuz ki Atatürk’ün iç siyasette olduğu kadar dış siyasette de onurlu ve dik duruşunun yansıması ve buna bağlı olarak da kendi kararlarını kendi verebilen tam bağımsız bir ülkenin ayakları yere basan siyasetinin elde ettiği ibret alınacak diplomatik bir zaferdir.

***

Continue reading

HAYALİSTAN


NON HOMO HOMİNi LUPUS!

© photocredit

***

Continue reading

Erbil’in Rizikolu Referandumuna çeyrek kala…


 

Türkiye nasıl bir karar alacak?

☪ ⚠⚔ Türkiye’den gelen son “çıkışlar” , daha güçlü olmakla birlikte, hâlâ konunun arz ettiği vahamet ile orantılı gözükmüyor. Oysa Türkiye, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma kararını, “savaş sebebi/casus belli” saydığından dolayı engelleyebiliyor. Zira böyle bir kararın uygulamaya girmesi, Türkiye’nin hareket kabiliyetini zayıflatmış ve uluslararası sulara çıkışının engellenmesi olacaktı. Irak Kürtlerinin bağımsızlık ilân etmesi de, doğrudan ve yakından Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğü ile ilgilidir. Zira böyle bir durumda, Türkiye’nin egemenlik alanını küçültme/daraltma sonucu doğacak ve Kürtlerin “Büyük Kürdistan emeli” bağlamında Türkiye’nin olarak “küçülmesi” sonucuna yol açabilecek bir süreci başlatmış sayılacak. Yunanistan’ın Türkiye çıkarlarına zarar veren bir kararına tepki olarak savaşı göze alabilmiş Ankara, bugün Erbil’in bağımsızlık referandumuna tepki vermekte niçin gecikti? Oysa, tehdit ve risk bugün çok daha büyük ve Türkiye, toprak bütünlüğünü ve birliğini koruma durumu ile karşı karşıya. Türkiye’nin egemenlik alanın küçülmesi, daralması ihtimali sözkonusu.

☪ ⚠⚔ MGK’nın öne çekilen toplantısında, referandum kararının hayata geçmesinin savaş sebebi sayılacağı kararı çıkması beklenmiyor. Zira; Ankara’nın Erbil’i bağımsız bir unsur olarak muhatap aldığı anlamına gelir bir; bir de Türkiye’nin uluslararası yalnızlığını da artırma rizikosu doğar iki…

☪ ⚠⚔ Türkiye’nin Erbil’in bağımsızlık referandumuna ilişkin yaklaşımı, ileride kendisinin aleyhine kullanılabilecek bir duruş olmaktan uzak olmalıdır. Ankara, “savaş sebebi sayarım” tehdidi yerine, bunu, Erbil’de ‘Ankara savaşı göze aldı’ şeklinde anlayacağı türden eylemlerde bulunmalı, bu yönde adımlar atmalıdır.

***

Continue reading

Barzani’nin, İsrail ve ABD destekli yayılmacı girişimleri…


 

Musul ve Kerkük Kürtlerin eline mi geçiyor?

☪ Türkiye’nin Musul konusundaki ısrarının arkasında yer alan en temel etken, bu vilayetin sınırları içinde yaşayan nüfusun çok büyük bir çoğunluğunun Türk/Türkmen olması, vilayet toprağının Türkmenlerin ata toprakları olmasıdır.

☪ Kürtlerin Kerkük’te “kendi hukuklarını” yaratma çabası içinde oldukları ve Kerkük İl Meclisi’nin kararının da buna örnek teşkil ettiği anlamına gelmektedir. Ancak yerleşik uluslararası hukuk, yürürlükteki Irak Anayasası ve diğer ilgili mevzuat himaye edici değil. Kürtlerin Kerkük ile ilgili tasarrufları, uluslararası hukuk ve Irak iç hukuku muvacehesinde yok hükmündedir.

☪ Kürt Yöneticiler, bugün çok farklı şeyler söyleseler de, o toprakların Türk/Türkmen kimliğini “silmek” için dün tapu ve nüfus kayıtlarını tahrip edenler de onlardır. Ve söyledikleri, dünkü gerçekleri örtmeye/unutturmaya yetmemektedir.

☪ Erbil ve Kerkük ile gelişmeler; “perde” gerisinde kalmaya özen gösterse de, daha çok İsrail ile bağlantılı bulunmaktadır.

☪ Bağımsızlık referandumunun alınış biçimi ve koşullar dikkate alındığında, Kerkük’ü de kapsayacak referandumdan kuvvetle muhtemel Barzani’nin istediği sonucun çıkacağı; bunun da, müteakiben Kerkük’ün yeni statüsünü belirlemek için yapılacak ikinci referanduma yansıyarak Kerkük’ün “Irak Kürdistanı”na bağlanacağı anlaşılmaktadır. Kerkük’ün bu suretle “Irak Kürdistanı”na dâhil olması, Kerkük petrollerinin Irak Kürtlerinin (dolayısıyla ABD’nin ve İsrail’in) kontrolüne girmesi anlamına gelecektir.

© photocredit

***

Continue reading

Suriye’de gelinen nokta…


 

…ve Türkiye için «Kâbus Senaryosu!»

💀 Suriye, özgürleşme ve demokratikleşme bir yana, parçalanma noktasına gelmiş bulunuyor;

☠Kürt hareketinin devlete dönüşmesi ve Irak’ın parçalanması an meselesi;

💀Bölgesel dengeler derinden etkilendiği gibi, bölge ülkelerinin sınırlarının değişme ihtimalini içeren ciddi bir tehdit mevcut;

☠Ve bütün bunların arkasında ABD, Rusya, İsrail ve İran var;

💀Türkiye, Kürt nüfusa sahip bir bölge ülkesi olduğundan ve hem gücünden, hem de inandırıcılığının yanısıra çok şey kaybettiğinden dolayı tam bir tecrit altında bulunuyor;

☠Bölgede ilerlenen süreç ile çıkacak sonuçların Türkiye’ye yansımaması mümkün değil;

💀Ankara’nın Ermenistan, Yunanistan, Bulgaristan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve İran ile ilişkilerinin mevcut durumu, bu tabloyu daha da kötüleştiriyor;

☠ABD kuvvetlerinin Suriye üzerinden Türkiye’ye girip bir haftada İstanbul’a varmalarını işleyen, “Metal Fırtına” kurgu romanı gerçeğe mi dönüştürülüyor? [Özet]

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: