Akademik Kadroların Sorunu Ne?


 

Yardımcı Doçentlik mi; yoksa, Bilimsel Özgürlük, Üretkenlik ve Kalite Sorunu mu?

2017 yılı verileri bazında Türkiye’de toplam 196 üniversitedeki öğretim elemanlarının akademik unvanlarına göre dağılımına bakıldığında, bunların 21 bin 958′i profesör, 14 bin 497‘si doçent, 34 bin 196‘sı yardımcı doçent olarak tanımlandığında yardımcı doçentler öğretim üyeleri içinde en büyük zümreyi oluşturmaktadır.

Türkiye; Amerikan üniversite modelindeki “assistant professor” unvanına denk gelen Yardımcı Doçentlik kadro unvanı modeli benimsedi. Ancak, ABD ekolünde Yard. Doç. sürekli bir kadro değil. Belirli süre ile görev alır ve doçentliğe hazırlanma süreci tanınmış araştırmacı konumundadır.

Şimdi sorulacak asıl soru şu olmalı; TBMM’ye sunulan Yard. Doç. kadrolarının doktoralı öğretim üyeliğine dönüştürülmesi ve doçentlik sınavında bazı değişikliklerin yapılması üzerine tasarı yasalaştığında, üniversitelerin nitelikli bilim insanı seçme ve kurumuna kazandırılmasına ne tür bir katıda bulunacak.

Yeni yasa bu bağlamda Yard. Doçentliğin kalitesi mi yükseltilecek, araştırma ortamı mı iyileştirecektir? Bunlar net değil.

© photocredit

***

Continue reading

EU Bulgarian Presidency


 

United We Stand!

Berlin Duvarı’nın yıkılması ardından birçok Balkan ülkesinden farklı olarak, Bulgaristan’da barışçıl bir demokratikleşme dönemi yaşanırken; 29 Mart 2004 tarihinde NATO, 1 Ocak 2007 tarihinde ise AB üyeliği gerçekleştirildi. Yaşadığı sosyo-ekonomik ve politik sorunlara rağmen ülke, küresel dinamiklere hızlı bir şekilde adapte olduğunu göstermiş bulunuyor.

Bulgaristan, bir önceki dönemsel başkan Estonya ve 1 Temmuz’da görevi Sofya’dan devralacak Avusturya Trio’su ile AB’yi yönetecek. 18 ay boyunca yakın işbirliğiyle çalışacak olan Estonya, Bulgaristan ve Avusturya’nın güvenlik, AB sınırlarının güçlendirilmesi, ekonomik büyüme ve rekabetçilik odaklı politikalar benimsemesi kararlaştırıldı.

İlk kez üstlendiği dönemsel AB Konseyi başkanlığında Bulgaristan, geleceğine odaklanan AB için etkili adımlar atmak istiyor. Bu bağlamda kendi tarihsel ve kültürel değerlerini, Birliğin değerleriyle özdeşleştirerek ülkenin milli sloganını AB Konseyi dönem başkanlığı sloganı haline getirdi: “Birlikten kuvvet doğar.”

Peki, Bulgaristan’ın AB Başkanlığı’ndan Türkiye ile ilişkiler açısından neler beklenebilir?

© photocredit

***

Continue reading

İnsanoğlunun Tükenmek Bilmeyen Oburluğu…


 

Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlıyor, fakat herkesin hırsına yetecek kadarını değil.
Mahatma Gandhi

Nüfusun hızla arttığı, gelişmekte olan ülkelerdeki gelir artışı ile birlikte tüketimin de katlandığı, buna karşılık üst ve alt gelir grupları arasındaki uçurumun giderek açıldığı ve var olan işlerin de azaldığı bir dünyada çıkabilecek çatışmaları önlemek, yüzyılın vebası olan terörizm ile mücadele etmek ve ekonomik ve sosyal sistemleri yeni gerçekliklere uygun bir şekilde revize etmek için sürdürülebilir kalkınma felsefesi bizlere önemli ipuçları sunuyor. Sürdürülebilir kalkınmayı “gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yetisini tehlikeye atmadan, bugünün ihtiyaçlarını karşılayan kalkınma” olarak tanımlayabiliriz. Bu kavramın temelinde, özellikle yoksulların ve dezavantajlı grupların temel ihtiyaçlarının karşılanması önceliği ve bunun yanında çevrenin sunduğu kaynakların sınırlı olduğu anlayışı yatmakta. Tüm kamu politikalarının bu felsefe uyarınca tekrar gözden geçirilmesi ve adapte edilmesi insanlığın geleceği açısından da kritik önem taşıyor.

“Sürdürülebilir Bir Dünyaya Doğru: Küresel Gündem ve Türkiye” başlıklı bu yayın, sürdürülebilirlik ekseninde, küresel gelişmeleri ve trendleri bizlere sunuyor. Ülkelerin sürdürülebilirlik ve rekabet edebilirlik gibi küresel endeksler kapsamında değerlendirildiği ilk bölümden sonra, sırasıyla sera gazı salınımlarının çevre üzerindeki etkileri, yenilenebilir enerjideki son trendler ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş gündemine ait bölümlerden oluşan bu yayının konu ile ilgili güncel gelişmeleri derliyor.

***

Continue reading

«Galaktik Beyin» ile Buluşma…


 

The greatest tragedy in mankind’s entire history may be the hijacking of morality by religion.
Sir Arthur C. Clarke

Çoğu kimse, sana ulaşmanın – görüşmenin imkansızlığına dem vururdu…
Girmiştim bir kez vizyonunun etki alanına ve bir röportaj yapmak istiyordum…

Bir gazetede okumuştum New York’ta olduğunu o sıralar…
Hemen otelini öğrenip aramıştım ki, bu otel “2001: Uzay Macerası”nı da yazmış olduğun,
Adına bir Plaket’in de duvarında asılı olduğunu da çok sonradan öğrenmiş olduğum bir otel…

Ve ne büyük bir rastlantı ki, New York’a 1990 yılında ilk ayak bastığım ve benim de kalmış olduğum oteldi, Hotel Chelsa…
Haberi okur okumaz hemen aramıştım oteli…
Maalesef o sabah ayrılmıştın Sri Lanka’ya dönmek üzere
Çok üzülmüştüm ama yapacak bir şey de yoktu o an…

© photocredit

***

Continue reading

Science, innovation and the digital revolution:Turkey


 

OECD: The Digital Transformation in Turkey

For decades, research in the field of artificial intelligence (AI) has aimed to produce machines with human-like cognitive functions. In 2016, Turkey was among the top 20 economies in terms of top-cited scientific publications related to machine learning illustrating its commitment to play an active role in the development of frontier technologies.

Over the past decade, business R&D increased significantly in Turkey, reaching 50% of gross domestic expenditure on R&D. Government funding of business R&D increased slightly between 2006 and 2015 but remained rather low at 0.07% of GDP.

Business funding of R&D performed by higher education institutions provides one indication of R/D in Turkey, the highest share among OECD countries.

International co-inventions are particularly hight for ICT-related patents, with about 25% of Turkey’s IPS patents featuring inventors located in at least two economies.

In Turkey, the government budget for R&D has increased by almost 80% since 2008. In 2016, nearly 30% of the budget was devoted to research in defence and space.

© photocredit

***

Continue reading

Türkiye’de «Mera Sorunu…»


 

Çölleşmeye Gitmeden Çözüm Bekliyor!

 

Türkiye’de meralar halen süren bir bozulma ve küçülme süreci içinde. Bu küresel iklim değişikliğine ve erozyona katkı veriyor.

Diğer yandan meralar geriledikçe hayvansal üretim ancak hammaddeleri büyük ölçüde ithal edilen yoğun yemle yapılabiliyor. Bu da maliyet, döviz gereksinimi, çok su isteyen yem bitkilerinin üretimi için gerekli suyun çıkarılmasının getirdiği enerji ve bunun üretiminin ekolojik etkileri, kesif yemle üretilmiş hayvansal ürünlerin sağlık açısından getirdiği problemler, büyük hayvancılık işletmelerinin getirdiği ekolojik ve sosyal problemler gibi çok değişik ve çok boyutlu problemler ortaya çıkarıyor.

Bütün bu sorunların aşılması için meraların geliştirilmesi gerektiriyor.

 

Peki nasıl?!

© photocredit

Acil duyuru:
Yarın, yani 7 Aralık 2017 Perşembe yapacağımız “Başka Bir Mera Mümkün mü?” başlıklı konferans ve paneli bugün Ege Üniversitesi rektörlüğünün izin vermemesi üzerine iptal etmek zorunda kaldık. Bornova’da başka bir salon şu anda bulamadık. İki hafta önce resmi yazışma ile Ziraat Fakültesinden izin almıştık. Rektörlüğün etkinliğe bir gün kala izin vermeyeceği aklımıza hiç gelmedi. İleride bu etkinliği üniversite dışında tekrar düzenlemeyi düşünüyoruz. Saygılarla.
Tarım Ekonomisi Derneği adına
Tayfun Özkaya

***

Continue reading

«MHP Cephesi»nde Değişen Yok…


 

Yönetim Zafiyeti Giderek Ağırlaşıyor!

İktidara yönelik tek bir eleştiri yok, tam tersine; iktidarın yanında olunduğu adeta açıkça haykırılıyor. Demek ki Türkiye’de her şey yolunda gidiyor, iktidar, her şeyi en iyi ve en güzel şekilde yapıyor. Bardak ağzına kadar dolu olmalı ki, varsa yoksa dış politika! İç Politikada ise seçim barajı meselesi…

Esnafın, çiftçinin, sanayicinin, emeklinin, çalışanın durumu es geçiliyor. Artan döviz fiyatları, olumsuz yönde güncellenen yılsonu enflasyon beklentisi, artan dış ticaret açığı, kapanan fabrikalar ve işyerleri, artan işsizlik, ağırlaşan geçim koşulları, eğitimdeki yaz-boz görmezden geliniyor. Vatandaşın; “kapat şu televizyonu, yine aynı konular” tepkisi haksız mı?! Vatandaş; “iş-aş-yarın” derdinde iken, Suudi Arabistan’ın, Rusya’nın, ABD’nin ne yaptığı onların ilgisini mi çeker?

MHP liderliği, AKP’nin 15 yıldır ülkeyi tek başına yönettiğini; bu süreçte Türkiye’de bir arada yaşama kültürünün erimeye ve kaybolmaya başladığını, toplumda belirgin bir kamplaşmanın, bölünmenin yaşandığını, dış politikada dip yapmış “derin bir yalnızlığın” konuşulmakta olduğunun da mı farkında değil!

Devlet Bahçeli diyor ki; “Çürük iple kuyuya inen, dibe çakılır.” Bu durumda MHP’nin mevcut yönetiminin siyaset yapma anlayışının yetersizliği ve artan zafiyeti de; ister istemez insanlara; tutunduğu ip “çürük” böyle giderse “dibe çakılma”sı kaçınılmaz olacak, dedirtmiyor değil!

***

Continue reading

%d bloggers like this: