ABD’nin «Kudüs Kararı»ndan Sonra…


Mutluluk ayrılıkta mı, boşanmada mı?

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşasın Adalet…


 

Hangisi?
«Asıl Adalet» Elbette!

Bu zıkkımın yanında
Arnavut ciğeri ister, bir.
Çiroz salatası ister, iki.
Cacık ister, üç.

Adalet, müsavat, hürriyet demeye
Sadece yürek ister.

Metin Eloğlu

© photocredit

***

Continue reading

Şiir Pazarı: İnsanlığın İsyanı…


 

…Ama sen suçlu değilsin ki arkadaş!

Aya öfkelenmişim ben,
işte böyle kapkaranlık bir gece olmuşum.
Padişaha kızmışım,
çırılçıplak bir yoksul olmuşum.
Güzeller sıltanı gel demiş,
evine çağırmış beni.
Ben bir yolunu bulmuşum,
yola baş kaldırmışım

Sevgilim baş çeker, naz ederse,
gamlara atar, kararsız korsa beni,
bir kez olsun ah demem, inad için.
Ah’a da kızmışım ben.

Bir bakarsın altınla aldatırlar beni o.
Bir bakarsın şanla şerefle aldatırlar beni.
Oysa altın falan istemiş değilim ondan,
şanla şerefe hele çoktan boş vermişim.

Ben bir demirim,
mıknatıstan kaçıyorum.
Bir saman çöpüyüm ben,
mıknatıslara yan çizmişim.

Ben öyle bir zerreyim ki,
bütün âleme isyan etmişim.
Havaya, toprağa isyan etmişim,
Ateşe, suya isyan etmişim.
Altı yöne isyan etmişim.
Beş duyuya isyan etmişim.

Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
altı yön de neymiş,
beş duyu da ne.
Benim için hiç bir şey umurumda değil.

Mevlâna Celalettin Rumî

© All of the pictures: Üzeyir Lokman Çaycı

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Öyle bir Dünya ki…


 

İnsanlığın Temel Değerlerini Artık Dilenmemiz Gerekiyor!

vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen’ e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.

William Shakespeare

© photocredit

***

Continue reading

Şiir Pazarı: «Leş Kargaları» Gözetiminde…


 

Adalet ve Özgürlük Olur mu Hiç!

Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En başta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
Hak güçlünün, kötünün yanı.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir! (…)

Ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
Artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.(…)

Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!

Namık Kemal.
[Tamamı]

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yalnız İnsan…


 

Buğdayın Türküsünü Söyler!

Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan
Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kırmızı elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de
Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.

Pablo Neruda

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Yaşam denen keskin dişli…


 

Çatlatır yontuyu, soğutur mermeri!

Ne idiysen onu yansıtan
amansız bir ayna şu beyaz kağıt.
Senin sesinle konuşur beyaz kağıt
senin gerçek sesinle
beğendiğinle değil;
senin eserindir, boşuna harcadığın
bu hayat.
Yeniden ele geçirebilirsin belki
seni başladığın yere
fırlatan bu kayıtsız nesneye
tutunabilirsen eğer.
Bunca yer gezdin; aylar , güneşler gördün
ölülere, dirilere dokundun
inlemesini bir kadının
kinini büyümemiş bir çocuğun –
ama bir hiç olacak bütün bu duydukların
sen bu boşluğa güvenmedikçe.
Yitirdiğini sandığın şeyleri bulacaksın
belki orada:
gençliğin filizlenişini, yaşlılığın çöküşünü.
Hayatın sen ne verdiysen odur
bu boşluk sen ne verdiysen odur
bu beyaz kağıt.

Yorgo Seferis

***

Continue reading

Dışlanmışlık Duygusu…


 

…veya ; Esse Est Percipi – var olduğunun bilincinde olmak!

⚜ Yaşamak, bir başkasına ait olmaktır. Ölmek, bir başkasına ait olmaktır. Yaşamak ve ölmek aynı şeydir. Ama yaşamak başkasına dışarıdan ait olmakken, ölmek içeriden ait olmaktır. Bu ikisi birbirine benzer, tek fark, hayat ölümün dış tarafıdır – Fernando Pessoa;

⚜ Başkalarını çoğu zaman en dar aidiyetleri içine sıkıştıran bizim bakışımız ve onları özgür kılacak da gene bizim bakışımız – Amin Maalouf;

⚜ Bireylerin sosyal açlığa yol açan sosyal dışlanma deneyimlerinin, önyargılardan uzak sosyal kabul ve onaylanma deneyimlerinden oldukça farklı sonuçlar ve etkiler zincirini beraberinde getireceği aşikardır – Howard Gardner;

⚜ Kuvvetten korkmaktan kaynaklanan itaat, insan yüreğinden kaynaklanan bir itaate dönüştürülmelidir – Erich Fromm;

⚜ Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır – Aristoteles;

⚜ Sorgulanmayan yaşam yaşanmaya değer değildir – Sokrates;

⚜ Esse Est Percipi- Var olmak algılamaktır. Ağaçlar algılayan birileri olduğu sürece vardırlar. Ormanda Bir Ağaç Devrilse Kimse Duyar mı? – George Berkeley;

⚜ Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması köleliktir – Euripides;

⚜ Tanıdığımız çoktur, ama dostumuz azdır, zira güvenmeden sevilmez, insanlığı hümanistçe severiz, ama her insan görünüşlü ile dost olamayız – Yakup Yurt;

© photocredit

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Herkes Kendi Havasında…


 

Bir Garip Dünyada…

Garip bir dünyada yaşıyoruz
Sevgi, saygı, mutluluk
Dostluk, eşitlik, özgürlük
Herşeyin dolara endekslendiği
Herşeyin tüketildiği
İstatistiksel
Ve sanal…
Para oltanın ucunda bir yem
İnsanlar ona takılma yarışında
Kimi yirmi, kimi kırk yaşında
Sonuçta da güzellikler
Ya konserve kutusunda
Ya da birer ızgara
Sermayenin tavasında…
Eski gerçek değerler
Ya tozlu raflardaki
Kimsenin okumadığı
Kitaplar arasında
Ya da kimsenin dinlemediği
Yaşlı uzmanların kafasında
Ve kimse kimseyi umursamıyor
Herkes kendi havasında…

Yakup Yurt

© Desenler: Üzeyir Lokman Çaycı

***

Continue reading

Yalnızlık…


 

Korkulu bir rüya mı?

solitude

YaInızIığın en kötüsü seni anIamayanIarın arasında kaImaktır – Yalnızlık adam olmayanların vereceği saygıdan, sevgiden yeğdir – Mevlâna; YaInız oImak yanIış bir kaIpte oImaktan iyidir – Charles Bukowski; Tek başına mutsuz oImak, birisiyIe beraberken mutsuz oImaktan iyidir – MariIyn Monroe; Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine; ama bu taş dibe inecek olursa, kim çıkarabilir ki? – Kimine göre yaInızIık, sadece hasta kişinin kaçışı değil, hasta ruhlu kişiIerden de kaçıştır – Friedrich Nietzsche; YaInızIık, insanın çevresinde insan oImaması demek değiIdir. İnsan, kendisinin önemsediği şeyIeri başkaIarına uIaştıramadığı ya da başkaIarının oIanaksız buIduğu bazı görüşIere sahip oIduğu zaman, kendisini yaInız hisseder. CarI Gustav Jung; Değeri biImeden yaInızIığından kurtuImak istiyorsan; kurtuIsan da yaInızsın – Aziz Nesin; YaşIandıkça, yaInızIıkIa daha iyi anIaşıyorum – Sienna MiIIer; YaInızIık, bütün büyük ruhIarın kaderidir – Hiçbir insan asIa yaInız değiIdir. Çünkü arkasında fark etmeden bıraktığı izIeri muhakkak biri fark etmiştir – Arthur Schopenhauer; Bir akıI ne kadar güçIü ve orijinaIse, o öIçüde yaInızIığın mezhebine doğru kayar – AIdous HuxIey; Büyük bir yaInızIık oImadan, ciddi bir eser veriIemez – Picasso; Sakin bir hayatın tekdüzeIiği ve yaInızIığı, yaratıcı akIı harekete geçirir – AIbert Einstein…

 

***

Continue reading

Yaşam nedir?


 

Hiç düşündünüz mü?

al_pacino

Bir yüreğin, sevdalısına çektiği özlem mi ? Yoksa, hücredeki birinin, gökyüzüne çektiği özlem mi ? Vicdanını rahatlatmak için yapılması gerekenler mi? Yoksa inandıkları uğruna yaşamsal gerekleri ve hatta sevdiklerini kaybetmeye başlaması mı insanın…? Direnmek miydi yaşam, acımasız gerçeklere? Tutsaklık var mıydı, düşüncelerden öte? Düşünmüyorsak yok muyduk, yaşamıyor muyduk? Teklikten ve Hürriyetten maddiyat için, çıkar için kendini feda edip ailesi, yakınları, sevdikleri dahil daha iyi bir yaşam sürdürmeleri için yapılan fedakârlıklar mı? Sürüdeki koyun olma pahasına?
Tüm değerleri hiçe sayarak… İnsanları ve insanlığı umursamadan, üstelik. ‘Hayattayım, yaşıyorum, kendimin elde edemediği koşullara şimdi tüm sevdiklerim sahipler, bu bana yeter, diyebilmek mi? Hayat günümüzde kahpe, pislik, çekilmez olmadı mı ? Çoğu zaman, kişisine göre.. Oysa güzel olmalıydı herkes için değil mi? İyi de ya «güzellik?» Sevmek, büyüklük taslamayıp, görünüşte «eşitlikçi» davranmayıp, olanaklarını diğerleri ile paylaşmak mıydı yoksa? Boşuna dememişler ‘yaşarak öğrenirsin hayatı’ diye… Öğrendik diyelim, yaşarak… Gelmişin 70 yaşına, ömrünü hep karşındakiler için tüketmişsin, kendini asla düşünmeden! Ağlamanın, yakınmanın var mı bir yararı? Oysa, karınca kararınca güzelleştirebilir miyim, masum değerlerin korunmasında katkı sağlayabilir miyim, akan gözyaşlarının en azından bir kaç damlasını durdurabilir miyim, yüreklere umut aşılayabilir miyim, ‘kaderim buymuş’ demeden, kabullenmeden, kandırılmayı bile sinene çekerek, ama asla özgürlüğünden, bağımsızlığından, inandığın ilke ve aldığın terbiyeden ödün vermeden, tutsaklığı yaşayabilmek miydi, yaşam? Oyunu bile kurallarına uygun oynayamadan, riyakârca, alçakça, perde arkasında değil, tüm çıplaklığı ile herkesin önünde, tüm çirkinliklere karşın oynayanları seyretmek miydi? Çirkinlikleri gördüğün an haykırmanın hiçbir şey ifade etmediğini, yalnız kaldığını, bu kafayla gittiğin sürece yalnız kalmaya devam edeceğini anladığın andan itibaren mi başlamıştı yaşam? Her şeye hayır deyip, isyan etmekti belki de…? Bu oyunda kazanan kim, kaybeden kim, diye sorsalar yanıtın ne olurdu? BEN! Niçin, diye artçı soru geldiğinde? ‘Çünkü tek kabahatli varsa o da benim ama en azından vicdanım rahat’ diyebilmek midir yaşam? nö.

 

***

Continue reading

Korku imparatorluğu: Korkanlara değil, korkutanlara yarıyor…


Ecele de hiçbir faydası yok!

korku_imparatorlugu

Çoğu zaman bilgi ve güç aynı kişi veya kişilerde olmayabiliyor. Bilgisi olanlar susturuluyor, erk sahibi konuşuyor veya bir şekilde varlığını hissettiriyor. İnsanlıkta buluşmak yerine düşmanlıkta, husumette, muhalefette zaman ve enerji tüketiliyor. Hemen herkesin kendine göre haklı gerekçeleri var. Ama, konuşmalar bilgi verme şeklinde değil, kendi haklılığını kanıtlama, ikna etme ağırlıklı. Kimse kimseyi anlamaya çalışmıyor. Ölen de öldüren de Allahüekber diyerek cennete gitme yarışında. Oysa görevimiz; adaylıktan asil insanlığa terfi etmek değil mi! Diğer insanları, dışlamadan ve ötekileştirmeden… Sübjektif sabit fikirlerin tutsağı olmaktan hep kaçınarak. Gerisi mi?

***

Continue reading

Zaman akrep görmüş yelkovan gibi kaçıyor !


 

zaman

Kar, yaza kalmaz; yeşil, güze kalmaz – Dede Korkut; Zaman, tohumların birleşmesinden, yumurtanın açılmasından başlayıp ölüme kadar devam eden, canlılardaki değişmeler dışında başka bir şey değildir – Alexis Carrel; Zaman, bir bakıma geçici hadiseler ırmağıdır ve akıntısı da pek zorludur – Antonius; Herhangi bir insan, vaktini nasıl geçireceğini; üstün bir insan ise vaktini nasıl tasarruf edeceğini düşünür – Arthur Schopenhauer; Zaman geçer derler; fakat heyhat… zaman durur, geçip giden biziz – Austin Dobson; Zaman; ne çıkarır ne de böler; fakat öyle bir ölçüde toplar ki çarpma bile onun yanında; küçük kalır – Bob Talbert; Zaman büyük bir öğretmendir, ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür – Curt Goetz; Zaman, sessiz bir testeredir – Immanuel Kant; Zamana kusur buluruz, oysa zaman konuşacak olsa utanırız – İmam-ı Şafii; Yaşam bozuk para gibidir; dilediğinizce harcayabilirsiniz; ama sadece bir kez – Cervantes; Bugün için yaşa, yarın için hayal kur, dünden öğren – Japon Atasözü; Bugünün değerini anlamadan yarını bekleyen bu insanlar, dünün geçtiğini ve yarının belki de hiç gelmeyeceğini düşünemiyorlar – Douglas Burton; Sonsuzluk, zamanın sonsuz bir akışı değildir; fakat zaman uzun bir dönemin içinde, kısa bir parantezdir – John Donne; En güç üç şey vardır: Bir sırrı saklamak, bir yarayı unutmak, boş zamanı iyi kullanmak – Sadi Şirazi; Zaman, istikbalin nesillerine aktarılmaya layık olmayan ne varsa, onları karanlıklara iter ve gerçekten büyük olan hareketleri ebedileştirir – Voltaire;

 

***

Continue reading

Geçen bir yılın düşündürdükleri: Meselenin temeli mi?


İnsanın, insanlık ilke, kural ve değerleri dışına çıkmasıdır!

 

humanity1

Benzememek güzeldir, benzememek özel olmanızı sağlar. Ama toplumsal bir yaratık olan insan, toplumda ortak değerler (asgari müşterekler) bulmadan, yaratmadan, olmadan yaşayamaz… Bir şekilde yönetim makamına oturan bir güruh azınlıklara, farklılıklara dayatmalarda bulunur, hükmeder. herkes başkasını kendisine benzetmek için fırsat kollar. Hoşgörü sözcük olarak kullanılır, lakin kendisi yoktur, dayatma vardır. Anlaşmak için Allah’ın bizlere bahşettiği diyalog dayatmaya dönüşür. Bu arada dostluk, barış, sağlık ve huzur, kardeşlik kelimeleri usûlen söylense de pratikte tersi yapılır. Atom parçalanır lakin önyargıları yok etmek zordur. herkes kendisini fasulye gibi nimetten sayar, kendisine önem atfeder, olanlardan kendisine vazife çıkartır ve sürekli başkalarını yargılar. Seçmediği bir aidiyet bağını yücelterek, tekelcilik taslar, fanatikleşir. Şiddete, işlenceye, teröre başvurarak Allah’ın verdiği canı almaya kalkar ve alır… Doğruluğuna inandığı eylemi gerçekleştirince cennete gideceğini sanarak! Huzur, sağlık ve para insanlarda ancak yokluğu hissedilen kavramlardır. Gerisi hamasettir, Vatan, Millet, Sakarya’dır.

 

***

Continue reading

EYY… NOEL BABA…


Sen sen ol, bırak çocuklara oyuncak getirmeyi,siyasetçilere feraset getir yeter !

Her yerde olduğu gibi, bayramların ve kutlamaların eski tadı yok… Herşey sanallaştı. İnsanlar yalnızlaştı, mutsuzlaştı santa_clausve bireysel tatmin yolunda tüketim sarmalında çaresiz çırpınışlar sergiliyor… Bolluk dönemi kapandı, sosyal haklar her geçen gün azalıyor, kemerler sıkılıyor hem ailelerde, hem kamu yönetimlerinde… Fakat seçilenler benim vergilerimi çarçur ediyorlar, eğitime yeterli ilgi ve desteği sağlamayıp, çocukların niteliksiz yetişmesine ve işsiz kalmasına sebep oluyorlar. Başarısız siyasetçilerden ve hortumculardan hesap sorulmuyor… Krizin faturası her defasında dar gelirlilere kesiliyor. Evebeynler çocuklarına artık senin adını kullanıp oyuncak getirebilecek olanaklardan yoksun kaldılar. İşte daha bir çok sebepten dolayı, Noel Baba…

***

Continue reading

%d bloggers like this: