“KELEBEK ETKİSİ…”


 

…YA DA “BİZİM KELEBEK ETKİMİZ” ÜZERİNE…!

Elazığ, Fırat Üniversitesi’nde sunumu gerçekleştirilmiş olan “SANATIN LABİRENTLERİNDEN ~ IŞIK YOLLARINA: Sürdürülebilir İnsanı Gelişme, Kültür ve Gelecek” adlı söyleşiye yine Elazığ’dan katılmış olan YERELCE ve ÜLKECE’nin yazarlarından Münir Kebir Bey ile sanal bir tanışıklığın gerçekliğe dönüşmesi kadar, Elazığ’da geçirdiğim son günü köylerindeki evlerinde bir köy kahvaltısı ve Keban Barajı’nı birlikte görmeyi de içeren öz’de bir güne damgasını vurmuş olan Belçika merkezli Yerelce’nin kurucusu ve yayın yönetmeni olan yılların gazetecisi ve editörü Nusret Özgül’ün, Yerelce kanalıyla, dünyanın farklı noktalarında olan Yerelce yazarları arasında yapmış olduğu “Kelebek Etkisi” nedeniyle, bu deneme, değerli meslektaş ve dost Nusret Özgül ve Yerelce’ye ithaf edilmiştir.

***

Continue reading

BİRLEŞ(tiril)MİŞ DEVLETLER GÜNÜ 24 EKİM


 

Günümüzün «Millet Maskeli Beşli Çetesi!»

O günlerde – Zira asıl BM kuruluş tarihi Atatürk sonrası, 24 Ekim 1945’dir – Dünyanın en büyük uluslararası topluluğu olan Milletler Cemiyetine [The League of Nations] Türkiye’nin katılması ile ilgili olarak yapılan öneriler karşısında Gazi Mustafa Kemal şöyle demişti:

Biz başvurmayı düşünmüyoruz, fakat davet ederlerse katılmayı düşünebiliriz…

Bunun üzerine Topluluk, bu dik duruş karşısında’ Milletler Cemiyeti Katılım için Başvurma zorunluluğu’nu uygulamaktan ilk kez vazgeçmiş ve 43 üye ülkenin oybirliğiyle, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin topluluğa davet edilmesine karar vermiştir. Bu davet üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne katılmayı kabul etmiştir. [Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Türkiye]

Yıl 1932’dir.

 

Bu, hiç kuşkusuz ki Atatürk’ün iç siyasette olduğu kadar dış siyasette de onurlu ve dik duruşunun yansıması ve buna bağlı olarak da kendi kararlarını kendi verebilen tam bağımsız bir ülkenin ayakları yere basan siyasetinin elde ettiği ibret alınacak diplomatik bir zaferdir.

***

Continue reading

Reis; ‘Arakan’a askeri müdahale başlayacak !’ diyeli kaç ay oldu?


 

«Oynatma»ya kaç kaldı?!

Korku içindeyiz. Sürekli birşeylerden korkuyoruz. Yarın gözümüzü ekonomik krize açıp bir anda borçlarımızın katlanmasından… Durakta beklerken bir bombayla paramparça olmaktan… Hiç beklemediğimiz bir anda işsiz kalmaktan… Tüm yaşamımızın bir anda değişmesinden… Çocuklarımıza karanlık bir dünya bırakmaktan… Korkuyoruz! Korktukça içimize kapanıyoruz, yalnızlaşıyoruz, mutsuzlaşıyoruz!

Türkiye’nin suyu hasta! Niye mi?

 

Bir arkadaşım anlatmıştı. Japon balığı almış. İşten sonra evine gidip balığını seyrediyormuş. Şahaneymiş seyretmesi, böyle dalga dalga gidiyormuş balık. Ama bir süre sonra balık yan yatmış, debelenmeye başlamış. Kavanoza koyup deniz biyoloğu olan bir arkadaşına götürmüş. Biyolog incelemiş, demiş ki;

– İyi haberim var, kötü haberim var, hangisinden başlayayım?

– Hangisinden istersen

– İyi haberim balık hasta değil. Kötü haberim suyun hasta.

– Su hasta olur mu ya?

– Evet olur, iyi oksijen almıyor bu su. Bundan dolayı bir bakteri girmiş. Ve bu bakteri balığın sinir sistemini böyle etkilemiş.

– Ne yapmam lazım?

– Balığın suyunu değiştireceksin, bir de pompanı değiştireceksin.
Su değişince, pompa sistemi değişince gerçekten de balık iyileşmiş bir süre sonra. Yine şahane biçimde dalga dalga gitmeye devam etmiş!

Bizim suyun hastalığı ne peki?

Korku kültürü.

 

Korku kültürü yaşamda gücü temel olarak kabul eder. Hayatta en önemli şey güçtür. Bu nedenle yaşam sürecinin kendisini sıfırlar. Mutluymuşsun, coşkuluymuşsun, zevk alıyormuşsun hiçbir önemi yok. Seni güçlü kılıyor mu kılmıyor mu ona bakacaksın. Yaşamın bir süreç olarak değeri yok, güç temel değerdir. Güçlü olan haklıdır, çünkü o güçlüdür. Güçlü olanın denetleme hakkı vardır, çünkü o güçlüdür. Yönlendirir. Böylelikle tüm ilişkiler ve yaşam onun üzerine oluşmaya başlar. O nedenle böyle bir toplumda insan insana ilişki yoktur, güçlü güçsüz ilişkisi vardır. Kadın erkek ilişkisi yoktur, güçlü güçsüz ilşkisi vardır. Patron işveren ilişkisi yoktur, güçlü güçsüz ilişkisi vardır. Bir toplumda ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ diye soruluyorsa o toplumda güçlü güçsüz ilişkisi vardır!
[Alıntı – Tamamı]

***

Continue reading

Çin «Sıcak Sular»a İnmeye Hazırlanıyor…


***

Continue reading

OECD: Turkey…


 

The economy has recovered from the shocks of 2016

☪ Economic growth is projected to edge up to around 3½ per cent in 2017 and 2018. Consumer price inflation is back in double digits and disinflation is projected to be slow.

☪ Fiscal and other measures, supported by a pick-up in export demand, have stimulated private consumption and investment. Their impact on public finances and the quality of credit allocation should be monitored. Faced with sharp exchange rate depreciation and rising inflation expectations, the monetary stance has been tightened, but explicit increases in the main policy rate are warranted.

☪ Increasing net exports through further integration in global and European value chains is crucial for job creation in the face of a high unemployment rate, without further increasing the current account deficit. To this effect, the long-planned, though now uncertain, deepening of the customs union agreement with the European Union and its extension to agriculture and service sectors is key. To make the most of the resulting opportunities, up-skilling programmes should be implemented not only for young workers but also for entrepreneurs and low-skilled workers.

[Full Chapter]

Turquie – Projections économiques .

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Mazi ve Yalnızlık…


 

Tükenmişlik ve Umutsuzluk arasında Gidiş-Geliş!

Tertemiz şeylerden sözedeyim
İlk sevdalarımdan, ilk dostlarımdan.
Ne toprağın kokulu çiçekleri
Ne yıldızlar
Ne vahşi gönüllü, vahşi ruhlu insanlar ;
Hiç, hiç bir şey kalmıyor ebedi olarak,
Her şey kuruyor sabah çiğleri gibi.
Ama bir şeyler kalıyor ki çok kıymetli.
İşte bu kalıntıların parıltısı
Bir emanet sanki sonsuzluğa.
Çimenler üstünde oturmak
Dostlarla bir şeyler okumak
Dolaşmak yıldızların altında
Gelecekten konuşmak…
Rüyalar boyunca fakir çocuklar
Zengin görünüyor insana
Bir kız sevmiştim bir zamanlar
Sessiz – sedasız
Ne dilerse yapacaktım benden
On dördünde ay gibi tamdı sevdamız
Ama şimdi zamanın külleriyle örtülüdür
Gönlüm baştan başa.
Uzun uzadıya yeretti bunlar hafızamda
Koca bir ömür boyu
Mezarlarında kaldı sevdalarım
Artık genç de değilim ki
Zaman gelip geçiyor yanımdan.
Hala gençlik var ya dünyada
Ve her yerde açılıyor ya genç gönüller
Gelin ey genç dostlarım
Vahşi diyarlara göç edelim
Ve masmavi göğün altında
Temiz, tertemiz şeylerden sözedelim
Huzur ve rahatlık bunda.

Ho Chi-Fang

***

Continue reading

Barzani’nin, İsrail ve ABD destekli yayılmacı girişimleri…


 

Musul ve Kerkük Kürtlerin eline mi geçiyor?

☪ Türkiye’nin Musul konusundaki ısrarının arkasında yer alan en temel etken, bu vilayetin sınırları içinde yaşayan nüfusun çok büyük bir çoğunluğunun Türk/Türkmen olması, vilayet toprağının Türkmenlerin ata toprakları olmasıdır.

☪ Kürtlerin Kerkük’te “kendi hukuklarını” yaratma çabası içinde oldukları ve Kerkük İl Meclisi’nin kararının da buna örnek teşkil ettiği anlamına gelmektedir. Ancak yerleşik uluslararası hukuk, yürürlükteki Irak Anayasası ve diğer ilgili mevzuat himaye edici değil. Kürtlerin Kerkük ile ilgili tasarrufları, uluslararası hukuk ve Irak iç hukuku muvacehesinde yok hükmündedir.

☪ Kürt Yöneticiler, bugün çok farklı şeyler söyleseler de, o toprakların Türk/Türkmen kimliğini “silmek” için dün tapu ve nüfus kayıtlarını tahrip edenler de onlardır. Ve söyledikleri, dünkü gerçekleri örtmeye/unutturmaya yetmemektedir.

☪ Erbil ve Kerkük ile gelişmeler; “perde” gerisinde kalmaya özen gösterse de, daha çok İsrail ile bağlantılı bulunmaktadır.

☪ Bağımsızlık referandumunun alınış biçimi ve koşullar dikkate alındığında, Kerkük’ü de kapsayacak referandumdan kuvvetle muhtemel Barzani’nin istediği sonucun çıkacağı; bunun da, müteakiben Kerkük’ün yeni statüsünü belirlemek için yapılacak ikinci referanduma yansıyarak Kerkük’ün “Irak Kürdistanı”na bağlanacağı anlaşılmaktadır. Kerkük’ün bu suretle “Irak Kürdistanı”na dâhil olması, Kerkük petrollerinin Irak Kürtlerinin (dolayısıyla ABD’nin ve İsrail’in) kontrolüne girmesi anlamına gelecektir.

© photocredit

***

Continue reading

%d bloggers like this: