Bu nasıl siyaset, ne biçim demokrasi?


 

“Ulan Ahlaksız…” Seviyesine İndirilen Siyaset Demokrasisi!

Bir nefesine bile hükmedemeyeceğimiz bir dünya için boyun mu bükeceğiz, zalime eyvallah mı diyeceğiz?
Ertuğrul Gazi

Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur; bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır.
Cemil Meriç

Elin oğlu okur atomu böler. Bizimkiler okur milleti böler.
Necip Fâzıl Kısakürek

Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, Ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz. Öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi
Ömer Hayyam

Koca selleri meydana getirenler, küçük dereciklerdir.
Shakespeare

 

Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz, insanlar inanır. İnsanları, bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı süreki tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin.
Adolf Hitler

Hitler’in Almanya’da yaptığı her şeyin YASAL olduğunu ASLA unutmayın.
Martin Luther King Jr.

Bazı insanlar prensipleri için partilerini değiştirir, bazıları partileri için prensiplerini değiştirir.
Winston Churchill

Bir politikacı işini kaybetmemek için her şeyi yapar. Hatta vatansever bile olur.
William Randolph Hearst

Siyaset takıntısı olanlardan kaçının. Genellikle zeki ve ilginç olurlar, ama doğalarında bir şey eksiktir; bir delik, bir boşluk vardır ve onu siyasetle kapatmaya çalışırlar. Bu onları şekilsiz yapar.
Peggy Noonan

Siyasetle uğraşmamanın cezası, sizden daha aptal olanlar tarafından yönetilmektir.
Eflatun

Siyasetin en eski ikinci meslek olduğu iddia edilir. Şunu fark ettim ki ilk mesleğe (fahişelik) çok yakın bir benzerlik gösteriyor.
Ronald Reagan

Siyaset, görüşü ne olursa olsun, her zaman nefretin sistematik organizasyonudur.
Henry Brooks Adams

***

Continue reading

EUROPE : Les femmes en prison – Women in prison


 

Small minority, but vulnerable!

Women usually make up a very small minority of the overall prison population. They have particular needs and vulnerabilities which are different from those of men, but prison rules and facilities have been developed for a prison population in which the male prisoner is considered to be the norm.

Les femmes représentent habituellement une très petite minorité de la population carcérale générale. De plus, elles se caractérisent par des vulnérabilités et des besoins particuliers qui diffèrent de ceux des hommes. Or, les règles et les structures pénitentiaires ont été créées en vue d’accueillir une population carcérale dans laquelle les détenus masculins sont considérés comme étant la norme.

Drawing from observations, interviews and other fact-finding during its visits since 1990, the CPT has gradually developed detailed standards on the treatment of women in prison.

Sur la base de ses entretiens, observations et autres éléments factuels obtenus dans le cadre de ses visites sur le terrain depuis 1990, le CPT a développé un ensemble détaillé de normes concernant la façon dont les femmes sont traitées en prison.

***

Continue reading

ATATÜRKOLOJİ ENSTİTÜSÜ KURULMALI MI?


 

Yoksa; T.C. Çağdaş Uygarlık Enstitüsü mü Kurulmalı!

Korkmayan, korkutulmayan ve korkutmayan; Aldanmayan,aldatılmayan ve aldatmayan; Yönetilirken, yönetime katılabilen; İnançla akıl arasında denge kurabilen; Dış borca muhtaçlık duymayan; Üretken, temiz doğa, temiz devlet ve temiz toplum(lar) oluşturulabilir mi?

İnsanlar, hemcinslerince dört konuma yerleştirilmişler; Değersizler, Eşdeğerdekiler, Üstünler ve Tapınılacak değerdekiler.

 

Oysa; biyolojik ve fizyolojik normal insanlar doğuştan eşittirler. Fark; bilgi ve beceri devreye girince ortaya çıkar. Bazı insanlar az bilgili becerili, bazı insanlar çok bilgili becerilidirler. Az bilgili becerili insanlara, çok bilgili becerililerden kopya çekmek; kafa yormaktan, sabırla çalışmaktan çok kolay gelir. Kendilerinden üstün buldukları bu insanlara; inanır, güvenir, saygı ve sevgi duyar, bir tür köleleri olurlar, biat ederler.

Kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz. Kölelik ve köle ticareti her türüyle yasaktır, der Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi. Gelin görün ki, her devirde insanlar propagandayla beyin yıkama ve yanıltıcı reklamla yönlendirme baskısı altında köleleştirilmişlerdir.

Peki ne yapılmalı ki, İnsan insana taparak kendini sınırlayıp alçaltmamalı.?

***

Continue reading

Anahtarı Kimde Olacak ?


 

Kişisel Güvenliğimizin !

Popülizm kıskacında ve kurumsal geleceğine ilişkin buhranlı tartışmaların odağındaki AB’nin her şeye rağmen, dijital dönüşüm alanında dünyadaki kural koyucu ve yönlendirici rolünü sürdürüyor.

AB ile yakın ekonomik, siyasi ve sosyal ilişki içerisindeki ülkelerin de bu yeni sürece ve uygulanacak modele ayak uydurabilmesi büyük önem taşıyor. Bu ülkeler arasında ilk sıralarda hiç kuşkusuz Türkiye geliyor.

Peki güvenliğimizi, ruhumuzun korunması kadar yakından ilgilendiren bu konu Türkiye’deki kamu, iş dünyası, akademi ve sivil toplum merkezli paydaşlar tarafından net biçimde anlaşılıyor ve tartışılıyor mu? Ne getirecek, ne götürecek sorularına yanıtlar aranıyor mu? Yoksa, ‘Her şeyimiz Allah’a emanet. Yarına Allah Kerim, gerektiğinde bakarız’ anlayışı mı hüküm sürüyor yine? (nö)

***

Continue reading

Çin’in Küresel Açılımında Yeni Boyut…


 

Sarı Irk İdeolojisi!

Sovyetlerin çökme/dağılma sürecinde “tarihin sonu” tezi ortaya çıkmıştı; anlaşıldı ki, boş… Günümüzde ise, “Medeniyetler çatışması” tezi zemini üzerinde oluşturulan“maksatlı” söylemlerle yönlendirilen “radikal İslam” var… Bir tarafta söz konusu boşluk, diğer tarafta bu boşluğun doldurulması arayışları…

Kapitalizm, Liberalizm, Sosyalizm, Komünizm… Bunları savunanlar… Bugün neredeler, nasıl bir durumdalar? Sesleri duyuluyor mu? Bu ideolojiler, koşullardaki değişim dikkate alınarak gözden geçirilmiş mi, yeni sürümleri ile eskiden olduğu gibi karşılaşılıyor mu?

1990’lı yıllarda dillerden düşmeyen küreselleşme!… Ona ne oldu? Küreselleşmenin (küreselleşmecilerin) sesini duyan var mı? “Küreselleşme” olgusu konuşuluyor mu?

Bütün bunlar, bir taraftan ideolojik anlamda ve küresel ölçekte ciddi bir boşluğa, diğer taraftan da artma eğilimini yansıtan küresel bir düzensizliğe işaret ediyor.

İşte bu noktada, Çin Komünist Partisi 19. Kongresi sonrasında gelen işaretler, Çin’in bir ideolojiye sahip olduğunu ve bu ideoloji ışığında küresel bir düzen peşinde çalıştığı izlenimi yaratıyor.

Çin örneğinde ifadesini bulmuş bir ideoloji var. Çin, şimdi bu ideoloji üzerinden, ABD ve Rusya’nın boşluğunu doldurmaya ve bu suretle küresel yeni bir düzenin inşasına soyunmuş gözüküyor.

Peki bu nasıl olacak?

***

Continue reading

Nasıl Girişimci Olunur?


 

Kuşku, endişe, kin, öfke, nefret, güvensizlik ortamında değil herhalde!

”Nasıl”ı bilenin daima bir işi olur. “Niçin”i bilen, daima kendi işinin patronu olur.
R. W. Emerson

Para, asla bir fikri harekete geçirmez; parayı harekete geçiren fikirdir.
W. J. Cameron

Tek başına olan bugün yola çıkabilir; ama bir başkasıyla seyahat edecek olan, diğeri hazır olana kadar beklemek zorundadır ve ikisinin de hazır olması çok uzun zaman alabilir.
Henry David Thoreau

Başkalarının, yapamayacağınızı iddia ettikleri şeyleri sadece bir kere yapın! Bir daha onların söylediklerini dikkate bile almak zorunda kalmazsınız.
James R. Cook

Bu dünyada başarıya ulaşan insanlar istedikleri şartları yakalayan insanlardır. Eğer onları bulamazlarsa, kendileri yaratırlar.
Bernard Shaw

Yeni bir keşif için yeni yerler değil yeni gözler gerekir.
M. Proust

Umut olmayan yerde girişimcilik de olmaz!
Samuel Johnson

Kendi kendiniz için çalışıyorsanız ya bir öncü olursunuz ya da aç kalırsınız.
John Willard Marriot

Bazı insanlar olmasını ister, bazıları olmasını bekler, bazıları ise oldurur.
Michael Jordan

İyi bir fikre sahip olmanın en iyi yolu, birçok fikre sahip olmaktır.
Albert Einstein

***

Continue reading

Şiir Pazarı: Benden Öncekiler…


 

Benden Sonra Değişir mi?!

Ağacı sevecektiniz,
Yoldunuz, dal bırakmadınız…
Yılına al bırakmadınız,
Yemişini yiyecektiniz.

Kadını sevecektiniz,
Aldınız, ver bırakmadınız…
Sevi’ye yer bırakmadınız,
Ona ben değil, sen diyecektiniz

Büyünürken zamanla,
Küçüldünüz zamanla,
Arıları kovdunuz dumanla,
Kovanda bal bırakmadınız.

Sobayı söndürdünüz,
Isıyı öldürdünüz,
Hava basıp üfürdünüz,
Mangalda kül bırakmadınız.

Parayla yamalı bohça’da,
Kapanık, dar bir açıda,
O caanım ikili bahçede
Bir renk, bir gül bırakmadınız.

Bir eliniz vardı, bir cebiniz,
Başınıza vurdu keliniz,
Alıp sattınız hepiniz,
Depoda mal bırakmadınız.

Özdemir Asaf

***

Continue reading

Heeeçççç mi; Mımmmm mı?


«Wait and See!»

***

Continue reading

Şimdi Birlik ve Beraberlik Zamanıdır…


 

Sanki, cephe gerisinde istediği birliği barış ve huzur zamanında koruyucu politikalar izlenmiş gibi!

Söylemlerinde, «Duygu Sömürüsü» yapanların arasında Reis’ten «Usta»sı yoktur! İmam Hatiplilerin özelliği olmalı bu…

CB, 4 Kasım 2015 tarihinde şunları söylüyor: ‘önümüzdeki dönem konuşma, tartışma dönemi değil; sonuç alma dönemidir. Bu işe illa bir isim aranıyorsa, bunun adı artık ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci’dir”

‘Ananı da al git’ günlerini geride bırakıp, kutuplaştırmaları da görmezden gelip 2018 Ocak ayına varıyoruz.
Reis diyor ki; ‘Dervişin fikri neyse, zikri de odur. Kalbine kin, nefret ve husumet olanın dili (eylemleri de elbette) bunları sergileyecektir.

CB şu kararlılığını da az tekrarlamadı: Şu gerçeğin herkes tarafından bilinmesini (iyi) istiyorum. Bu ülkede tek parti döneminin faşist zihniyeti artık tarih olmuştur!

Şahsen bendenizin şu şekliyle yorumladığı bir cümle ile son veriyor konuşmasına: Hortlatmaya kalkışanları da asla yaşatmayacağız. Muhalifleri kastediyor olmalı.

Gidişat, Tek Parti, Tek Egemen Lider, İstibdat dönemi değil galiba?! Uygulamaların, yurtiçinde ve dışında muhaliflerin ölümle tehdit edilmeleri de kesinlikle faşist zihniyetle bir ilgisi yok mutlaka, çünkü tarih olmuş!

Belçika’da Cuma akşamı yapılan toplantıya katılan İyi Parti Kurucu üyelerinden Av.Özcan Pehlivanoğlu’nun izlenimi ise özetle şu:

Yapay kutuplaştırmalara bir de yurt dışında yaşayan Türklere seçme yani seçimlerde oy kullanma hakkının verilmesi ile particilik odaklı bölünmeler eklenmiş. Bu insanlar adeta birbirleri ile selamı sabahı kesmişler, birbirlerinin gelip gittiği yerlere uğramaz olmuşlar hatta camilerini ve diğer ibadet yerlerini bile ayırmışlar. Ortak idealler nerede ise tükenmiş.

Şimdi sorumuzu soralım öyleyse; Nerede ise yüzde yüze yakın müşterekleri olan bu insanların bu ayrışmaya uğratılması, Türk toplumuna nerede olursa olsunlar büyük zararlar veren bu durumun müsebbibleri kimler?! (nö)

***

Continue reading

AYDIN BOYSAN’IN CENAZE NAMAZI KILINMAZMIŞ


 

Rakı Gibi Olmasa da Bal Gibi Kılınır!

İnsan olarak onurumuz varsa eğer, öleceğimize göre değil, ölmeyeceğimize göre yaşamak ve çalışmak vicdan borcumuzdur.

 

Bu dünyada kendini yüceltenler, ‘sanat ve bilime’ kendini feda edenlerdir.
Sabır, eser yaratma çilesinin can üfleyen nefesidir.

Her akıl sahibi, kendi aklı dahilinde delirme hakkına sahiptir.
Beyin alır, akıl tartar ve yorumlar. Mizah’ın hedefi aklı kullanmayı öğretmektir.
İnsan dediğimiz canlı, son nefesine kadar bir anlamsız ve saçmalık dizisinden kurtulmak istiyorsa, bunun yararlı ve garantılı kurtuluş yolunun “mizah” olduğunu anlamalıdır.

Kitap insanlığın kağıt üzerindeki belleğidir. Kitap sonsuza kadar ihanet etmeyen bir dosttur. Kitabı ilk kez okurken bir dost tanırsın. İkinci okuyuşunda eski bir dosta rastlarsın.

Sahip olduğumuz zaman az değil, çok… Az olan zaman yararlandığımız zamandır.
Hiçbir konuya hiçbir yaşta geç kalınmış değildir. Her türlü eylem ve işten “artan zaman kalmadığı” gerekçesi ile kaçınılması yanlıştır… Hatta saçmadır.
Yaşlılık bütün güzelliklerin seyredildiği bir manzara kulesidir… Ancak ruhları körelmiş olanlar hiçbir şey göremez.
Eğer zaman, düğüm atılmamış bir ip tekdüzeliği içinde akarsa, öylesine bezdirir ki, miskinlik yaratır. Öyleyse “zaman baba”ya da, arada bir düğüm atılır ki, geçmiş günler zevkle anılsın, gelecek zaman da, umut dolu olsun…
Her bitki çiçeği kesildikçe yeni çiçek verir; kesilmez, öyle bırakılırsa, eninde sonunda kurur.

Bizim dilimiz zoraki kibarları, sokak sözcüğünü küçümseme niyetiyle kullanırlar. Örneğin, sokak kedisi, sokak köpeği gibi…O zavallılar keyfinden mi sokakta yaşıyorlar? Ya sokak kızları?… Kurtarsalar ya.
Kişi sevgi konusunda da herkesi dinledikten sonra kendi yolunu, kendi gerçeğini kendisi bulmalıdır.
Değişmeyen, gelişmeyen, kemikleşen bir sevgi olamaz. Zaman, sevgide biçim ve içerik gelişmeleri yaratır. Sevginin canlı kalması bu gelişmelere bağlıdır.

***

Continue reading

«Ateş Hattı»ndaki Türkiye…


 

«Tasfiye Süreci»nde Hızla İlerlerken!

Türkiye’de, toplumun da âlet edilmesiyle dış merkezli sinsi oyun hız kazandı. Siyasi tartışmalar içindeki ülke idarecileri, içeride ve dışarıda bocalarken, sürekli olarak değişim dönüşüm yapmayı da ihmâl etmiyorlar.

Sanki, birilerinin çok acelesi varmış hissi yaratan bir tablo var önümüzde.
Sanki, Türkiye’yi istedikleri kıvama getirmek için, dışarıdan içeriye doğru aralıksız bir inisiyatif yönlendirmesi yapılıyor.
Sanki, Türk ekonomisinin köşe başlarını tutanlar, basının da kullanılmasıyla Türkiye’yi el birliğiyle sonu felaketle bitecek maceraya sürüklerken, artık aceleciliklerini de saklamıyorlar.

Hedef; Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etmektir! Bu bağlamda, Anadolu coğrafyasına yönelik yeni projeler üretiliyor, plânlar yapılıyor, yapılırken de; “değişim, dönüşüm, demokratikleşme, özgürleşme, askeri vesayetten kurtulma, güç odaklarını etkisizleştirme” kavramları ile toplum uyutuluyor, itiraz edenler baskı vasıtaları ile sindiriliyorlar.

Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü tehlike altında. Türk Devleti her gün biraz daha gerileyerek çözülüyor.

Farkında mısınız

***

Continue reading

Akademik Kadroların Sorunu Ne?


 

Yardımcı Doçentlik mi; yoksa, Bilimsel Özgürlük, Üretkenlik ve Kalite Sorunu mu?

2017 yılı verileri bazında Türkiye’de toplam 196 üniversitedeki öğretim elemanlarının akademik unvanlarına göre dağılımına bakıldığında, bunların 21 bin 958′i profesör, 14 bin 497‘si doçent, 34 bin 196‘sı yardımcı doçent olarak tanımlandığında yardımcı doçentler öğretim üyeleri içinde en büyük zümreyi oluşturmaktadır.

Türkiye; Amerikan üniversite modelindeki “assistant professor” unvanına denk gelen Yardımcı Doçentlik kadro unvanı modeli benimsedi. Ancak, ABD ekolünde Yard. Doç. sürekli bir kadro değil. Belirli süre ile görev alır ve doçentliğe hazırlanma süreci tanınmış araştırmacı konumundadır.

Şimdi sorulacak asıl soru şu olmalı; TBMM’ye sunulan Yard. Doç. kadrolarının doktoralı öğretim üyeliğine dönüştürülmesi ve doçentlik sınavında bazı değişikliklerin yapılması üzerine tasarı yasalaştığında, üniversitelerin nitelikli bilim insanı seçme ve kurumuna kazandırılmasına ne tür bir katıda bulunacak.

Yeni yasa bu bağlamda Yard. Doçentliğin kalitesi mi yükseltilecek, araştırma ortamı mı iyileştirecektir? Bunlar net değil.

© photocredit

***

Continue reading

Milli Mücadele Sporcularının Ruhlarını araplara satan…


 

Millî ve Manevî «Değer Yıkıcılar» İktidarı!

Bırakın bu değer yıkıcılığını! Yıkmadığınız, yok etmeye çalışmadığınız ne kaldı? Çekin ellerinizi değerlerimizden! Özellikle de Cumhuriyete dair değerlerle uğraştıkları acı bir gerçektir. Yahya Galip’in duası Allah katında makbuldür… Yapamazsınız bazı şeyleri. Gücünüz ve siyasi ömrünüz yetmez buna…

Şimdi sıra Milli Mücadele «Değerleri»nden Eyüp Stadında. Eyüp Stadının, toplum için bir değer olduğu göz edilerek rant canavarlığı sebebi ile ortadan kaldırılmak istenmesidir.

Eyüp Spor Kulübü, 1919 yılında İstiklal Mücadelesi için insanlarımızı örgütlemek, savaşacak insanları ve silahları Anadolu’ya geçirmek ve kurtuluş ateşini canlı tutmak için kurulmuştu. O günleri Eyüp’ün ilk futbolcularından emekli MİT mensubu 101 yaşındaki rahmetli Neşet Güriş‘ten dinlemeliydiniz!

Peki kimmiş bu Halveti Şeyhi ve «Hakan» Yahya Galip?

!

***

Continue reading

Kandırılıyor muyuz ?!


 

Mevcut Gerilimler Gerçek mi, yoksa Yapay mı?>

Türkiye’yi meşgul eden dış politikaya ilişkin konular; “gerçekçi” mi, yoksa “suni/yapay” mı?

Bu sorunun temelinde yatan ise, hem Türkiye’nin cari dış politika anlayış ve uygulamasının hâlâ ciddi ve “sorunlu” olmaya devam ettiği, hem de, dış politikaya ilişkin bu “sorunlu” anlayış ve uygulamanın münhasıran iç politikaya ilişkin mülahazaların ürünü olduğuna dair değerlendirmelerdir.

Türkiye’de iktidar, uluslararası ilişkilerini içeride sadece “oy kaygısı” ile şekillendirmekle kalmıyor, aynı zamanda kimi vakit egemenlik alanını ülke sınırları dışına taşıyan bir dış politika anlayış ve uygulamasını da sergiliyor tablosu yaratıyor.

Peki hassas bölgelerde durum ne, halk ne düşünüyor?

 

Önce; basın çıkışlı haberler veya idarecilerin en yetkili ağızlardan yaptıkları açıklamalarla örtüşen bir durum yok. Türkiye’nin önümüzdeki günlerde/dönemde sıcak bir çatışma içine girebileceğine dair bir algının işaretleri bile gelmiyor bölgelerden… Afrin konusunda bile halk yapılan açıklamaları bir ‘blöf’ olarak algılarken, tamamen iç politida hamaseti yükseltmeye yönelik olduğuna inanıyor.

İktidar hâlâ seçmeni çekmeye devam ediyor. Bunda yardımların da etkisi var elbette, ancak gerçekte, AKP’yi endişeye sevk eden bir durum var. Kapıldığı bu endişe yüzünden, dış politikaya/uluslararası ilişkilere dair konuları “suni/yapay” bir şekilde öne çıkarıyor. Gerçek durumu ise seçmenin gözünden kaçırma, gerekirse kendisini bugüne kadar desteklemiş olanların beklentilerini artık niçin karşılanmayacağını izah etmede “anlaşılabilir” bir gerekçe üretme peşinde koştuğu izlenimi ediniliyor. MHP’yi yanına çekmesi de buna dayandırılıyor.

Bölge Halkı genel olarak şöyle düşünüyor:

 

“iktidar partisi ‘bağırır-çağırır’ ama, sonuçta hiçbir şey yapmaz/yapamaz, ABD’nin dediğine gelir, bunu Kobani olayları sırasında gördük. Halkın söylediklerinden 15 yıllık iktidar süresinde AKP’yi ve idarecilerini çok yakından tanıdıklarından dolayı kaygılı olmadığını çıkarmak mümkün.

Peki, Bölgedeki seçmenin iktidar partisine bağlı kalma görüntüsü, güvenilir bir görüntü mü?

***

Continue reading

İran’daki Protestoları Anlamak…


 

Gösterilerin altında yatan esas neden ne?

Birçok uzmana göre bu protestolar muhtemelen, ABD ve İsrail tarafından yürütülen geniş bir rejim değişikliği operasyonunun ilk aşaması. Protestoların birden fazla şehirde eş zamanlı olarak başladığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, gösterilerin bir şehirde ortaya çıkan kendiliğinden bir yerel başkaldırı olmadığını ve belli bir düzeyde koordinasyon içinde gerçekleştiğine işaret ediyorlar. Özetle bütün bu olayların ABD başta olmak üzere İran’a düşman ülkeler tarafından çıkartıldığına dair bir görüş hakim.

Ancak gösterilerin altında olağan şüpheliler aramak yerine ülkenin son zamanlarda karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlara bakmakta fayda yok değil! Göstericilerin dini kurumlara karşı attığı öfkeli sloganların nedenleri arasında baskıcı rejimin yanı sıra sınıfsal adaletsizlik de var.

Son olarak Suriye rejimine, Yemen’deki muhaliflere ve Filistin’de savaşan Hizbullah’a yapılan askeri yardımlar ülkenin ekonomisini daha da zorluyor. Bu nedenle sokaklarda “Ne Gazze ne Lübnan canım feda İran’a” ve “Suriye’yi bırakın derdimize çare bulun” sloganları atılması doğal.

Bu nedenle; ‘İran’da yaşanan olayların arkasında ülkede yaşanan ekonomik sorunlar ve Tahran yönetiminin iç ve dış politikada izlediği tutum yatmakta.’ Demek abartılı bir analiz olmaz.

Peki gelişmelere Batılı ülkeler nasıl bir yaklaşım gösteriyor?

***

Continue reading

%d bloggers like this: