«KARA SANAT!»


 

…ve TÜRKİYE – İSRAİL «DOSTLUĞU!»

☩ 1951 yılında savaş içindeki İsrail’in geleceğini güvence altına almak için kurulan Mossad, en acımasız casusluk, anti terörizm ve suikast operasyonlarının sorumlusu oldu.

☩ Mossad ajanları, muhbirleri ve casus liderleriyle kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler ve çok gizli belgeler ile kaynaklara dayanan araştırmalar, İsrail’in efsanevi istihbarat servisi hakkında daha önce açıklanmamış gerçekleri gün ışığına çıkarıyor.

☩ Abdullah Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinde Mossad’ın gizli rolü

☩ Radikal İslamcıların intihar komandolarını kadınlar da dahil olmak üzere eğitme yöntemleri

☩ İstihbarat servisleri hangi ileri teknoloji ürünü sistemleri kullanıyor ve bunlarla neleri başarabiliyor

☩ Mehmet Ali Ağca’yı papa II. John Paul’u öldürmeye gönderenler ve eğitim kamplarında beyin yıkayanlar

☩ Çin’in, ABD merkezli paravan şirketleri ve bunların Usame Bin Ladin ile bağlantıları

☩ Mossad’ın 11 Eylül saldırılarının öncesinde ve sonrasında olan olaylardaki rolü; Usame Bin Ladin ve El Kaide hikayesinin ardında yatan gerçekler

☩ Mossad’ın Irak Savaşı’ndaki açıklanmayan rolü

☩ MOSSAD felsefesinden:

☩ Veren el, buyuran eldir.

☩ Bedava yemek diye bir şey yoktur.

☩ Güven sarsıldığında, bir dost kaybedilmiştir.

☩ Eğer çözümün bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısındır.

***

Continue reading

Mısır’ın görünmeyen yüzü…


…ve Türkiye benzerliği!

***

Continue reading

Puslu «Trump Ormanı»nda kafa-göz yarmadan ilerlemek…


© photocredit

***

Continue reading

Küresel Güçlerin Anlamsız ve Samimiyetsiz Çabaları…


 

…ve ülke yöneticilerinin mağduru olan halklar!

☮ Aralarında nedensellik bağı var, bu çok açık… Biri diğerinin sonucu, besliyor ya da tahrik ediyor. Putin’in Çin’de yaptığı konuşma, son dönemde ABD’de artan ve zemininde etnik/dinsel unsurların yattığı şiddet olaylarını da akla getiriyor. Ayrıca, Türkiye’de artık daha sık konuşulan ve risklerine dikkat çekilen toplumdaki bölünmeyi de…

☮ ABD, Çin ve Rusya, terörizmden, aşırıcılıktan ve kayıtdışı göçten yakınıyorlar, bunlarla mücadele ediyorlar. Ancak, terör örgütlerinin elinde Onların imalâtı silahlar var. Terör örgütlerinin destekçisi görülen ülkelere satma yarışındalar. Bu niye?

☮ Bu durum aynı zamanda bir taşla iki kuş vurma anlamına gelmiyor mu? Hem bu silâhları satın alan ülkelerdeki halkın refah ve mutluluğundan çalıyorlar. Hem de kendileri zenginleşirken, diğerleriyle kalkınma farklılıklarını giderek genişletiyorlar.

☮ Bu noktada sorulması gereken soru şu; Ülkelerinin yöneticileri yüzünden mutlu ve müreffeh bir yaşamdan zorunlu fedakârlık yapan halkların makus talihlerini değiştirmeleri, zenginliklerini sahiplenmeleri ve kendi geleceklerini belirlemeler gerekmiyor mu ve yapılması gerekenler neler?

***

Continue reading

Trump Administration; Turkey’s friend or foe?


 

Her Yönü ile Türkiye’yi Hedef Alan bir Karar!

☛ Ankara ile Washington arasında NATO’da çok sayıda “ikili” düzenleme mevcuttur. Ayrıca; bu müttefiklik ilişkisinin yanısıra “dostluk” ve “stratejik ortaklık” bulunduğu da unutulmamalı. Bu çerçevede iki başkentin hukuksal ve siyasal sorumlulukları çok boyutlu bir ilişkiyi etkilemekte.

☛ Trump Yönetimi ile birlikte Türkiye’nin görmezden gelindiği, hedef alındığı izlenimi her geçen gün artmakta.. ABD’nin YPG/PKK ayrımı yapmasının fazla bir değeri olmadığı son karar ile görülüyor. Çünkü, ABD’nin YPG’ye vereceği ağır silahlar, eninde sonunda Türkiye’ye çevrilecek, Türkiye’yi parçalamayı amaç edinenlere güç katacak.

☛ Bunun en canlı örneği Afganistan Savaşı’nde yaşandı. Sovyetlere karşı kullanılmak üzere mücahitlere verilen Stinger Füzeleri’nin kimlerin eline geçtiği ve hangi amaçlara hizmet ettiği görüldü. ABD’nin Irak’ta bıraktığı ağır ve hafif silâhların İŞİD eline geçmesi gibi.

☛ ABD;

1) NATO Anlaşması ile BM Şartı’nın ilke ve kurallarının yanısıra, imzacı ülkelere yüklediği hukuksal ve siyasal vecibeleri görmezden geliyor;

2) Bugüne kadar verdiği güvencelerinin ve büyük olasılıkla Beyaz Saray resmî ziyareti sırasında gönül alıcı söylemler ile vereceği sözlü taahhütlerin hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacağını açıkça göstermiş oluyor;

3) Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünün ciddi tehdit/risk altında olduğuna dair endişeleri ile uyarılarını sanki ciddiye almıyor.

☛ Bu durumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington ziyaretini yeniden gözden geçirmesi ve Mayıs sonunda Brüksel’de yapılacak NATO Liderler Zirvesi’nde gündeme getirip, yayımlanacak Ortak Bildiri’ye bir kınama maddesi olarak ekletme girişiminde bulunması gerekmiyor mu?

© photocredit

***

Continue reading

Batı’da «sopalı-havuçlu oyun…»


 

Hindistan’da «damsız dans!»

ँ Erdoğan’ın MHP katılımlı Hindistan Gezisi Türk Dış Politikası açısından anlamlı ve önemli bir ziyaret oldu. Hem de, güvensizliğin hükmettiği bir zaman diliminde, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde yalnızlaştığı sırada…

ँ Türkiye; ABD’nin ve Orta Doğu’daki “dostları”nın ortada bıraktığı, AB’nin ciddi sorunlar yaşadığı, Rusya’nın güvenip-güvenmemede tereddüt ettiği, Kürt hareketi nedeniyle ülke ve ulus bütünlüğü ciddi tehdit altında olan bir ülke tablosu çizerken, Cumhurbaşkanı’nın Hindistan ziyareti Soğuk Savaş yıllarının “Bağlantısızlar Hareketi” yıllarını anımsatıyor.

ँ Batı ve Rusya arasında sıkışıp kalmış gözüken Türkiye’nin bir “çıkış yolu” bulma arayışı içinde olduğunu da yansıtmıyor değil. Önemli olan Ankara’ya duyulan güvensizliğin ve içine düştüğü yalnızlığının Yeni Delhi tarafından nasıl algılandığıdır. Hindu yöneticilerin Washington ve Moskova ile iyi ilişkiler sürdürdüğü, bu iki başkentin Türkiye tedirginliğini nasıl yorumlayacakları da ayrıca merak konusudur.

ँ Peki bu ziyaretin ileriye dönük sonuçları üzerinde neler düşünülebilir, öngörülebilir?

© photocredit

***

Continue reading

HİBRİT SAVAŞ…


 

…ve katılımcılığın dışlanması, bilginin “değersizliği (!)”nin artması!

Siber savaş olgusu yerini artık hibrit savaşa bırakmaya başladı ve Batı bu konuya yönelmiş bulunuyor.

★ Üstelik geçen her gün, ülke politikalarının ve küresel politikaların, genellikle ulusal ya da uluslararası medyada görünenden, anlatılandan ya da tahmin edilenden çok farklı olduğu, gerçeklerin kısmen ve/veya tamamen gizlendiği daha çok anlaşılıyor.

★ Bu, belirsizliğin artması anlamına geliyor ki; artan belirsizlik de, yine artan risk, tehdit, güvensizlik, dolayısıyla istikrarsızlık ve kaos anlamına geliyor.

★ Gidişat bu yöndedir. Bu gidişattan zarar görmemenin yolu, bilgiye önem/değer vermekten geçiyor. Artık hiçbir şey uzun süre gizli kalamıyor. Bilgi üretimindeki korkunç hız bunu anlamlı olmaktan çıkarıyor. Çünkü açığa düşen gizli bilginin yerini hemen daha fazla sayıda yeni gizli bilgi alıyor, bu da belirsizliği ve dolayısıyla bilgiye olan ihtiyacı daha çok artırıyor.

★ Önem ve özellikle dikkate alınması gereken de; artık uluslararası politikada hızı giderek artan, bu tür bir döngünün söz konusu olduğudur.

***

Continue reading

%d bloggers like this: