Kapalı Kapılar Ardında «Döndürülen Dolaplar…»


 

…ve AKP Hükümeti’nin Dış Politika’daki «Zavallılığı!»

Vize kısıtlamaların kaldırılması konusu, eş zamanlı gelişmeler ışığında, Türk Dış Politikasının bugünü ve görünür geleceği açısından hiç de iyi şeyleri çağrıştırmıyor.

Bir kere; ABD’nin Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine yönelik yaklaşımında herhangi bir değişiklik işareti yok! Buna rağmen Türkiye’nin ABD’den vazgeçemediği ve yeniden yaklaşma eğilimi sergilediği görülüyor.

Suriye konusunda ise; kimi analistlerce “Rusya’yı arkadan vurma” şeklinde nitelendirilen Cumhurbaşkanı’nın Esad açıklamasının zamanlaması, Washington ile örtülü bir yakınlaşma içine girmiş olabileceği izlenimi yaratıyor. ABD Dışişleri Bakanının ‘Suriye’de Esad ile çalışmayız ama Rusya ile çalışabiliriz‘ açıklaması da bu algıyı güçlendiriyor.

Ankara ile Washington’un, Suriye konusunu “örtülü” olarak ele almış olabileceklerini düşündürüyor. ABD’nin Suriye’de Rusya ile çalışabileceği açıklaması da, bu örtülü işbirliğine Rusya’dan gelebilecek tepkiyi yumuşatma amacını güden ortak bir düşüncenin ürünü sayılabilir.

Son gelişmelere bakıldığında; ABD’nin Türkiye’yi hedef alan duruşunda değişiklik olmamasına karşın, iktidarın hâlâ yanaşmanın yollarını araması; diğer taraftan Rusya’nın güvensizliğini besleyebileceği algısı yaratması, Türk Dış Politikası’nın ve genelde Türkiye’nin onuru açısından alçaltıcı bir algıya yol açmayacağına emin olmak mümkün mü?

© photocredit

***

Continue reading

Söz var kese savaşı; Söz var kestire başı.


 

Veya; «ahd-u peyman»dan dönmek!

☞ İnsanlar konuşarak ilişkilerini sürdürürler. Öyle sözler edilir ki muhatabı etkiler ve ondan umulan davranışı ortaya çıkarır. Ancak yine öyle sözler vardır ki muhatabı kızdırıp kötü olayların ve felâketlerin ortaya çıkmasına yol açar. Konuşurken yumuşak, olumlu, ılımlı, tatlı ve ikna edici konuşmalı; hakaret dolu, ölçüsüz, sert ve kötü sözler söylememelidir. Ölçülü ve yapıcı konuşmak gereklidir.

☞ Bir sözün insan üzerinde büyük etkisi vardır.Yerinde söylenmiş bir söz, karşıdakini yumuşatır, inandırır; işimizin olmasını sağlar. Ölçüsüz, sert, kırıcı sözler ise kavgaya, kargaşaya yol açar.

“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” Ve yine söz söze geldiğinde “Babam da olsa ben haktan ayrılmam” diyerek objektif dürüstlüğümüzü öne sürüyoruz. Öyleyse, Hükümet olsun RTE olsun, onun da has bel beşer yanlışlıklarını yapıcı eleştirilerle düzeltmeye çalışmak, hem vatan sevgimiz ve hem de objektif dürüstlüğün gereği gibi görülmeli, anlaşılmalıdır.

☞ İran, Rusya ve Türkiye, 22 Kasım 2017de Soçi’de, Garantör Devlet statüsünde anlaştıklarını Cumhurbaşkanı kamuoyuna beyan etti mi? Etti… Basın bu üç liderin ellerini biri birinin üstüne koyarak ahd-u peyman (Namus sözü) ettiklerini tüm dünyaya duyurdu mu? Duyurdu…

☞ Peki ne oldu, bitti de bir ay sonra amiyane tabiri ile çark etti ve; “Esed, kesinlikle açık ve net söylüyorum, devlet terörü estirmiş aslında bir teröristtir” dedi! Bu sözleri niçin çıkıp da Soçi’de telaffuz etmedi ve bildiriye koydurtmadı?!

Namus Sözü, Soçi’de başka, Türkiye’de başka anlama mı geliyor yoksa?!

***

Continue reading

BREXIT or not BREXIT may be TURKEYEXIT?


 

BREXIT Türkiye için uygulanabilir bir «Model» Olabilir mi?!

Türkiye’nin AB üyelik sürecinin, diğer ilişki biçimleri ile karıştırılmaması gerekir. Yeni yaklaşımlar son derece talihsiz ve sakıncalı.

A new model attempted to be created for Turkey via the Brexit negotiations in the last period as extremely unfortunate and inconvenient.

Türkiye ile AB ilişkilerinin ana çerçevesi üyelik hedefi çerçevesinde katılım sürecidir.

the EU membership objective of Turkey, and that this became a basic strategy.

Türkiye gibi AB üyesi olmak isteğini açıkça ortaya koymuş, AB adayı ilan edilmiş ve katılım müzakerelerine başlamış bir ülke için son düşünceler asla uygun değildir.

The main frame of the relations between Turkey and the EU is the accession process with the objective of membership.

***

Continue reading

MHP’nin «İstikbali…»


 

Ne Durumda?!

Fıkrayı bilirsiniz; bilmeyenleriniz için yineleyelim…

Okulda çocuğa politika konulu kompozisyon ödevi verilir. Çocuk da babasına sorar:

Politika nedir?

Baba ne cevap vereceğini bilemez. Başlar sallamaya:

Yavrum, anlatacaklarımı iyi dinle. Ben evin geçimini sağlamak için çalışıyorum para kazanıyorum. Yani ben kapitalistim. Annen, kazandığım parayı harcayıp evi idare ediyor, yani hükümet. Hizmetçimiz ev işlerini yapıyor, yani işçi. Sen halksın. Kundaktaki kardeşin de istikbal. Kompozisyon ödevini buna göre yaz! Anlaştık mı?

Çocuk, ‘anladım’ der, sabah ödevini yazmak üzere uykuya çekilir. Gece tuvalete kalkar ve beşikteki kardeşinin ağladığını duyar. Hizmetçiye haber vermek için odasına gider, babasıyla hizmetçi yatakta sarmaş dolaş.
Annesine seslenir, ama annesi horul horul uyumaktadır.
Çocuk hemen masasına geçip ödevini yazmaya koyulur:

Politikanın ne olduğu çok açık:

Kapitalist işçiyi götürüyor, hükümet uyuyor, halkı duyan yok, istikbal bok içinde

İyi de MHP ile ilgisi nedir bu fıkranın? Diye soracaklarınız olacaktır doğal olarak. Bunu da Prof.Osman Metin Öztürk anlatsın sizlere (nö)

***

Continue reading

İstiyorlar ki….


***

Continue reading

Hadi yine iyisiniz…


 

«İlahî» tövbe ya; «Reisî Kefalet» altındasınız!

☜☪♔⚔⚖©®™☠✞ Birinin borcunu ödememesi veya verdiği sözü yerine getirmemesi durumunda bütün sorumluluğu üzerine alma durumuna kefillik denir, Birinin borcunu ödeyeceğine ilişkin olarak üçüncü bir kişinin alacaklıya güvence vermesi ise kefalettir.

☜☪♔⚔⚖©®™☠✞ Ne kadar ağır(!) biri olunursa, alınmasi gereken sorumlulukların da o denli azaldığ eylem şeklidir kefalet.

☜☪♔⚔⚖©®™☠✞ Müteselsil ve Adi olarak iki çeşidi mevcuttur. Diğer deyişiyle;  müteselsil kefillikte alacaklı, borcunuzu ödemeniz için başvurmadan önce kefilinize giderek “bu adamın borcunu öde lan” diyebilir. Diyemez çünkü karşısında kapı gibi kefalet sahibi, dahası adlî dokunulmazlık zırhı var artık. adi kefillikte ise öncelikle asıl borçluya gelmesi, eğer ödemezse kefile giderek az önceki cümleyi sarfetmesi sözkonusu. Hiçbir şey değiştirmez, evele gevele getirir işi aynı yere… İlgili kanunlar daha doğrusu OHAL kapsamındaki KHK gereği bütün eylemlerin kefalet şekilleri kendiliğinden müteselsil sayılmış bulunuyor. Üstelik   «Kefalet Sahibi» cin gibi, kendini de sağlama alıyor.

☜☪♔⚔⚖©®™☠✞ «Kefalet Sahibi»nin  kefil olması demek, kişiyi kendisi olmaktan ziyade o ağızdan çıkan sözlerle şekillenen bireye dönüşmesi oluyor. O saatten sonra asla düzgün olmayan bir hareket yapamaz.  Döküldüğü kabın şeklini alması gerekiyor ve bunun bedelini de, aslını geride bırakarak ödemek zorunda bırakılıyor. Kefalet altına girmeyi kabul etmeyenlerin ise; kızma, düzgün olmayan davranışlarda bulunma veya itiraz etme gibi «lüks»leri bile kalmıyor. Çünkü tepesinde, âdeta «Azrail’in Tırpanı» sallanıp duracak.

☜☪♔⚔⚖©®™☠✞ Peki, kefalet altına girmeyi kabul edenler veya eğilimi sergileyenler ne düşünüyorlar acaba? «Vaad edilen çıkarlar»a sahip olabilmek adına, insan olma değer ve özgürlüklerinden sıyrıldıklarını/sıyrılacaklarının farkındalar mı? Yoksa; ‘şeyimden aşağı Kasımpaşa’ demeyi mi yeğliyorlar/tercih edecekler bundan sonra…

☜☪♔⚔⚖©®™☠✞ İyi de yeni düzenleme nasıl işleyecek?

***

Continue reading

RASYONEL MUHALEFET…


 

Üç Maymun Muhalefeti’ne karşı!

Muhalefet hürmete değerdir. Çünkü o da bir araştırma, bir görüş bileşkesidir. Fakat edilecek itirazlar makul ve anlayışlı ve meşru sebeplere dayanmazsa muhalefet değersiz olur.
Atatürk

Aktif gücü elinde bulunduran sadece devlet olmamalıdır. Eğer insanlar medeni olmak istiyorlarsa, organizasyon kurma sanatı geliştirilmeli ve genişletilmelidir.
Alexis de Tocqueville

Demokratik kurumların gelişiminde üç büyük kilometre taşı bulunmaktadır: Oylama yoluyla kamusal kararlara katılma hakkı, temsil etme hakkı ve muhalefet yapma hakkı.
Robert A. Dahl

Demokrasinin bütün hastalıkları daha fazla demokrasi ile tedavi edilir.
Alfred E. Smith

Demokrasinin kötülüklerinden birisi sevsen de sevmesen de seçtiğin insana katlanmak zorunda olmaktır.
Max Lerner

Görevimiz oybirliğine ya da oybirliğine yakın bir karara ulaşmanın yollarını aramak ve keşfetmektir.
James M. Buchanan

Bilen konuşmaz, Konuşan bilmez. Gözlerini yum, Bütün kapıları kapa; Sivrilikleri buda, Karışıklığı gider; Işığı ayarla, Dünyaya uyum sağla.
Lao-Tzu

Bireysel çıkar değil, asıl grup çıkarı tehlikelidir.
Friedrich A. von Hayek

Tüm güç halkta toplanır ve halktan gelir; yetkili kişiler halkın vekilleridir; halk için çalışırlar; halka karşı her zaman sorumludurlar.
Virginia İnsan Hakları Bildirisi (Md.2)

© photocredit

***

Continue reading

Her şeyin arkasında bir bit yeniği aramak…


 

…veya ‘Ne olup ne bitiyor?’ sorusundan hareketle «kuşkucu» ve uyanık olmak!

Entrika, şantaj, sabotaj, dedikodu, plan, tertip, dolandırıcılık, ispiyonculuk, katakulli, asılsız iddia gibi tanımlar yerine özensizce kullanılır ‘komplo’ kelimesi…

Komplo, yukarıdaki kavramların bazılarını içinde barındırabilir. Yani komplonun senaryosu içinde entrika, şantaj, dedikodu yaymak vs. olabilir ama bunlar tek başına komplo anlamına gelmez. Komplo daha karmaşık, daha programlı, daha etkili bir sonuç veya sonuçlar doğurmaya göre planlanmış, genellikle kurnaz bir senaryosu olan olay veya olaylar zinciridir.

Bilim adamlarına göre komplo iddialarına yatkın toplumlar uzun süreli politik, ekonomik veya ahlaki çöküntü yaşayan veya kendilerine karşı önemli bir tehdit yöneldiğini düşünen insanlardır.

Ajanlar, komplo planlamak ve uygulamak konusunda en bilinen örneklerin başında gelir. Dünyadaki birçok  istihbarat teşkilatı becerikli ajanlarının yaptıkları eylemlerle ünlenmişlerdir. Onlara ‘komplonun  profesyonelleri’ da denilebilir.

İnsanların komploları lanetlemesi ve komplocuların tezgahladıkları olayların ortaya çıkarılması ve cezalandırılması komploculara verilecek en iyi derslerden biridir. Ancak o zaman toplumdaki bireyleri birbirine güvenemez hale getiren ve özellikle demokratik katılımcı yönetimlere güvensizliği hedefleyen otoriter zihniyetli unsurlar yavaş yavaş da olsa temizlenebilirler. [Diğer ayrıntılar]

© photocredit

***

Continue reading

Kudüs’ü Anonim Şirket gibi Yönetmek…


 

‘Hadi yaaaa’ demeyin hemen öyle!

Değerli arkadaşlarım. Sizden istirhamım şudur.Yeni Anayasayı, Başkanlık sistemini,Yeni Türkiyeyi her fırsatta anlatmanızdır. Sizleeer…..BİR İŞ ADA-MI gibi… Ülkenin yönetilmesini istemez misiniz? Değerli arkadaşlarım…. Benim derdim ne biliyormusunuz? Bir Anonim Şirket nasıl yönetiliyorsa, işte öyle yönetilmelidir!

Olmazsa ne mi olur?

 

Bileklerine bağlıyorlar prangayı yürü yürüyebilirsen…

BM Genel Kurulu Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak tanıma kararına aleyhte oy kullanması Recep Tayyip Erdoğan’ın değil, Vatikan Devleti’nin Başkanı Papa Francis’in zaferidir. Trump’un aba altından sopa göstermesine karşılık, Papa Francis, Hrıstiyan, Ortodoks ve hatta etkili olduğu Müslüman ülkeler nezdinde girişim yapmış ve oylamanın sonucunu belirlemede ana unsur olmuştur.

Türkiye, Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapılmasına direnç göstermiştir. Ama şurası da mutlaka bilinmelidir ki, eğer Kudüs sadece Müslüman Filistin ile Yahudi İsrail arasında bir mesele olsaydı, Recep Tayyip Erdoğan’ın direncinin kesinlikle bir kıymet-i harbiyesi olmazdı.

Gelelim Anonim Şirket gibi yönetme olayına….

© photocredit

***

Continue reading

Burası Türkiye, Yok Öyle…


 

Olmadı mı, Beğenmedin mi, Sil Baştan, Yeniden!

Temel neden; modern cumhuriyet rejiminin işleyişini, devlet kurumlarının yapısını değiştirmekle ilgili. Yık gitsin çağdaş değerleri. Yerine mi? Getir hemen din görüntülü, çıkar odaklı siyaset ve yaşam anlayışını, tersyüz et gitsin…

Oysa; hukuk devletinde Evrensel Hukuk Kuralları olmazsa olmazdır. Anayasa ve yasalara aykırı fiiller ve suç işleyenler yagılanır, cezalandırılır. Türkiye’de var mı böyle bir durum?

Yasama ve yürütme erkleri yanında yargı erki de görevini eksiksiz yapıyor mu? Yoksa amaca, niyete göre değişen ve genelde hukuk dışı işlemler mi mevcut?

Dürüst ve kurallı bir rekabet ortamı mevcut mu? Yoksa, yetki ve güce sahip olanlar ve piyonları, muhalifi veya rakibin kuvvetli ve zayıf yönlerini tespit ederek etkisiz hale getirme peşinde mi koşuyorlar?

Peki ama bu kişiler neden bu kadar ürküyor, korkuyor, endişe duyuyor. Bir şeyi olmayan kişi endişe duyar mı?

Yönetim-siyaset-yargı- medya-sermaye, Türkiye’de artık ciddi erozyona uğramıştır.

***

Continue reading

Burası Türkiye, Yok Öyle…


 

«Ayran»ı Yok İçmeye, Köstekli Saat ile Gidilir Kongre’ye!

Bir tarafta dış politikada bir felakete doğru sürüklendiğini düşündüğüm Türkiye, diğer tarafta bir muhalefet partisi olsa da güçlü ve köklü MHP’nin içinde bulunduğu durum…

MHP’nin 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan milletvekili seçiminde gösterdiği başarı ve bugün içinde bulunduğu, bunun çok gerisindeki mevcut tablo biri birleri ile uyumlu değil.

Devlet Bahçeli, 20 yıl, beş ay, 10 gündür MHP’nin Genel Başkanı. Bir yıl, dokuz ay, 13 gün sonra, 18 Nisan 1999 tarihinde milletvekili seçimlerine giren ve seçmenlerin % 16’sının oyunu (5.606.583 oy) almış ve toplam 129 milletvekili çıkarmış bir Lider…

Ya bugün?!

 

20 yıl, beş ay, 10 gündür devam eden Genel Başkanlığında, ideoloji ve seçmen tabanı olarak güçlü ve köklü bir parti olan MHP’nin –tabir caiz isesafahatı bu… Bu uzun süre içerisinde bütün Dünyada milliyetçiliği arkasına alan, kimi ülkelerde hafif, kimi ülkelerde belirgin olarak kendisini gösteren bir rüzgâr da varken, MHP bir türlü bu rüzgarı arkasına alamamış, gerilemiştir.

Genel Başkan olarak, sahip olduğu (gerek hukuksal, gerekse partinin geleneğinden gelen) yetkiler, kendisine MHP’yi ileriye taşıma yolunda ihtiyaç duyacağı bütün yetkileri vermekte, yani muhtemel mazeretleri anlamsız kılmaktadır.

Peki, öyle mi olmuştur?

***

Continue reading

BM Filistin Oylaması: Kabaramazsın Kel Fatma, Annen Güzel Sen Çirkin…


 

Dolduruşa Gelme Ey Halkım!

Karar tasarısının 2/3 çoğunlukla BM Genel Kurulu’nda kabul görmüş olması, hiç şüphesiz önemlidir ve bir başarıdır. Karar, BM üyesi ülkeleri hukuksal açıdan bağlamasa da, kararın siyasal açıdan bir değeri vardır. “Dünya milletler ailesi”, ABD’nin Kudüs konusunda almış olduğu kararı doğru bulmamış ve BM sistemi içinde ABD’nin bu kararına tepki vermiştir.

Ancak görülen, kararın çok abartılmış olduğudur. Bu doğru değildir. Bu büyütmeden Türkiye için  çok fazla “pay çıkarmak“ ise hiç doğru değildir!

Bu karara bakarak, Türkiye’nin dış politikada dip yapmış değerli yalnızlığından kurtulma sürecine girdiği hiç düşünülmemelidir.

Peki, Niçin öyledir ?!

***

Continue reading

Gender equality in employment


 

The current situation is not only harmful for women and the economy.

This year once again women in Europe effectively worked without pay during the last two months in comparison to men. In addition they continued to face underrepresentation in decision-making bodies and positions. This is a gross injustice and a human rights violation. European states must tackle it much more forcefully than has been the case so far.

Cette année encore, dans les faits, les femmes en Europe auront travaillé pendant deux mois sans être payées en comparaison aux hommes. De plus, elles continuent d’être sous-représentées dans les instances de décision et les postes à responsabilité. C’est là une injustice flagrante et une violation des droits humains. Les États européens doivent prendre ce problème à bras-le-corps, de manière beaucoup plus énergique qu’ils ne l’ont fait jusqu’à présent.

***

Continue reading

KUMAR  FETVASI


 

Şans, Kader, Kısmet, n’apsak be İsmet?!

Dört şey asla geri gelmez; söylenen söz, atılan ok, geçmiş hayat ve kaçırılmış fırsat.
Hz. Ömer (r.a.)

Kumarın tehlikelerine karşı, bedava bir sigorta vardır, oynamamak.
Alain

İnsanın iyisi, taIihin kötüsünde beIIi oIur.
William Shakespeare

Kumar; hırs ve tamahın çocuğu, kötülüğün kardeşi ve zarar ziyanın babasıdır.
George Washington

Talih kuşu, en az umanın başına konar.
Garcia Lorca

Kumar oynayan; servetinin, zamanının, hürriyetinin ve sağlığının kaybından suçludur.
Romanos Diogenes

Talih, çaIışmak istemeyenIere yardım etmez.
Sophokles

Kumar oynamanın en zararsız şekli, bir bahçe küreği ve bir paket tohum ile olur
Dan Bennett

Şans insanIara hakim oIur, insanIar taIihe değiI.
Heredotos

Barutu ateşten, gençleri kumardan uzak tutun.
Benjamin Franklin

Şansı oIanın, horozu da yumurtIar.
NapoIeon

Kumar, kendi parasını hiç uğruna başkasına vermek ya da başkasının parasını beleşten kapmaktır.
Mohammed Hecazi

Şans; insana bütün nimetIerini verse, onIardan tat aIabiIecek bir ruh gerekir. Bizi mutIu eden bir şeyin sahibi oImak değiI, tadına varmaktır.
Montaigne

Herhangi bir şeyden olduğu gibi kumar oynamaktan da para kazanılabilir ve ben de kazanmaya bakarım. Hem niçin başka bir şeyden kazanılan para, kumarda kazanılandan üstün olsun? Niçin kumar ticaretten daha kötü olsun? Doğrudur, salona giren yüz kişiden sadece bir tanesi kazanır ama tüm işlerde böyle değil midir bu?
Dostoyevski

***

Continue reading

17-25 Kıssası…


 

…ve Gerçekler!

Rivayet olunur ki; Kanuni Sultan Süleyman, haçlı saldırılarına son vermek için ordusuyla sefere çıkmıştı. Ordu, ağır ağır ilerliyordu. Yol dar olduğundan, ordu mecburen bağların içinden geçiyordu. Hava çok sıcak olduğundan asker susuzluktan kıvranıyordu.

Ordu, Belgrat yakınlarında, yine mola vermişti. Askerler, susuzluklarını gidermek, abdest almak için çeşme arıyorlardı. Bir manastırın yakınında çeşme bulup, ihtiyaçlarını giderirken, rahip, birkaç rahibeyi iyice süsleyip, çeşmenin başına gönderdi. Kadınların geldiğini gören askerler, hemen çeşmenin başından çekilip, sırtlarını döndüler, süslü kadınlara yan gözle bile bakmadılar.

Bu durumu uzaktan ibretle seyreden rahip, hemen Haçlı kumandanına şunları yazdı: “Siz bu ordu ile nasıl başa çıkabilirsiniz? Bunlar kadına-kıza, mala-mülke önem vermiyorlar. Bütün mal ve mülklerini feda ederek, Allah yolunda savaşıyorlar. Herkese karşı iyi davranıp, kimseye zulmetmiyorlar. Siz onlardaki bu özellikleri ortadan kaldırmadan, onlarla savaşırsanız, canlarınızdan ve mallarınızdan mahrum kalacağınız açıktır. Kendinizi ölüme atmayınız!..”

***

Continue reading

%d bloggers like this: