Felâketin dili yoktur ama ‘geliyorum’ der…


Yöneticiler ise sezi, öngörü, algılama gibi duyulardan yoksundurlar!

france

Eylemsiz öngörü hayal görmek, öngörüsüz eylem karabasan görmektir – En iyi kılıç, kınında tutulan kılıçtır – Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma beyaz olanlardan kork – Müzik değiştiğinde dans da değişir – Japon atasözleri; Her şey üstüne üstüne geliyorsa, belki de sen ters gidiyorsundur – Tecrübe zalim bir öğretmendir; önce imtihan eder, sonra öğretir – Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilenler bir gün çizgi halinde yerde sürünürler – Kapalı ağza sinek girmez – Gerçek çoğu zaman tasarımı aşar – Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur – Ses çıkarmayan ve gürültü yapmayanlar tehlikelidirler – Fransız atasözleri.

***

ÖEK Üçlüsü!
Brüksel, 14 Kasım 2005

yakup_yurt

©Yakup Yurt. – 27 Ekim 2005 günü Paris’in kuzey varoşlarında başlayan göçmen gençlerin isyanı yayılıyor. Herkes korku içinde. ÖEK Fransa Cumhuriyetinin kuruluş felsefesini simgeleyen Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik sözcüklerinin kısaltması. Öyle anlaşılıyor ki bu üç kavram pek uğramamış varoşlara uzun zamandan beri. Halbuki okullarda hâlâ ezberletiliyorlar gençlere.

Peki kim bu gençler? Ezici bir çoğunluğu Fransa’da doğan ve büyüyen, Kuzey Afrika kökenli Fransız vatandaşı, işsiz, güçsüz, parasız, hayalsiz ve umutsuz gençler.
Ki onlar, birer saatli bombaydılar ve patladılar!
Araba alamayan, araba çalan, araba yakan gençler..

Gençlere hodri meydan çeken, onlara “pislik”, “ayaktakımı” diyen, Macar kökenli Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy ‘e meydan okuyan, savaş açmış gençler. Gelecekten umudunu kesmiş, sistemle kavgalı, hırçın gençler!
Şiddetin çare olmadığını düşünemeyen, uslu durmaktan bıkmış, usanmış gençler!

***

Gençler dünyanın her yerinde aynıdır.
Aceleci, kıpır kıpır, sabırsız, idealist.
Erişkinlerin kendilerine sunduğu düzeni beğenmezler.
Çünkü zaman süreci içinde beklenti algılamaları değişmiştir.
Tüketim alanları çoğalmış, alışkanlıkları başkalaşmış, taklitçilik ve benzeşme yaygınlaşmıştır.
Kendin olabilmek ve kendi olarak kalabilmek zorlaşmış ve neredeyse imkansızlaşmıştır.
Globalleşen dünyada toplumsal altyapı ve teknoloji insanları hazan yaprakları misali savurmaktadır. İnsanlar arası ve aile içi ilişkiler nitelik değiştirmiştir. Hazırlıksız yakalanan dünya ve insanlarımız ya çaresiz bir çırpınışta, ya da olumsuz bir teslimiyet içindedir.
Ahkâm kesen çoktur, ama çare üreten yoktur.

***

Gençler ekonomik sorumlulukları olmadığından saf ve temizdirler…Kirlenmeye zamanları olmamıştır henüz.
Bir Fransız atasözü “Gençler bilmez, yaşlılar bilse de yapamaz” der. Gençlikte deneyim ve ekonomik güçten, yaşlılıkta sağlıktan yoksundur ademoğlu. Dünyaya eleştirel bakarlar, dünyayı kendilerince şekillendirmek isterler, ütopyaları vardır.
Uçukturlar, uçarıdırlar…
Umut ederler, hayal görürler, hayallerinin peşinden koşarlar.
Tutuculuğa karşı yenilikçidirler.
Bu insanlık tarihinin her döneminde böyle olmuştur.
Kuşaklar, kültürler, uygarlıklar, diller, dinler, etnik gruplar, sosyal sınıflar arası sürtüşmeler ve çatışmalar olagelmiştir.
Bu da son derece doğaldır.

***

İstemek güzeldir, güzel olmasına da, istekleri somutlaştırmak için gerekli maddi ve manevi olanaklar herkese eşit olarak verilmemiştir.
Adalet eşit dağıtılmamıştır.
Dürüst, namuslu, iyi ahlaklı, faziletli, sabırlı, inançlı olmak yetmemektedir. Herkeste derviş sabrı yoktur. Fırsat eşitliği gerçek, iktidara ulaşma yolları ise açık olmalıdır. Irkçılık ve ayrımcılık 21. yüzyıl dünyasına yakışmamaktadır.

***

Çocuklarımızı ahlaki ve mesleki yönden geleceğe hazırlamak bizim görevimizdir.
Onların aile yuvalarımızı ve içinde yaşadıkları toplumu güzelleştiren hoş kokulu ve renkli birer çiçek olmasını istiyorsak, bahçıvan ciddiyetiyle çalışmak zorundayız.
“Ne ekersen onu biçersin” felsefesi evrensel doğruluk içermektedir.

***

Fransa’da “Göçmenlerin Yaşam Şekilleri” konusunda 3 yıl araştırma yapan sosyolog Prof.Dr.Semra Paşazade’den öğrendiğimize göre “Araştırma gösterdi ki homojen kültür yok. Tekil vatandaşlık anlayışı kırılıyor. Çok kültürlü, modern yaşam şekline adapte olsa da siyasiler göçmenlerden sadece oy istedikleri, haklarını vermedikleri için isyan çıkıyor. AB’nin başkenti Brüksel’de, Almanya’da da yaşandı. Araştırma bu hareketin AB’ye yayılacağını gösterdi. Gettolara itilmiş insanlar aslında bir hapishane hayatı yaşıyor. Sabah işe gidiyorlar, gece hapishanelerine dönüyorlar. Belirli bir mahallenin ötesinde kabul görmüyorlar.”

Bu satırlar bir hastalık teşhisidir.
İlaçlar sigorta kapsamında değildir ve eczanelerde satılmamaktadır :
Sevgi, Saygı, Hoşgörü.
Günde üç kez ve damardan!.
Gençlere iş verin, para kazansın, kimlik sahibi olsunlar.
Hayal kurabilsin, geleceğe umutla baksın, yuva kurabilsinler.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: