İktidar, muhalefet virüsü ortalarına almış «Halay» çekiyor…


Salgına yakalanan, yaşlı ve genç tek bir kişinin dahi hayatını kurtarabilmek söz konusudur. Ancak iktidarda ve muhalefette bu temel kabul yok. Muhalefet, iktidarın salgının erkenden geçiştirilmesi stratejisini afişe etmeyerek ve karşı çıkmayarak işlenecek cinayetlerine ortak oluyor.

***

Erdoğan’ın konuşması binlerce insanın ölüme terk edileceğinin sinikçe ilanıdır

 

Demir Küçükaydın

 

19 Mart 2020 – Erdoğan’ın konuşması onun derdinin insanlar ve onların yaşaması değil, milletin ve devletin yaşaması, kâr ekonomisinin devamı olduğunun açık ilanıdır.

Bizzat kendi sözleriyle bunu nasıl ifade ve itiraf ettiğini görelim.
Erdoğan sorunun adını yanlış koyarak, yanlış tanımlayarak halkı yanıltmakta ve yanlış bir hedef tanımı yapmaktadır.
Erdoğan sorunu “hastalığın kontrol altında tutulması” ve “hastalığın salgın haline dönüşmesini engelleme” olarak tanımlamaktadır.

Dünkü yazımızda, sorunun tanımını, hastalığın yayılmasını yavaşlatma olarak yapmamanın iktidarın oyununa gelmek olacağını muhalefete hatırlatıyorduk.
Tam da dediğimiz gibi oldu.

Muhalefet önce şu gerçeği halka açıklamalıydı: bu “hastalığın kontrol altında tutulması” mümkün değildir, “salgın haline dönüşmesi” engellenemez. Ortalama olarak nüfusun yüzde yetmişi enfekte olana kadar hızla, geometrik diziyle, toplumu gibi değil, çarpma gibi artarak hızla yayılır.
İnsan hayatına değer veren bir ülkede yapılması gereken ve yapılması mümkün olan, bu yayılma hızını yavaşlatıp, yoğun bakım gerekecek hastaları kapasitenin altında tutabilmektir.

Sorunu bunun haricinde, “hastalığı kontrol altına almak”, “salgın haline dönüşmesini engellemek” olarak koymak, ölen ölür kalan sağlar bizimdir demektir.

Çünkü hastalık her halükarda, (hatta ne kadar hızlı yayılırsa o kadar çabuk) doğa yasaları gereği, nüfusun yüzde yetmişi enfekte olduğunda “kontrol altına” alınmış olacaktır.

Çünkü ölenler yüzde bir veya altında, çoğu da yaşlı ve hastalar olacağından, aslında ölenler kişi hakları falan denerek ilan edilmez ve gizlenirse ya da az gösterilirse ölümler toplumsal hafızada yer etmeden, bireysel hafızalarda veya aile hafızalarında kalacaktır.

*

Bütün ülkeler niçin en eğit olağanüstü tedbirler alıyor?

Hastalığı kontrol altına almak”, “salgın haline dönüşmesini engellemek” için mi?
Hayır.
Örneğin Almanya başbakanı çıkıyor niye yüzde yetmişimiz enfekte olacağız diyor?
Ne için yurttaşların yardımını ve katkısını istiyor?
Ne için alınacak hiç hoş olmayan tedbirleri anlayışla karşılamalarını istiyor?
Bir tek şey için. Hastalığın yayılma hızını yavaşlatmak için.
Sürü bağışıklığının, yani ortalama nüfusun yüzde yetmişinin enfekte olmasının bir an önce değil, olabildiğince yavaş ve zamana yayılarak olması için.
Peki niye bir an önce olup bitmesinden ise zamana yayılması?
Çünkü bir an önce hastalık yayılırsa, ki zaten normal yayılma hızı çok büyük, yoğun bakım gerektirecek, solunum cihazına bağlanacak vs. hastalara eldeki kapasite yetmeyeceği ve hastaların çoğu ölüme terk edileceği için. Böyle bir durumu düşmemek için.

İşte Erdoğan’ın hiç söz etmediği gerçek sorun budur?
Erdoğan’ın ve Türk devletinin amacı hastalığın yayılmasını yavaşlatarak böylece kapasiteyi aşmamasını sağlayarak her ihtiyaç duyacak hastayı yaşatmak için gereken her şeyi yapabilir durumda olmak değildir.

O bir an önce “ülkenin sağ salim çıkmasını” hedef olarak ilan etmektedir.
Sinizm ve yanıltma buradadır. Milliyetçiliğin ve faşizmin gerçek yüzü buradadır.
Ülkeler salgınlarda yok olmazlar, hepsi sağ salim çıkarlar.
Çünkü bu salgın da nihayetinde, en kötü durumda bile, nüfusun yaşlı ve hasta yüzde biri veya ikisini öldürecektir. Dolayısıyla Türkiye de bu salgından sağ salim çıkacaktır. Hatta yaşlı ve hastalıklılardan “kurtulduğu” için, salgın öncesinden çok daha “sağ salim” çıkacaktır.
Yani bir “ülkenin sağ salim çıkması”ndan söz etmek, ölen ölür kalan sağlar bizimdir demektir.

Hatta Erdoğan’ın dediğinden şu anlam da çıkar.
Hastalık ne kadar hızlı yayılır ve ölenler ne kadar hızlı ölürse ve nüfusun yüzde yetmişine ne kadar çabuk yayılır ve sürü bağışıklığı geçekleşirse, “ülke” bu süreçten o kadar hızlı, ekonomisi çok yara almadan, hatta diğer ülkeler karşısında avantaj sağlayarak ve “sağ salim” çıkmış olacaktır.

Erdoğan’ın bütün konuşması bu yaklaşımın itirafından başka bir şey değildir.

Sorun en dayanıksız ve yaşlıları yaşatmak değil, ülkeyi yaşatmak olarak koyulunca, bu otomatikman yaşlıların ve hastaların ölüme terk edilmesi, ülkenin sağ salim çıkması için bu insanların feda edilmesi anlamına gelmektedir.
Erdoğan’ın nasıl bir sinizm (hiçbir değere bağlı kalmadan) içinde ülke diyerek karları düşündüğünün kavranabilmesi için, bir parça insan olsa yapması gereken konuşmanın kısa bir örneğini verelim.

“Değerli yurttaşlar,
Çok zor günlerin eşiğindeyiz ve bazı çok zor ve tatsız kararlar almak zorundayız.
Öncelikle çok geç hareket ettiğimiz, çok az hastaya test uyguladığımız, testi pozitif çıkanları gizlediğimiz veya şüpheli gibi tanımladığımız, ölenlerin koronavirüsten öldüğünü söylemeyip, “solunum yetmezliği” veya “zatürre” olarak tanımlayarak hem kendimizi, hem de tüm yurttaşları kandırdığımız, tedbirleri geciktirdiğimiz için özür dilerim.
Hastalık geldi, enfekte olanlar geometrik diziyle artmaya ve bakım kapasitemizi zorlamaya başladı. Bu geç kalışımızın cezasını birçok can kaybına ve ailenin acılara gark olmasına yol açacaktır. Bu yanlışımızdan bir an önce dönerek hiç olmazsa bundan sonra hastalığın yayılma hızını yavaşlatarak, yoğun bakım gerektirecek hastaların sayısını eldeki yoğun bakım olanaklarını (yatak, araç, personel ve doktor) aşmayacak düzeye indirmek ve orada tutmak, böylece ölümleri azaltabilmek için elimizden gelenin azamisini yapmaktır.
Bunu yapamadığımız takdirde, doktorlar ya da hükümet, hastaların bir kısmını seçmek, yani bir kısmını ölüme terk etmek zorunda kalacaktır. Eğer yayılmayı yavaşlatmazsak, bu korkunç durumla karşı karşıya kalacağımız kesindir.
Bir tek yurttaşın bile, bu durumda kalmaması için, hastalığın yayılmasının yavaşlatılması için devlet ve yurttaşlar olarak her şeyi yapmamız gerekmektedir.
Öncelikle sokağa çıkma yasağı şarttır. Ancak bununla temsları minimuma indirip, yayılma hızını yavaşlatabiliriz. Ki bunun etkileri de ancak haftalar sonra ortaya çıkacaktır.

Bu ilk elde acil olarak almamız gereken bir tedbirdir. Bu yurttaşların en temel hakkı olan seyahat özgürlüğünü kısıtlamak için değil, olabildiğince çok yurttaşın yaşatılabilmesi için gerekli bir tedbirdir.

Ülkedeki bütün hastaneler kamulaştırılmıştır. Ölüm karşısında zengin fakir demeden tüm olanaklar yurttaşlar arasında eşitçe dağıtılacaktır.

Ayrıca buna ek olarak, bir aydınlatma seferberliği gerekmektedir.
Bunun için tüm televizyonlar ve basın, Tabibler Birliği, Sağlık İşçileri Sendikaları, Tıp Fakülteleri gibi sağlık ve halk örgütlenmelerinin denetimide olacaktır. Çünkü doğru ve bilimsel bir aydınlatma çabası ve açık bir bilgilendirme esastır.

Her hastane ve yerleşim birimi ve ildeki hasta, ölüm, yayılma hızı gibi haberleri bu devletten bağımsız örgütler yayınlayacak ve yurttaşları bilgilendirecektir ve yurttaşlar da bu bilgilerin doğruluğunu denetleyebileceklerdir.

Sokağa çıkma yasağında yurttaşların ihtiyaçlarını karşılamak için, her sokakta, her mahallede, yaşı 25 altında olanlar, insanların ihtiyaçlarını gidermek üzere birlikler oluşturup, ihtiyaçları gidereceklerdir.

Temaslarda ve yayılmada ani bir düşüş sağlayabilirsek, çok geç kalmış olmamıza ve bir iki hafta sonra kapasitenin üstünde hastaları ölüme terk etmek zorunda kalacağımıza rağmen, bu kapasite aşma durumunu orta vadede, tekrar kapasitenin altına çekebilir ve her yoğun bakım gerektiren hasta yurttaşı kurtarabilmek için tekrar bu olanakları sunabilir hale gelebiliriz.
(…)” [Konuşmanın Tam Metni I – Tüm imkânları seferber ettik] [Konuşmanın Tam Metni II – Güzel bir tablo bizi bekliyor]

Devam etmeye gerek yok.
Türkiye’de olmayan bu.
Olması gereken de bu.
Demokratlar, muhalefet böyle bir yaklaşımla örgütlenmelidirler. Bu devlet ve hükümet karşısında halkın kendi öz örgütlenmelerini yaratmalıdırlar.
Onu buna laf yetiştirmek değil böyle bir örgütlenme için somut öneriler ve girişimler gerekiyor.

 

* * *

Muhalefet iktidarın cinayet kararına ortak oluyor

Gözlerimizin önünde Erdoğan ve hükümeti birçok, özellikle de yaşlı ve hasta yurttaşın ölümüne karar vermiş bulunuyor.

Neden ve nasıl bunu kısaca açıklayalım.
Bu hastalık geometrik diziyle yayılmaktadır. Yani en azından 2, 4, 6, 8, 16, 32 şeklinde. Dünyadaki çeşitli örneklerin ortalamasına göre 2,5 günde ikiye katlanmaktadır. Bu yayılma nüfusun yüzde yetmişine bulaşıncaya kadar böyle yayılmasını engellemek mümkün değildir.

Bu şu demektir, bir süre sonra binler ve milyonlarca insan eş zamanlı olarak enfekte olacak demektir.
Bu durumda, enfekte olanların yüzde biri hastalığı ağır geçirse ve tıbbi bakıma gerek olsa, örneğin on milyonluk bir şehirde bir milyon insan eş zamanlı hasta olduğunda, on bin hasta bir günde hastanelere gelecek demektir.

Yeryüzünde hiçbir ülkenin olanakları bunu karşılayacak imkanlara sahip değildir.
Bu durumda binlerce, on binlerce özellikle de yaşlı ve hasta insan acılar içinde boğularak ölmek üzere ölüme terk edilecek demektir.

Peki bu durumda ne yapmak gerekiyor?

Kader buymuş diye razı gelmek mi yoksa hastalığın yayılma hızını yavaşlatıp, bakım gerektiren hastaları bakım kapasitesinin altında tutmak için her şeyi yapmak mı?

Elbette yayılma engellenemez ama yavaşlatılabilir ve bakımı gerekecek hasta sayısı bakım sınırının altına tutulabilir.
O halde sorunun ne olduğunu doğru tanımlayalım. Sorun yayılmayı engelleme değil, yayılma hızını yavaşlatmadır.
Şimdi neden hükümet cinayet işliyor ve muhalefet de bu suça ortak oluyor dediğimizi daha iyi açıklayabiliriz.

*

Diyebilirsiniz ki, biz müdahale etsek de yüzde yetmiş enfekte olana kadar salgın hızla yayılacağına göre, bırakalım topluma yayılsın, ölenler ölsün. Zaten yüzde doksan dokuz, özellikle de genç ve sağlıklı nüfus hafif atlatıyor veya hiçbir belirti göstermiyor, ölenler de esas olarak yaşlı ve hastalar olduğundan toplum bu yaşlı ve hastalara bakma yükünden de kurtulur, zaten iflasın eşiğindeki sosyal sigorta kurumları biraz nefes alır. Hatta daha ileri, mantık sonuçlarına kadar götürüp, ne kadar hızlı yayılırsa o kadar iyidir, bir an önce atlatılmış,“Türk milleti bu badireyi de hızla atlatarak” bu savaştan zaferle çıkar çıkarsamasını da yapabilirsiniz.

☛ Ama bu güçlü olanın yaşaması ilkesini savunmak olur.

☛ Ama bu faşizmi resmen kabul etmektir.

☛ Ama bu aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve hayatın temelindeki ilkeyi ortadan kaldırmaktır.

Bu nedenle bazı hükümetler henüz böyle apaçık bir faşizmi savunamadıkları için, bunu kavramları karıştırarak ve belirsizleştirerek, fiilen bu sonucu verecek tedbirleri alarak veya almayarak ve “mış gibi yapma” politikası uygulamaktadırlar.

Örneğin Türkiye böyledir. Sorunun hastalığın yavaşlaması olarak bile tanımlamamış, bir an önce “Türk milletinin de bu salgını atlatması” olarak tanımlamıştır.

Bu fiilen şudur: “ölen ölür kalan sağlar bizimdir”.
Hastalık ne kadar hızlı yayılır ve yüzde yetmiş enfekte olursa o kadar hızlı bu badireyi atlatmış oluruz.

☛ Bu evveli gün Bahçeli’nin, dün Erdoğan’ın kendi ağızlarıyla itiraf ettikleri hedefleridir.

☛ Bu resmen hastanelerin kapasitesi üstündeki yaşlı ve hastaların ölüme terk edileceğinin ilanıdır.

Bunu böyle açıktan söyleyemeyecekleri için de sanki hastalığın yayılmasını engelleme tedbirlerinden söz edip, bir şey yapar gibi görünmeye çalışmaktadırlar.

Sorunu hastalığın yayılması veya yayılmasını engellemek olarak koymak, gerçekte yaşlı ve hastaları ölüme terk etmenin diğer adıdır.
Aynı zamanda mümkün olmayan bir şeyi gerçekleştirmeye çalışmaktır,
Çünkü hastalığın yayılması engellenemez.
Yapılabilecek olan yayılma hızını yavaşlatmaktır.
Yayılmayı yavaşlatma ise ancak bir tek hasta ve yaşlı yurttaşın bile gerekli tıbbi bakımı alabilmesi ve ölümden kurtarılabilmesi için toplum olarak azamiyi yapmak bir temel hedef olarak belirlenmişse, toplum hayatına böyle bir ilke yön veriyorsa bir hedef olarak seçilebilir ve seçilmek zorundadır.

Ancak hedef yayılmayı yavaşlatma olduğu takdirde ağırlaşacak hastalar tıbbi yoğun bakım ve suni solunum kapasitesinin altında tutulabilir.

*

Almanya, Fransa gibi ülkeler bu ilkeye (hasta ve yaşlı bir tek insanın bile hayatının değerli olduğu ve onu yaşatabilmek için toplum olarak azamiyi yapmak gerektiği ilkesine) göre davranıp, toplumsal ve ekonomik maliyeti ne olursa olsun böyle bir hedefi belirlediler. Bunun için tüm maliyeti göze aldılar. Politikacıları çıkıp çok zor günler geleceğini söylediler. Herkesten bu yayılmanın yavaşlamasını sağlamak için fedakarlık, katkı ve dayanışma istediler ve hükümet olarak ellerinden geleni yapacaklarını söyleyip aldıkları tedbirleri açıkladılar. Bunları toplumun eleştirisine de sundular.

Elbette bu hedefe ulaşmak için aldıkları tedbirler vs. eleştirilebilir ve eleştirilmelidir.
Yani bir tek hasta ve yaşlı kişinin bile hayatına değer veren ve bunun için yayılmanın hızını yavaşlatmayı esas stratejik hedef olarak belirlemeye göre davranın ve böyle davranmaya çalışan bir ülkede, bu tedbirler efektif olmadıkları, geç kalmaları, zenginleri ve şirketleri kayırmaları, araçların amaçla uyuşmadığı vs. bakımından elbet eleştirilebilir. Ama böyle bir eleştiri aynı amacı paylaşanların o amaca ulaşmak için eleştirileri olur.
Almanya ve Fransa gibi ülkelerde olan budur.

*

Türkiye’ye gelince. Böyle bir amaç ne deklare edilmemiştir, aksine “salgının yayılmasını engelleme” şeklinde tanımlanmıştır. “Türk Milleti’nin bu badireyi de atlatması” olarak tanımlanmıştır. Yani bir tek yaşlı ve hastanın bile hayatının kurtarılması için toplum olarak azamiyi yapma değil, Türk milletinin bu badireyi atlatması olarak tanımlanmıştır.

Bu hedef açısından bakıldığında hükümetin yaptıkları bu ifade ettiği hedefle uyum içindedir. Onu kullandığı amaçlar ve hedefler açısından eleştirmek aynı zamanda onun hedeflerini doğru kabul etmek anlamına gelir.

Aslında bütün yapılanlar ve yapılmayanlar da bu hedefe uygundur. Yani sayıları gizleme, az test yaparak hasta sayısını düşük gösterme, ölümlere “solunum yetmezliği” veya “zatürre” diyerek salgın sonucu olduğunu gizleme, “evde kalın” diyerek ölümlerin gözden ırak olmasını ve bireysel trajediler olarak kalmasını sağlama, sokağa çıkma yasağı ilan etmeyerek toplumun hızla enfekte olmasına yol açma gibi saymakla bitmeyecek yöntemler göz önüne alındığında aslında hükümet hem de deklare edilmiş amaçları açısından doğru olanı yapmaktadır.

Hükümet, yine bu amacıyla uyum içinde, tüm dikkatini bunun toplumun bilincine çıkıp bir tepkiye yol açmasını engellemeye yoğunlaştırmıştır.

Hükümet, birkaç ay içinde ölenler ölüp toplumun yüzde yetmişi enfekte olup hastalığın yayılma hızı yavaşladığında, diğer ülkeler hala yavaşlatma için uğraştığından, örneğin turizm gelirlerinden bir aslan payı kapmayı hesaplamaktadır. Basılan paralar, düşen petrol fiyatları, ölerek maliyeyi yükten kurtaran on binlerce yaşlı ve hasta, Erdoğan’ın soluklanıp iktidarını pekiştirmesinin araçları olacaklardır.

Hasılı tüm yaptıkları ve yapmadıklarıyla, tüm yasaklarıyla Erdoğan ve hükümet kendi içinde tutarlıdır.
Hükümet, binlerce kişinin hastane koridorlarında veya hastaneler almadığı için evlerinde boğularak ölmesinin bir an önce, ciddi bir toplumsal direnişle karşılaşmadan gerçekleşmesini sağlamaya çalışmaktadır.

İşte muhalefet hükümetin deklare edilmiş ve/veya fiili hedefini eleştirmediği, buna karşı çıkmadığı, bu hedef karşısında bir tek canın bile kurtarılması için alternatif örgütlenmeler yaratmak yoluna gitmediği için hükümetin bu cinayetlerinin suç ortağıdır.

Şu ana kadar bir tek muhalefet partisi, hükümetin gerçek amacını ifşa etmiş deklare edilmiş amacını eleştirmiş ve afişe etmiş, teşhir etmiş değildir.

Çünkü hükümetin amacını teşhir etmek için, Türk milletinin bekasının değil, bir tek hasta ve yaşlı insanın bile hayatının önceliği olduğu anlayışına sahip olmak gerekir.
Muhalefette de olmayan budur.

*

Öyle görülüyor ki, hükümet ve Erdoğan, muhalefetin bu iş birliği ile amacına ulaşacaktır.
Bu salgının sonunda, birkaç ay sonra ölenler öldükten kalan sağlar ile “Türk Milleti bu badireyi de atlattıktan” sonra hükümet haklı çıkmış olacak, bu keyfi, insanlık düşmanı rejim iyice güçlenmiş ve pekişmiş olarak yoluna devam edecektir.

O halde lütfen aşağıdaki ilkeleri ve eleştirileri yayalım. Yayalım ki muhalefeti baskı altına alalım.
Belki o zaman muhalefet harekete geçer.
Belki bu baskı altında İngiltere’de olduğu gibi, hükümet de geri adım atar ve hiç olmazsa birkaç canın hastane koridorlarında veya hastanelerde yer olmadığı için evlerinde boğularak ve çaresizlik içinde ölümlerini olsun engelleyebiliriz.

Aşağıdaki kısa önermeleri lütfen sosyal medyada paylaşınız. Çünkü her şeyden önce insanlarda bir anlayış değişikliği de gerekiyor.

*

Her şey, hastalıklı ve yaşlı bile olsa birkaç can için.
Biricik doğru tavır hastalığın yayılmasını yavaşlatma hedefini belirlemektir. Tüm tedbirler ve kaynaklar bu hedefe yöneltilmelidir. Bu eleştiriyi yapmayan muhalefet hükümetin suçuna ortaktır.

*

#Koronavirüs salgını biyolojik değil, toplumsal dolayısıyla politik bir sorundur. “Bunu politikanın aracı yapmayalım” demek de politiktir ve uygulanan politikayı tartışmayı ve eleştirmeyi engellemektir.

*

Muhalefet de Erdoğan kadar suçludur. Bir tek kişi çıkıp Erdoğan’ın sürü bağışıklığı stratejisi, yani ölen ölür kalan sağlar bizimdir stratejisi izlediğini açık etmiyor. Hesap çok açıktır geometrik diziyle artışta binlerce yaşlı ve hasta bakılamayacak ve ölüme terk edilecektir.

*

Sorunu #koronavirüs salgınının yayılmasını engellemek olarak tanımlamak Hükümetin cinayetine ortak olmak, gerçek sorunu gizlemektir. Çünkü yayılma engellenemez.

Engellenemeyeceği ve geometrik diziyle artacağı için, bir süre sonra bakım gerektirecek kapasitenin sınırları aşılır ve binlerce insan ölüme terk edilmek zorunda kalınır. Bu nedenle hedef yayılmayı yavaşlatıp tüm ağır hastalara bakım sağlamak olmalıdır.

Bunun için tüm olanaklar seferber edilir. Ama bunun için de hasta ve yaşlı olsa da bir tek kişinin bile hayatını kurtarabilmek için tüm toplumun elinden geleni yapması gerektiği kabulü vardır. Ne iktidarda ne muhalefette bu temel kabul var. Bu nedenle suça ortaklar.

*

Muhalefet iktidarın stratejisinin en kısa zamanda tüm toplumun enfekte olması ve ölenlerin ölüp kalan sağlarla erkenden salgının geçiştirilmesi stratejisini afişe etmeyerek ve bu fiili stratejiye karşı çıkmayarak hükümetin cinayetlerine ortak oluyor.

*

Hükümetin ekonomik tedbirlerini eleştirmek hükümetin cinayetlerine ortak olmaktır. Aynı amacı paylaştıklarınızın yöntem ve araçlarını eleştirebilirsiniz. Amaç: yayılmayı yavaşlatmak ve azami hastaya bakım mı yoksa “salgını atlatmak” mı? Hükümetin açıklanmış amacı salgını atlatmak sorunu salgının yayılmasını engelleme veya ortadan kaldırma olarak koymak hükümetin cinayet işleme kararına ortak olmaktır. Amaç hastalığın yayılma hızını yavaşlatıp yoğun bakım ve solunum cihazı gerektiren tüm hastalara bunu sağlamak olmalıdır.
Bunun için tüm olanaklar seferber edilmelidir.

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: