Devlet «Gerçekleri» Kamuoyundan Saklıyor mu? Toplu Ölümler mi Gündemde ?


Ölen ölür, kalan sağlar İktidarın geleceğidir… Devlet bunu mu plânlıyor? Oyunun sonunda haklı çıkmayı ve gücünü ve egemenliğini pekiştirmeyi mi hesaplıyor?. Urla’daki Karantina Adası mı kafalardan geçiyor?

***

Sorun; yayılmayı engellemek değil, yayılma hızını yavaşlatmaktır…

 

Demir Küçükaydın

 

Lütfen #coronavirüs YAYILMASINDAN ve bunu engellemekten söz edip Türk devletinin oyununa alet olmayın.

Devlet sanki sorun buymuş gibi koyup oyunun sonunda haklı çıkmayı ve gücünü ve egemenliğini pekiştirmeyi hesaplamaktadır.

Hastalığın yayılması engellenemez. Herkese bulaşacak. Ve normal koşullarda bu yayılma hızı 6 ay içinde nüfusun yüzde yetmişidir.

Peki bu engellenemeyecekse neden Avrupa ülkelerinde bunca sert tedbirlerin alınıyor?
Sorun YAYILMA HIZINI YAVAŞLATMAK!

Niçin yavaşlatmaya çalışıyorlar?
Çünkü normal hızdaki bir yayılmada, eldeki yoğun bakım ve suni solunum birimleri yetmez?

Çünkü hastalık zatürreye sebep oluyor ve hastalar solunum yetmezliğinden vs. boğularak ölüyorlar.
Suni solunum cihazları ile en azından müdahale edilip kritik dönemin aşılması sağlanabiliyor. Küçümsenmeyecek bir oran kurtarılabiliyor

Matematik olarak neden yetmeyeceği şöyle ifade edilebilir.
Hastalığın yayılışı aritmetik diziyle, örneğin 10, 20, 30, 40 diye değil, geometrik diziyle, yani 2, 4, 8, 16, 32, 64 şeklinde. Ya da toplama gibi değil, çarpma gibi.
Ya da meşhur satranç hikayesinde, satranç tahtasının her karesine öncesinin iki katı pirinç koymak gibi. O zaman 64 kare sonunda bütün yeryüzündeki pirinçler bile yetmez.

Ya da meşhur “Moor Yasası”ndaki, işlemcilerin kapasitesinin her iki yılda bir iki kata çıkması gibi. Koronavirüste bu iki yılda değil, muhtemelen iki ya da üç günde.

Bu nedenle, kısa bir süre sonra, yoğun bakıma alınacakların sayısı, yoğun bakım olanaklarını kat kat aşacaktır.
Bu ne anlama gelir?
Bu, bu uygarlığın kimi temel kabul ve varsayımlarını terk etmek zorunda kalması anlamına gelir.

Çünkü o zaman doktorlar kimin yoğun bakıma alınacağına, kimin solunum cihazına bağlanacağına, kimin bağlanmayacağına, yani kimin öleceğine karar vermek, seçim yapmak zorunda kalacak.
Ve giderek artan bir büyük bölüm ölüme terk edilecek. Ve bunların büyük bir bölümü yaşlılar olacak.

Ya da örneğin doktorlar bu kararı vermeyi kabul etmezse, uyacakları nesnel kriterler isterse, hükümetler örneğin 80 yaş üzeri evinde kalsın hastaneye gelmesin, hastanedeyse, yoğun bakıma bağlanmasın gibi kararlar alacak veya almak zorunda kalacak.

Yani 80 yaş üzerini ölüme terk edecek. Yani toplum onlara “biz sağlıklı ve genç olanların yaşaması için sizi feda ediyoruz” demiş olacak. (Tabii işin bir de zenginlikle ilgili bölümü de var. Zenginler özel hastanelerde bakılırken, fakirler bundan yoksun kalacak. Bu nedenle tüm özel hastanelerin kamulaştırılması acilen gerekiyor.)

Yani gençleri ve daha umutvar olanları yaşatmak için daha yaşlılar, hastalar, umutsuzlar feda edilecek. Bunun için kararnameler çıkarılacak vs..

Bir zamanların olanaksızlıklar nedeniyle, üretici güçlerin geriliği nedeniyle, güçsüz ve yaşlıları ölüme terk eden göçebe kavimleri veya avcı-toplayıcı kabileleri gibi davranılmış olacak.

Yani modern uygarlık, aslında bunca zenginlik ve bolluk içindeyken, son derece irrasyonel olarak örgütlendiği ve yapılandığı için, avcı ve toplayıcılar topluluklarının, göçebe kavimlerin o zamanın zorlukları ve kıtlığıyla anlaşılabilecek olan hukukuna geri dönmüş olacak.

Ve kendini birden NAZİ’lerle aynı şeyleri yaparken bulacak.
Gidiş bu yönedir. İtalya’da şimdiden olan budur.
Ve bu bir kere olunca yaşlıları, güçsüzleri, hastalıklıları fedanın yolu açılacak.

İşte henüz bunlar norm olmadığı için, Avrupa’daki hükümetler, hastalığın YAYILMASINI ZAMANA YAYARAK, kimin yaşayacağına karar verme durumuna düşmeden, olabildiğince çok hastayı ve gereken herkesi yoğun bakımda bakabilmek için, teması olabildiğince azaltarak, yayılmayı yavaşlatmaya çalışıyor.

Olayın özü budur. Hastalığın yayılmasını engellemek değil, yavaşlatmak, yoğun bakım kapasitesinin sınırını aşmamasını sağlamak.
Günün sonunda elbette ölenler ölmüş olacak, yaşam normal akışına devam edecektir.

*

İşte Türk devleti aslında tam da bu son noktayı dikkate almakta ve buradan bir yara almadan gücünü ve egemenliğini pekiştirerek çıkmayı hesaplamaktadır.
Nasıl mı?
Bunun ipucunu Bahçeli veriyor.

“Geçmişte daha müşkül anlarda bile yeise ve yılgınlığa kapılmayan Türk milletinin bu virüs kuşatmasını da yaracağına inanıyorum. Bu süreçte karamsarlık aşılayanlara, kötümserlik yayanlara, provokasyonlara yeltenenlere, fırsatçılık, stokçuluk ve karaborsacılık yapanlara azami derecede dikkat ve uyanıklık mühim bir sorumluluktur. Mikrobun kırılması için Sağlık Bakanlığı’nın tavsiye ve tembihlerine aynen riayet etmek insan ve toplum sağlığı açısından mecburiyettir.”

Dikkat edin, “bu hızla yayıldığında şu kadar insana yoğun bakım gerekecek, elimizde şu kadar var bir noktada iş kapasiteyi aşacak. Kimilerini ölüme terk edeceğiz, bunu asgaride tutmak için şunu yapıyoruz” gibi dürüst bir açıklama, yurttaşı aydınlatma, gerçekler yok. Hamaset ve örneğin bu yazı gibi görüşleri açıklayanlara“karamsarlık aşılayanlara, kötümserlik yayanlara, provokasyonlara yeltenenlere” tehdit var.

Günün sonunda ölümler gizlenip, az gösterilip, tepkiler bastırıldıktan sonra, ölümler kişisel veya ailevi dramlar olarak kalıp unutulduktan sonra ve ölenle ölünmeyeceğinden hayat devam edeceği için, elbette “sürü bağışıklığı” ile günün sonunda “Türk milletinin bu virüs kuşatmasını da yarmış” olacaktır. (Aslında tüm milletler yarmış olacaktır.) Ölen ölür kalan sağlar bizimdir.

Bir insanlık dramını bile Türk milletinin üstünlüğü sorunu olarak koymak tam da bu devletin aklıdır. Bu akıl çürütmektedir tüm toplumu. Bahçeli bu “Devlet Aklı”nı ifade etmektedir.

Bu devletin hesabı budur. Yani (…)

[Devamı]

 

Yaklaşan Felaket ve İflasını Gizleyen Devlet

Bir çöküş geliyor ve bu çürümüş devlet hala gizlilik ve sindirme peşinde.

Vergileri sayesinde var olduğu yurttaşların kanını emdiği, terörüyle yıldırdığı, şehit diye kendi emperyal ve faşist emelleri için öldürdüğü yetmiyormuş gibi şimdi, onları toplu ölümlere hazırlıyor.

Bu sözlerim bir abartma değildir. Aşağıya Almanya’daki bir hesaba ilişkin haberden en kritik yerin resmini aktarıyorum. Varın Türkiye’yi siz hesaplayın.

Almanya’da takriben 5000 yoğun bakım yatağı var.
Eğer hastalığın şimdiye kadarki büyüme hızı (%32) sürerse Mart ayı sonuna varmadan, kapasite aşılmış olacak. Yani insanların bir bölümü ölüme terk edilecek. (Haberde yok ama bir tanıdığım bazı mahfellerde böyle bir durumda 80 yaşın üzerindekilere yoğun bakım yapılmama (yani kaderiyle baş başa bırakma) olasılığının görüşüldüğünü söyledi. Bir süre sonra bu sınır 70’e de iner çizgiye bakılırsa.)

Eğer şimdi alınan tedbirler hastalığın büyüme hızını %20’ye düşürürse Nisan ayında kapasite aşılacak.
Yüzde ona düştüğü takdirde Mayıs’ta aşılacak.
Tabii bu extrapolasyon Hastaların %2,5 oranının yoğum bakım gerektireceği varsayımına dayanıyor. Bu oran Çin’de %5 idi. İtalya’da %8

Şimdi düşünün Türkiye’yi kaç yoğun bakım yatağı var?
Kaç eleman var.
Türkiye’de hastalığın yayılma hızı en azından Çin veya İtalya gibi olacaktır. Hastaların yoğun bakım gerektirme oranı da % 5 ve üzerinde olacaktır.

Bu geliyorum diyen bir felakettir.
Bu geliyorum diyen felaketi gizleme de bu şark despotluğunun karakteridir. Yurttaşlara güvenmemek, tüm gerçekleri devlet ve millet kutsallığı şalıyla yurttaşlardan gizlemek.
Bu tam bir iflastır aslında.

Türkiye’de Şark despotu devlet ve onun başındaki Erdoğan bu iflası gizlemek için her şeyi yapacaktır.
Çünkü halk onun iflas ettiğini hissettiğinde başını kaldırmaya başlar. O zaman da sonu gelir. Bu nedenle yapacakları bellidir.

Ölümler gizlenecektir. Bunlardan söz edenler susturulacaktır. Bunlarla gizleyemez olduklarında haberleşme ve sokağa çıkma yasağı, sıkıyönetim, savaş hali gibi tedbirlerle oluşabilecek tepkileri daha doğmadan boğmaya çalışacaktır.
Bunları görmek için kahin olmaya gerek yok.
Rakamlar ve bu Şark despotluğunun karakteri ortada.
Sorun buna karşı neler yapılabileceğidir.

Devletin yapacakları bunlar, bizler ne yapabiliriz.
Yaklaşan çöküş, devletin iflası ve iflasını gizleme çabaları aynı zamanda ezilenler, demokratlar için bir olanaktır.
Herkes somut öz örgütlenme biçimleri üzerine düşünmelidir.
İzmit depreminde halkın kendi öz örgütlenme ve yardım çabaları devlet tarafından engellendi ve AKUT gibi devlet şerbeti olmayan sivil toplum girişimleri devletin kontrolüne alındı.

Bu devlet halkın kendi kontrolü dışındaki en küçük bir yardımlaşmasından bile korkar ve onu daha doğmadan öldürmeye çalışır

Bu sefer buna imkan vermemeli. Hepimiz bu konuda kafa yormalı, öneri ve düşüncelerimizi paylaşmalıyız.
Sosyalistler, demokratlar, ve özellikle gençler siyasi bayraklarını, alameti farikalarını bir yana atmalı birer yurttaş olarak, her türden ve eğilimden insanı kapsayacak şekilde ilk elde koronaya ve devletin keyfiliğine karşı öz savunma ve yardımlaşma girişimleri kurmalıdırlar.
Bir örnek mi? (…)

[Devamı]

[Konuya ilişkin: Geleceği Geçmişten Geçmişi Gelecekten Kurtarmak]

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: