Bir Sevda Hikâyesi II – Öncesi, İzmir/Rotterdam Bacakları…


Yaşam bir Rastlantı mı? Yaşamda “yok artık, olamaz” denilebilecek, asla unutulamayacak rastlantılar yok mu sizce?! Sanki, görünmeyen bir gücün hazırladığı bir şaka gibi…İçeride okuyacağınız anlatıdaki inanılmaz rastlantıları da, nusret özgül’ün dün sizlere tanıttığı kitabımın bir köşesine ekleyiverin lütfen.

***

BÖYLESİ BİR RASTLANTI

halit-umar1a

© Dr.M.Halit Umar

Yaşamımda “yok artık, olamaz” denilebilecek, asla unutulamayacak rastlantılar var. Görünmeyen bir gücün hazırladığı bir şaka sanki. Örneğin, Hollandaya, Rotterdam’a gelişimi hazırlayan, daha sonra hocam olacak kişiyle, Efes Antik Kenti’ndeki karşılaşmam. Dilerseniz size, yazın serüvenimde yenileyin yaşadığım bir şaşkınlığı anlatayım.

Bundan yaklaşık yirmibeş yıl önce başladığım Sevdalı Düşler Senfonisi adlı çalışmamı “Aman Tanrım, sonunda bitti” dediğim, dosyayı basımevine yolladığım gündü. Bir annenin onca bekleyiş ve doğum sancılarının ardından, bebeğini kucağına alışı gibi, inanılmaz sevinç duyguları ve hoş bir rahatlama içindeyim. [Kitap üzerine – Yerelce]+ [Kitap Üzerine – Ülkece]

Derli toplu bir ürün oluşturma çabasıyla eskilerde kalmış, dergi ve kültür edebiyat sitelerinde de bazıları yayınlanmış yazı ve fotoğraflarımın içinden
seçmeler yapmam gerekiyordu. Hem belli bir zaman boyutunu hem de yazınsal gelişimimi sergilemeliydi bunlar. Bu özellikle önemli bence, çünkü yazın yeteneği ya da sanatsal üretim gücünün durağan olmayıp belli bir gelişime açık olduğunu düşünüyorum. Seçimler yapıldıkça dışta kalanlar sayıca arttılar. Bu süreç çok ilginç, hangi gerekçeler etkiliyor da birini alıp
diğerini bırakıyor insan, bilemeyeceğim. Birbiri peşinde bütünselleşenleri bulmak, seçkilerle çizgisel bir süreç yaratmak olanaksız değilse de çok zor.

Oluşan boşluklara hafifçe dokunmak, kısa öyküler yazıp eklemeyi, belki bir iki resim ya da fotoğrafla amacıma yaklaşmayı deniyorum. Çalışmamı
sıklıkla nadasa bırakıyorum, umulmadık bir anda, yıllar boyu aradığını bulabilir insan.

Şu Eureka örneğindeki gibi. ☛ [Öyküsü]

***

Bir sonbahar günü, Agora yakınlarında taksiden iniyorum. İzmirli olup da Agora’nın son durumunu görmemiş olmayı içime sindiremediğimden
bulduğum bir olasılığı değerlendiriyorum.

Sonra, göğsümde ara sıra beliren ağrılara fazla kulak asmadan Kemeraltı’na yönleniyorum. Yol boyunca antika ürünler satan dükkanlar ilgimi çekiyor. Çanak çömlek, dolap, sandık, bardak, yelkenli ve bunun gibi, biraz da geride kalan yaşanmışlığın izlerini gösteren ürünleri fotoğraflamak keyifli bir iş. Yol kenarında balık ekmek satan yerlere doluşmuşlara ben de katılıyorum; cıvıl cıvıl bir insan hareketliliği. Ne ararsan var şu Kemeraltı’nda! Işık durumu çok iyi, yoksa zaten bu kadar çok fotoğraf çekmezdim diye geçiyor içimden.

Nereden geldiyse, aklıma Kızlar Ağası Hanı’nda [info]bir kahve içmek düşüyor. Aaa, bu ne kalabalık! Oturacak bir sandalye bile yok. Neyseki üst katta, tam da aradığım gibi, oldukça sakin bir köşede oturup kahvemi içiyorum. Küçük vitrinleriyle antikacılar toplanmışlar bu kata. Eski longplay plaklar, gramofonlar, biblolar, çay ve kahve bardakları, heykeller, siyah beyaz fotoğraflar, kartpostallar, kitaplar, notalar, müzik aletleri, çanak çömlek, masa iskemle, el işlemeli ve hala birbirinden albenili giysiler. [üst bölümler]

Açık bir kapıdan gördüğüm, küçük penceresinden içeri giren ışık huzmesi antik bir iskemleye çarpıyor, uzun gölgesi yere düşmüş. Öyle bir kare ki bunu elimdeki makineyle yazdırasım geliyor, fotoğrafını çekiyorum.

Benim aceleyle yaptığım bu işi görüp yadırgamayan bir hanım çıkıyor içerden, “buyurun yakından görün hatta üzerine de oturun, size bir de kahve ikram edeyim” diyor. İçerisi loş, ufacık bir pencere, her iki yanında sahibinin sesi marka birer gramofon, taş plaklar ile bana tanıdık gelen iğneleri duruyor.

Çekinerek dokunuyorum bunlardan bazılarına. Duvarlarda eski gravürler, resimler, yağlıboya tablolar, antika dolaplar, vitrinler, içlerinde son derece güzel fincanlar, tabaklar, çatal, kaşık biçak ve daha pek çok değerli, eskimiş zamandan günümüze göçmüş, önceki kullanıcılarının adları bile silinmiş güzellikler…

Kahveyi yudumlarken vitrindeki kenarı altın yaldızlı bir tabak ilgimi çekiyor. Çiçek resimleri, özellikle mavi irisler müthiş güzel. “Yakından görebilir miyim?” diyorum. Aklıma van Gogh’un İrisler tablosu geliyor, belki de bu çağrışım beni müthiş heyecanlandırıyor. Tabaktaki resim Leslie Greenwood imzalı, iris çiçekli bir buket. Arkasında da bu tabağın İngiliz yapımı, Franklin-Wedgwoood porseleni olduğu yazılı. Merakla bu tabağın buraya nasıl geldiğini öğrenmek istiyorum. Fransadaki bir müzayedede satın alarak buraya getirdiklerini söylüyorlar. İzinlerini alarak fotoğrafını çekiyorum bu tabağın. İkramlarına, gösterdikleri anlayışa teşekkür ederek, nedenini anlamadığım, sözcüklerle de anlatamayacağım bir duygusal etkileşim içinde, yavaşça, hatta biraz da zorlanarak yüksek basamaklardan adım adım alt kata inerek yoluma devam ediyorum.

Rotterdam’da çalışma odama döndüğümde, Leslie Greenwood [Leslie William Avery Greenwood, British 1907-1987]adlı sanatçı hakkında Google aracılığıyla oldukça geniş bilgi topluyorum. Porselen üzerine yaptığı resimlerinin çok ünlü olduklarını öğreniyorum. Bunların içinde yılın her ayına özel çiçeklerle buketlediği 12 adet tabak resmi Flowers of the Year olarak bilinen, aranan, değerli bir kolleksiyon serisinden söz ediliyor. İçimde ılıcık bir sevinç beliriyor.

Artık Sevdalı Düşler Senfonisi’nin sonuna yaklaştığımdan olsa gerek, dosyayı bir kez daha incelerken, sanki doldurulması gerektiği için boş duran bir sayfanın bana göz kırpışını seziyorum. O sayfaya Leslie Greenwood tabağının fotoğrafı bana göre çok yakışıyor. Sanki burası sırf bu görsel için boş kalmış gibi. Demek ki boş kalmak bile güzel bir rastlantı diye geçiyor içimden…

***

Aradan çok değil, yalnızca birkaç gün geçmişken, odamdaki yapayalnız duran eski bir koltuğun benzerinin bir saatlik uzaktaki bir şehirde satıldığını öğreniyor, sözleşilen saatte verilen adreste oluyoruz. Orta yaşlı bir hanım selamlıyor bizi. Biraz uzakta bir yerden geliyormuş. Bir süre önce babası sonra annesi ölmüş. O da burada oturamayacağı için evi satmış, kısa zamanda eşyaları boşaltması gerekiyormuş. Ne ki bu değerli eşyaları koyacağı bir yeri de yokmuş.

Satmaktan hatta atmaktan başka çaresi de yokmuş. Babasının yaptığı kanaviçe işlenmiş kumaşla kapladığı koltuğu almazsak ne yapacağını bilemiyormuş… O koltuğu ve bir de ufak bir masayı istediği bedele satın aldık. Bunları otomobile yükleyip borcumuzu ödemek için geri döndük. O zaman, evin oturma salonuna, bu kez eski bir yaşanmışlığa saygıyla veda etme arzusu içinde, ilgiyle baktık.


Burası evin oldukça geniş denecek oturma odasıydı, solda masif sert ağaçtan yapılmış bir dolap vardı. Yüzü derin çizgilerle dolu orta yaşlı kadın buradan sadece bu dolabı alacağını söyledi. Odanın sağ tarafındaki, pürtüklü beyaz tuğlalarla örülü duvarında, epey uzun bir ahşap plank, üzerinde 12 yuvarlak, kenarları altın yaldızlı, çiçek resimleriyle süslü, özel ayakları üzerine yerleştirilmiş, porselen tabak duruyordu. En soldaki tabağın altında küçük bir çerçeve içinde Ludwig van Beethoven’in portresi dikkati çekiyordu. Büyük bir heyecanla yaklaştım. Bu sergilenen ve yılın her ayını çiçeklerle betimleyen tabağın ilki, Ocak Ayı, benim Kızlar Ağası Hanı’nda fotoğrafladığım tabağın aynısıydı. Aynı irisler, çiçekler…

Ön yüzde Leslie Greenwood imzası, arkada Yılın Çiçekleri – Tabak Koleksiyonu – Ocak Ayı Çiçekleri yazıyordu! Bir an şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim, kendi kendime düşte olmadığımı anımsatmam gerekiyordu. “Bu nasıl bir rastlantı böyle?” dedim. Bilemedim.

Siz de şaşırmadınız mı bu rastlantıya? Eğer Sevdalı Düşler Senfonisi adını verdiğim kitabım elinize değer de orada irislerle süslü bir tabak fotoğrafıyla karşılaşırsanız, bu anlatıdaki inanılmaz rastlantıyı da ekleyiverin orada yazılı olan öyküye.
Rotterdam, 29 Ocak 2020

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: