Yine şahlanıyor yandım aman Reis’in yağız atı…


Allah sana Cebrail sıfatlarını verirse kuş gibi uçar, havalarda yol ararsın. Gözün, havayı gözler durur. Yeryüzüne yabancı kesilir, gök yüzüne aşık olursun. Fakat sana eşşek huyu verirse, yüzlerce kanadın olsa uçar, ahıra konarsın

***

AKP Fenomeni, evlilik…

munir_kebir2

© Münir Kebir

Önce bir alıntıyla söze başlayalım…

Kadının biri kocasına dedi ki;

“Eyy… acizliğini bir adımda aşan!.. Bana hiç bakmıyorsun, neden?..”
Kocası da ;

Boğazına bakıyorum, çalışıp çabalıyorum. Güzelim… Aile Reisi için, kadının boğazına ve elbisesine bakmak farzdır. Ben ikisine de bakıyorum… Bu hususlarda eksiğim gediğim yok.dedi

Kadın eskimiş kirli elbisesini kocasına gösterdi ve yakınmaya başladı…
Kocası ;

A Kadın!.. Sana bir sorum var. Yoksul bir adamım ben, elimden bu geliyor. Doğru, bu elbise çok kaba, çok çirkin. Fakat Ey düşünceli kadın. Bir düşün taşın bakalım…. Bu mu daha kötü,yoksa boşanmak mı? Bu mu sana daha kötü geliyor, yoksa ayrılık mı? Karar senin.

*****

Söz Mevlanaya geldi ve dedi ki;

..Allah sana Cebrail sıfatlarını verirse kuş gibi uçar, havalarda yol ararsın. Gözün, havayı gözler durur. Yeryüzüne yabancı kesilir, gök yüzüne aşık olursun. Fakat sana eşşek huyu verirse, yüzlerce kanadın olsa uçar, ahıra konarsın (VI 2995)”

*****

Derken bu olay, Psikolog Doktor Nevzat Tarhan‘a ulaştı. O da dedi ki;

“Fedakârlığın olumsuz sonuçlarının olduğu bir evlilik biliyorum. 50 yaşlarına kadar kadın eşine karşı; fedakâr, özel davranıyor. Adam ise saltanata alışmış… Kadın bu durumun sonucu olarak, “ben bu kadar fedakârlık yaptım, ama beni anlamıyor diyerek depresyona girmişti.

Evlilikte altın orta nokta kuralı vardır. Bir adım bi taraf diğer adımı da diğer taraf atar ve orta noktada buluşurlar. Hep benim şartlarıma uyulacak deyip, karşı tarafın sürekli fedakârlığını beklemek Bencilliktir. Adımlar birlikte atılırsa, evliliğin kalitesi de artar adalet sağlanır. Aksi olunca, insanlar arasındaki psikolojik denge bozulur.

Hz.Mevlâna bu sebeple burada: “Havalarda yol alırsın” Diyor. Gerçekçi olmayan hayaller kurarsın ama, en sonunda seni bekleyen kötü sonucu bulursun. Senin doğru uçman için önce doğru insan olman lazım, diye eklemeyi de ihmâl etmiyor. Doğru insan olursan doğru şekilde uçarsın ve insanları kendinden uzaklaştır-ma-mış olursun nasihatını da eksik etmiyor bedavasından.

*****

Şimdi gelelim halimize…

Evlilik Sosyal bir fenomendir, yani sosyal bir vakadır. Gerçekten evlenecek iki genç aday, anlaştıktan sonra mutlaka ebeveynlerinin de onayını almak zorundadırlar. Çünkü, her iki adayın annesi ve babası ve diğer akrabalarıyla “hısımlık” şeklinde bir akrabalık tesis etmiş olmaktadırlar. Yalnız bu mu?… Elbetteki hayır!..

İnsan, insanlarla birlikte yaşamak zorunluluğu içinde olduğundan, bu evliliğin asgari müşterekte, toplumun beklentilerine de uygun olması gerekir. Öyleyse, evlilikte devletin evliliği tescil dışında toplumun beklentisine aykırı şekilde, yazılı hukuki kriterler oluşturması; devleti milletine milleti de devletine yabancılaştırır.

Günümüz Türkiyesinde zaten büyük bir yabancılaşmanın pençesinde yaşıyoruz. Çoğu insanımız bunun farkında değil…

Hemen hergün Kentleşme yani Şehirleşme deyimiyle yatıp kalkıyoruz. Şehirlilik hayatımıza öylesine yapışmış yerleşmiş ki, bunun dışında bir hayatı düşünemiyor ve bunun bize getirdiği felaketi fark edemiyoruz.

Herşeyden önce, ataerkil aile yapısından çekirdek aile yapısına dönüştük ve bunu çağdaşlığın bir gereği kabul ettik. Liderlik içgüdümüz öyle güçlendi ki, kişiliğimizi esir alarak, bizi çekirdek aile olursak, hiç bir sorunumuz olmaz düşüncesiyle kişiliğimize egemen hale geldi ve ailemizden koptuk. Bunun sonucu olarak aynı kazan yerini ayrı kazanlara bıraktı ve tüketim toplumu olduk.

Barınma konusunda hergün artan talep sonucu, İnşaat sektörü ve ev sahibi olmak ballı kaymak oldu. Ev Sahipliği gelir getiren statik sektöre dönüştü. Önce ülkemizde Barajlar, Yollar, Köprüler yapıldıkça arazi sahipleri ihya oldular ve kimileri apartman diktiler hatta kimileri de müteahhitlik sektöründe yer aldılar. Kira geliri de ballı kaymak olunca, bu kez de şehirlerdeki mütevazi evler daire karşılığında koca koca apartmanlara dönüştü, ev sahipliği emeksiz kazanç olan rantiyeciliği, ekonomiyi etkileyen önemli bir araca, o da finans sektörünü ekonomi politiğin manivelasına dönüştürdü.

Bu sefer ülkemizde faize sıcak bakılmadığı için, Konutların da satışı yavaşlayınca, Finans sektörü kıskaca alındı, faizler düşürüldü, Kamu Bankaları Swap’la da (vadeli para değiş tokuşuyla) kurları frenledi, borç üstüne borç yüklendi, ama nasıl olsa halk swap nedir bilmiyor, gündem değişikliğine devamla bu iş şimdilik yürüsün sessiz olun denilerek yola devam denildi. Ama Yandaşlığı da devam ettirmek lazım.

Odun, kömür, yıllık erzak, ulufe… bu da yetmedi bu sefer, Reel sektör dediğimiz üretim sektörü yerinde sayınca, ithalat ne güne duruyor, savaş halindeki Suriye’den bile patatesi alın, dedik, baktık kimsenin sesi çıkmıyorrrr yaşamımız ithalata dayalı hale geldi. TUİK….sen kıllık ediyorsun oğlum!.. Başkanı alın ordan Damat … sen oraya başkan ata. Yabancı para borçlarımıza karşı Swap geçici çare, elde avuçta ne varsa satmaya başladık, Sekayı sattık, Petkimi sattık, Tüpraşı sattık, Telekomu sattık, Tedaşı sattık, Şeker Fabrikalarını sattık… sattık ta sattık. Ve en son milli savunmamızın can damarı Tank Palet fabrikasını da sattık, pardon Katarlı müslüman kardeşimizdir ona kiraya verdik, ama olmuyor!…..

İş geldi dayandı bu sefer İstanbul’u Katar’lılara ada olarak satmaya… Katar’lı Şeyh Ebu Cehile pardon adı neydi unuttum kusura bakmayın, annesi hanımefendiye en başta küçük bir parsel canım….. Sattık. Helali hoş olsun. Yarasın… Amin…

Adına “Kanal İstanbul” denildi ama bir müddet sonra; yahu bu isim İngilizcede “Canal İstanbul” Türkçe tercüme şeklidir, olmaz, halk uyanır, eleştiriler başlar, dediler. Bu sefer, bu adın kullanılmasına ceza getirerek, “İstanbul Kanalı”diyeceksiniz dediler. Kanal İstanbul dersek bu “Canal İstanbul”un Türkçesi olur, ama İstanbul Kanalı dersek, bu öz be öz Türkçedir kardeşim dediler.

Bitti Mİ?

Hiç biter mi!.. Hazıra ne zaman dağlar dayanmış ki bitsin!..

Bu sefer, millet hep satıyor satıyor demesinler ve zaten satılacak pek bir şey kalmadı ya, o zaman bekârlık vergisi çıkaralım, bari millet evlenir yatak sıcak olur doğalgaz harcaması da azalır, e zaten 3 çocuk demiştik, bizim zamanımızda evlenenlere…. o zaman evlenme kredisi vermiş baş göz etmiştik, şu anda zaten 3 değil sonra 5’e çocuk sayısını çıkarmıştık, onlar işlerini güçlerini bırakıp ekonomiyle siyasetle mi ilgilenecekler, çocuklar şimdi onları eğlendiriyor. Ama şimdi, ahhh şu bekârlar başa bela olacaklar, hatta oldular bile, o yüzden onlar da evlenip üç çocukla haşır neşir olsunlar da, biz malı tam götürelim, arada bir üç-beş kuruş zekatımızı verir, hem bu arada Allahın da rızasını yerine getiririz, zaten fitre de veriyoruz kardeşim… bize tav olanlara da yine yardım yaparız, tav olmayanlar zaten Ya PKK’lıdır ya da FETÖ’cü canıııııımm… aaaaa onları boşverin. Biz %50 ve sadece 1 kişi daha olsun iş tamamdır abiciğim.

Bu anlattıklarıma yalandır diyenler çıkar mı çıkmaz mı? Şu anda millet şaşkın haldedir. Allah ayıktırsın, akıllarını başına versin. Amin

 

*




Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: