Kadınlara Silâh Taşıma Hakkı verilmeli (mi?)


Erkeklerin kadınlara karşı yürüttüğü savaşın en somut ve can yakıcı biçimleri “Kadın cinayetleri” biçiminde görülüyor. Peki, bu savaşa karşı, yine erkeklerin egemen olduğu devletin, partilerin, örgütlerin somut olarak önerdiği neler?

***

Kadınların Katline Karşı Acil ve Pratik bir Teklif: Kadınlara Silah taşıma Hakkı

Demir Küçükaydın

Erkeklerin kadınlara karşı yürüttüğü savaşın en somut ve can yakıcı biçimleri “Kadın cinayetleri” biçiminde görülüyor.

Peki, bu savaşa karşı, yine erkeklerin egemen olduğu devletin, partilerin, örgütlerin somut olarak önerdiği neler?

Ya daha fazla eğitim gibi çıkmaz ayın son çarşambasına yönelik; ya “kadınları koruyan” yeni yasalar çıkarılması gibi hukuki ya da erkeklerin kendi erkeklikleriyle mücadele etmesi gibi, kapitalistlere işçilerin haklarını gözet demekten farksız ahlaki ve nasihatçi öneriler.

Bütün bunlar, bu sistemin devamını sağlayan; gerçek nedenlere girmeyen; acil ve pratik çözümler sunmayan önerilerdir.

Eğitim mi? Eğitecekleri kim eğitecek? Bugünkü eğitim sisteminin kendisi ve eğitecek olanların kendisi erkeklerdir. (Kadın bile olsalar bu erkek egemenliğini içselleştirmiş, onun ideolojisini savunduğunun farkında olmayan kadınlardır.)

Yasaları değiştirmek mi?

O yasaları değiştirecek olanların bizzat o erkek egemen sistemin savunucuları olduğu gerçeğini bir yana bıraksak bile, yasalar nedenlere yönelmezler; sonuçlarla mücadele ederler. Daha sert cezalar, kadın konuma evleri vs. bütün bunlar sonuçlarla mücadele araçlarıdır. Hiçbir gerçek ve elle tutulun sonuç sağlamazlar.

Erkeklerin kendi erkeklikleriyle hesaplaşması gibi çocukça, beyaz adama ırkçı olmamasını; kapitaliste işçileri çok sömürmemesini nasihat etmekten farksız rahip ideolojisi mi? Rahipler ve cellatlar tarihte ve bugün her zaman aynı madalyonun iki yüzüdürler. Hiç bir nasihat, hiçbir ahlaki vaaz en küçük bir iyileşmeye yol açmamıştır tarih boyunca.
Egemenler (Kapitalistler, Beyaz Adam, Türkler, Erkekler vs. fark etmez) ancak ezilenlerin güçlü direniş ve kavgalarıyla, eskisi gibi devam etmeleri durumunda, astarının yüzünden pahalı olacağını görünce tavizler verirler.

O halde, “kadın cinayetleri”ne son vermek için, bütün yukarıdakileri bir kenara atmak gerekiyor öncelikle.(…)

***

Kadınların üzerindeki baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmak elbet, çok uzun vadeli ve çok temelden değişiklikleri gerektiren uzun bir mücadeledir ve mücadele olacaktır.

Ancak bunun yanı sıra, kısa vadede acil olarak yapılabilecek ve kesin sonuç alıcı son derece pratik işler de vardır. Üstelik bunlar, hiçbir bürokrasi gerektirmediği gibi, bizzat bürokrasiye karşı da bir mücadele aracıdırlar.

Bunu somutça söyle ifade edebiliriz:

Derhal bir tek kanun maddesiyle kadınların hiçbir makama haber vermeden ve izin almadan, çakı, bıçak, tabanca, göz yaşartıcı gaz gibi silahları taşıma hakkı; buna karşılık, erkeklerin meyve bıçağı bile taşımalarının kesinlikle yasaklanması.

Böylece her kadın daha güvenli ve rahat hareket edebilecek; her erkek de kadınlar karşısında daha saygılı, ölçülü ve saldırganlıktan uzak durma zorunluluğunu hissedecektir. Saldırı olduğunda kadınlar ellerindeki silahlarla erkekleri etkisiz hale getirebileceklerdir.

Düşünün şimdi, Özgecan’ın çantasında silah taşıyor olma ihtimalini bilseydi, o erkek minibüs şoförü yaptıklarına cesaret edebilir miydi? Özgecan saldırganın şüpheli davranışları karşısında, silahını çıkarıp kendisini savunamaz mıydı?

O halde, tüm partiler, örgütler, Özgecan için ağıt düzenler, Kadınların silahlanması ve erkeklerin silahlardan arındırılmasını istemiyorlarsa, havanda su dövüyorlar demektir. Bütün döktükleri gözyaşları timsah gözyaşlarıdır. Hele “ırz düşmanları”nı linç etmeye kalkanlar ve Hindistan’da olduğu gibi linç edenler, hepsi kendileri potansiyel birer “ırz düşmanı”dır.

***

Kadınlar silahlandığı takdirde, sadece kendilerini değil, demokrasiyi de savunur ve güçlendirirler.

Neden ve nasıl?

Bugünkü Türkiye’deki özellikle Türk erkeklerin neredeyse hepsi bir ruh hastasıdır. Çürümüş bir insan posasıdır. Kürdistan ve Kürtler ise nispeten farklıdır. Daha doğrusu, Kürdistan’da ve Kürtler arasında Türk devletinin işbirlikçisi olmayan kesimler farklıdır. Türk çürümüşlüğünün Kürdistan’da da korkunç etkileri vardır özellikle, Özgürlük Hareketinin etkisi dışında kalan alanlarda ve toplum kesimlerinde.(…)

İslam’ın her zaman örnek olarak öne çıkardığı “sahabeler” böyle bir devrim döneminin dönüştürdüğü insanlardır. Fransız Devrimi’ndeki “baştan çıkarılamaz” Robespiyer’ler veya Sosyalist hareketin unutulmuş geleneğinde “ilk saatin işçileri” diye adlandırdığı “sosyalist sahabeler” İslam’ın sahabelerinin; Hıristiyanlığın havarilerinin, modern toplumsal mücadeleler ve dönüşümlerdeki karşılıklarıdır.
Öte yandan devrimler kadınları öne çıkarırlar ve kadınların öne çıkması da ayrıca erkekler üzerinde bir eğitici etki yapar. (…)

Türk erkekleri, binlerce yıllık ezilenlerin yazılı olmayan bilgeliğini ve ahlaki değerlerini bile yitirmiş bulunuyorlar. Neden ve nasıl?
Sadece şu son doksanlı yılları; 2002 seçimlerine kadar geçen dönemi göz önüne alalım.(…)

Ek olarak, kapitalist ilişkilerin yayılması ister istemez kadının sokağa çıkmasını getirdi. Çalışan işçi kadınların başörtüsü ve türban takması ve bunun böylece çok yaygınlaşması aslında erkeklerin bu saldırganlığına karşı aynı zamanda kadınların pasif bir savunma silahıdır; erkekleri kendi oyununa getirme girişimidir. Türbanı takan emekçi kadın veya öğrenci genç kız başı açık olarak yapamayacağı her şeyi yapabilir olmaktadır.

Ama bu aynı zamanda eski, köle ruhlu kadının giderek daha kişilikli ve direngen olmasına yol açmaktadır. Bu da çürümüş Türk ve Kürt erkeklerini iyice çıldırtmaktadır.
Öte yandan Kürt hareketinin kadınlara ilişkin örneği de bu kadınları derinden etkilemektedir.

Aslında son yirmi yılda Türkiye’de üç büyük kadın hareketi ortaya çıkmıştır.


⚥ Biri Kürt kadınlarının hareketi. Bu kadın gerillalar imgesinde ifadesini bulmaktadır.


⚥ Bir de şehirlerde sokağa çıkan modern hayata giren işçi ve öğrenci kadınların hareketi vardır. Bu da şehirlerin sokaklarını dolduran türbanlı genç kız ve kadınlarda ifadesini bulmaktadır. Bu hareket AKP’yi desteklemiştir.


⚥ Aslında bir üçüncü Kadın hareketi daha vardır ama devletin Tıpkı Alevileri ve laikleri Kürt hareketine karşı kışkırtarak egemenliğini sürdürmesi gibi, başı açık kadınların AKP’ye direnişleri olan bir kadın hareketi daha vardır. Bu kadınlar Türbanlı kadınlarla ittifak yapacak yerde onları kendine düşman gibi görerek aslında saçma bir bölünmeyi ebedileştirmektedirler. Ama batının tipik, saçını sarıya boyamış kadınları da aslında kadınların var olan özgürlüklerinin kaybedilmesi korkusuna dayanmaktadır ama devlet ve ırkçılar, yani yukarıda sözü edilen güçler, bunların bu korkusunu, tıpkı Alevilerin korkularını Kürtlere yöneltmeleri gibi (Uğur Mumcu cinayetleri, Sivas katliamları Alevi ve Laiklerin Devlet tarafından yedeğe alınmasının araçlarıydı) bu kadınların korkularını, AKP’ye ve Kürtlere yöneltmektedir.
Tıpkı Alevileri kazanmak için olduğu gibi bu kadınları da kazanmak için Kürt Özgürlük hareketinin bıkmaksızın çaba göstermesi gerekmektedir.

İşte bu bağlamda HDP acil olarak böyle bir yasa teklifi yapmalıdır: kadınların silah taşıma hakkı ve erkeklerin silah taşımasının yasaklanması.
Bunu sadece toplumun gündemine getirip tartıştırmak bile önemlidir. Elbet bu hükümet bunu engellemeye çalışacaktır. Ama “deliye taşı andırmak” gerekmektedir. Kadınların aklına silahlanmayı ve erkekleri silahsızlandırmayı düşürmek gerekmektedir. Bugün uygulama olanağı bulunmasa bile uygun zamanda bu fikirler yeşerme olanağı bulabilir.
Kaldı ki kadınlar böylece fiilen kendileri silahlanmaya başlayabilirler. Milyonlarca kadın siyahlı dolaşmaya başladığında var olan erkek yasaları tüm geçerliliğini yitirir.(…)

Kadınlar da her şeyi devletten beklememeli.
O yasa çıkarmıyorsa kendileri fiilen uygulayabilirler.

Kadınların silahlanması ve Erkeklerin silahsızlandırılmasının hem demokrasiyi genişletmek hem de acil olarak Erdoğan’ın diktatörlük heveslerini engellemek ve var olanı savunmak için de çok büyük bir önemi bulunmaktadır.

Türkiye’deki dişinden tırnağına örgütlü, (“Kontr Gerilla” veya “Seferberlik Tetkik Kurulu” veya “Özel Savaş Dairesi” veya “Ergenekon” veya “Derin Devlet” denen) güç esas olarak erkeklere dayanan; erkekler arasında örgütlü bir güçtür. Toplumun yarısı olan kadınlar şükür ki bu güç tarafından örgütlenmemiştir ve kullanılamamaktadır.
Eğer kadınların silah taşıma hakkı olur ve erkeklerinki yasak olursa, bu güç birden bire felç olur. (…)

Kadınların, Demokrasinin, Kürtlerin, Alevilerin, Laik yaşam tarzındakilerin kaderi ortak.
Kaderi ortak olanların ortak bir davranışı gerekiyor. Kadınlar silahlanırsa, bundan Kürtler de, yaşam tarzı farklı olanlar da, Aleviler de ve son duruşmada Demokrasi de kazançlı çıkacaktır.

[Makalenin Tamamı]

 


Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: