Ölümünün 8.Yılında “Kapetan Kemal”


Hiç değişmeyen mutlak hakikatler de var: Marx ve Lenin’in “devrimin güncelliği”ni vaz eden yapıtlarını, Marksizmin devrimci geleneğini Türkiye toprağına taşıyan Mihri Belli ve onun dava arkadaşlarıydı; devrimci mücadelenin yüksek ahlaki standartlarını sonraki kuşaklara aktaranlar da onlardı. 96 yıl yaşamak bir devrimci için çok riskli olabilirdi. Ama Mihri Belli bunun da üstesinden geldi, 96 yıl boyunca davasına sadık kalmayı başardı. Hep Lenin’i Marx’a bağlayan halkaya bağladı kendisini: Devrimin güncelliği! – Ertuğrul Kürkçü

***

TÜKENMEZ KOMÜNİST MİLİTAN MİHRİ BELLİ’Yİ 8 YIL ÖNCE YİTİRMİŞTİK

doğan_özgüden

© Doğan Özgüden

Türkiye komünist hareketinin seçkin simalarından Mihri Belli’yi bundan sekiz yıl önce 16 Ağustos 2011’de sonsuzluğa uğurlamıştık. Kendisini sevgiyle ve saygıyla anıyoruz.

Aralık 1915’te Silivri’de doğmuş, 40’lı yıllardan itibaren Türkiye komünist hareketinin hep ileri saflarında bulunmuş olan Belli’nin mücadeleli yaşamı hakkında ayrıntılı bilgi uluslararası özgür ansiklopedi Vikipedi’de yer almaktadır. Ancak, Vikipedi’ye erişim Türkiye’de engellendiği için bu tanıtımı anılarımızın devamındaki ekte veriyoruz. [Mihri Belli – Vikipedi]

MİHRİ BELLİ’DEN ANILAR

Mihri Belli’yi ve eşi Sevim Belli’yi daha 50’li yıllardan, ünlü Türkiye Komünist Partisi davasının önde gelen sanık ve mahkumları arasında ismen tanıyarak saygı duydum.

60’lı yıllarda ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisini ve Kürt sorunundaki mesafeli yaklaşımlarını Ant Dergisi’nde sürekli eleştirmemize, aramızda sert polemikler olmasına rağmen, İnci de, ben de, gerek kendisinin, gerekse değerli eşi Sevim Belli’nin mücadeleciliğine ve kişiliğine hep saygılı olduk.

Kendileriyle dostluk ilişkilerimiz kişisel planda 12 Mart darbesini izleyen sürgün günlerinde gelişti.

Yurt dışında ilk dolaylı temasımız 1973 yılındaydı… 12 Mart cuntasına karşı Demokratik Direniş mücadelesini yürütürken o dönemin Albaylar cuntasına muhalif Yunanlı dostlarımız Mihri Belli ile de ilişkideydiler. Seyahat zorluğuyla karşı karşıya kalmış olan Mihri Belli’ye, zordaki birçok yoldaşımıza yaptığımız gibi, bir sahte pasaport sağlayarak onlar aracılığıyla iletmiştik.

Aynı yıl, 12 Mart cuntası tüm muhaliflerini karalamak için yayınladığı Beyaz Kitap’ta İnci’yle beni teröristlikle suçluyor ve hedef gösteriyordu.

Demokratik direniş mücadelesini hâlâ Mehmet Tuğsan takma adıyla yürüttüğüm günlerdi. Bu saldırılar üzerine Mihri Belli 18 Haziran 1973’te bana şu dayanışma mektubunu göndermişti:

“Kardeşim Mehmet,

“Haberini doktordan aldığım için sana ayrıca yazmanın gereğini duymadım şimdiye kadar. Çalışmalarını izliyorum. Bunlar çok yararlı çalışmalar. Faşist terörü bütün ayrıntılarıyla açığa vurmak ve kamuoyunu bu önemli konuda aydınlatmak bu şartlarda devrimciliğin ve yurtse­verliğin emrettiği bir görevdir. Bu böyle olduğu içindir ki karı koca size diş biliyorlar Türkiye faşistleri. Son olarak eli­mi­ze geçen Beyaz Kitap’da tahrifler yaparak sana sövüp saymaları doğru yolda olduğunuzun bir yeni kanıtıdır.”

O sıralarda Türkiye’de Mihri Belli aleyhine de bir iftira kampanyası açılmıştı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan bazı sanıklar Belli’yi CIA ile ilişkide olmakla suçlamışlardı. CHP’nin yeni lideri Bülent Ecevit de bu çirkin kampanyaya katılmıştı. 1 Temmuz 1973 tarihli Milliyet’te yayınlanan bir habere göre, kendi “orta sol” anlayışını gençlere benimsetmek için, Mihri Belli’nin 1969’dan önce CIA ajanı olduğu iddialarını tekrarlayarak “Mihri Belli kuş uçmayan sıkıyönetim bölgelerine gidip geliyor. Bunu bize resmi makamlar itiraf ediyorlar. Bu nasıl şey?” diye kendisini lekelemeye çalışıyordu.

O günlerde, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Cunta’ya karşı mücadele yürüten sürgünler olarak yeni dönemde neler yapılabileceğini görüşmek üzere Cenevre’de Dr. Bülent Tanör’ün evinde bir araya gelmiştik. Toplantıya ben ve İnci’nin dışında Dr. Gençay Gürsoy, Dr. Yücel Sayman, Dr. Öget Öktem ve Nurkalp Devrim katılmıştı.

Toplantıda Gençay Gürsoy Ecevit’in tavrını gündeme getirerek savunmasız bir sosyalist lidere karşı arkadan vururcasına böylesine adice suçlamada bulunan bir kişiye asla güvenilemeyeceğini söylemiş, hepimiz de Gençay’ın haklı tepkisini paylaştığımızdan Ecevit’in Mihri Belli’ye yönelttiği bu çirkin saldırıya karşı birlikte tavır koymayı kararlaştırmıştık.

Bu toplantıdan sonra, Bülent Tanör ve Yücel Sayman’ın istemleri üzerine, Filistin’den gelen Cengiz Çandar ve Melek Ulagay’ın da Amsterdam’da iltica almalarına yardımcı olduk. Onlarla ilişkilerimiz sırasında Hollanda’da siyasal mülteci olarak bulunan Mihri Belli çizgisine yakın Ahmet Kardam’la da görüşmüştük.

Ahmet Kardam görüşmemizden Mihri Belli’ye de bahsetmiş, Belli de kendisine bizimle ilgili olarak tavsiyelerde bulunmuştu. 2003 yılında TUSTAV’a “Yörükoğlu Mektupları”yla ilgili olarak gönderdiği bir mesajda Kardam şöyle diyordu:

“Mihri Belli’ye Hollanda’dan yazdığım 24 Ekim 1973 ta­­rih­li mektupta şöyle yazmışım: ‘Lideri durumunda olan kişi [yani Nihat Akseymen] Mihri Belli ile görüşme ar­zu­sunda olduğunu söylemiş [Filiz’e]. … Ben senin bu arka­daş­larla gö­rüşmek arzusunda olduğuna eminim. Tür­kiye’deki durum biraz daha açıklığa kavuştuktan sonra, fazla vakit kaybetmeden böyle bir buluşma ayarlanamaz mı? … Senin İngiltere ile bir görüşme yapmanı arzuluyorum. Hatta Demokratik Direnme Hareketi [Doğan Özgüden] ile de yeniden görüşebilirsin. Teşebbüsün bizden gelmesi olumlu olacaktır. Ne dersin?’”

Mihri Belli, Kardam’ın bu önerisini 16 Kasım 1973 ta­­ri­hinde şöyle yanıtlamış:

“Progresiflerin [İTİB’in] TKP sempatizanı olduğunu söylüyorsun. Bu hayra alamet değil. TİP ile TKP çatışmasında biz kayıtsız şartsız TİP’i tutmalıyız. TİP Türkiye solunun bir parçasıdır. Öteki değildir… Bu arkadaşlarla görüşmek işini ileride tartışırız. Şimdi dursun hele. Bence Direnme Hareketi ile [Doğan Özgüden’le] ilişki çok daha önemlidir. Bu sonuncusunun Türkiye gerçeği ile bir bağlantısı var. “

1974 yılı… Artık legale çıkmış ve Brüksel’de İnfo-Türk’ü kurarak çeşitli dillerde yayına başlamışız.

Bir gün Almanya’dan bir telefon geldi. Arayan Mihri Belli’nin kendisiydi. Mihri Belli, İsveç’teki ünlü heykeltraş İlhan Koman’ın da yakın dostuydu. Onunla buluştuğumuzda Belli’nin de mutlaka kulağını çınlatırdık.

Hal hatır sormadan sonra Belli arama nedenini açıkladı:

– Duydum ki, Belçika’da sınavsız araba ehliyeti alı­na­bili­yormuş. Benim Türkiye’den ehliyetim var, oraya gelsem Belçika ehliyetine değiştirebilir miyiz?

– Şu ana kadar arabam ve de ehliyet sorunum olma­dığından bu konudaki formaliteler nedir pek bilmiyorum, ama sınavsız ehliyet veril­diğini sanmıyorum. Bir zamanlar öyleymiş, ama kazalar artınca Bel­çika’da da ehliyet almak için teorik ve pratik sınavdan geçmek zorunlu kılınmış.

– Demek bana yanlış bilgi verilmiş. Ehliyet almak müm­kün olmasa da Belçika’ya gelip seninle uzun uzun görüşmek isterim. Türkiye bir değişimden geçiyor. Devrimciler olarak bundan sonra ne yapmamız gerek. Konuşalım.

Kendisini ağırlamaktan memnun olacağımı söyledim. Bir­kaç gün sonra geldi. Türkiye’deki birkaç saatlik gö­rüş­melerimiz dışında şahsen birbirimizi pek tanımıyorduk. Brük­sel’de kaldığı birkaç gün içinde aramızda sıcak bir dostluk oluştu. Geniş bir kültür birikimi ve bizim sol örgüt çevrelerinde nadir rastlanan espri yeteneğiyle Belli gerçekten sohbetine doyum olmaz bir dosttu.

Kendisiyle Brüksel’de epey dolaştık. İkimizi de en çok etkileyen yerlerden biri, oturduğumuz Anderlecht semtindeki ta­ri­hi Erasmus Müzesi’ydi. [Erasmus House] Deliliğe Övgü‘nün yazarı aydınlanmacı büyük düşünür 1521 yılında bu semtte yaşamıştı. O dönemde elyazmasıyla verdiği eserlerin orijinallerini seyrederken, günü­müzden 450 yıl önce yaşamış olan bu insanın üretme ve yaratma gücü, beyin kapasitesi üçümüzü de büyülemişti. Hele Deliliğe Övgü… [Morias enkomion seu laus stultitiae] Aramızdaki yaş ve kuşak farkına rağmen, Belli’nin de, benim de yaşamlarımızı belirleyen karakte­ristiklerden biri herhalde her ikimizin de zaman zaman delice çıkışlarıydı.

Mihri Belli’yle ilgili hiç unutamadığımız bir başka sürgün anısı…

12-13 Mart 1994 tarihlerinde Brüksel’de Kürt sorunu üzerine uluslarası bir konferansa Vedat Türkali gibi aynı kuşaktan Mihri Belli de katılıyordu. Belli Kürt sorunu konusunda 60’lı yıllarda eleştirdiğimiz mesafeli tavrını geride bırakmıştı, ömrünün sonuna kadar da Kürt ulusal mücadelesiyle dayanışma içinde olacaktı.

Türkali’nin son romanı Tek Kişilik Ölüm komünist hareketin geçmişine damga vuran bazı isimlere yönelttiği eleştiriler nedeniyle polemiklere yolaçmıştı.

Sabah bir kahvaltı masasında Türkali’yle başbaşa tam da bu konuda konuşuyorduk ki salona Mihri Belli’nin girdiğini gördüm. Sevinçle Türkali’ye “Kendisini hemen masamıza davet edeyim,” dedim. Tam da konferans öncesi kitabından ötürü tatsız bir tartışma çıkmasını istemediği için olmalı, önerimi önce pek sıcak karşılamadı. Israrım üzerine de, “Mihri’yi severim, oldu, görüşelim,” dedi.

Belli beni görünce çok sevindi, kucaklaştık. “Ama sizi görünce sevinecek başka kişiler de var,” dedim. İlerideki masada oturan İnci’yle Türkali’yi gösterdim.

İnci’yi görünce o tarafa doğru bir hamle yaptı. Ama Türkali’yi farkedince duraklayıp kafasını çevirdi, “O kitabı yazan kişiyle görüşeceğim bir şey olamaz,” dedi.

Israr ettim: “Bakın bugün Kürt halkının haklı mücadelesine destek vermek için buradayız. İki eski kavga arkadaşı, iki yoldaş arasında görüşmezlik olmaz.”

Gülümsedi, “Madem öyle, görüşelim” diyerek tekrar masaya yöneldi…

İki yoldaşın dostluğunun yeniden kurulmasına vesile olmak İnci’yle benim en tatlı sürgün anılarımızdandır.

Mihri Belli sekiz yıl önce Feriköy’de toprağa verilirken mezarı başında en duygulu konuşmayı yapan da beş yıl sonra kaybedeceğimiz ortak dostumuz 92 yaşındaki Vedat Türkali idi…

MİHRİ BELLİ’NİN ÖZGEÇMİŞİ

Mihri Belli, (Aralık 1915, Silivri, İstanbul – 16 Ağustos 2011, İstanbul), komünist siyasetçi ve yazar. Kurtuluş Savaşı yıllarında Trakya Müdaafası’nı yönetenlerden Urfalı Mahmut Hayrettin Bey’in oğludur. [Biyografya]

1936-1945

‎Robert Kolej’in ardından ABD’de Mississippi Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Marksist düşünce ve devrimci eylemle 1936’da iktisat okumaya gittiği Amerika’da tanıştı. Orada gençlik ve işçi hareketlerine katıldı. Bir süre Mississippi’de zenci yarıcılar arasında faaliyet gösterdi. 1940’ta Türkiye’ye döndü. TKP ile ilişkiye geçti.

Türkiye o yıllarda tek parti (CHP) yönetimi altındaydı. II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Alman zaferlerinin etkisi altında kalan CHP, Sovyet dostluğu politikasından ayrılmıştı. Türkiye’de tek muhalefet partisi gizli Türkiye Komünist Partisi (TKP) idi. Belli, yurda döner dönmez o sıralarda İstanbul il sekreteri olan ilkokul arkadaşı Davit Nae aracılığı ile yasa dışı Türkiye Komünist Partisi’yle ilişki kurdu. TKP saflarında faaliyet göstermeye başladı. 1942 yılı sonlarında TKP’nin Merkez Komite üyeliğine getirildi.

1943-1944 yıllarında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Ordinaryüs Profesör Fritz Neumark’ın asistanlığını yaptı. Orada İlerici Gençler Birliği’nin kurucu ve örgütleyicilerinden biri oldu. 1944’te İlerici Gençler Birliği koğuşturmasında tutuklandı, iki yıl hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı.

1946-1959

1946’da yurt dışına çıktı. Yunan İç Savaşına gerilla olarak katıldı. Demokratik Ordu saflarında tabur komutanlığına kadar yükseldi. Burada Kapetan Kemal olarak anılıyordu. Çatışmalarda iki kez yaralandı. Bulgaristan ve Sovyetler Birliği’nde tedavi gördü [Bir Demet Yaban Çiçeği].

1950’de Türkiye’ye pasaportsuz girmekten ve tabanca bulundurmaktan tutuklandı ve kısa süre hapis yattı. Serbest bırakıldıktan sonra ertesi yıl, ünlü 1951 TKP tevkifatında tekrar tutuklandı. Yargılandı ve 7 yıl hapis ve iki yıl dört ay mecburî ikamet cezasına mahkûm edildi.

1960-1970

Mihri Belli ilk kez 1960’larda yasal olarak, kendi adıyla konuşma ve yazma olanağını elde etti. “Türk Solu” ve “Aydınlık Sosyalist Dergi” adlı yayın organlarının yayınlanmasına yardımcı oldu. Bu dönemde de konuşma ve yazılarından dolayı iki kez tutuklandı, aylarca hapis yattı.

Mihri Belli bu dönemde ünlü Millî Demokratik Devrim (MDD) tezlerini geliştirdi. Arkadaşlarıyla birlikte kitlesel bir nitelik kazanmaya başlayan gençlik hareketinin Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi liderleriyle ilişkiye geçti. MDD kısa süre içinde solcu gençlik hareketi içinde önemli bir etkinlik sağladı ve Türkiye’de, 68 kuşağı gençlik hareketinin devrimci ve Marksist bir nitelik kazanmasında rol oynadı.

1971-1979

Mihri Belli, 12 Mart 1971 muhtırasının ardından yakalanmamak için yurt dışına çıktı. Bir süre Filistin Kurtuluş Örgütü’nün konuğu oldu. Ardından Türkiye’ye giriş yaptı. Ama birkaç ay sonra tekrar yurtdışına çıkarak Batı Avrupa’ya geçti. Orada bir süre kalarak Yurtsever dergisinin yayınlanmasına yardımcı oldu.

1974 Af Yasasından sonra arkadaşlarıyla birlikte 1975’te Türkiye Emekçi Partisi’ni kurdu. Parti kurulur kurulmaz Sıkıyönetim Mahkemesi savcılığı harekete geçti Program ve tüzükte Kürt sözcüğünün kaldırılmasını istedi. Aradan yıllar geçtikten sonra Anayasa Mahkemesi harekete geçti ve Partiyi Kürtlere eşit hakları savunduğu için TEP’i kapattı.
1979’da kendisine suikast girişiminde bulunuldu. Saldırıda ağır yaralandı.

1980-2011

12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 1981 sonlarına doğru yurt dışına çıktı. Bir süre Ortadoğu’da kaldı. “Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi”nin kuruluşuna katıldı.

Oradan İsveç’e geçti. Tüm bu süreç boyunca Kürt hareketini yakından izledi. 1992’de Türkiye’ye döndü. 1997’de Abdullah Öcalan ile buluşarak Kürt sorunun fedarasyona gidilmeden de üniter devlet çatısı altında eşitlik temeli üzerinde gönüllü birliğin kurulabileceği konusunda görüş birliğine vardıkları uzun bir görüşme yaptılar. Bu görüşme sonradan kitap olarak yayınlandı.

1996’da ÖDP, 2002’de de SDP kurucusu oldu. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde DEHAP’tan İstanbul birinci bölge adayı oldu.

2005’te 50 yıl önce hapiste yaptığı portreler, “Hapisaneden çizgiler” adı altında sergilendi.

Kürt halkı özgür olmadan Türk halkının özgür olamayacağını savunmuştur. Türkiye’de en önemli temel ve birinci sorununun Kürt meselesi olduğunu belirtmiştir. [Mihri Belli-Abdullah Öcalan Görüşme Tutanağı].

Toplam 11 sene hapis, 18 sene zorunlu sürgün yaşadı. 2006 yılında 90. yaşı kutlandı.
29 Aralık 2007 tarihinde SDP’den istifa etti.

2008 Yılında Sosyalist Demokrasi Partisi’nden (SDP) ayrılanlarla birlikte İşçilerin Sosyalist Partisi’nin (Sosyalist Parti) kuruluşunda bulundu.

16 Ağustos 2011 tarihinde solunum yetmezliği nedeniyle İstanbul Göztepe’deki evinde yaşamını yitirmiştir. Feriköy mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

 

*

info_turk

facebook

twitter


Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: