Türkiye’nin “1997 Taylandı”na dönüşme tehlikesi var mı?


Türkiye; önceki yönetimlerin günahlarını birer savunma mekanizmasıyla, kendi ikbali için gerekçelendirerek, sosyal fayda yerine, kâr amacıyla faaliyet gösteren şirket statüsüne getirilmiş; , tam bir RESESYON dönemine sokulmuştur. Bu durumun idrak edilebilmesi için, bazı gerçekler asla göz ardıedilmemelidir! Neler?

***

BİLİNÇLİ YAŞAMAK….

munir_kebir2

© Münir Kebir </p

Yaratıklar arasında, en şerefli yaratığın insan olduğu hangi inanca sahip olursa olsun, hiç fark etmeksizin, her insanın aklında kabul görmüş bir gerçektir….

İnsanı tüm yaratıklardan üstün kılma anlamında şerefli kılan en belirgin özelliği BİLİNÇ melekesine sahip olmasıdır. Yani, aklın kendisine verilen bilgiyle; iyiyi kötüden, faydalıyı zarardan, gerçeği yalandan ayırma yeteneğini icraata dönüştürdüğünde, bu icraatın sonucunun, o kişi için, faydalı mı yoksa zararlı mı, ne tür bir sonuçla kendisini yüz yüze bırakacağının farkında olması yeteneğidir. Bu yeteneğin kişiye kazandırdığı sıfata gelirsek, bunun da adı KİŞİLİK’tir. Öyleyse, sosyal hayatımızda yalnız yaşamamız imkânsız olduğuna göre, birliktelik tesis ettiğimiz insanların Aile, Çevre ve Eğitim faktörlerinin bu bilinci geliştirmeleri önemlidir. Herkesin aile, çevre ve eğitim faktörleri bir/aynı olamaz. Aynı ol-ma-ması da ilahi bir lütuftur. Çünkü herkesin ihtiyacı, herkesin iş tercihi, yaşam standardı, tüketimi, üretimi zevkleri ve ilâ… değişik olmasa, ekonomik ve sosyal hayat monotonlaşırdı. Buna eski dilde “Behayimleşme” deniliyor.Yani dört ayaklı yaratık olma…

******

İnsan, ya bir şey yazmalı, konuşarak anlatmalı, ya da yazılmaya anlatmaya ve öğretmeye çalışmalıdır.

Devletler, kılıçla kurulmuştur. Ama artık günümüz dünyasında kılıç yerini emperyalizme (sömürgeciliğe) bırakmıştır. Buna karşı direnç gösterebilindiği ölçüde, bağımsız devlet olmak olanaklıdır. Aksi halde göldeki ördekler gibi, dalgaların bir o yana bir bu yana savrulmasının önüne geçilemez.

******

Bugün,Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz; önceki yönetimlerin günahlarını birer savunma mekanizmasıyla, kendi ikbali için gerekçelendirerek, sosyal fayda yerine, kâr amacıyla faaliyet gösteren şirket statüsüne getirmekle; ördek gibi sağa sola savrulma sonucu, tam bir RESESYON dönemine girmesine mâruz bırakılmıştır.
Bu durumun idrak edilmesi için, aşağıdaki gerçekleri asla göz ardı et-me-meliyiz.

Ülkemizde ENFLASYON canavarının baş göstermesi, hiç kuşkusuz; yapısal sorunlarımızın başında gelen, Devletin temeli olan ADALET‘in, siyasete kurban edilmesiyle; ahlaksızlığın ve hukuksuzluğun bir getirisi olarak, toplumda varlık gösteren sorumsuzluğun sonucunda, stokçuluğun (spekülatörlüğün) ülke ekonomisinde bir sektör haline gelerek, hükümetin denetimlik yerine, ithalatı ikâme etmesiyle, milletimiz tüketim toplumu haline getirilmiştir. (Talep artmış, Üretim çökmüş yerini ithal mallara bırakmıştır)

Yerli üretim yerine, ithalatı hakim kılmanın yanında, Finansal saldırılara açık bırakılan Türkiye’de, Milli paranın bir anda değersizleşmesi sonucu, İhracatının %60’ının ithalata bağımlı olması nedeniyle de, reel sektör başta olmak üzere, Tarım ve Hizmet sektöründe Maliyet Enflasyonu, tüm kurumları yüz yüze bıraktığı için, sayıları binleri geçen “Haktır yoktur” ifadesinin anlamında, Konkordato ilan ederek, hem işsizliği körüklemiş, hem de domino etkisiyle Bankacılık Sektörünü krizle yüz yüze bırakmıştır. Ne ki; Reel sektör de en başta asgari ücreti çok bularak, işçi çıkarma yoluna giderek, enflasyon kamburuna, işsizlik ordusuna yeni bir takviyeyle, Enflasyon + İşsizliğin ifadesi olan, STAGFLASYON’a Ülkeyi düşürmüştür. Bu olumsuzluk ister istemez, Milli Geliri gerilettiği için, BÜYÜME’nin küçülmesine yol vererek, Sonuçta; RESESYON (Enflasyon+İstihdam açığı+Negatif Büyüme) dediğimiz, ekonomik krizle ülkemizi karşı karşıya bırakmıştır.

Bu daha seçim öncesi bir gerçek…Ya 31 Mart seçim sonrası!?….
Onu da size bırakıyorum. Ancak, şu kadarını yalnız söyleyeyeyim. Bu iş Tayland’ın başına geldiğinde, bu ülke kurtuluşu; yurt dışı sapıklara 16 yaşındaki kız çocuklarını para karşılığında fahişelik sektöründe iş bulmaya sevketmişti. [Türkiye, 1990’lı yıllarda Asya ve Latin Amerika’da görülene benzer bir krizle karşı karşıya mı? Bu bölgelerde neler yaşanmıştı?]

Siz de yazdıklarımı araştırın inceleyin.

*




Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: