Men Dakka Dukka: Çalma başkasının kapısını, senin de çalarlar bir gün gelir kapını…


Recep Tayyip Erdoğan’ın kalkıp ta; ”Yaaa…Demokrasinin beşiğiyim diyen Fransaya bakın… Polis ne biçim işlem yapıyor. Biz de böyle midir ?” de, sonra kalk, koca savcının “Parasız Eğitim İstiyoruz” pankartını açan iki genç öğrenci hakkında “Örgüt Üyesi” suçlamasının bu eyleme girmediği yönündeki mütalaasından dolayı adamı anasından doğduğuna pişman ediver…

***

ARTIK  YAZMIYORUM..
NİYE Mİ?

munir_kebir2

© Münir Kebir

Bu akşam haberleri dinleyince, artık dayanamadım….

AKP genel Başkanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan;  Fransa’da, “Sarı Yelekliler“ olarak tanıtılan, Fransız halkının akaryakıt zammına karşı gösterdiği tepkiye ilişkin protesto eylemlerinde, Fransız Polisinin acımasız müdahalesinden bahisle, Türk Polisinin mülayim olduğunu, bununla da, Türkiye’de  polis zorbalığını kimsenin ileri süremeyeceğini beden dilini de kullanarak telkinde bulundu.

Öncelikle şunu bilmemiz gerekir. Polis, Savcının emrinde “Kolluk Kuvveti” sıfatına haiz Devlet memurudur. Savcı ise, Devletin Avukatlığını yapan bir makam sahibidir. Devletin maaşla tuttuğu özel avukattır savcı… Her iki makam da (Polis ve Savcılar) Hukuk düzeninin dışına çıkamaz, Hükümetin memurluğunu yapamaz(lar). Dolaysıyla, Türk Polisi mülayimse bu, anayasa ve yasaların belirlediği sınırlar içinde kaldığı anlamına gelir. Devletin bekâsı  neyi gerektiriyorsa, orantılı olmak kaydıyla müdahale eder. Bundan dolayı, Bizim polisimiz mülayim davranıyor söz ve beden diliyle, hükümet kendine paye çıkartmaz çıkartamaz. Tabi buraya kadar anlatılan ancak ve ancak Ülkenin Demokratik, Laik, Sosyal ve Hukuk devleti olmanın yanında, Yasama, Yürütme ve Yargı olarak tanımladığımız üç kuvvetin, birbirine karıştırılmayarak bağımsız olması ŞART ı kapsamındadır. Hangi partiden olursa olsun, Hükümet olmayı başarmış Partilerin bu kuralı baş tacı etmeleri usul hukukunun emredici bir kuralıdır. Hele ki, Yargı Kuvveti hiçbir şekilde tarafsız ve bağımsızlığından ödün veremez. Verirse Devlet çöker. Çünkü, Tarafsız ve Bağımsız yargı sayesinde ADALET gerçekleşir. Bundan dolayı ; “Adalet Mülkün Temelidir” veciz sözü her yerde saygınlığını koruya gelmiştir. Bunun korunmasında da sevabı da günahı da sandığa giden CUMHURUNDUR.
Nokta

Şimdi AKP’nin 16 yıldır süregelen Hükümet uygulamalarından birkaç örneğe göz atalım.

1-14 Mart 2010 tarihinde, ”Parasız Eğitim İstiyoruz” pankartını açan iki genç, sırf bu pankarttan dolayı “Örgüt Üyeliği” davasıyla  tutuklandı. [İddia makamının amacı, gerçeğe ulaşmaktır, sanığı cezalandırmak değildir]

Duruşma Savcısı Kasım İlimoğlu, Bu gençlerin Anayasa sınırları içinde düşüncelerini açıkladıkları gerekçesiyle beraat etmeleri gerektiği yönünde mütalaasını belirtiyor. Savcının bu mütalaasının üzerinden bir ay sonra, bu savcı sessiz sedasız İstanbul Büyükçekmece Cumhuriyet savcılığına tayin ediliyor. Ama bununla da kalınmıyor. Yargıtay 4.Ceza dairesi  bu savcı hakkında,”Görevi İhmal” suçlamasında bulunarak, 3 ay 3 gün hapis ve 1 ay 16 gün Kamu görevinden yoksun bırakma cezasına hükmediyor. [Savcı İlimoğlu’nun Günahları]

Bi tane daha vereyim…

2- Yıl 2008. 31 Mart 2008 tarihli Hürriyet Gazetesinde Ahmet HAKAN yazdığı makalede şu satırlara yer veriyor:

√ “..(..)..Kalkıp, ’Ben 6 yıldır iktidardayım…Nasıl oluyor da, laiklik karşıtı etkinliklerin odağı oluyormuşum?..(..)..” diyeceğine, “..(..).. Gaza gelme… Senden nefret edenlerin nefretlerini  boşa çıkaracak adımlar at. Bugün sana gaz verenlerin sırtlarında yumurta küfesi olmadığını düşün. Hem unutma ki, 27 Mayıs’ta  ya da Menderes asıldığında….Menderes sevgi ve destanının yazıldığı bu topraklarda, bir mantar tabancası dahi patlamamıştır…(..)..”           [Gaza Gelme]

Bu yazısından birkaç gün sonra, Ahmet Hakan’a bir telefon geliyor, kendisini Avukat olarak tanıtan bu kişi diyor ki;

“Recep Tayyip Erdoğan’ın başına bir iş gelirse ya da AKP kapatılırsa görürsün mantar tabancası mı patlar, yoksa başka bir şey mi patlar!.. Karşınızda Demokrat Parti döneminin köylüleri yok…Bu halk değişti.. ” [Avukat Kemalettin Gülen beraat etti.]

Bu Avukat bir tanımlamaya göre Fethullah Gülen’in YEĞENİi, diğer  bir tanımlamaya göre AMCA OĞLU  Av.Kemalettin GÜLEN

Danıştay saldırısından sonra, sınıf arkadaşı olan Alparslan Arslan, saldırı işini Av.Kemalettin GÜLEN’le görüştüğünü söyledikten sonra , kayıplara karışıyor. Yok…Arazi oluyor.

*******

Şimdi gelelim 2018’e. Ben onlarca diyeyim, siz yüzlerce deyin. Akademisyenler, Gazeteciler, Bank Asya’da asgari ücretle de olsa iş bulduğu için sevinenler, 15 Temmuz gecesi vatani vazifesi nedeniyle emir komuta altında olanlar ve daha niceleri …. FETÖ suçlamasıyla hürriyeti elinden alınan nice ana baba evlatları hapiste  hayat sürüyorlar….. Hele ki, bunların içinde, üzerinden sene geçtiği halde savcılığın daha ifadesini bile almadığı ana kuzuları var…. 

Doğrusu bir insan olmam nedeniyle, tabi Hukuka karşı içime düşen güven duygusunun erozyonu nedeniyle de, biraz da olsa duyduğum korkudan dolayı, içim daraldıkça daralıyor. Adil ÖKSÜZ denilen  o münafık asıl çapulcu şimdi nerede? Ya bu Avukat müsveddesi  Kemalettin GÜLEN?.. O  nerde? FETÖ, Trump’un desteğiyle Amerika’da özgür bir biçimde yaşıyor. Bülent Arınç kendisine soru soran gazeteciye ; “Yahu kardeşim Hoca efendi ne diyorsa doğrudur”  demişti. Ankara müstefi  Belediye Başkanı  Melih GÖKÇEK’in FETÖ’cülere akıl almaz rant sağladığını Bülent Arınç’tan duymuştuk. Bunlara bir şey yok!?… Ama Yıllarını sosyal bilime vermiş Anayasa Profesörü İbrahim KABOĞLU içerde… Ben Prof.Dr.Öztekin TOSUN’un öğrencisiydim. Bize Cezanın kişiyi ıslah aracı olduğunu bu nedenle Ceza Hukuku deyimi yerine, Suç Hukuku okutmuştu. Çünkü Ceza Hukukunun içine alınan  Emniyet Tedbirlerinin bir ceza olmadığını, Bu Emniyet tedbirlerinin de,  İnsan Hakları nedeniyle  2 günü geçemeyeceğini kafamıza vurarak belletmişti. Ama bakıyorum ki, ismini yanlış hatırlamıyorsam  Osman KAVALA adlı, Türk ekonomisinde yatırım yaptığını basından öğrendiğim kişi, tutukluluk suresi,          Ne 2 Günü!… ne 20,ne 200 günü kardeşim… bir seneyi geçmiş, daha savcılık ifadesini bile almamış Aman Yarabbi…. AMAN YARABBİ!….

Bütün bunlar ve daha bunun gibi kitap yazılacak düzeyde emsal olaylar hali hazırda yaşanır durumdayken, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kalkıp ta; ”Yaaa…Demokrasinin beşiğiyim diyen Fransaya bakın… Polis ne biçim işlem yapıyor. Biz de böyle midir?” de, sonra kalk, koca savcının “Parasız Eğitim İstiyoruz” pankartını açan iki genç öğrenci hakkında “Örgüt Üyesi” suçlamasının bu eyleme girmediği yönündeki mütalaasından dolayı adamı anasından doğduğuna pişman ediver…( !?)

Yani şimdi yazıyı biraz daha uzatarak, ülke ekonomisinin RESESYON’a (Süregelen Enflasyon ortamında Büyüme ve İstihdam açığının da eş zamanlı küçüldüğüne), Yapısal reformlardan Siyasi nitelikte olan Seçim sisteminde barajın hiç olmazsa %5’e indirilmesinin Demokratik açıdan Cumhurun gerçek irade beyanını öne çıkaracağını, bu sayede Cumhur İttifakı  ve Millet ittifakı gibi kafa karıştırıcı ve nifak doğurucu bölünmelerin önüne geçilmesini, diğer taraftan ülkemizin bekası için eğitim sistemimize tümüyle, bilimin egemen kılınması  konularında detaylı açıklamalara girsem ,belgelerle açıklasam yatacak yerim olmayacak o zaman…..
Aman Yarabiiiii….

Artık Yazmıyorum demiştim… Nasıl yazayım kardeşim!.. Nasıl yazayım?

Korkularımla, Kaygılarımla, İçine düştüğüm Depresyonla Saygılar efenim Saygılar…

Münir KEBİR Biçaresi….

 

 

*




Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: