DELİ DANA, KUŞ GRİBİ, ŞARBON ve KIZILAY…


Türkiye’de; «Kan Veremez» Şerhi düşülmüş olmasının şokuyla…

Kızılay uygulamasını yeniden gözden geçirmesi, özellikle de kaçak ve ithal etlerde ülke içinde, kan alımlarında bir ön tarama yapması, aynı zamanda da, “kan bağışı” konusunda istekli olanları, geri döndürmeye yönelik değil teşvik edici uygulamalara yönelmesi zorunludur.

***

2018’de #KIZILAY’A BAŞARISIZ BİR KAN BAĞIŞLAMA GİRİŞİMİNDE, “KAN VEREMEZ” GEREKÇESİ!

©Bircan Ünver

24 Ağustos 2017 tarihli Kadıköy/Kızılay Kan verme Merkezi’nde çekilmiş olan bu “Memory/Anı” vesilesiyle, sizinle bu kez ilki yine Kızılay/Kadıköy olmak üzere 2018 yılında iki-kan verme girişimimin de “kan bağışı yapamama” öyküsüdür, bu yazıda anlatılanlar… [KanVer]

Bu fotoğraf 24 Ağustos 2017’de Kadıköy Kızılay Kan Merkezi’nde, oradaki görevli hemşire tarafında çekilmiştir.

Özellikle Türkiye’deki ailem, akrabalar, Türkiye-Amerika yakın-uzak dostlar biliyorlar ki, kızkardeşim Olcay, 7 ay hastanede, bilinci kapalı olarak kaldı. ve bunun sonucu aramızdan 2 Temmuz’da ayrılmıştır. (Işıklar ve nurlar içinde uyusun…)
Ona kaldığı özel hastanede kan takviyesi gerektiğinde ve kan vermek istediğimde, “sadece Kızılay’dan kan alabiliyoruz,” dediler.

Bunun sonucu olarak yine geçen yılki Kızılay’ın Kadıköy’deki merkezine gittim. Her zamanki gibi
“Kan Bağışı”nda bulunacaklar için verdikleri Formu doldurdum. Geçen yıl ki Form da var mıydı, hatırlamıyorum. Ancak aklıma takılan her noktayı da sorarak ve o anda oradaki görevlinin de teyidiyle, geçen yıl kan vermiştim, onu çok net hatırlıyorum. Ve Kızılay’a, özellikle bilgisayar sistemine geçtikten sonra 2 kez kan bağışında bulunmuştum. Çünkü bu sistemde de çıkıyor. Daha öncesi taaa 2000 yılında ve sonrasında da, Kalp Vakfı Hastanesi’ne (Anadolu yakasındaki) 2 kez, 2 kez de Etfal Hastanesi’ne kan bağışında bulunmuştum. En az 1 kez–muhtemelen 2 kez-– de Çapa Devlet Hastanesi’ne…

2016’da, Güney Kore ve Çin seyahatinden Türkiye’ye döndükten bir ay sonrasında, Etfal Hastanesi’ne, yine kan bağışında bulunmak için gitmiştim. O zaman da, oralarda “sıtma hastalığı” olduğu gerekçesiyle, “şu an kan bağışı kabul edemeyeceklerini ancak altı ay sonrasında alabileceklerini”, bildirmişlerdi.

Bu nedenle, 2016’da İstanbul’da o tarihten sonra 6 ay daha kalamamış olduğum için, kan bağışında bulunamamıştım.

Bunu takiben, 2017’de Kızılay Kadıköy Kan Merkezi’nde aynı formlar/işlemlerden sonra ve artık Güney Kore ve Çin seyahatinden de altı ay geçmiş olduğu için, 24 Ağustos 2017’deki girişimimde kabul etmişlerdi. Ve sembolik de olsa bir bağışta bulunmuş olduğum ve geçen yıl ki adağımı da yerine getirmiş olduğum için mutlu olmuştum. [Kadıköy KanVer]

2018’de “kan bağışı’nın reddine neden olan nokta ise Form’da ki sorulardan şu soru idi. “1980-1989 yılları arasında İngiltere’de bulundunuz mu?” Bu soruya yanıtım ise “Evet” oldu. 2016’da, anımsadığım kadarıyla form da, “İngiltere’de 1980-1989 yılları arasında bulundunuz mu?” içerikli bir soru gündeme gelmemişti!

Bu kısmı da sordum. Zira sadece 1989 Haziran ayında topu topu bir hafta (7 gün) gidip-dönmüştüm. 

Özellikle “kırmızı et” yemeyi çoğunlukla tercih etmeyen biri olarak, o süreçte hiç “kırmızı et” yemediğimi de anımsıyorum, ve 40’li yaşın başından itibaren de, “kırmızı et”i zaten nerede olursam olayım, yemiyorum. 

Birden bire, “kan bağışı yapma” ile “kırmızı et” arasında nasıl bir bağ var benzeri bir soru gelebilir, aklınıza!

Açıklayayım:

Efendim, o 1989 yılında ki bir haftalık Londra seyahatim nedeniyle ve o tarihlerde orada, “kırmızı et” de yemiş olacağım varsayımıyla ve “deli dana” hastalığını önlemek amacıyla, Kadıköy Kızılay Kan Merkezi, “kan değerlerime” dahi bakmadan, test yapmadan, form üzerinden kan almadı. Buna itiraz ettim. Geçen yıl da kan verdim, diye…
Kan alınmamasına gerekçe olarak gösterilmiş olan Form’da ki söz konusu soruya ilişkin madde de, özellikle formun 1989’da İngiltere’de bir hafta bulunmuş olduğumu içeren maddesi, parafe ettirildi.

Ayrıca daha öncesinden Etfal Hastanesi’nde iki kez ve Kalp Vakfı Hastanesi’ne de “bağışta bulundum” dediysem de sonuç, NAFİLE…

O zaman, siz 1989’da İngiltere’ye gitmiş olanlardan kan almayı red ediyorsanız, o durumda Türkiye’ye onca ithal edilen ve her birinin tek tek hangi tür sağlık kontrol ve raporlarından sonra yenmekte olduğunu, bir sorgulayın, diye tepki gösterdim.

Sinirlendim, çünkü özellikle bu kez kanımı, o zaman hastanede yatmakta olan kızkardeşim Olcay adına da bağışlamak istiyordum. Olmadı. Olamadı.

Aradan iki-üç hafta geçtikten sonra geçtiğimiz Haziran ayında, bu kez Annem’de kaldığım (Okmeydanı) ve Olcay için hastaneye gitmediğim bir gün, bu kez Etfal Hastanesi’ne aynı amaçla gittim. Etfal Hastanesi’nde de Kızılay’ın 1989’da “bir hafta İngiltere’ye gitmiş olmam gerekçesiyle,” sisteme düşmüş T.C. numarama ilişkin “kan veremez” şeklinde girmiş olduğu “şerh” nedeniyle, bu kez Etfal Hastanesi de kanımı almadı! Bu durumu öğrenince, kelimenin tam anlamıyla şok oldum. 

Sonuç olarak, KIZILAY’ın bu uygulamasıyla karşılaşmış olmayı kabul edemiyorum.

Çünkü bu karar, uygulama ve sonuç, o gün tahlil, kan değerleri vs. yapılmadan verilmisti!

Doğrudan, Kızılay’ın formunda ki “1980-1989 yılında İngiltere’de bulundunuz mu?” sorusuna, “Evet” yanıtını vermiş olmamdan kaynaklanan ve çok saçma bulduğum bir uygulamayla sadece Kızılay sisteminde değil, üstelik devlet hastanelerini de içeren, bir uygulamayla karşı karşı kaldım.

Şimdi soruyorum herkese:

Türkiye’de yıllardır ithal edilen etlerin her birinin ne kadar sağlıklı ve kesilmeden-masaya yiyecek olarak gelmeden, restorantlara satılmadan ne kadar sağlıklı olduğu ve ne tür sağlık testleri-kriterlerinden geçmiş olduğu; ve sözkonusu test ve tahlillerden geçmiş ise bunların raporlarının açık-şeffaf ve manipüle edilmeden paylaşıldığına siz tanık oldunuz mu? Ya da kamuoyuyla şeffaf olarak paylaşılıyor mu?

Ve NEDEN o zaman son dönemlerde suyun yüzeyine vuran Şarbon hastalığı ve salgınına ilişkin hayvanların sağlık kontrolleri – testleri yapılmadan alım yapılmıştır?
Ülkeye kesim amaçlı girişinde NEDEN sağlık testlerinden geçirilmemiştir?
Ülke çapında kesime giderek, markete, kasaba, insanların masasına bebek, genç, yaşlı ve çoluk-çocuk her kuşaktan vatandaşın alması-yemesi ve restorantlara da dağıtılmadan, bunun gereği NİÇİN daha önce yapılmamış ve dağıtılmasının da önüne zamanında geçilmemiştir?

Kızılay, eğer sadece 1989’da İngiltere’de bir hafta bulunmuş olmam gerekçesiyle ve bunun sonucu olarak da orada olası “kırmızı et yemiş” olmam ve bu varsayımla, “deli dana” hastalığını, kusura bakmasınlar ama “sözüm ona” Türkiye’de önlemeye çalıştıklarını mı sanıyorlar?
O zaman Türkiye’de satılan ve tüm ithal edilmiş etleri tüm sağlık tetkiklerinden geçirsinler, bunun sonuçlarını açık-seçik kamuoyuna beyan etsinler. O çerçevede; şu şu tarihlerde şu şu türden kesilmiş ithal hayvan türlerini yemiş olanlardan, kan alamayacağız, şeklinde resmi bir beyan versinler!

Böyle bir beyan var mı? Var ise şahsen bilmiyorum. Bir bilen var ise de lütfen paylaşsın!.

Kaldı ki, ülkenin bir çok kesiminde çiftçiler/hayvan sahiplerinin birden bire bir sabah kuzularının, ineklerinin, tavuklarının ölmeye başladığını şikayet etmeye başladılar ve hayvanlarını, Yukarıkale’den (tavuk), ineklerini (50 ineğin birden ölmeye başlaması benzeri sonucu 2017’de kurban için dahi inek satamamış olanlar…. Ayvalık) telef ettiklerini duydum ve tavuk konusunda birinci elden şahsen telef olanlara (Temmuz 2018’de) tanık da oldum.
Bu ve zaman zaman gündeme düşen benzeri olayların nedenleri sorgulanmış mıdır?
İnekler ve tavuklar telef olmadan önce ve teleflerine neden olan virüsleri de taşırken, onlardan hiç kesilmemiş ve kasaplarda, marketlerde satılmamış ve hiçbir insan o etlerden yememiş midir?
Bu konuda demek istediğim şudur: Kızılay, Türkiye içinde olan bitenleri iyicene tarayıp, tetkik edip sonuçlarına göre, bu tür kriter, karar ve uygulamalara önce Türkiye içinden başlasın!

Bırakın 1989’da ki bir haftalık İngiltere seyahatini, bırakın son yıllarda milyon tonlarca yasal ve yasal olmayan yollardan girmiş ithal eti; yurt içinde de tavuktan, kuzu ve ineklere (büyük baş hayvanlarımıza karşı) görünmeyen kasıtlı saldırılar yapılmakta olduğu çeşitli yayın organları kanalıyla gündeme düşmekte ve
izlenmektedir.

Peki bu durumda, Kızılay’ın diğer sadece İngiltere’ye gitmemiş olduğu için, “güvenli bularak alıp özel hastaneler dahil” diğer hastanelerin de yararlanmakta olduğu kanlar, bu çerçevede ne kadar güvenlidir, acaba?

İddia ediyorum ki, “kanım” sağlıklıdır. Hiçbir şekilde o bir haftaki Londra’daki kalış sürecinde, “deli dana” hastalığını kapmış olma olasılığım yoktur. Var ise dahi, o da yüzde binin/milyonda birin dahi altındadır.

O nedenle, Kızılay 30 yıl öncesi dünya verilerine göre değil son 10/15 yıllık Türkiye verilerini tarayıp da kan alırsa, tüm kan ihtiyacı olan Türk hastalarına ve sağlık sistemine ülke çapında daha iyi bir hizmette bulunmuş olacaktır, kanımca.

SONUÇ itibariyle ve anlaşılacağı üzere, bu konuda özellikle de kızkardeşim Olcay adına bir ADAĞIM’ı yerine getirememiş olduğum için Kızılay’ın bu uygulamasına halen tepkili ve üzüntülüyüm.

Üstelik, ADAK şiirim önce Web ortamında (2009), geçen yıl (2017) basılmış olan IŞIK YOLLARINDA siir kitabım kanalıyla, kamuya mal olmuş iken… 

Son günlerde şarbon virüsü de ortalıkta dolaşırken, özellikle Kızılay’ın bu konuda kararı ve uygulaması nedir, onu da çok merak ediyorum… 

***

Büyük baş kesimine karşı ve özellikle son yirmi yıla yakın bir süreçte kırmızı et yememeyi tercih etmiş biri olarak yineliyorum, 30 yıla yakın bir zaman öncesinde topu-topu giriş-çıkış 7 gün kalmış olduğum Londra’da potansiyel et yemiş olma varsayımına, “deli dana” virüsüne dayandırılarak, sadece 2018’de ki girişimimde “kan veremez” ile yetinilmedi! Bunun sonucu olarak, Etfal Devlet Hastanesi dahil, sağlık sistemine “kan veremez” şerhinin düşülmüş olmasına, kamuoyuna açık olarak, bu yazıyla itiraz ediyorum.

Bu konuda onlarca soru üretebilirim: Türkiye’de her kan alınan kişinin detaylı bir kan testi taraması yapılıyor mu? Özellikle de henüz tespit edilmeyen, belirtisi görülmemiş ve öngörülemeyen potansiyel “taşıyıcı” türdeki hastalıklar için!

Bu uygulamanın yalnışlığını ülke çapında kanıtlamak için, bu kez ülkemde kan veremesem dahi, sanırım 65 yaşıma girmeden önce, İngiltere’ye yeniden gitmem gerekecek! Çünkü ister istemez kanımı da Kızılay orada bağışlamaya yöneltiyor!

Gerçi İngiltere’de bu konuda geçerli olan kuralları ise hiç bilmiyorum. Ancak, “kan bağışları”nı kabul etmede öyle bir engelleyici madde yoktur, sanırım! Var ise de, o zaman çoğunluğu “doğru beyan” üzerinden olma ihtimali zayıf olacaktır.

Aksi halde sadece 1990 yılından sonra doğmuş olanlardan kan alabilirler.

Ya da tüm İngiltere de yaşayanlar için, potansiyel “deli dana” hastalığı tanısı altında mı mualeme edilmektedir?

Kaldı ki 1990 sonrası doğumluların anne-babalarınından birinin mutlaka kırmızı et yemiş oldukları ve potansiyel “deli dana” hastalığı taşıyıcısı oldukları varsayımıyla, her kan verdiklerinde de yeni nesillere de “deli dana” virüsünü geçirtmiş oldukları mı varsılıyor?

Görüleceği üzere bu konu kafama çok takıldı!
Takıldıkça da, eğer Kızılay’ın uygulaması ve varsayımı genel bir uygulama olarak doğru ise, bu da potansiyel tehlikenin kuşaklar boyunca devam edebileceği, anlamına da gelebilir!

Ayrıca, içinde bulunduğumuz çağda, bunun sonucunun da yine İngiltere sınırları içinde kalması da, çok mümkün olmaz!

Tabii bu durum başka bir soruyu da gündeme getiriyor:
Örneğin Türkiye’den gidip İngiltere’de tedavi olan ve İngiltere’de kan ihtiyacı olan Türk bir hastaya, kan nereden ve nasıl bulunuyor acaba? Bu senaryoda, İngiltere’de tedavi görmüş, kan almış ve iyileşmiş bir hasta, aynı zamanda Türkiye’de potansiyel bir “deli dana” hastası kategorisinde midir?

Öz itibariyle, Kızılay’ın bu uygulamasını yeniden gözden geçirmesini ve özellikle de kaçak ve ithal etlerde ülke içinde, kan alımlarında bir ön tarama yapılmasını ve aynı zamanda, “kan bağışı” konusunda istekli olanları da, geri döndürmeye yönelik değil, teşvik edici uygulamalara yönelmelerini naçizane öneriyorum.

# # #

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: