AB İlişkilerinin Yeniden Canlandırılması: Hangi Hedefe Doğru?!


AB ile ilişkilerin onarılması ve yeniden rayına oturtulması umudunun karşısında duran bazı gerçekler olduğunu açıkça görmek mümkün. Türkiye-AB ilişkilerine yaklaşımda iki farklı anlayış ile karşılaşılaşılıyor: a) Türkiye potansiyel bir stratejik ortak; b) Tam Üyelik hedefinin alternatifi yok.

***

AB ile İlişkilerde Umutlar ve Gerçekler: Sonbaharda Sıcak Gündeme Doğru

cigdem_nas

©Doç.Dr.Çiğdem Nas

Türkiye’de seçimlerin geride bırakılıp, Cumhurbaşkanlığı sistemine uygun yeni bir hükümet yapısının oluşturulması ve OHAL’in kaldırılması sonrasında AB ile ilişkilerde yeni bir canlanma gündeme geldi. 3 Ağustos’ta açıklanan 100 günlük eylem planında [Program] AB sürecini yeniden canlandırmaktan söz edilmese de, jeopolitik gelişmeler Türkiye’nin Avrupa ile bağlarını yeniden sıkılaştırması ihtiyacını doğurdu. ABD Başkanı Trump’ın Çin başta olmak üzere, AB ve Türkiye’ye karşı ticari yaptırımlar uygulaması ve İran nükleer anlaşmasından ayrılma kararı gibi gelişmeler, uluslararası rolünü yeniden tanımlayan ve “önce Amerika” yaklaşımına ağırlık veren bir ABD karşısında Türkiye ve AB’yi kader birliği yapmak durumunda bıraktı.

Rahip Brunson’ın serbest bırakılması konusunda Başkan Yardımcısı Pence’in ültimatomu,   S-400’ler, FETÖ sorunu, Halkbank davası gibi konular sebebiyle zaten oldukça kötüleşen Türkiye-ABD ilişkilerini daha da gergin bir aşamaya taşıdı. Ekonomik bir krizle cebelleşen Türkiye’de, tüm gözler Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yeni ekonomi programı ile ilgili açıklamasına kilitlenmişken, Başkan Trump’ın Türkiye’den gelen çelik ve alüminyuma gümrük vergilerini iki kat artırdığını twitter üzerinden açıklaması Türk parasının dolar karşısında hızla değer kaybetmesine yol açtı.

Bunun üzerine Türkiye’nin sistem dışına çıkmasından ve ekonomik bir krize sürüklenerek istikrarsızlaşmasından endişe eden Avrupa çevreleri Türkiye’ye destek mesajları verdiler. İtalya Dışişleri Bakanı Enzo Moavero Türkiye’nin Akdeniz’de bir denge unsuru olduğuna değinirken, Federal Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier Türkiye’nin demokratik ve istikrarlı bir ülke olmasına verdikleri önemi vurguladı. Ardından genellikle Türkiye’ye oldukça eleştirel yaklaşan Avrupa Parlamentosu Türkiye Forumu grubundan da güçlü bir destek açıklaması gelmesi son yıllarda Avrupa’dan pek fazla destek bulamayan Türkiye’ye moral verdi. Hollanda ile diplomatik ilişkilerin yeniden düzeltilmesi, Türkiye’de tutuklu bulunan iki Yunanlı askerin salıverilmesi gibi gelişmeler de Avrupa ile köprülerin yeniden onarılmakta olduğu izlenimini güçlendirdi.

Ağustos ayının son haftasında AB ile yeni bir yakınlaşmaya işaret eden başka gelişmeler de oldu. Maliye ve Hazine Bakanı Albayrak’ın Fransa ziyareti, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun AB Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı’na (Gymnich) katılması ve son olarak 3 yıldır toplanmayan Reform İzleme Grubu’nun toplanması bu yakınlaşmanın somut adımlarla devam edeceği yönünde umut verdi. AB’nin sık sık gündeme getirdiği Osman Kavala gibi siyasi tutukluların salıverilmesi, yine Türkiye’de tutuklu bulunan bazı Alman vatandaşlarının serbest bırakılmasının da önümüzdeki dönemde mümkün olacağına dair haberler yayımlandı. Bu adımların da ötesinde reform sürecinin yeniden canlandırılması yoluyla, özellikle hukuk, bağımsız yargı, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve özgürlükler alanlarında AB kriterleri doğrultusunda adımlar atılması halinde AB sürecinin yeniden canlandırılması mümkün olabilir.

AB İlişkilerinin Yeniden Canlandırılması: Hangi Hedefe Doğru?

AB ile ilişkilerin onarılması ve yeniden rayına oturtulması umudunun karşısında duran bazı gerçekler olduğunu açıkça görmek mümkün. Ekte yer alan ve son 40 günde Türkiye-AB ilişkileri ve Türkiye’nin Avrupa için önemi hakkında yapılan açıklamalara bakınca, Türkiye’nin Avrupa için ne kadar önemli olduğu, Batı ile ilişkilerinin onarılması gerektiği, Türkiye’nin istikrarsızlığa terk edilemeyecek kadar kritik bir konumda olduğu gibi tespitlere rastlıyoruz. Ancak bunların da ötesinde, Türkiye-AB ilişkilerine yaklaşımda iki farklı anlayış ile karşılaşıyoruz.

Bir yanda, son olarak Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ifade ettiği gibi Türkiye’yi artık AB üyeliğine aday bir ülke olarak değil, potansiyel bir stratejik ortak olarak gören bir AB var. 2004 yılından beri önce Almanya’da, sonra Fransa’da ifade edilen imtiyazlı ortaklık benzeri bir formülün şimdi yeniden önümüze koyulduğunu görüyoruz. Bu çevrelerin Türkiye-AB ilişkilerinin düzeltilmesi ya da geliştirilmesinden anladıkları Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayacak ancak AB üyesi olarak karar alma süreçlerine dâhil etmeyecek bir stratejik ortaklık oluşturmak. Macron’un ifadesinde olduğu gibi (Bkz. Ek 1) Trump yönetiminin NATO’nun Avrupa’yı koruma kapasitesini sorgulayan ve Avrupalı ortakların daha fazla sorumluluk üstlenmesi için ısrarcı olması sonrasında Avrupa’nın güvenliği için Rusya ve Türkiye ile yakınlaşılması teması sık sık gündeme geliyor. AB-Türkiye ilişkilerinin yeniden canlandırılması dendiğinde AB’nin anladığı daha çok ilişkilerin tam üyelik perspektifinde değil, stratejik ortaklık çerçevesinde ilerlemesi ve Türkiye ile terörle mücadele, güvenlik, enerji, göç gibi konularda işbirliğinin artırılması. Kuşkusuz ki AB ile ilişkilerde durağanlığı bırakın, geriye gittiğimiz ve kazanımlarımızı da kaybettiğimiz dönemde Türkiye’nin bir aday ülke olarak AB’de imajı da çok sarsıldı ve aday ülke tanımının dışında bir komşuluk alanı ülkesi olarak inşa edildi.

Öte yanda, Türkiye’de yetkili çevreler tam üyelik hedefinin devam ettiğini belirterek, bugüne gelinmesinden popülizme kendini kaptıran AB’yi suçluyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un yaptığı açıklamaya karşılık Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’nin hâlihazırda AB için önemli bir ortak olduğu ve bu çerçevedeki işbirliğinin tam üyelik hedefinin alternatifi olamayacağı belirtiliyor ve Macron’a yeni dönemde Türkiyeli bir AB’nin öneminin daha da artmış olduğu hatırlatılıyor. Sivil toplum örgütleri olarak bizler de bu tezlere katılıyor ve tam üyelik hedefinin geçerli olmaya devam ettiğini savunuyoruz. Ancak burada unutulan önemli bir nokta şu: Sadece tam üyelik hedefine bağlıyız demek yetmiyor. Bu hedef için çalışmaya, yani uyum sağlamaya ve reform yapmaya devam etmek gerekiyor. Aksi takdirde tam üyelik hedefi içi boş bir slogana dönüşüyor. Türkiye’nin kendi içinde yapabileceklerinin elbette AB üyelik sürecini yeniden canlandırmakta etkisi var. Ancak bunun da ötesinde Sebastian Kurz, Horst Seehofer ve Matteo Salvini gibi politikacıların etkili olduğu bir AB’yi ikna etmek artık daha da zor. Bu tespit AB üyelik hedefinden vazgeçelim anlamına gelmiyor. Avrupa’daki koşulları bilerek, aynı zamanda AB üyeliğini neden istediğimizi de tekrar hatırlayarak “Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri” yapmak üzere yola devam edebiliriz.

Önümüzdeki Günlerde Türkiye-AB İlişkilerinde Bizi Neler Bekliyor?

Uzun bir bayram tatilini ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı geride bıraktığımız bugünlerde, yoğun bir sonbahar gündemi bizleri bekliyor. Küresel gündemdeki hareket ve dalgalanmaların yanında, Türkiye-AB ilişkilerinde de bir dizi üst düzey temas ilişkileri daha da yakınlaştırmak için altın fırsatları önümüze çıkarıyor. Fransa ile temasların ardından, eylül ayında özellikle Almanya ile üst düzey temasların gerçekleştirilmesi bekleniyor. Önce Federal Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Türkiye ziyaretini, eylül sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyareti takip edecek (Bkz: Ek 2). Federal Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in davetlisi olarak Almanya’ya gidecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan Merkel ile de görüşmesi bekleniyor. Ekim ayında ise Federal Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier’in bir iş insanları heyeti ile Türkiye’ye gelmesi bekleniyor.  Bu ziyaretlerde kuşkusuz ABD yaptırımları, İran konusu, Suriye’de savaş sonrası yeniden yapılanma gibi stratejik konular da gündeme gelecek. Özellikle Türkiye’nin Rusya ve İran ile birlikte Suriye’de yeni anayasa çalışmaları ile ilgili Cenevre’de yapılacak görüşmelere davet edilmesi ve Suriye’nin yeniden yapılanmasına yönelik Rusya ve Türkiye ile birlikte Fransa ve Almanya’nın da katılacağı dörtlü bir zirvenin toplanması olasılığı sonbahar gündeminde Suriye konusunun da öne çıkacağını ortaya koyuyor. Burada Suriye’de savaş sonrası rejim, Esad yönetiminin geleceği, PYD-YPG güçlerinin konumu, İdlib’in konumu ve yeniden yerinden edilmenin yaşanıp yaşanmayacağı gibi konular bu sürecin akıbetini belirleyecek. Kuşkusuz ki, Türkiye’nin Suriye’nin geleceği şekillenirken oynayacağı önemli rol AB ile de temel bir ortak çalışma ve işbirliği alanı oluşturacak. 

Özellikle Ekim ayında gerçekleşmesi planlanan Federal Almanya ekonomi bakanının iş dünyasını temsil eden bir heyet ile Türkiye ziyareti gibi temasların ana temasını büyük ölçüde Türkiye’de yatırım ve iş ortamının iyileştirilmesi ve zor durumdaki Türkiye ekonomisine destek verilmesi oluşturacak. Bu ziyaretlerin verimli geçmesi halinde, iş dünyasının da desteklediği Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinin resmen başlatılması mümkün olabilir.

Hazırlık çalışmaları 2016 sonunda tamamlanan gümrük birliğinin güncellenmesi/modernizasyonu süreci siyasi nedenlerle başlatılamamıştı. Özellikle Türkiye’de 2017 Anayasa referandumu öncesinde Almanya ile bozulan ilişkiler, gazeteci Deniz Yücel’in tutuklanması gibi gelişmeler Alman hükümetinin Türkiye’ye tavrını ağırlaştırmış ve Başbakan Merkel Türkiye ile ilgili gümrük birliği müzakerelerinin başlatılması ya da vize serbestliği sürecinin tamamlanması gibi konularda ilerlemeye karşı olduğunu açıklamıştı. Son olarak Temmuz ayında yapılan AB Konseyi toplantısında gümrük birliğinin modernizasyonu ve vize serbestliği konularında Türkiye ile ilerlemenin öngörülmediği yazılı olarak kaydedilmişti. Dolayısıyla Federal Almanya özellikle gümrük birliği konusunda tavrını değiştirse de,  tüm Üye Devletler’in bu konuda bir uzlaşıya varmaları gerekecek. Bu da Üye Devletler ile diplomatik ve siyasi ilişkilerin düzeltilmesinin yeterli olmayacağını ve bunun yanında siyasi haklar, hukukun üstünlüğü, temel özgürlükler gibi alanlarda liberal reformların yeniden başlatılmasına yönelik somut ve istikrarlı adımların da atılması gerekeceğini gösteriyor. Aksi takdirde, AB ile yeniden yakınlaşmanın tam üyelik sürecini canlandırması mümkün olamayacak ve bunun yerine stratejik ortaklık türü alternatifler Avrupa sürecimizi belirleyecek. 

Son olarak, sonbahar gündemine baktığımızda, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması ile ilgili nihai kararların da artık verilme aşamasına geldiğini görüyoruz. Ekim ayındaki AB Konseyi toplantısında “AB’den Ayrılma Anlaşması”na nihai halinin verilmesi yani özellikle İrlanda sınırının düzenlenmesi gibi konularda uzlaşmaya varılması bekleniyor. Eğer Ekim ayında anlaşma sağlanamazsa, o zaman nihai kararın en geç aralıkta alınması gerekiyor. Aksi takdirde, Brexit’in herhangi bir anlaşma olmaksızın gerçekleşmesi, yani “no deal” formülü gündeme gelebilir ki yaratacağı belirsizlik özellikle Birleşik Krallık için bir kâbus senaryosunu tetikleyebilir. AB için oldukça sıcak geçecek sonbahar aylarında, diğer önemli bir gelişme ise ABD Başkanı Trump’ın açıkladığı İran ile nükleer anlaşmadan ayrılma kararı sonrasında, İran’a yönelik yaptırımların ikinci aşamasının kasım ayı itibarıyla hayata geçecek olması. Türkiye gibi, AB de İran’a yönelik yaptırımlara uymayacağını açıklamış ve Avrupalı şirketleri yaptırımlardan etkilenmeleri halinde koruyacağını belirtmişti. Kasım ayında özellikle enerji ve gaz sektörüne yönelik yaptırımların yürürlüğe girmesi bu bilek güreşini daha da sert bir aşamaya getirebilir ve zaten iyice kırılgan bir hale gelen Transatlantik ortaklığı sert bir darbe daha alabilir. Böyle bir durumda, Almanya ve Fransa’nın da desteklediği Türkiye ve Rusya ile stratejik ortaklık arayışları daha da güçlenebilir. Böyle bir durumda stratejik ortaklığın tam üyeliğin alternatifi olmayacağını düşünen bir Türkiye’nin yapması gereken yukarıda vurguladığımız gibi otoriterleşen, özgürlüklerin kısıtlandığı, çoğulculuğun yara aldığı bir Türkiye algısını değiştirmeye yönelik olarak siyasi ve ekonomik alanda reform adımlarının vakit kaybetmeden atılması olacak.

Ek 1: Son 40 günlük dönemde Türkiye-AB ilişkileri ve Türkiye’nin Avrupa için önemi konularında önemli açıklamalar

-“Türkiye’de OHAL’in kaldırılması kararını memnuniyetle karşılıyorum… Ama yeni terörle mücadele kanunu kabul edilirse, OHAL’in kaldırılması sadece sembolik olarak kalır” [Twitter, 19.07.2018].
Kati Piri, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü

-“Türkiye ve Hollanda birlikte yeni bir sayfa açıyor. Hollanda ve Türkiye arasında ilişkilerin düzelmesinden ve büyükelçilerin göreve başlamasından dolayı memnunum” [Twitter, 20.07.2018].
Stef Blok, Hollanda Dışişleri Bakanı

-“Almanya, Türkiye’deki Alman şirketlerine sağlanan Hermes kredi ve yatırım garantilerine getirdiği 1,5 milyar euroluk üst sınırın süresini uzatmayacak. Berlin yönetimi, Türkiye’ye karşı seyahat uyarısını da hafifletti.” [Deutschewelle, 21.07.2018].

-“Reform tabii ki bizim önceliğimiz olacak, tabii ki adımlar atılacak. OHAL’in kalkması önemli bir adımdı. Fakat her şey bizim atacağımız adımlara bağlı olur dersek fazla iyimser oluruz. Bugün ne olursa olsun Türkiye’nin AB’ye üye olmaması için çaba sarf eden ülkeler var. İsteyenlerin sayısı daha fazla ama istemeyenlerin sesi daha çok çıkıyor. Ama tabii biz ne olursa olsun reformlarımıza AB üyeliği konusunda ivme kazansak da kazanmasak da devam etmeliyiz. Belki üyelik sürecinde çok fazla adımlar atılmayabilir ama diğer konularda işbirliğimizi güçlendirebiliriz. En azından negatif bir ortamdan nötr, daha pozitif bir ortama geçebiliriz.” [Cumhuriyet 23 Temmuz 2018]
Mevlut Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanı

-“İlk düşüncem, Akdeniz’in ticari ve mali dengesi açısından kritik bir oyuncu da olan, önemli bir ülke ile dayanışma göstermektir. Böyle bir kriz durumu herkes için kötü bir haberdir ve hepimizin üzerimize düşen yakınlığı göstermesini, aynı zamanda da Türk lirasının çöküşünün kısa vadedeki olası sonuçlarına karşı teyakkuzda olmasını gerektirir.” [BBC Türkçe, 11.08.2018].
Enzo Moavero, İtalya Dışişleri Bakanı

-“Biz Türkiye’nin istikrarlı ve demokratik bir ülke olmasını istiyoruz. İyi ekonomik ilişkiler de buna katkı sağlıyor … NATO üyesi olan ve 80 milyonluk nüfusa sahip bir Türkiye ile ekonomik ilişkileri ilerletmek arzusundayız. Türkiye, Avrupa’da güvenlik ve güvenilirlik anlamına geliyor. Göçle ilgili konularda Ankara ile çok iyi bir şekilde çalışıyoruz… [Türkiye’de seçimlerin geçmesinin ardından] Nesnelliğe geri dönmek için şu anda bir şansımız var” [Deutschewelle, 12.08.2018].
Peter Altmaier, Federal Almanya Ekonomi Bakanı

-“Türkiye’de tutuklu olan 2 Yunan askerinin serbest bırakılmasından dolayı sevindim. …Türkiye’nin komşularından korkmasına gerek yok. AB bu stratejik ortaklığa bağlı kalacaktır. Demokratik, istikrarlı ve müreffeh bir Türkiye görmek istiyoruz” [Twitter, 14.08.2018].
Jean-Claude Juncker, Avrupa Komisyonu Başkanı

-“AB’nin en büyük ticaret ortaklarından biri olarak, müreffeh, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye bizim de yararımızadır”. [Twitter 14.08.2018].
Avrupa Parlamentosu Türkiye Forumu

-“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Almanya Başbakanı Angela Merkel telefonda görüştü. Anadolu Ajansı’na bilgi veren cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre, Merkel görüşmede Türkiye ekonomisinin güçlü olmasının Almanya açısından da önemli olduğunu vurguladı. Kaynaklar, iki liderin, işbirliğinin karşılıklı üst düzey ziyaretler ve temaslarla “daha da güçlendirilmesi” konusundaki kararlılıklarını teyit ettiğini bildirdi.” [Deutsche welle, 15.08.2018]

-“[Birçok ihracata dayalı Alman şirketi için] şu anki istikrarsızlık ve öngörülemezlik, potansiyel çekici iş fırsatlarının gerçekleşmesini baltalayan büyük bir problem olarak öne çıkıyor. [Alman şirketlerin taahhütleri] “Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünü de kapsayan çerçeve koşullarını yerine getirmede Türkiye’nin istekliliğine bağlı”. [Deutsche welle, 20.08.2018].
Volker Treier, Alman Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (DIHK) Dış Ticaret Direktörü 

-“Türkiye’nin Batıda tutulması için her şeyin yapılması gerekli”. [Deutsche welle, 20.08.2018].
Sigmar Gabriel, Federal Almanya eski Dışişleri Bakanı

-“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaşanan siyasi anlaşmazlıklardan bağımsız olarak Türkiye’ye yardım edilmesini gerektiren bir durum oluşabilir.” [Deutsche welle, 22.08.2018].
Andrea Nahles, Federal Almanya Koalisyon Ortağı SPD lideri

-“Türkiye’de herhangi bir değişim olmadan şimdi yardımda bulunursak, parayı israf etmiş oluruz” [Deutsche welle, 22.08.2018].
Jürgen Hardt,  Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin Alman Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü

-“İşte bugün burada, hakikaten iki müttefik ülke olarak, bu tabloya ve bu atılan adımlara karşı ortak hareket etme kararı aldık. Fransa, bu sağlıksız yaklaşıma karşı önemli bir duruş ortaya koydu.” [NTV, 27.08.2018]
Berat Albayrak, Hazine ve Maliye Bakanı

-“Türkiye gibi 80 milyonluk nüfusu olan ve 3 milyon mülteciye ev sahipliği yapan bir ülkenin istikrarsızlaşmasından herhangi bir çıkarımız olamaz” [Hürriyet Daily News, 27.08.2018].
Peter Altmaier, Federal Almanya Ekonomi Bakanı

-“Türkiye ekonomisini de ele aldılar ve Başbakan Birleşik Krallık’ın Türkiye’de ana yatırımcılardan ve önde gelen ticaret ortağı olduğunu ve Türk ekonomisinin gelişmesini görmek istediğini not etti.  Başbakan ayrıca Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki ticaret ilişkisini geliştirmek için Hazine ve Maliye Bakanının ziyaretini hoş karşılayacağını ekledi.” [Statement 27 August 2018]
İngiltere Başbakanlık Sözcüsü

-”Rusya ve Türkiye ile ilişkileri düşünmeden uzun vadeli bir Avrupa’yı inşa edemeyiz. Türkiye Cumhurbaşkanı Avrupa karşıtı görünen pan İslamcı gündemini her gün yeniden teyit ederken dürüst ve açık bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliği hakkında konuşmaya devam edebileceğimizi düşünüyor muyuz? Dolayısıyla AB üyeliği değil de stratejik ortaklık inşa etmek lazım. Bu iki güç kolektif güvenliğimiz için önemli olduğundan Rusya ve Türkiye ile stratejik ortaklık lazım, onların Avrupa ile bağlı olması lazım.” [BBC Türkçe, 27.08.2018].
Emmanuel Macron, Fransa Cumhurbaşkanı

-“Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Paris’te düzenlenmekte olan Büyükelçiler Konferansı’nda dün (27 Ağustos 2018) ülkemize ve AB üyelik sürecimize ilişkin olarak sarf ettiği bazı sözleri derin bir teessüfle karşılıyoruz… NATO müttefiki ve AB üyeliğine aday Türkiye, hâlihazırda zaten AB’nin stratejik ve ayrıcalıklı bir ortağıdır ve göçten terörle mücadeleye birçok alanda AB’yle ortaklık ve işbirliği mekanizmalarına sahiptir. Fakat bunların, Türkiye’yle AB arasındaki ilişkilerin ahdi temeli olan katılım sürecimize alternatif olamayacağı aşikârdır… Konuşmasında Soğuk Savaş’ın sona erdiğini hatırlatan Macron’a, dünyanın çok daha karmaşık, öngörülemez ve tehlikeli sınamalarla karşı karşıya olduğu bu yeni dönemde Türkiye’li bir AB’nin öneminin daha da artmış olduğunu da biz hatırlatmak isteriz” [DİB 28.08.2018].
Hami Aksoy, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü

-“Ankara’da bir süredir AB ile yakalanan yeni konjonktürü değerlendirme gibi bir çaba görüyorum. Tekrar reform sürecini başlatmak ve AB ile uyum süreci canlandırılmak isteniyor. Kendimizi kandırmayalım. Bu süreçte öncelikle Türkiye’nin görünümünün değişmesi gerekiyor. Bunun yolu da normalleşme ve AB ile ilişkilerde ilerleme sürecinin başlamasından geçiyor. Reform sürecinin başlaması ve AB ile ilişkilerin canlandırılması bu açıdan yararlı olacak. AB’deki algımızın değişmesine katkı sağlayacak.” [Hürriyet, 28.08.2018].
Abdulkadir Selvi, Hürriyet köşe yazarı

-“Türkiye AB’yi stratejik hedef olarak seçmiştir. Geleceğimizi AB’de görüyoruz…Hedefimiz tam üyeliktir. Avrupa’nın daha iyi bir geleceği için Türkiye ve AB’nin işbirliği yapan iki taraf olmalarından daha fazlası gerek.” [Ta Nea Gazetesi’ne röportaj, 02.09.2018].
Mevlut Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanı

Ek 2: Önümüzdeki Günlerde Gerçekleşmesi Beklenen Gelişmeler:

§ 5-6 Eylül:       Federal Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Türkiye Ziyareti

§ 7 Eylül:           İran’da yapılacak ve Rusya ve Türkiye’nin katılacağı Suriye Zirvesi (daha önce İstanbul’da yapılacağı açıklanmıştı).

§ 11-12 Eylül:   Suriye Anayasa Komitesinin oluşturulmasına yönelik olarak, Türkiye, Rusya ve İran’ın davet edildiği Cenevre’de görüşmeler

§ 12 Eylül:         Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın Birleşik Krallık ziyareti

§ 21 Eylül:         Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın Almanya ziyareti

§ 24 Eylül:         BM Genel Kurulunda genel görüşmelerin başlaması

§ 28-29 Eylül:   Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyareti

§ 18 Ekim:         Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması ile ilgili nihai kararın verilmesi beklenen AB Konseyi (Eğer anlaşmaya varılamazsa Aralık Konsey toplantısına kalacak)

§ 25-26 Ekim:   Federal Almanya Ekonomi Bakanı Altmaier’in iş heyeti ile Türkiye ziyareti

§ 4 Kasım:         ABD’nin İran’ın enerji ve gaz sektörüne uygulayacağı yaptırımların yürürlüğe girmesi

§ 6 Kasım:         ABD Kongre seçimleri

§ 11 Kasım:       Fransa’da Birinci Dünya Savaşı’nı anma töreni (Trump davetliler arasında)

§ 30 Kasım:       G20 Liderler Zirvesi, Buenos Aires

§ 3-14 Aralık:     BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 24’üncü Taraflar Konferansı (UNFCC COP 24), Katowice, Polonya

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: