Trump’ın «Yeni» Ticaret Stratejisi…


ABD, Dünyaya, ticaret ve ekonomi üzerinden hâlâ “başat güç (dominant power)” olduğunu “hatırlatma” ve bu yolla, uluslararası sistemi yönetme ve yönlendirmeyi sürdürmeye çalışıyor. Stratejisi ise; “önce eşeğini kaybettirme, sonra da buldurma.”

© photocredit

***

ABD HAZİNE BAKANI’NIN AÇIKLAMASININ KISA EKONOMİ POLİTİĞİ

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

ABD Hazine Bakanı diyor ki, “ticaret savaşındaki” müzakerelerde ABD’nin önceliği Meksika, Kanada ve Avrupa; Çin ile ancak bunlardan sonra müzakereye geçilebilir… [Washington’s priorities are now negotiating new deals with Mexico, Canada and Europe]Önce NAFTA, sonra AB, en sonunda da Çin…Bu açıklama, önemli ve anlamlı bulunmaktadır.

Her şeyden önce, müzakerelerin, dün başlayıp bugün (hemen) bitmediğini, zorlu bir süreç olduğunu, yani zaman alacağını görmek gerekir. Açıklamadan, müzakerelerin aynı “iskelet ekip” tarafından yürütüleceği anlamı çıkarılmaktadır. ABD, müzakerelere en yakınındaki Meksika ile başlayacak ve Kanada ile devam edecek, sonra Avrupa’ya geçecek, ancak bundan sonra Çin ile masaya oturabilecektir.

Müzakerelerdeki öncelik sıralaması ve geçecek zaman, anlamlı ve önemlidir.

ABD, hemen güneyindeki Meksika’ya ve kuzeyindeki Kanada’ya önem ve öncelik veriyor. Her ne kadar, ABD’nin toplam ihracatında Kanada’nın payı % 18 ve Meksika’nın payı % 15, toplam ithalatında bu ülkeler aynı sırayla % 12 ve % 13 paya sahibi olsalar da; müzakere sürecinin bu iki ülke ile başlamasının, ekonomik mülahazalardan “çok”, politik ve güvenlik mülahazaları ile ilgili olduğu değerlendirilmektedir. Avrupa’ya sıra, ancak Meksika’dan ve Kanada’dan sonra gelecektir. Bu noktada, [i] Meksika’nın NATO üyesi olmadığını, [ii] Kanada’nın NATO’nun reaksiyon gösterdiği olaylarda bugüne kadar fazla öne çıkmamış olduğunu, [iii] Avrupa’nın ise NATO üzerinden ABD’nin (Kuzey Amerika’nın) ileriden savunmasına ve güvenliğine bugüne kadar ciddi katkı sunduğunu ve [iv] ABD’nin Kanada ve Meksika ile arasındaki paktı (NAFTA’yı) gözden geçirmeye hazırlandığını hatırlamak uygun olacaktır. Bu durum, Batının iki kanadı (ABD-Avrupa) arasındaki ayrışma ve ABD’nin NATO’ya bakışı açısından son derece anlamlı bulunmaktadır. Bu paragrafta belirtilenler, görev alanı münhasıran Kuzey Atlantik ve Arktika olan 2. Filo’yu yeniden ihdas etmesi ile birlikte mütalaa edildiğinde, ABD’nin yeni bir “savunma ve güvenlik konseptine” sahip olduğunun düşünülmesine neden olmaktadır. Bugüne kadar ülke savunmasını ve güvenliğini “ileriden” sağlama düşüncesi ile öne çıkmış ABD’nin, bugün artık savunma ve güvenliğini “yakından” düşünmeye başladığı algısı edinilmektedir.

Meksika ile müzakereler başlayacak, arkasından Kanada ile müzakerelere geçilecek, sonra müzakerelere Avrupa ile devam edilecek… Hâlihazırda Çin ile yapılan bazı kalemlerin ticaretine ilişkin müzakerelerde mesafe alınamadığı da bilinmektedir. Esasen başlangıçta da ifade edildiği üzere, müzakere (pazarlık), zor ve zaman alıcı bir süreçtir. Bakanın açıklamasından müzakerelerin aynı “iskelet ekip” ile yürütüleceği anlamının çıkarılabilmesi, müzakerelerin oldukça uzun sürebileceği olgusunu ayrıca besleyecektir. Bunlardan, ABD’nin başlattığı ticaret savaşının ve bunun küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmayacağı, giderek ağırlaşacak küresel bir ekonomik tablo ile karşı karşıya kalınacağı sonucuna ulaşılabilmektedir. Satın alma gücü paritesi itibarıyla 19 triyon dolarlık GSYİH’sı ve “açık verse de” 4 trilyon dolara yakın dış ticareti nedeniyle, başlattığı ticaret savaşının daha şimdiden görülebilen olumsuz etkilerinin, müzakere sürecinin tahmin edildiği gibi uzun sürmesi halinde, ağırlaşması kaçınılmaz görülmektedir.

Çin’in satın alma gücü paritesi ile GSYİH’sı, 23 trilyon dolardır. Ve Çin, “fazla veren” 4 trilyon dolara yakın bir dış ticaret hacmine sahiptir. Çin’e ilişkin bu veriler, ABD’nin başlattığı ticaret savaşından ve müzakerelerde izleyeceği yöntemden Çin’in ciddi şekilde etkileneceğine ve küresel ekonomide kötüye gidişteki “ağırlaşma” riskinin müzakereler uzadıkça güçleneceğine işaret etmektedir.

Hatırlanır ise; Trump Yönetimi, “yeniden, yine büyük Amerika” söylemi ile yola çıkmıştı. Ve halen bu söylem ile hareket ediyor gözükmektedir. Aklıma gelen, Trump Yönetimi’nin, ABD’nin gücünü “ticaret-ekonomi” üzerinden “masaya sürmüş” olduğu; Dünyaya, ticaret-ekonomi üzerinden ABD’nin hala “başat güç (dominant power)” olduğunu “hatırlatmaya” ve bu suretle uluslararası sistemi yönetmeyi-yönlendirmeyi sürdürmeye çalıştığıdır.  Ve ABD’nin, bu yolda, “önce eşeğini kaybettirme, sonra da buldurma” stratejisini izliyor olabileceğini düşünüyorum. Bu çabanın ve bu stratejinin, “ileriden” savunma yerine “yakından” savunmaya ağırlık vermiş güncel ABD algısı ile örtüşmediğine dikkat çekmek isterim. Eğer böyle bir çaba ve strateji peşinde iseler, Trump Yönetimi’nin bunlarda başarılı olması oldukça zayıf bir ihtimal olarak görülmektedir. Çünkü ABD, bu çabayı ve uygulamaya koyduğu stratejiyi öngördüğü gibi sonlandıracak güçten yoksun gözükmektedir. Bu noktada, G-7 ülkelerinin, hem Rusya konusunda bugüne kadar “zoraki” bir ortak yaklaşım sergilediklerini, hem de Çin ile ekonomik/ticari ilişkilere ABD gibi bakmadıklarını hatırlamak ayrıca uygun olacaktır.

ABD Hazine Bakanı’nın açıklaması, bende bunları çağrıştırıyor.(29 Ağustos 2018)

* *

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: