İDLİB Konusunda Türkiye ve Kürtler’deki Sessizlik Niye?


İdlib konusu, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü doğrudan ilgilendiren bir konudur. Bu gerçek, İdlib konusunda, “risk” alırken çok dikkatli olmayı, münhasıran milli (öz) güçlere dayanmayı , “duygusallıktan” uzak olmayı, kişisel ve içe dönük siyasal hesaplar içinde olmamayı gerektirmektedir.

***

ABD MERKEZLİ MUHTEMEL İDLİB SALDIRISI ÜZERİNE

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

İçinde bulunduğumuz günlerde, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin, El Kaide’nin Suriye’deki son kalıntılarının bulunduğu İdlib’e yönelik bir saldırıyı başlatması konuşulmaktadır. Bununla eş zamanlı olarak da, Suriye ve Rusya tarafından, İdlib’te arkasında ABD’nin olabileceği bir “kimyasal saldırı” olayının yaşanabileceği ve bunun İdlib’e saldırı gerekçesi olarak kullanılabileceği iddia edilmektedir.

ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin, İdlib operasyonu ile, sözde, Suriye topraklarını El Kaide’den temizlemiş, Suriye’nin kurtuluşunu tamamlamış olacağı ileri sürülse de; Suriye’den ve Rusya’dan gelen (kuvvetle muhtemelen istihbarat bilgisine dayalı) kimyasal saldırı iddiası, Dünya kamuoyunun artık ABD’ye inanmadığına, ABD’nin de bunun farkında olarak, İdlib’e saldırı için Dünya kamuoyuna “anlaşılır” gelebilecek nedenler üretmeye çalıştığına (çalışabileceğine) işaret etmektedir.

ABD’nin, özellikle Trump Yönetimi ile birlikte, Dünya kamuoyu nezdinde ciddi bir itibar kaybına uğradığı, güvenilirliğinin ve inandırıcılığının ciddi bir “erime” sürecine girdiği bir vakıadır. Buradan hareketle, El Kaide-ABD bağlantısı ile ilgili iddialara girmeden, İdlib’in haritadaki yerine bakılmasında yarar vardır. İdlib’in haritadaki yerine bakıldığında, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin muhtemel İdlib operasyonunun, Suriye’yi El Kaide’den temizlemeyi değil, El Kaide (ve muhtemel kimyasal saldırı) kullanılarak belli hedeflere (amaçlara) ulaşılmasının amaçlandığı kolayca görülebilecektir.

ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin muhtemel İdlib saldırısı, her şeyden önce, bölgedeki Kürtlerin geleceği ile yakından ilgilidir ve bu yönüyle, Türkiye’yi, Irak’ı ve İran’ı yakından etkileyecektir. Rusya için de son derece önemlidir, kritik önemi haizdir.

Eğer Suriye krizinin bugün geldiği noktada, Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin kuzeyi üzerinden Doğu Akdeniz’e açılan bir “Kürt Koridoru” konuşuluyor ve bu koridor üzerinde müstakil bir Kürt devletinin kurulması ihtimalini öne çıkarmış ise; ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonu, söz konusu koridordaki “kesintiyi” ortadan kaldıracak, dolayısıyla müstakil bir Kürt devletinin kurulması ihtimalini daha da güçlendirmiş olacaktır. Kürt Koridoru’nda kesintiye yol açan Türkiye’nin iki ayrı operasyon ile kontrolü altına aldığı Cerablus -Afrin hattındaki varlığı boşa çıkarılmış olunacaktır.

ABD’nin Türkiye’ye karşı izlemekte olduğu politika ve son olarak İdlib’e saldırıya ilişkin açıklaması konusunda, Türkiye’deki ve bölgedeki Kürtlerde genelde görülen “sessizlik”, bu bağlamda bana dikkat çekici gelmektedir. Bölücülüğe/ayrılıkçılığa mesafeli, tabiiyetinde oldukları devlete sadakatle bağlı olanlar hariç, bendeki izlenim, İran’daki, Irak’taki, Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürtlerin adeta sinmiş oldukları, olacakları büyük bir heyecanla bekledikleri şeklinde…

ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonu, Türkiye açısından üç hususu öne çıkarmaktadır. Birincisi, iki ayrı operasyonla kontrol altına aldığı Türkiye’nin Cerablus-Afrin hattındaki varlığı ABD merkezli İdlib operasyonu ile boşa çıkabilecektir. Diğer iki husus, buna bağlı olarak ortaya çıkmaktadır ki; ikincisi, Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin Kuzeyi üzerinden Doğu Akdeniz’e açılmayı öngören Kürt Koridorunun önün açılmış olacaktır. Üçüncüsü de, Türkiye, milli ve coğrafi bütünlüğünü kaybetme riski ile karşı karşıya kalabilecektir. Çünkü bir taraftan “kuzey Kürdistan” olarak nitelenen Güneydoğu Anadolu bölgesinin, diğer taraftan da Hatay’ın ve İskenderun Körfezi’nin kaybedilmesi riskleri öne çıkabilecektir. Bunlardan, ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonun, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü ile yakından ilgili anlamı çıkmaktadır ki; bundan, konunun, ekonomik, politik ve askeri-güvenlik açılarından Türkiye için hayati önemi haiz olduğu ayrıca çıkarılmaktadır.

İdlib, Rusya’nın Suriye’deki deniz ve hava üslerinin bulunduğu Lazkiye-Tartus hattının hemen kuzey doğusunda (çok yakınında) kalmaktadır. Ve Suriye’deki askeri varlığı, Rusya için, ekonomik (enerji), politik (eski günlere dönüşün sürdürülmesi-nüfuz alanının genişletilmesi) ve askeri-güvenlik (Karadeniz’deki ve Kafkasya’daki mevcut ve muhtemel tehditlerin savuşturulması ve ülkesel bütünlüğün korunması) açılarından son derece önemlidir. Nitekim ABD merkezli muhtemel İdlib saldırısının gündeme gelmesinden sonra Moskova’dan buna karşı açıklamalar ve iddialar gelmiş; Moskova’nın bunlar ile de yetinmemiş, saldırı ihtimalini ortadan kaldırmaya yönelik askeri hamlelerde bulunmuştur.

Eğer açılım uçları Doğu Akdeniz olan “İran Yayı”nın ya da “İran Hilali”nin Tahran için ekonomik (enerji), politik (rejim ihracı) ve askeri-güvenlik boyutları ile son derece önemli olduğu düşünülür ve ABD’nin hâlihazırda İran’ı hedef almış olduğu hatırlanır ise, ABD’nin İdlib’e saldırması, İran için de adeta bir “kırılma” noktası olarak görülebilecektir. ABD merkezli muhtemel İdlib’e saldırısı sonrasında, İran, yakın zamanda erişebileceğini düşündüğü muhtemel avantajlı pozisyonunu “unutmakla” kalmayacak, Lübnan’daki mevcut varlığını koruyamama riski ile de karşı karşıya kalabilecektir. İran Savunma Bakanı’nın geçtiğimiz gün Suriye’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, muhtemelen Rusya’yı kastederek yaptığı, İran ile Suriye arasındaki ilişkilerin niteliğine üçüncü tarafların karar veremeyeceği yolundaki açıklama, İdlib konusunun gerçekte İran için de oldukça önemli olduğuna işaret etmektedir.

Bir an için, ABD merkezli İdlib saldırısının önlenmesi, İran’ın Suriye’deki varlığına son vermesi ile ilişkilendirilmiş olabilir diye düşünülebilir. Yani İran’ın Suriye’deki varlığına son vermesi karşılığında, ABD merkezli muhtemel İdlib saldırısının gündemden düşmesi pazarlık konusu yapılmış olabilir. Eğer öyle ise, Suriye ziyareti sırasında İran Savunma Bakanı’ndan gelen açıklama, buna verilmiş çok net bir cevap olarak da görülebilir. [Iran says ‘no third party’ will limit its support to Syria] Ancak bu noktada, İran’ın Suriye’deki varlığını sona erdirmesinin ABD’nin İdlib saldırısını ortadan kaldırmayacağını da belirtmek gerekir. Çünkü hem ABD’nin asıl/gerçek hedefi Suriye’deki İran varlığına son vermek değildir, hem de muhtemel İdlib saldırısı ABD’nin İran da dâhil birçok bölge ülkesi (ve bu arada Rusya) ile ilgili hedeflerine (amaçlarına) ulaşmasına aracılık etme potansiyelini içermektedir. Yani İran, boşu boşuna Suriye’deki varlığına son vermiş olacaktır.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonunun, Türkiye’yi, Rusya’yı ve İran’ı biri birine (aynı paydaya) ittiği çıkmaktadır. Bu paydanın ABD merkezli muhtemel operasyon karşısında başarılı olabilmesinde, özellikle Ankara açısından, “güven” önemli olacaktır.

Bugünkü koşullarda, İdlib konusu, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü doğrudan ilgilendiren bir konudur. Bu gerçek, İdlib konusunda, “risk” alırken çok dikkatli olmayı, münhasıran milli (öz) güçlere dayanmayı , “duygusallıktan” uzak olmayı, kişisel ve içe dönük siyasal hesaplar içinde olmamayı gerektirmektedir. (27 Ağustos 2018)

*

 

ZAFER AYI, ZAFER HAFTASI VE ZAFER BAYRAMI MESAJI

30 Ağustos Zafer Bayramı denilince hemen akla; 1922 yılının 26 Ağustos’unda başlayan ve 30 Ağustos’unda Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Büyük Taarruz)  gelir.

Ancak 30 Ağustos Zafer Bayramı, sadece “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”nde (Dumlupınar’da) kazanılan zafere, Büyük Taarruz’a işaret etmez. Hem Büyük Taarruz içinde cephelerde kazanılmış zaferler, hem de Türk Tarihinde, Ağustos ayı içinde kazanılmış, başka büyük zaferler de vardır. Malazgirt Zaferi (26 Ağustos 1071), Otlukbeli Zaferi (11 Ağustos 1473), Çaldıran Zaferi (23 Ağustos 1514), Mercidabık Zaferi (24 Ağustos 1516), Mohaç Zaferi (29 Ağustos 1521), Kıbrıs Zaferi (01 Ağustos 1571) ve Sakarya Zaferi (23 Ağustos 1921), Türk Milletinin Ağustos ayında kazanmış olduğu diğer büyük zaferlerdendir.

Bütün bu zaferler, Türk Tarihinin şan ve şerefle dolu olmasında Ağustos ayının ayrı/özel bir yeri olduğuna işaret eder.

Onun içindir ki, Zafer Bayramı’nda sadece Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonunda kazanılan zaferi değil, yaklaşık bir hafta süren Büyük Taarruz’un her aşamasında (cephelerde) kazanılmış zaferleri ve Türk Tarihinde Ağustos ayı içinde kazanılmış diğer bütün zaferleri de kutlarız.

Ağustos ayında kazanılmış ve altın harflerle yazılmış olarak Türk Tarihinde yerlerini almış olan bu zaferleri bizlere armağan eden ve bugün mensubiyet şuuru içinde bu zaferleri kutlamamıza vesile olan, bu zaferler üzerinden en olumsuz koşullarda bile gelecek konusundaki umudumuzu korumamızı sağlayan, atalarımızı, şehitlerimizi, ebediyete intikal etmiş gazilerimizi, “zafer ayı”, “zafer haftası” ve Zafer Bayramı” münasebetiyle, bir kere daha rahmetle, şükranla anıyorum.

Ruhları şad, mekânları cennet, olsun.

Türk Milletinin milli ve manevi değerlerden beslenen yüksek karakterinin ürünü olan bu zaferler, bize ışık olmaya ve yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.

Zafer ayınız, zafer haftanız ve Zafer Bayramınız kutlu olsun.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk
ASCMER Başkanı

* *

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: