SEVDALI DÜŞLER SENFONİSİ – I.Bölüm


Yüksek duvarın bir ucuna tünemiş martı, parlayan sıcak güneşe aldırış etmeksizin, sessiz ve inanılmayacak kadar hareketsiz. Önündeki masmavi denize, üstündeki göğe inat, uzaklara, ufka başını çevirmiş. Uzun, kar beyazı boynunu öpesim geliyor çekinmesem titreşen maviden.
Martının tutsak kaldığı uzaklara bakışında, dilini anlayamadığım bir serzenişin sevda yüklü düşleri, teleklerinde özlem kokusu, kanat uçlarında yasak bir aşkın yasaklanmış şiiri var.

***

halit-umar1a

© Dr.Halit Umar

uzaklarda yakınlarım
gönül içre sevdalarım
uzun irim anılarım
baş göz üzre selamlarım
… var benim

Sevdalı Düşler

Ağızdan ağıza, bir kuşaktan diğerine geçti eskizaman söylenceleri. Masal kahramanı yücelerin gücü sıradan insanların başarabileceklerinin çok üstünde; mucizeleri yeryüzü canlılarını şaşırtacak kadar inanılmaz; öfkeleri -bunlardan yüce Zeus bizi korusun- nice boranlardan daha korkutucu; erişilmesi olanaksız güzellikleri, başı hoş eden üzüm şerbetleri, erkek soyunu çıldırtan şehvetleri, isterlerse insanlara benzeyerek onların arasında dolaşıp konuşabildikleri bugün bile anlatıla gelir.

Afrodisyas’ta karşıma çıktı, zamanın sonsuzluğu içinde yaşamın geçiciliğini, değişkenliğin kaçınılmazlığını simgeleyen Aeon. Bir de Efesus’ta o büyüleyici kadınsal bakışlarını üzerime diken güzeller güzeli Afrodit…

Afrodit’in gözleri aklımı çelmişken uzaktan esip gelen pembe rüzgar da sevdalı düşlerin içine çekiyordu beni.

Herakleitos haklıydı; doğanın yasalarındaki Logos, aynı nehrin akan suyunda yalnızca bir kez yıkanılır demiyor muydu?

Yaşamak soluk alıp vermek değildi. Yaşamak, var olmak ile yok olmak arasında kalan kısacık süreçte şeylere anlam ve mânâ katmaktı. Yaşamak rengahenk sevdalı düşlerden başka ne olabilirki?

Bizim buralarda tepelerin sivrisinden patlar Poseidon’un gazabı
yelkenleri şişiren rüzgarların gölgeleri düşer yere
her gölgede bir renk
her renkte bir âhenk
her seste yaşamak vardır bizim buralarda
Scala Nuova şimdi sevdalı düşlerde
gözlerine tutsak ezgilerde

Ochi Chornyje

Очи чёрные ~ Иван Ребров

İçimde bir ses “Ne duruyorsun, hadi artık!” diyor. Daha, “Ne oluyor bana?” demeye kalmadan içimdeki bir başka ses, bir başka köşeden söze karışıyor. Şaşkınım, âvâre bir çaresizliğin kıskacındayım. Elimi kanatan yabangülü ne acımasız!

Sazım mı tınılayan, özüm mü inileyen gül bahçesinde, bilemiyorum. İçimdeki senfoni, “yaz – sakın ha / haydi – aman ha…” dizelerini seslendiriyor. Hal bu iken, özümü, sözümü dökecek kağıt kalem de yok iken, kalemler eğri kılınç olalı beri kınında paslanıyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse ömrümün bu mevsiminde beni gerçekten etkileyen, üzerinde derinliğine düşünmeye zorlayan, kendiliğinden oluşuveren duyguları, bir an için bile olsa, sanatsal boyutlara çekerek içimi ılıcık bir yaşam sevinciyle dolduran güzellikleri yadsımıyorum.

Şimdi ilham perilerini puslu uzaklarda aramak yerine, yüksekçe bir duvarın üstüne tünemiş olan şu martıya bi yol seslensem… Martılar sanki hep beyaz olurlarmış gibi bir izlenim veriyorlar önce. Aslında martıların sadece uçuşları mavidir. Kanat çırpışlarında belirginleşen gizemli renklerindeki sırları derebilmek için martının dilini de konuşabilmeli insan.

Yüksek duvarın bir ucuna tünemiş martı, parlayan sıcak güneşe aldırış etmeksizin, sessiz ve inanılmayacak kadar hareketsiz. Önündeki masmavi denize, üstündeki göğe inat, uzaklara, ufka başını çevirmiş. Uzun, kar beyazı boynunu öpesim geliyor çekinmesem titreşen maviden.

Martının tutsak kaldığı uzaklara bakışında, dilini anlayamadığım bir serzenişin sevda yüklü düşleri, teleklerinde özlem kokusu, kanat uçlarında yasak bir aşkın yasaklanmış şiiri var.

ALINTI

“seninle toprağı
seninle günışığını
seninle
toprağın yağmura hasretini
baharın tanığı kiraz çiçeğinin
ilkyazlı coşkusunu
seninle
bir sokak lambasının yalnızlığını
seninle
düşünmenin çoğunluğunu
yüzümdeki
beynimdeki
yüreğimdeki
yasak aşkın
yasaklanmış şiirini
konuşmak istiyorum”

Emin Şir
-uzaklaşan ayak sesleri

Ben ağlarım uzaktan iniltimi dinlersin.
Yol üstünde geç vakit böyle kimi beklersin
Derdinle ağlayanın gözyaşını silersin
Ayrılık akşamıdır hazan gibi inlersin

Hüseyin Siret Özsever’in Ada’dan Dönerken adlı şiirinden dördüncü dizeleri alıp birleştirdiğimde son derece uyumlu bir dörtlü oluştu. Şairin gizli amacı bunu okuruna buldurmak mıydı, yoksa yaptığımı duymuş olsaydı bana çok mu kızardı?

Bilemeyeceğimiz, yanıtsız kalan sorular bunlar, daha nice bilinmezler gibi.

.

Duvardaki altı köşeli ayna, üzerine halı konulmuş sedir, yere ve sedire vuran ışık huzmeleri; kocaman, üst ön kısmı cam kapaklı bir dolap, oturma odamıza açılan mavi boyalı kapı, bir basamakla indiğimiz iç avlumuz, gerideki çeşme, sol taraftaki mutfak… Neden beni bırakmıyorlar? Evet, bir de asmamız var, küçük bir çardak, kedim Pamuk tırmanıyor; altında sıra sıra dizilmiş, kesilmiş odunlara elimi uzatsam neredeyse dokunacağım. Neden bugün, aradan geçen yetmiş yıldan sonra bu resimleri, daha dünmüşçesine görür gibiyim? Geçmiş zamanda yaşamak mı bu, yoksa anıların tünelinde geriye yolculuk mu? Ya o anı defterlerinin yırtılmış sayfaları… Koparılmış, buruşturularak çöp kutusuna atılmış sayfaları nerede şimdi?

Işık ve şeyler ve gölgeler; her gün yeniden oluşan ve yine değişen o şeyler, yaşamın izdüşümleri, yarınlara kalan kırıntılar.

Sanki bunlara bir fotoğrafçının üç bacaklı, sehpalı kutusunun arkasındaki buzlu camdan bakıyorum.

Puslu, gizemli, hüzünlü, artık geri gelemeyecek yaşantıları anımsamaya; kenarları yırtılmış, kırışmış, epey silikleşmiş kartpostallardaki belli belirsiz yüzleri tanımaya çalışıyorum.

Köşebaşlarında, insanın içini burkan özlemlerin Hüzzam şarkıları ve dilime nereden gelip tutunduğu belli olmayan bir dize duyuluyor:

Ayrılık akşamıdır hazan gibi inlersin

(Hüseyin Siret Özsever)

Narlıbahçe / 10 Temmuz 2017

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: