ABD – AB – Rusya: «Savaş Baltaları» Gömülüyor mu?!


***

Trump’ın Putin ve Juncker Görüşmeleri: Rusya ve AB ile Sular Durulacak mı?

yeliz_sahin

© Yeliz Şahin

ABD Başkanı Donald Trump, temmuz ayının ikinci haftasında çıktığı olaylı Avrupa turuna noktayı 16 Temmuz 2018 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de gerçekleştirdiği görüşme ile koydu. Trump-Putin zirvesi için Soğuk Savaş yıllarından başlayarak, ABD-Sovyetler Birliği ve daha sonra ABD-Rusya ilişkileri açısından dönüm noktası olarak görülen görüşmelere sahne olan Helsinki’nin seçilmesi sembolik anlam taşıyordu. Helsinki, 1975’te Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının kurulmasına vesile olan Helsinki Nihai Senedi’nin imzalandığı Ford-Brezhnev görüşmesine, 1990’da Körfez Savaşı’nın ele alındığı Bush-Gorbaçov görüşmesine, 1997’de ise tarafların NATO’nun eski Doğu Bloku ülkelerine genişlemesi hususunda anlaşamadıkları prensibinde anlaştıkları Clinton-Yeltsin görüşmesine ev sahipliği yapmıştı. ABD-Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş sonrasında en düşük seviyede seyrettiği dönemde gerçekleşen Trump-Putin görüşmesinin de tarihe yön yeren bu görüşmeler arasına adını yazdırıp yazdırmayacağı merak edilmekteydi.

Rusya’nın Ukrayna krizindeki rolü, Kırım’ı ilhakı ve Suriye’ye müdahaleleriyle kötüleşen ABD-Rusya ilişkileri, Kremlin’in 2016 yılındaki ABD başkanlık seçimine müdahale ettiği iddiaları ve Birleşik Krallık’ta eski Rus ajanına suikast girişimi sonrasında Rus diplomatların sınır dışı edilmesiyle daha da geriledi. Özel savcı Robert Mueller’ın bu konuda sürdürmekte olduğu soruşturmanın gölgesinde gerçekleşen görüşmenin öncesinde ABD tarafı, görüşmeye yönelik beklentileri düşürecek açıklamalarda bulunmuştu. Daha önce Putin’i öven sözler sarf etmesi ve mart ayında dördüncü kez Rusya Devlet Başkanı seçilmesini tebrik etmesi tepki çeken ABD Başkanı’nın, Avrupalı müttefiklerinin Kremlin’in iddialı dış politika tercihlerini ele alma çabalarına zarar verecek bir harekette bulunup bulunmayacağı konusunda AB başkentlerinde endişeli bir bekleyiş hâkimdi.

Trump’ın Performansı Eleştirilerin Odağında

İki liderin kapalı kapılar ardında gerçekleşen iki saatlik baş başa görüşmesinde ne konuştukları bilinmezliğini korurken, manşetlere yansıyan Trump’ın görüşmenin ardından gerçekleşen ortak basın toplantısında sergilediği performans oldu. ABD Başkanı’nın Putin ile basın toplantısındaki performansı hakkında yapılan eleştiriler, “bir ABD Başkanı’nın küresel platformda gelmiş geçmiş en utanç verici performansı”ndan “jeopolitik intihar”a kadar çeşitlilik gösterdi.

Trump’ın zirve henüz başlamadan ABD-Rusya ilişkilerinin tarihindeki en kötü noktada olmasından önceki Beyaz Saray yönetimlerini sorumlu tutan bir tweet atması, tartışmaların fitilini ateşlerken, uluslararası basının “Beyaz Saray açısından bir halkla ilişkiler (PR) faciası” olarak nitelendirdiği basın toplantısında, Trump’ın Putin’i eleştirmekten çekinmesi kamuoyunun gündemine oturdu. Trump’ın Kremlin’in 2016 yılındaki ABD başkanlık seçimlerine müdahale ettiği iddiaları konusunda yöneltilen bir soruya, özel savcı Mueller’in bu savı doğrulayan iddianamesine rağmen istihbarat teşkilatlarını değil de Putin’i destekleyen bir tavır sergileyerek, “iddiaların arkasında Rusya’nın olması için bir neden göremiyorum” sözlerini sarf etmesi, Trump-Putin görüşmesinden basına en fazla yansıyan olay oldu. Trump’ın bu ifadeleri ABD’de o kadar büyük tepkiye yol açtı ki; ertesi gün Vaşington’a vardığında dilinin sürçtüğünü ve aslında ABD istihbarat teşkilatının iddiaların arkasında Rusya’nın olduğu görüşüne katıldığını ifade etmesiyle, durum daha trajikomik bir hal aldı. Trump’ın ekibinin hasar kontrolü amacıyla kamuoyunu ABD Başkanı’nın Putin ile görüşmesinde kendini doğru şekilde ifade edemediğine ikna çabalarına rağmen, Putin-Trump görüşmesindeki performansı başkanlığının en ciddi hatalarından biri olarak not edildi. ABD merkezli Brookings uzmanları, göreve gelmeden önce Putin’e yönelik övgü içeren sözleri ve serbest ticarete olan karşıtlığıyla tanınan Trump’ın üstlendiği görevin büyüklüğü altında davranışlarını sınırlayabileceği yönünde var olan umutların suya düştüğü görüşünde.

Helsinki görüşmesine ilişkin genel kanı, basın toplantısını da ev sahibi edasıyla yöneten Rusya Devlet Başkanı Putin’in bu raundu kazandığı yönünde. Rusya Devlet Başkanı basın toplantısında, Ukrayna krizinin çözümünde ilerleme kaydedilememesinden Kiev yönetiminin sorumlu olduğunu savunmayı sürdürdü. Suriye’deki durum bağlamında, Rusya’nın bölgedeki etkinliğini artıracak bir hamle olarak ülkeden kaçan mültecilere yardım için küresel bir koalisyon oluşturma ve İsrail sınırını güvence altına alma üzerinde durdu. Trump’ın Putin’i eleştirmekten geri durması, 2014 yılında Kırım’ın ilhakının ardından uluslararası camiadan dışlanan Rusya’nın dünyanın geri kalanıyla olan ilişkilerini normalleştirmesine önayak olan bir gelişme olarak yorumlanıyor.

Trump-Putin Görüşmesinin AB Başkentleri Açısından Önemi

Basın toplantısında yaşananların dışında görüşmenin içeriğine dair tek bilinen iki liderin Suriye, İran, nükleer silahlanmanın önlenmesi ve Ukrayna krizi gibi konu başlıklarını ele aldıkları. ABD’li uzmanlar, basın toplantısında yaşananların gündeme oturduğu Trump-Putin görüşmesinde yukarıda belirtilen konu başlıklarından herhangi birinde taviz içeren bir politika çıktısıyla sonuçlanmamasını dahi başlı başına bir başarı olarak değerlendiriyor. Her iki ülkenin de Ukrayna, Suriye ve İran konusundaki pozisyonlarını sürdürdüğü ve aşama kaydedilebilecek tek alan olan nükleer silahlanmanın önlenmesi konusunda herhangi bir atılımın yaşanmadığı bilinen görüşmede, Trump’ın Kırım’ın ilhakının uluslararası hukuka aykırılığı, Rusya’ya yönelik ABD yaptırımları, NATO müttefiklerine olan taahhütleri konusunda geri adım atmaması olumlu değerlendirilmeli.

Helsinki görüşmesi Trump’ın, 11-16 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirdiği Avrupa turunda yaşananlar – NATO Zirvesi’nde önce Almanya’yı enerji politikaları nedeniyle “Rusya’nın esiri” olmakla itham etmesi sonra da diğer müttefiklere savunma harcamalarını artırmamaları halinde ABD’nin güvenlik şemsiyesinden yararlanamayacakları mesajını vermesi, Birleşik Krallık Başbakanı May’in Brexit sürecini ele alışını eleştirmesi ve AB’yi ticarette “düşman” ilan etmesi – çerçevesinde okunduğunda, AB açısından kurallara dayalı uluslararası düzenin tehlikede olduğunu gösteriyor. Transatlantik ilişkilerdeki çatlakların derinleştiği, her fırsatta ABD’nin geleneksel müttefiklerini eleştirmekten çekinmeyen tutumuyla Trump’ın başkanlığındaki ABD’nin öngörülemez bir ortak haline geldiği bu süreçte, AB ülkelerinin yapmaları gereken aralarındaki görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak, daha da sıkı kenetlenmek olmalı.

Trump-Juncker Görüşmesi: Ticaret Savaşlarında Ateşkes Sağlandı

25 Temmuz’da Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Vaşington’da Trump ile bir araya geldi. Geçtiğimiz 18 ay içerisinde birçok kez oldukça gergin ortamlarda bir araya gelen Juncker ile Trump’ın, Oval Ofis’te gerçekleştirdikleri görüşmenin en önemli gündem maddesi ABD’nin çelik ve alüminyuma getirdiği tarifelerle kızışan ticaret savaşlarıydı. Beyaz Saray yönetiminin ulusal güvenlik endişelerini gerekçe göstererek, ithal çeliğe %25 ve alüminyuma %10 vergi getirmesinin ardından ABD’den ithal edilen bir dizi ürüne yönelik AB’nin dengeleyici ticari tedbirler alması ve konunun DTÖ’ye intikal etmesine karşın, ticaret savaşları hız kazanmıştı. Trump’ın, AB’den ithal edilen otomotiv ürünlerine yüzde 25 oranında ek gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunması büyük endişeye yol açmıştı. 50 milyar avro değerinde ihracatı etkilemesi beklenen bu durumdan en fazla zarar görecek üye ülkenin Almanya olacağı konuşuluyordu. ABD’nin otomotiv ürünlerine gümrük tarifesi getirmesi ihtimaline karşı AB de 20 milyar dolar değerinde tarife uygulanacak ürün listesi hazırlığındaydı. Bu arka plan karşısında Juncker-Trump görüşmesinin ticaret savaşlarında ateşkes mi sağlayacağı yoksa yeni bir cephe mi açacağı merak ediliyordu.

Ticaret savaşlarında gerilimi düşürmek gibi zorlu bir misyonla Vaşington’a giden Juncker’in görüşme öncesinde beklentileri düşüren bir açıklamada bulunması, ikinci olasılığa işaret ederken Juncker ile Trump’ın üç buçuk saat süren görüşmesi, ticari ilişkilerde yeni bir sayfa açma kararı almalarıyla sonuçlandı. Taraflar, Transatlantik ticaretini güçlendirmek ve açık konuları ele almak amacıyla müzakerelere başlanması ile otomotiv dışındaki endüstriyel ürünlere yönelik gümrük tarifelerinin ve tüm tarife dışı engellerin kaldırılması üzerinde uzlaştı. Bunun yanında, hizmet ticaretine yönelik engellemelerin kaldırılması ile kimyasallar, medikal ürünler ve soya fasulyesi ticaretinin artırılması konusunda mutabakata varıldı. Böylece, Trump’ın ABD Başkanı olmasıyla rafa kalkan TTIP kapsamındaki başlıkların yeniden ele alınması da gündeme geldi. Juncker ile Trump’ın üzerinde uzlaştıkları diğer konular ise adil olmayan ticari uygulamaların ele alınmasında ve DTÖ’nün reforme edilmesinde birlikte çalışılması ve AB’nin ABD’den daha fazla LNG ithal etmesi oldu.

Her ne kadar ticaret savaşlarında şimdilik ateşkes sağlanmış gibi görünse de uzmanlar, alüminyum ve çeliğe getirilen vergilerin kaldırılmadığına dikkat çekiyor. Ek gümrük vergileri tehdidinin halen geçerliliğini koruması ve taraflar arasındaki müzakerelerin oldukça çetin geçeceğinin düşünülmesi, ticarette yeni bir sayfa açıldığına dair iyimser olmak için erken olduğu izlenimini güçlendiriyor.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: