Uluslararası Ticarette Bir Yılan Hikâyesi: ABD-Çin İlişkisi


Donald Trump’ın hedefi yine ve yeniden yıldızının bir türlü barışmadığı Çin. Trump’ın Çin için tasavvur ettiği ticaret hamlelerine verdiği ara sadece bir ay sürdü. Çin de gerekli gördüğü sert tedbirleri alacağını duyurdu ve Amerikan şirketlerine bir tür «aba altından sopa» gösterdi.

© photocredit

***

Gün Geçmiyor ki Trump’tan Bir Ticaret Hamlesi Gelmesin:
Yine ve Yeniden Çin

© Merve Özcan

8-9 Haziran’da Kanada’da düzenlenen 44’üncü G7 Zirvesi’nde “dünyada barışı hedefliyoruz, niyetimiz oyun oynamak değil” diyen ABD Başkanı Donald Trump, acaba küresel ticareti çocuk oyuncağına çevirmedi mi? Keza gün geçmiyor ki Transatlantiğin karşı yakasından ticarete ilişkin bir açıklama gelmesin ve yaptırım, vergi ya da kısıtlama kelimeleri bu açıklamalarda geçmesin. Henüz ithal çeliğe ve alüminyuma getirilen vergilerden AB, Kanada ve Meksika’nın geçici muafiyetlerinin kaldırılmasının dumanı üstündeyken, Donald Trump 18 Haziran’da kurmaylarına %10 oranında vergi getirilebilecek 200 milyar dolarlık Çin ürününü içeren bir liste hazırlama talimatı verdi. Küresel ekonominin iki devi arasında mart ayından bu yana süren ve hızına yetişemediğimiz ticari misilleme hamlelerine bir diğerinin eklenmesinin, taraflar arasında yaptırımların ve boykotların fitilini ateşlemenin yanında küresel ekonomiyi de tehdit edeceği ifade ediliyor.

Trump ile En Sıcak Haziran

Haziran ayının neredeyse her günü televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada Donald Trump’ın adı geçti. Öncelikle ne mi oldu? Mart ayının başında Vaşington yönetiminin ithal çeliğe %25 ve ithal alüminyuma %10 gümrük vergisi getirme kararı, 31 Mayıs’ta gündeme bomba gibi düştü. Çünkü karar ilk alındığında sadece NAFTA müzakereleri süren Kanada ve Meksika’nın muaf tutulduğu ve uygulamaya girmeden önce Güney Kore, Avustralya, Arjantin, Brezilya ve AB’nin de geçici olarak eklendiği muafiyet listesinden 31 Mayıs’ta AB, Kanada ve Meksika’nın çıkarıldığı duyuruldu. İşte tam da bu sıcak saatlerin yaşandığı ve kınamaların, misilleme kararlarının ve vergi uygulanacak ürün listelerinin havada uçuştuğu bir atmosferde başladı Kanada’nın Quebec eyaletinin Charlevoix beldesindeki 44’üncü G7 Zirvesi.

45’inci ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile görüşmek üzere G7 Zirvesi’nden çevre ve iklim değişikliği ile ilgili oturumlara katılmayarak, erken ayrıldı. Dünya gündemine bir kez daha bomba gibi düşmesi de zirveden ayrılmasının ardından gerçekleşti. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Trump zirveden ayrıldıktan sonra ithal çelik ve alüminyum vergileri için Kanada’ya sağlanan muafiyetin kaldırmasını “hakaret” olarak yorumladı ve ülkesinin “itilip kakılmayacağını” dile getirdi. Buna cevap olarak Trump, sosyal medya hesabından yayımladığı mesaj ile zirve boyunca kendisine iyi davranan ancak zirveden ayrılmasının ardından arkasından konuşan Trudeau’yu “ikiyüzlü ve zayıf” olmakla suçladı. Bununla da yetinmedi ve Kanada’da bulunan ABD yetkililerine 44’üncü G7 Zirvesi’nin Sonuç Bildirgesi’ni imzalamama talimatı verdi. Geriye Trump’ın zirve sırasında “Rusya tekrar dâhil edilsin” diyerek G8’e geri dönme sinyalleri verdiği G7’nin üye sayısının, ABD ile diğer ülkeler arasında özellikle ticaret alanında yaşanan fikir ayrılıkları sebebiyle altıya mı düşeceği soruları kaldı.

G7 Zirvesi’nde uzlaşının pek mümkün olmadığı izlenimi ile bir kez daha hafızalara kazınan ABD Başkanı, haziran ayı programına 180 derece farklı bir amaçla, bu kez uzlaşı arayışıyla devam etti ve 12 Haziran’da Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Singapur’da bir araya geldi. Hatırlanacağı üzere Trump’ın başkanlığı süresince ABD-Kuzey Kore ilişkilerinde gerilim ve tehdit söylemleri hiç eksik olmadı. Özellikle 2017 yılında Kuzey Kore’nin kıtalararası balistik füze denemelerinin ardından ülkenin ABD ile yay gibi gerilen ilişkileri, “Üçüncü Dünya Savaşı mı başlayacak?” tedirginliği yaratmaya yetti de arttı bile. Kim Jong-un’un Singapur’da Donald Trump ile görüşmesinin ana motivasyon kaynağının ülkesine uygulanan ekonomik ambargoların kaldırılması olduğu ifade ediliyor ve bu görüşme bir Kuzey Kore liderinin görevdeki bir ABD başkanı ile ilk görüşmesi olması bakımından tarihi önem taşıyor. Son zamanların en çok merak edilen gelişmelerinden olan Donald Trump-Kim Jong-un zirvesinde liderler önce 38 dakika bire bir ve ardından yaklaşık iki saat heyetler arası görüştü. Görüşmenin en önemli gündem maddesi, tahmin edileceği üzere Kuzey Kore’nin nükleer silah programını sona erdirmesiydi. Bunun yanı sıra görüşmenin ardından imzalanan anlaşmada taraflar arasında ikili ilişkiler kurulması, Kore Yarımadası’nda barışın sağlanması için tarafların çabalarının birleştirilmesi, Kore Savaşı’nda ölen Amerikan askerlerinin kimliklerinin belirlenmesi ve kalıntılarının ülkelerine gönderilmesi gibi taahhütler de yer alıyor.

Kim Jong-un’a “Trump ile geçmişi arkamızda bırakmaya karar verdik” dedirten, 45’inci ABD Başkanı’na ise Kuzey Kore ile “yeni bir tarih yazmak” için gerekli motivasyonu sağlayan görüşmenin ardından taraflar birbirlerini önümüzdeki aylarda düzenlenmesi muhtemel ikinci bir zirve için Vaşington’a ve Pyongyang’a davet etti. Haziran ayı G7 Zirvesi’ndeki söz dinlemeyen çocuk imajından sonra Singapur’da uzlaşmacı yetişkine dönüşen Trump’ın kafaları karıştırması ile devam ederken, 18 Haziran’da ABD Başkanı’nın birkaç gündür boş bıraktığı uluslararası ticaret sahnesine dönüşü yine muhteşem oldu.

Uluslararası Ticarette Bir Yılan Hikâyesi: ABD-Çin İlişkisi

Donald Trump’ın bu seferki hedefi yine ve yeniden yıldızının bir türlü barışmadığı Çin oldu. 2018 yılında Trump’ın ivme kazanan korumacı politikalarından Çin, payına düşeni mart ayında ithal çeliğe %25 ve ithal alüminyuma %10 ek gümrük vergisi getirilmesiyle almaya başladı. Buna cevaben Pekin yönetimi ABD’den ithal edilen 3 milyar dolar değerinde 128 ürüne %15 ile %25 arasında vergi getireceğini duyurdu. Bu durum Vaşington’un 50 milyar dolar değerinde 1.300 Çin menşeli ürüne %25 vergi getirme kararı almasıyla devam etti. Her geçen gün yılan hikâyesine dönen ABD-Çin ticaret hattında bir sonraki adım, Çin’in ABD’den ithal ettiği 50 milyar dolarlık ürüne %25 gümrük vergisi getirmeyi planladığını duyurması oldu. Daha sonra mayıs ayında sular bir süreliğine duruldu ve ABD ile Çin, vergi planlarını beklemeye aldıklarını açıkladı. Trump’ın Çin için tasavvur ettiği ticaret hamlelerine verdiği ara sadece bir ay sürdü. 18 Haziran’da ABD Başkanı Donald Trump, çalışanlarına %10 ek gümrük vergisi getirilebilecek 200 milyar dolar değerinde Çin ürününü içeren bir liste hazırlama talimatı verdi.

45’inci ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesinin Çin karşısında süregelen ticaret açığını fena şekilde kafasına taktığını artık duymayan kalmadı. Nitekim özellikle Çin’in 2001 yılında DTÖ’ye üye olmasının ardından artmaya başlayan ABD’nin Çin ile olan mal ticaretinde ithalatı ihracatından çok daha fazla arttı ve 2017 yılı itibarıyla ticaret açığı 375 milyar dolara ulaştı. ABD Başkanı olmak için 2016 yılında yürüttüğü seçim kampanyasında Trump, Çin’i hedef tahtasına koyarak propaganda aracı yapmış ve dış ticaret açığını düşürmek için ek vergiler getirme taahhüdünde bulunmuştu. Dediğini de fazlasıyla yaptı. Öyle ki Donald Trump’ın bugüne kadar vergi koymayı gündeme getirdiği Çin menşeli ürünlerin toplam değeri 450 milyar dolar ve 2017 yılındaki 505 milyar dolarlık Çin’in ABD’ye olan ihracatının %90’ını kapsıyor. Vaşington-Pekin hattında gümrük vergileri adımlarını takip etmek her geçen gün zorlaşsa da Trump, son olarak gündeme gelen %10’luk vergilerin Çin’in Amerikan fikri mülkiyetini ve teknolojisini elde etmeye yönelik adil olmayan uygulamalarını değiştirmemesi ve duyurduğu vergileri yürürlüğe koyması durumunda uygulamaya gireceğini belirtti. Söz konusu adil olmayan uygulamalar, Çin’in yabancı firmaların yerel ortaklarda hisse alarak pay sahibi olması gibi yöntemlerle tasarım ve ürün fikirlerine yönelik fikri mülkiyeti ülkedeki şirketlere transfer etmesinden ileri geliyor.

Çin’in bu durum karşısında ABD’yi şantaj yapmakla suçlaması, ticaret savaşı korkusunu iyice artırdı. Ticaret Bakanlığı Sözcüsü Gao Feng ABD’nin küresel ticareti zora soktuğunu, Vaşington yönetiminin Çin’e yönelttiği “teknoloji hırsızlığı” iddialarının asılsız olduğunu ve ABD’nin kendi problemleri için Çin’i “günah keçisi” ilan ettiğini dile getirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, ABD’nin son hamlesine yönelik karşı tedbirler uygulamanın yanı sıra nitel ve nicel önlemler alınacak. Pekin’in uygulamaya koyacağı karşı atakların dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticari ilişkilerin geleceği için belirleyici rol oynayacağı vurgulanıyor. Ancak nitel ve nicel önlemlerle ilgili ayrıntı verilmemesi, Çin’in kapalı ekonomi algısını kırmak ve dünyaya küresel ticareti destekleyen, kapıları açık ekonomi imajı vermek için sarf ettiği çabaları bir kalemde silip atmak istemediği yönünde de yorumlanıyor.

Trump Korumacılığının Getirdikleri ve Getirecekleri

Makro ölçekte baktığımızda, uluslararası ticarette tırmanan gerilimin güven ortamına zarar vererek, yatırımları düşüreceği ve bunun küresel ekonomik büyümeyi tehdit edeceğine ilişkin uyarılar gün geçtikçe artıyor. Birçok şirketin misilleme söylemlerinin yarattığı baskıyı hissetmeye başladığı bir ortamda, yatırımcıların riskten kaçınması çok normal. ABD-Çin mikro ölçeğine indiğimizde ise Donald Trump’ın vergi getirilecek ürün listesini uzatmasının ülkesindeki ithalatçılar ve tüketiciler için alternatif tedarikçi bulma zorluğu yarattığı dile getiriliyor. Artan gümrük vergileriyle ABD’deki tüketiciler için ürünlerin pahalanacağı ve bazı parçalar ya da montaj için Çin’e bel bağlayan sektörlerin büyük zarar göreceği görüşü git gide benimseniyor. Trump’ın mart ayındaki ilk vergi önerisinin ardından Çin, ABD’den ithal ettiği tarım ürünlerindeki vergileri artırmayı gündeme getirdi ve soya fasulyesi alımını durdurdu. Bu durum ABD’deki çiftçilerin Vaşington ile Pekin arasındaki ticari misillemelerden zarar görmeye başladığının habercisi niteliğinde.

ABD’nin çelik ve alüminyuma getirilen vergilerden sonra Çin’e karşı ilk atağı olan 50 milyar dolarlık 1.300 ürüne getirilen verginin, uçak lastiği ve türbinlerden bulaşık makinelerine kadar uzanan 34 milyar dolarlık kısmı 6 Temmuz’da, geri kalan 16 milyar dolarlık kısmı ise ileriki bir tarihte yürürlüğe girecek. Çin’in de ABD’ye benzer bir takvim izlemesi öngörülüyor. Karşılıklı olarak ek vergi koymanın yanı sıra uluslararası ticarette ABD-Çin eksenine dair konuşulan diğer önemli senaryolar da mevcut. Bu senaryoların çıkış kaynağı Çin’in ABD ile olan ticaretinde ithalatının ihracatından çok daha az olmasından kaynaklanıyor. Öyle ki ABD 2017 yılında Çin’e sadece 130 milyar dolar değerinde mal sattı. Bu noktada Vaşington yönetiminin vergi hamleleri karşısında Pekin’in çok geniş bir manevra alanı olmadığı ifade ediliyor. Buna karşın ABD-Çin İş Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre, ABD’nin Çin’e yaptığı 130 milyar dolarlık mal ihracatının yanında 60 milyar dolarlık hizmet ihracatı ile Hong Kong’a yapılan ve büyük çoğunluğu Çin’e giden 40 milyar dolarlık mal ihracatı da gözden kaçırılmamalı. Ayrıca 2009-2015 döneminde Çin’deki Amerikan yatırımları iki katına çıktı ve Çin, ABD için toplamda 550 milyar dolarlık bir pazar teşkil ediyor.

Bu noktada deniliyor ki; Çin, ABD’den ithal ettiği daha dar kapsamlı ürün yelpazesine ABD ile aynı şekilde vergiler getiremese bile başka türlü yaptırımlar uygulayabilir. Bu kapsamda Çin’deki tüketicilerin Amerikan mallarını boykot etmesi ve bunun ABD’nin ekonomisine ciddi zarar vermesi çok sık dile getiriliyor. En basitinden Starbucks’ta kahve içmeyecek Çin vatandaşları şu anda Çin’de bulunan 3.300 işletme sayısını iki katına çıkarmayı hedefleyen Starbucks’ın hayallerini suya düşürebilir. Benzer şekilde geçtiğimiz çeyrekte Çin’de %8 büyüyen General Motors’a ülkedeki tüketicilerin boykotu ciddi zararlar verebilir. Tüketicilerin yapacağı boykotun yanı sıra dile getirilen bir diğer senaryo da Çin’in Amerikan firmalarının pazara giriş kurallarını ve denetimlerini daha sıkı hale getirmesi. Bu bağlamda verilen örneklerden biri ülkede iPhone üreten ve adı sık sık işçilere kötü muameleden intihara kadar uzanan bir dizi skandala karışan Foxconn’daki denetimlerin daha sıkı hale getirilmesi ve bunun firmayı kapatmaya kadar gitme ihtimali. Walmart, Coca-Cola ve Facebook gibi diğer Amerikan şirketleri de gerilen ABD-Çin ticaret hattının getireceklerini tedirginlikle bekleyenler arasında.

Şapkayı önümüze koyup düşündüğümüzde, her şeye rağmen ABD-Çin İş Konseyi Kıdemli Başkan Yardımcısı Erin Ennis gibi sağduyulu seslerin de farkında olmak lazım, çünkü bu sesler 21’inci yüzyılın iç içe geçmiş küresel ekonomisinde tam olarak duymak istediklerimiz. Ennis dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında yaşanacak ticaret savaşında bir kazanan olmayacağını ve küresel ekonomik büyümenin ciddi zarar göreceğini ifade ediyor. Çin’in oyunu kurallarına göre oynayacağına ve DTÖ müktesebatına sadık kalarak, mızıkçılık yapan olmayacağına inananların sayısı da az değil ve zaten Pekin yönetiminden bunun aksini kanıtlayacak bir açıklama da gelmedi. “Sağı solu pek belli olmayan” ABD Başkanı’nın sadece Çin ile değil neredeyse tüm dünya ülkeleriyle yaşadığı ticari gerilimleri bitirmek için şu an düğmeye basmadığı malumun ilamı. Yine de mayıs ayında ABD ve Çin arasında tüm ticari kanallar çökmek üzereyken gelen açıklamaya benzer şekilde Beyaz Saray, ticaret görüşmelerinin başlayacağını ve vergilerin askıya alınacağını duyurabilir. Ancak şu anda hâkim olan belirsizlik ortamının başarılı ekonomilerin alametifarikası olmadığı ve gidişat değişmezse uzun vadede küresel ekonominin bundan zarar göreceği aşikâr.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: