Avrupa – ABD İlişkileri: Quo Vadis?


 

Atlantik «Köprü»sü Çatırdıyor mu?

Trump’ın ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve özellikle de İran nükleer anlaşmasından çekilme kararının ABD ile Avrupa arasındaki ayrılığı çok daha görünür hale getirdi.

P5+1 nükleer anlaşmasının ardından uluslararası güçlerin ve küresel şirketlerin İran ile kurmuş olduğu ilişkiler, geçici olmayıp çok yönlü çıkarlara dayanıyor. Trump’ın İran politikasının, başta AB olmak üzere, uluslararası alanda beklenen desteği görmesi oldukça zor. Bu yönelimde küresel sermayenin de sanıldığı gibi bir çıkarı olmaz. İran’ın başta Almanya, Fransa ve İtalya olmak üzere, AB ülkelerinden önemli tutarda yatırım çekmesi bekleniyor.

ABD’nin Avrupalı müttefikleri Washington’nun büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve bununla bağlantılı Gazze’deki İsrail saldırılarına da tepkisiz kalmadılar.

Trump’ın bölgesel dengeleri bütünüyle değiştirmeye yönelik yeni adımlar atması halinde Orta Doğu’daki kriz, tahmin edilenden çok daha fazla derinleşebilir ve yıllar süren bir istikrarsızlıkla karşı karşıya kalınabilir. ABD’nin tek başına yönetme şansının olmadığı böyle bir kriz, bölgesel bir savaşı bile tetikleyebilir.

***

Trump’ın Orta Doğu Politikaları ABD ve Avrupa Arasındaki Gerilimi Artırıyor

emre_atac

Emre Ataç

Başta BM’nin inisiyatifindeki Paris İklim Anlaşması olmak üzere daha önce bir dizi uluslararası ticaret anlaşmasından çekilen Trump’ın tek taraflı olarak İran’la yapılan nükleer anlaşmadan da çekilmesi ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyıp ABD’nin Kudüs Büyükelçiliğini açması uluslararası alanda tepkilere neden oldu.  Bu kararların ABD ile Avrupa arasındaki ayrılığı çok daha görünür hale getirdiği söylenebilir.

Trump’ın  Son Dönemde Orta Doğu’daki Marjinal Dış Politika Kararları

Hatırlanacağı üzere Nisan 2012’de BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) [Security Council] beş daimi üyesi olan ABD, Birleşik Krallık, Rusya, Çin ve Fransa’nın yanı sıra Almanya’nın (P5+1) da katıldığı bir heyet oluşturularak, İran ile müzakere sürecine başlandı. Temmuz 2015’te İran’ın nükleer programının silah elde etme kapasitesine ulaşmasını engelleyecek şekilde sınırlandırılması ve programın uluslararası kuruluşların denetimine açık olması karşılığında bu ülkeye uygulanan yaptırımların kaldırılması yönünde mutabakat sağlandı. Ocak 2016’da İran’ın nükleer silah edinme kapasitesinin ortadan kalktığına yönelik Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının [International Atomic Energy Agency-IAEA] yayımladığı raporun ardından nükleer program çerçevesinde İran’a uygulanan yaptırımların ABD ve AB tarafından kaldırıldığı açıklandı.

Şüphesiz ki anlaşmanın en önemli sonucu, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden birine sahip olan İran’ın enerji ihracatının önündeki engellerin kalkması oldu. Yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte İran’ın 100 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen finansal varlıklarına yeniden erişimi sağlanmış ve İran tüm ülkelerle ticari ilişkilerini geliştirme imkânına kavuşmuştu. Anlaşma, küresel güçler bakımından da önemli avantajlar sağladı. Nükleer anlaşma ile AB’nin İran politikasında yaşanan keskin dönüşün Birliğin ekonomisi için önemli bir etki yarattığı söylenebilir. Tahran, nükleer anlaşmadan yararlanarak özellikle AB ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini hızla geliştirdi. Örneğin Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi AB ülkelerinin ve özel şirketlerin İran ile yaptıkları ticari anlaşmaların değeri 600 milyar dolara yakın.

Ancak Başkan Trump, 8 Mayıs 2018 tarihinde sürpriz bir çıkış yaparak, 2015 yılında İran ile ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya arasında imzalanan nükleer anlaşmasından çekilme kararı aldığını açıkladı. Yapılan anlaşmanın bölgeye barış getirmediğini ve getirmeyeceğini öne süren Trump, ABD’nin anlaşmanın düzeltilmesi konusunda çağrıda bulunduğunu ama bunun işe yaramadığını belirtti. Çekilme kararının ardından yeni yaptırımlar gündeme geldi. Karardan sonra Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İran’a yaptırımların yeniden yürürlüğe girdiğini ve bu süreçte İran ile yeni iş sözleşmeleri imzalanmaması gerektiğini belirtti. ABD Hazine Bakanlığı İran’a yönelik ilk yaptırım paketinin 6 Ağustos’ta, ikinci yaptırım paketinin ise 4 Kasım’da devreye gireceğini duyurdu. ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da, 21 Mayıs 2018’de İran stratejisini açıkladı. Pompeo İran ile tekrar bir nükleer anlaşma yapılabilmesi için İran’ın 12 şartı yerine getirmesi gerektiğini belirtti. İran’ın söz konusu şartları yerine getirmesi durumunda ABD’nin yeni bir anlaşma için tekrar görüşmelere hazır olduğunu ve böyle bir anlaşma yapılacaksa bu anlaşmanın “ikili anlaşma” formatında olması gerektiğini belirterek ABD’nin asıl hedefinin anlaşma yapmak değil, Amerikan halkını korumak olduğunu açıkladı. Pompeo’nun sıraladığı 12 şart arasında İran’ın bölgedeki Amerikan karşıtı gruplara olan desteğini kesmesi; Suriye, Yemen ve Irak’tan askerlerini geri çekmesi gibi talepler yer alıyor.

Şüphesiz ki Başkan Trump’ın son zamanlarda Orta Doğu’ya yönelik hamlelerinden en çok ses getireni Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıması ve ABD Büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması talimatını vermesiydi.  Büyükelçilik, bölgesel ve uluslararası düzeyde gelen tüm tepkilere karşın İsrail’in bağımsızlığının 70’inci yıldönümü olan 14 Mayıs 2018 tarihinde Kudüs’e taşındı. ABD’nin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması nedeniyle Gazze sınırında ve Batı Şeria’da düzenlenen protesto gösterilerinde, İsrail askerlerinin açtığı ateşte 60’tan fazla Filistinli yaşamını yitirdi. 2 bin 770’den fazla gösterici de yaralandı. Protestolar 2014’teki Gazze Savaşı’ndan bu yana en kanlı gün olarak tarihe geçti. Ancak bugüne kadar Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan devlet olmadı. Bu anlamda, Trump’ın kararı da bir “ilk olma” özelliği taşıyor. Filistinliler de Doğu Kudüs’ü ileride kurulacak Filistin devletinin başkenti olarak görüyor. Oslo anlaşmalarında Kudüs’ün statüsü barış görüşmelerinin ileri aşamalarına bırakılmıştı.

Trump Orta Doğu’da Ne Yapmak İstiyor?

Trump’ın, İran’la imzalanan anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin, Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesinin ardından Tel Aviv Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasının, aynı sonucu almaya yönelik birbirinin devamı operasyonlar olduğu düşünülebilir. Bir kere Trump’ın asıl hedefi, İran’ı zayıflatmak. Kudüs kararının arkasında bile bu var. Çünkü İran İsrail’in bölgedeki en önemli rakibi ve düşmanı. İran özellikle nükleer anlaşmayla birlikte bölgesel bir güç haline geldi. Öyle ki İran’ın bölgesindeki diplomatik ve politik etkinliği hızla gelişmeye başladı. İran’ın bölgede artan etkisi, ABD için stratejik önemde olan İsrail ve Suudi Arabistan’ın geleceği açısından ciddi bir endişe yaratıyor. Bölgenin nükleer silaha sahip tek ülkesi olarak nitelendirilen ve ABD’nin müttefiki olan İsrail, anlaşmadan memnun değil. İran’ın artan bölgesel etkisi, Sünni güç Suudi Arabistan’ı ve Sünni yönetimlerin bulunduğu diğer Körfez ülkelerini endişelendiriyor. Bu ülkeler Şii İran’la ilgili derin şüphelere sahip. Öyle ki Suriye, Yemen ve başka yerlerdeki savaşları İran’ın desteklediğini düşünüyorlar. Bu minvalde, Körfez ülkelerine milyarlarca dolar silah satan Trump’ın, kendini bölge devletlerinin yanında olduğunu göstermek zorunda hissederek, İran’ı yeniden hedef tahtasına oturttuğu düşünülebilir. Hatırlanacağı üzere Trump’ın başkan seçildikten sonraki sert söylemleri, Tahran karşıtı icraatları beraberinde getirmişti. Yeni ABD Başkanı, ilk yurtdışı seyahatini İran’ın iki rakibi İsrail ve Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği, bununla da kalmayarak Suudi Arabistan’la 110 milyar dolarlık silah anlaşması imzalamıştı.

Nitekim Trump’ın İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi kararının başta İsrail olmak üzere; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’de büyük memnuniyetle karşılanması şaşırtıcı değil. İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesini İsrail’in güvenliğini sağlamak için önemli bir adım olarak değerlendirdi.  İsrail Başbakanı Netanyahu ise “İsrail, Trump’ın cesur kararını tamamen desteklemektedir” dedi. Benzer şekilde Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri de ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran nükleer anlaşmasından ayrılması ve 2015’te askıya alınan İran’a yönelik ekonomik yaptırımların en güçlü şekilde yeniden hayata geçirilmesi kararını desteklediğini açıkladı. Yemen Hükümeti de ABD’nin kararını “doğru bir adım” olarak değerlendirdi.

İkinci olarak, son dönemde Rusya ve İran arasında Orta Doğu’daki bazı sorunlar konusunda açık bir yakınlaşma olduğu hissediliyor. İki ülke arasında görüşmeler ve toplantılar yapılıyor. Şüphesiz ki İran-Rusya ittifakı, ortaya çıkan yeni bölgesel denklemde Rusya’nın etkinliğini çok daha fazla artırıyor. Trump yönetimi bu gerçeği biliyor. Trump’ın Rusya’yı doğrudan karşısına alma şansı olmadığına göre, İran’a karşı başlatacağı askeri ve diplomatik politika ile İran’a paralel olarak Rusya’nın da bölgesel etkisinin önlenebileceği hesaplanıyor. Tabii ki bölgesel dengeleri bütünüyle değiştirmeye yönelik böyle bir adım atılırsa Orta Doğu’daki kriz, tahmin edilenden çok daha fazla derinleşebilir ve yıllar süren bir istikrarsızlıkla karşı karşıya kalınabilir. ABD’nin tek başına yönetme şansının olmadığı böyle bir kriz, bölgesel bir savaşı bile tetikleyebilir. Uzun lafın kısası, Kudüs’ün başkent olarak kabul edilmesi ya da İran’la nükleer anlaşmadan çıkmak gibi kararları bu unsurlar olmadan ele almak, bu veriler ışığında eksik kalır gibi duruyor.

ABD ve Avrupa Arasındaki Ayrılık Trump’ın Politikaları ile Giderek Derinleşiyor

Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çekilme kararından sonra ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve bununla bağlantılı Gazze’deki İsrail saldırılarına dünyadan tepki yağdı. Şüphesiz ki bu tepkilerden en dikkat çekici olanı ABD’nin Avrupalı müttefiklerin ve Türkiye’ninkiydi. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, 28 Mayıs’ta AB Dışişleri Konseyi’nin ardından yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin üzerine düşenleri yaptığı sürece, AB’nin de İran nükleer anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlı kalacağını ifade etti. IAEA’nın yayımladığı son raporla İran’ın nükleer anlaşmaya ilişkin üzerine düşeni yaptığını teyit ettiğini anımsatan Mogherini, “Bize göre İran nükleer anlaşması ekonomik menfaatin ötesinde güvenlik kaygılarından dolayı önem taşıyor. Çünkü İran nükleer anlaşması olmazsa AB’nin ve bölgenin güvenliği tehlikeye girecek.” diye konuştu.

Öte yandan Mogherini, Gazze’de yaşanan gelişmelerin de dışişleri bakanlarınca görüşüldüğünü belirtti. “Daha fazla can kaybı yaşanmaması için bölgesel ortaklarımızla beraber bir an önce harekete geçmemiz gerekiyor.” diyen Mogherini, “Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasının garanti altına alınması şart.” ifadesini kullandı. Gazze’de yaşananların barış sürecinin ortadan kalkmasından kaynaklandığını vurgulayan Mogherini, “Özellikle de ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması Gazze’de yaşanan olayların ve Müslüman dünyasının tepkisinin ana nedenidir.” değerlendirmesinde bulundu. Mogherini, Filistin-İsrail meselesinde başkentleri Kudüs olan iki devletli çözümden yana olduklarını yineledi.

ABD’nin diğer bir müttefiki olan Türkiye de, tek vücut olarak ve en üst seviyede İsrail katliamını lanetledi. Türkiye ayrıca kınamanın yeterli olmayacağını düşünerek, İslam İşbirliği Teşkilatı (İTT) Yedinci Olağanüstü İslam Zirvesi Konferansı’nı toplantıya çağırdı. 18 Mayıs 2018 tarihinde İstanbul’da düzenlen Zirve’nin ardından kabul edilen sonuç bildirgesinde, [Yedinci Olağanüstü İslam Zirve Konferansı Nihai Bildirisi] [en] [arabic] “ABD’yi takip eden ülkeler suç ortaklığı yapmış olur. Bu ülke, şirket ve bireylere kısıtlama getirilmeli. Filistinliler için koruma gücü yerleştirilmeli. ABD’nin elçiliğini Kudüs’e taşıması, statüyü değiştirmez. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul eden ülkelere karşı siyasi ve ekonomik tedbirler getirilmeli” denildi.

Zirve’nin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Başbakanı Rami el-Hamdallah ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin ile ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan yaptığı açıklamada, “İslam ümmeti tek ses olmadığı sürece dünyanın her köşesinde Müslümanlara zulmedilmeye devam edilecektir” dedi. Bugün hem Filistin halkıyla dayanışma sergilenmesi hem de Gazze’de katliam yapan İsrail’e gerekli mesajların verilmesi bakımından son derece anlamlı bir zirve toplantısı gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, yaptıkları çağrıya kısa sürede cevap vererek, zirveye iştirak eden ve toplantının icrasına katkı sağlayan herkese teşekkür etti.

Özetle, Trump’ın ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve özellikle de İran nükleer anlaşmasından çekilme kararının ABD ile Avrupa arasındaki ayrılığı çok daha görünür hale getirdiği söylenebilir. Sonuçta, nükleer anlaşmanın ardından uluslararası güçlerin ve küresel şirketlerin İran ile kurmuş olduğu ilişkiler, geçici olmayıp çok yönlü çıkarlara dayanıyor. Bu bakımdan Trump’ın İran politikasının, başta AB olmak üzere, uluslararası alanda beklenen desteği görmesi oldukça zor. Bu yönelimde küresel sermayenin de sanıldığı gibi bir çıkarı olmaz. Trump’ın bu kararına rağmen önümüzdeki dönemde, İran ekonomisinin gerek petrol gelirlerinin artması gerekse yabancı yatırımların ve iktisadi faaliyetlerin ivme kazanması paralelinde yüksek büyüme oranları yakalaması öngörülüyor. İran’ın başta Almanya, Fransa ve İtalya olmak üzere, AB ülkelerinden önemli tutarda yatırım çekmesi bekleniyor. Yaptırımlar nedeniyle yurt içi talebin büyük ölçüde ertelendiği İran’da otomotiv, inşaat, makine, tekstil, hazır giyim, gıda ve kimya sektörlerinin güçlü bir performans sergileyeceği tahmin ediliyor.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: