AB «Mabet»inin 6.Sütunu: İtalya…


 

İtalya’nın Siyasî İstikrarı Ve Avrupa Birliği!

Bir yazıda Fransız lider Charles de Gaulle’ün unutulmaz sözlerinden birini hatırlatılıyor: “246 farklı peynir çeşidinin olduğu bir ülkeyi nasıl yönetebilirsiniz?”. Sonra da devam ediyor: “İtalya’da 487 çeşit peynir var”. Ülkedeki karmaşayı ve fikir ayrılıklarını anlatan bu örnek, AB’nin kurucu üyesindeki çözülmeyi bekleyen sorunlar yığınının da gerçekçi bir tasviri aynı zamanda.

İtalya genel seçimlerinin hem ülkenin kendisi hem de AB için “varoluşsal” bir anlam ifade ediyor.  “Çift yüzlü ayna” olarak nitelenebilecek İtalya’daki durum, incelenmesi gereken iki ayrı perspektif yansıtıyor: a) İtalya’nın b) Avrupa entegrasyonunun geleceği. Her ne kadar AB içinde özellikle diğer kurucu üyeler Almanya ve Fransa’nın yanında fazla sesi çıkmasa da İtalya, Birliğin üzerine inşa edildiği 6 sütundan biri.

Politik ve sosyo-ekonomik sorunların üzerinde çatlak oluşturması diğer AB ülkeleri tarafından fazla önemsenmese de sütundaki ciddi bir sarsıntının Birlik için büyük tehdit arz edeceği şüphesiz. Bu bağlamda akıllara takılan en büyük soru bu iki perspektifin ne ölçüde kesişeceği.

Sorunları çözme vaadini seçim propaganda aracı olarak kullanan politikacıların seçim kazanma yarışı olarak tanımlanabilecek İtalyan siyaset sahnesi, politikacıların kendisini kanıtlama alanı olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Politikacıların ülke siyasetini iyileştirmekten ziyade kendi kariyerlerine odaklanması, ülkedeki sorunların ana kaynağının gözden kaçırılmasına neden oluyor. İtalyanların mağduriyetlerini anladıklarını ifade eden liderler, sorunları çözmek için AB’den uzaklaşma yolunu seçti.

Merkezine AB politikalarını alan söz konusu çatışmanın önümüzdeki günlerde İtalya’daki krizi derinleştireceği öngörülürken politik istikrar, İtalyan siyaseti için bir “ütopya” haline geldi bile.

***

AB’nin “Aşil Topuğu” İtalya’nın Koalisyon Çıkmazı

©Selvi Eren

 

Genel Değerlendirmeler

* 4 Mart 2018 tarihinde gerçekleşen İtalya genel seçimlerinde hiçbir partinin yüzde 40 oranına ulaşamaması sebebiyle bir koalisyon hükümeti kurulması zorunlu hale geldi.

* Bu bağlamda politik skalanın iki ayrı ucunu temsil eden; ancak popülizm odağında buluşan isimler ön plana çıktı: solcu ve sistem karşıtı Beş Yıldız Hareketi ile milliyetçi ve katı AB şüpheci Lig.

* Seçimde oyların yüzde 32’sini alan Beş Yıldız Hareketi’nin 31 yaşındaki genç lideri Luigi Di Maio, ülkenin bir sonraki başbakanı olmaya en yakın aday olarak gösterilirken en olası koalisyon ortağı oyların yüzde 17’sini alan Lig partisiydi.

* Gelgitlerle dolu 2,5 ayın sonunda 18 Mayıs günü Beş Yıldız Hareketi ve Lig koalisyon hükümeti kuracaklarını açıklayarak İtalya’nın yeni başbakanı için 53 yaşındaki Beş Yıldız Hareketi üyesi Giuseppe Conte’yi sundular.

* Başbakan adayı Giuseppe Conte’nin Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’ya sunduğu hükümet listesinde avro karşıtlığıyla tanınan Paolo Savona’yı Ekonomi Bakanı olarak göstermesi ülkede yeni bir politik krize neden oldu.

* 28 Mayıs’ta yaptığı basın açıklamasında avro karşıtlığının İtalya halkının geleceği için bir tehdit teşkil ettiğini ifade eden Sergio Mattarella, ekonomist Carlo Cottarelli ile görüşerek teknokratlar hükümeti kurma çalışmalarına başladı.

* Di Maio ve Salvini, Mattarella’nın kararını demokrasiye karşı yapılmış bir AB müdahalesi olarak yorumlarken İtalya’da suların uzunca bir süre durulmayacağı düşünülüyor.

Giriş

Popülizmin şekil verdiği son dönem Avrupa seçimlerinin en ses getirenlerinden biri şüphesiz AB’nin kurucu üyesi İtalya’daki genel seçimler oldu. 4 Mart 2018 Pazar günü gerçekleşen genel seçimlerde popülist Beş Yıldız Hareketi (M5S) en çok oyu alan parti olurken, AB şüpheciliğiyle tanınan aşırı sağcı Kuzey Ligi (yeni adıyla Lig) üçüncü sırada yer aldı. AB için bir hayal kırıklığı İtalya için ise yeni bir karmaşa anlamına gelen seçim sonuçları, kolay çözülecek bir düğüm değil. İtalya’daki koalisyon arayışlarının seçimden 2,5 ay sonra, M5S ve Lig’in koalisyon kuracağını açıklamasıyla 18 Mayıs günü bir sonuca ulaştığı düşünüldü; en azından 27 Mayıs’a kadar. Nitekim Luigi Di Maio ve Matteo Salvini, yaptıkları ortak açıklamada M5S üyesi 53 yaşındaki avukat Giuseppe Conte’nin kurulacak koalisyon hükümetinin başbakanı olacağını açıklamıştı. [  Italian president in talks as populist parties put forward novice for PM] Ancak AB yanlısı Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’nın avro karşıtı Ekonomi Bakanı adayı Paolo Savona’yı veto etmesi üzerine, Conte’nin hükümeti daha başlamadan sona erdi.

Şunu belirtebiliriz ki AB açısından korkulan oldu: Başbakan olma hayalinden vazgeçerek ortak bir zeminde buluşma kararı alan Di Maio ve Salvini, avro, göç ve vergi konularında Brüksel’in kriterlerini takip etmeyeceklerine dair sinyaller veriyor. Öte yandan Cumhurbaşkanı Mattarella, AB şüpheci bir ekonomi bakanının kurucu üyenin ekonomisini yönlendirmesine izin veremeyeceğini dile getiren basın açıklamasıyla AB’nin değerlerinden uzaklaşan bir hükümetin karşısında duracağını açıkça belirtti. [ Italy’s populists pull out of bid to form government]

Bu bağlamda İtalya’daki koalisyon arayışlarındaki kısır döngüye el atmaya karar veren İtalya Cumhurbaşkanı, ekonomist Carlo Cottarelli ile 28 Mayıs Pazartesi günü görüşerek kendisine kurulacak geçici hükümetin başbakanı olmasını teklif etti. Cottarelli başbakanlığında kurulacak teknokrat hükümetin destek alması ihtimali düşük olsa da Mattarella’nın söz konusu hamlesi AB yanlısı çevre tarafından “ülkeyi kurtarma hamlesi” olarak nitelendirildi. [a.g.e] Tahmin edildiği üzere M5S ve Lig koalisyonunun büyük tepkisine neden olan söz konusu durum siyasi partilerin liderleri tarafından İtalyan demokrasisi üzerindeki Fransız ve Alman etkisi olarak tanımlanırken İtalyan halkının isteğine karşı çıkıldığı vurgusu yapılıyor. AB ve avro karşıtlığı çerçevesinde şekillenecek bir İtalyan hükümetinin ilk olarak İtalyan vatandaşları için bir tehdit olacağı görüşünü savunan Mattarella, Brüksel karşıtı bir koalisyon kurmayı hedefleyen Luigi Di Maio ve Salvini’nin hayallerini suya düşürmüş olabilir. Ancak Mattarella’nın hamlesi İtalya’daki AB karşıtlığını artıran bir etki yaratacak gibi görünüyor.

İtalya Siyasetindeki Düzen: Kaos

4 Mart’taki genel seçimler öncesi tüm gözler, AB’nin kurucu ülkelerinden İtalya’ya çevrilmiş durumdaydı. Avro Alanı’nın en büyük üçüncü ekonomisi İtalya, yıllardır ekonomik durgunluktan çıkamadığı için AB’nin endişeyle baktığı bir ülke olarak ön plana çıkıyor. Diğer yandan İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden günümüze kadarki süreçte 66 hükümet değiştiren ülkede hükümetlerin ortalama ömrü 1 yıl. Bu anlamda ciddi bir politik istikrarsızlığa da sahip İtalya, kurucu ülke olmasına rağmen Avrupa entegrasyonunda Almanya veya Fransa gibi öncü rol oynayan bir ülke değil. Buna rağmen büyüklüğü ve AB ekonomisinde ilk sıralarda yer alması nedeniyle İtalya’daki herhangi bir kriz, Birliği içinden çıkılması oldukça zor bir krizler silsilesinin içine çekebilme kapasitesine sahip. Öte yandan sosyo-ekonomik sorunlar, politik istikrarsızlık ve düzensiz göçün yarattığı sıkıntılarla yıllardır mücadele eden İtalyan vatandaşları arasında giderek daha fazla güç kazanan bir terkedilmişlik hissiyatı da mevcut. AB’nin İtalya’yı gerekmediği sürece ciddiye almadığı veya AB liderlerinin İtalya’nın yanında durmadığı argümanları her geçen gün vatandaşlar tarafından daha fazla benimseniyor.

Bu bağlamda hem politik hem de ekonomik sorunlarla yüzleşen ülkedeki yeni hükümetin karşı karşıya kalacağı sorunların kısa vadede çözüme kavuşması pek kolay değil. Financial Times’ın seçimlerden önce paylaştığı bir analiz [Five economic challenges for Italy’s next prime minister] bir sonraki İtalyan başbakanının karşılaşacağı beş ekonomik sorunu özetleyerek İtalyan ekonomisinde yapılması gereken daha çok iş olduğunu gözler önüne serdi: yavaş ekonomik büyüme ve düşük üretim; yüksek kamu borcu; genç işsizlik; bankaların geri alamadığı krediler ve son olarak düşük seviyedeki doğrudan yabancı yatırım.

İtalya’nın, AB kurumlarında gurur duyulacak isimlere sahip olduğunu hatırlatmak gerekiyor: AP Başkanı Antonio Tajani, AB Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi bu isimlerden bazıları. Ancak bu durum Politico’nun “Italy Can’t Get no Respect” [Political instability robs Rome of a voice in EU reforms] başlıklı yazısında da altını çizdiği üzere İtalyanların AB tarafından terkedilmiş hissetmelerini engellemiyor. Afrika’dan gelen göç dalgalarının ilk durağı İtalya, ülkelerindeki iç savaş ve yoksulluktan kaçan insanların Akdeniz’i geçerken yaşadığı dramlarda hep adı geçen bir ülke konumundaydı. Diğer yandan 2008 mali krizinde özellikle bankacılık sektöründe çalkantılar yaşayan ülke, günümüzde hala GSYH’sinin yüzde 132’sine tekabül eden kamu borcuna (2,3 trilyon avro) sahip olması sebebiyle AB’nin “hassas” kurucu üyesi olarak görülüyor. [Italy Government Debt to GDP] Genç işsizliğin yüzde 32’yi bulduğu ülke, [Italy Youth Unemployment Rate] “dolce far niente” felsefesinin politik kararlardaki yansımalarına şahit oldu uzun yıllar boyunca.

Şekil 1: İtalya’daki Ekonomik Veriler (Yüzde)


Şüphesiz ki geçmişin gölgesi 4 Mart Pazar günü gerçekleşen genel seçimlerde kendisini fazlasıyla gösterdi. Sistemin tıkanan çarklarından kurtulma umudu, öfke ve karamsarlık karışımı duygularla verilen oylar, tam da korkulduğu; ama aynı zamanda da beklenildiği gibi sistem karşıtı siyasi partileri zafere taşıdı. Bu konjonktürde sistem karşıtlığı ortak noktasında buluşmalarına rağmen politik skalanın iki ayrı ucunda bulunan isimler ön plana çıktı: doğrudan demokrasi taraftarı, solcu M5S ile aşırı sağcı Lig. Yan yana gelmesi politik mantık hatası olacak bu ikilinin ülke yönetiminde söz sahibi olmaya en yakın aday olmaları İtalya’daki politik kaosu çok net bir şekilde resmediyor.

Seçimler öncesi yapılan anketler, M5S ve Lig oylarının yükseldiğini bildiriyordu ve tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Avro Alanı’nın üçüncü büyük ekonomisi ve Birliğin omurlarından bir tanesi olan İtalya, sistem karşıtı, popülist ve AB şüpheci bir siyasete doğru sürükleniyordu. Seçim sonuçlarına göre olası koalisyon seçeneklerine baktığımızda en fazla öne çıkan partilerin AB liderlerinde bomba etkisi yarattığı bir gerçek. 2017 yılının karmaşasında değerlerine sıkı sıkıya sarılan AB liderleri, gelecek odaklı senaryolar sunarken yanı başlarında yükselen tepkileri ya fark etmedi ya da müdahale edecek kadar önemsemedi. Nitekim aynı dönemlerde Fransa’da Macron, AB yanlısı görüşleriyle Birliğin geleceğini yönlendirmek için hırslı adımlar atarken; Almanya’da dördüncü kez seçilen Merkel, koalisyon hükümeti kurmak için sayısız görüşmeler gerçekleştiriyordu. Bu bağlamda yapılabilecek açıklama, AB liderlerinin İtalya’da yükselen AB karşıtı ve popülist tepkilere kulaklarını tıkaması olabilir. Bunun arkasında ise kurucu üye olmasına rağmen siyasi partilerin oligarşisi haline gelen İtalya’dan uzun zaman önce umudun kesilmesinin yer alması muhtemel.

Siyasetinde istikrar ve düzenin hâkim olduğu Almanya, 24 Eylül 2017’deki federal seçimlerin akabinde aylarca koalisyonun oluşturulmasını bekledi. Böylesi bir dönemin ihtiyatlı ve öngörülebilir karakteri sayesinde Almanların vazgeçemediği Angela Merkel ile yaşanması, içinde bulunduğumuz konjonktürün en sağlam sistemlerde bile sarsıntılar yaratma gücünün en açık göstergesi. Bu nedenle siyasal tarihini özetleyecek en yerinde tanımın politik istikrarsızlık olduğu İtalya’da yıllar içinde büyüyen sorunların volkanik patlamaya dönüşmesi pek de şaşırtıcı değil. Patlamaya hazır bekleyen İtalyan siyasetini belki de başka hiçbir şey ekonomik ve politik olarak istikrarlı ilerleyen sistemleri bile fazlasıyla etkisi altına alan “popülist deprem” kadar fazla etkileyemezdi.

Şekil 2: 4 Mart 2018 Genel Seçim Sonuçları Katılım Oranı: %72,93

630 Sandalyeli Temsilciler Meclisi için Oy Oranları (yüzde)

Seçimler öncesinde liderliği paylaşmayacağı hakkında kesin açıklamalar yapan M5S, çoğunluğu elde edememesi nedeniyle söylemini değiştirerek her partiyle tek tek görüşeceğini açıklamıştı. Ülkeyi yönetmeye kararlı olduğunu açıkça ifade eden M5S lideri Luigi Di Maio, bu uğurda yan yana gelmesi pek mümkün olmayan partilerle de koalisyon oluşturabileceğinin sinyallerini vermiş oldu. Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlamak adına 316 sandalyeye sahip olunması gerekiyor. Bu bağlamda M5S’in seçimlerde kazandığı 222 sandalye, solcu ve sistem karşıtı partiyi politik skalanın diğer ucundaki partiyle koalisyon kurma arayışlarına iterken felaket senaryoları ortaya atılmaya başlamıştı.

Seçimlerin ertesi günü Salvini’yi ve partisini coşkuyla tebrik eden Fransız Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen, [Bravo à nos alliés italiens de la #Lega pour leur score historique aux élections législatives !]Lig’in İtalya seçimlerinin galibi olduğunu belirtti. [Italian election: As it happened] Le Pen’in Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tarihi oy oranının benzerine sahip olan Ulusal Cephe’nin İtalyan dengi Lig, popülist ve AB şüpheci cephedeki unutulmazlar başarılardan birinin sahibi oldu.

Diğer yandan anayasal değişiklik teklifi referandumda reddedildikten sonra 2016 yılının aralık ayında başbakanlıktan istifa eden Matteo Renzi’nin lideri olduğu Demokratik Parti (PD), büyük bir hezimete uğradı. 2014 ile 2016 yılları arasında ülkeyi yöneten “il rottamatore” (buldozer) lakaplı Renzi’nin yükselişi gibi düşüşü de oldukça hızlı oldu. İtalyan halkının bir kez daha desteklemediği Renzi, politik kariyerindeki ikinci istifasını vererek merkez solun “yoluna devam etmesi” gerektiğini ifade etti. [Batı Avrupa’nın bilinen en geniş kapsamlı yolsuzluk davası Mani Pulite, yüzlerce politikacı, memur ve iş adamının bir yolsuzluk zincirine dâhil olduğunun anlaşılmasıyla patlak verdi. ] Yenilgiyi kabullenerek muhalefette kalacağını bildiren PD’nin nasıl bir “yolda” yürüyeceği büyük bir soru işareti olsa da sabrının sonuna gelen İtalyan halkının PD’nin hatalarından ders almasını bekleyecek zamanı yok.

Hiç şüphesiz ki Matteo Renzi önderliğinde aldığı iki yenilgiyle onarılması zor darbelere maruz kalan PD, İtalyanların gözden çıkardığı bir parti oldu bile. AB yanlısı merkez sol PD aslında M5S’e benzer şekilde oldukça genç bir siyasi parti. 2007 yılında kurulan parti önceki merkez sol partilerin (Komünistler ve Hıristiyan Demokratlar) bir devamı niteliği taşımakla birlikte 90’ların başındaki yolsuzluk davası Mani Pulite10 (Temiz Eller) davasının ardından kurulan yeni partilerden biri. İsmini Amerikan Demokratik Partisi’nden alan PD’nin ilk lideri Walter Veltroni “İtalya’nın Obama’sı” olarak görülüyordu. Sosyal demokratik bir ideolojiye sahip olan parti AB yanlısı ve göç konusunda liberal bir politik retoriği benimsiyor. Ancak PD politikacıları tarafından artan göç dalgalarının oluşturduğu politik ve ekonomik baskıyı azaltmak adına oldukça sert önlemlerin de alındığını da hatırlatmak gerekiyor. [Political cheat sheet: Understanding Italy’s Democratic Party]

Aynı şekilde birçok kere başbakanlık koltuğuna oturmuş “fazla medyatik” Silvio Berlusconi de İtalyanların “artık yeter” dediği diğer bir isimdi. Seçimler öncesi kendi partisi Haydi İtalya ile Kuzey Ligi ve İtalya’nın Kardeşleri arasında merkez sağ koalisyonu oluşturan Berlusconi, bu çabasına rağmen beklediği sonuca ulaşamadı. Matematiksel hesaplarda koalisyon ortağı olarak yer alması mümkün gözükse de oyların yüzde 14’ünü almış eski bir başbakan ile koalisyon kurulması mevcut siyasi dinamikler çerçevesinde pek olası görülmüyordu.

Olası Koalisyon Ortaklarına Kısa Bir Bakış

5 Yıldız Hareketi (Movimento 5 Stelle)

4 Mart 2009 tarihinde komedyen Beppe Grillo tarafından kurulan siyasi parti, devlet mekanizmasındaki yolsuzluklar ve ekonomik sorunlar nedeniyle hükümete tepkili vatandaşlar tarafından destekleniyor. Her ne kadar kendisini “ne sağ ne de sol” olarak nitelendirse de M5S, sol ögeler barındıran sistem karşıtı bir politik retoriğe sahip. Partiye ismini veren “5 yıldız” partinin ideolojisini özetler nitelikte: suya erişim, sürdürülebilir ulaşım, internet erişimi hakkı, sürdürülebilir kalkınma ve çevrecilik. Girdikleri ilk seçimde yani 2013 genel seçimlerinde yüzde 25,6 oy oranıyla en yüksek oyu alan üçüncü parti olmayı başaran M5S, ses getiren bir muhalefet partisi olarak oldukça çarpıcı başarılar elde etti.

Partinin AB’nin politik kararlarını sorgulayan söylemleri, ılımlı AB şüpheciliği kapsamına girmekle beraber Brüksel ile Roma arasında çok daha sıkı bir işbirliği olması gerektiğini vurguluyor. Bu anlamda özellikle göç krizine dair öncelikleri olan M5S, yenilenebilir enerji kaynakları ve sürdürülebilir kalkınma konularına da önem veriyor. Mevcut sorunları AB işbirliğiyle çözmeyi hedeflediğini dile getiren M5S, seçilmesi halinde İtalya’nın AB içindeki gücünü artırma sinyalleri veriyor.

2017 yılının Ekim ayında partinin liderliğini kurucu Beppe Grillo’dan devralan Luigi Di Maio partinin tepkisel bir hareketten gerçek bir siyasi partiye dönüşme sürecinde etkili bir aktör. The Telegraph’ta 22 Eylül 2017 tarihinde yayımlanan bir yazıda “Eski Garson, Genel Seçimler Yaklaşırken 5 Yıldız Hareketi’nin Liderliğini Hedefliyor” başlığı atılmıştı. [Ex-waiter tipped to lead Italy’s Five Star Movement as general election looms] M5S’deki liderliğinden önce garson, inşaat işçisi ve futbol koçu olarak çalışan Di Maio, bu yönüyle sert eleştirilerin de hedefinde kalmıştı. Oldukça sarkastik bir mizaca sahip olan 69 yaşındaki Beppe Grillo’nun aksine Luigi Di Maio genç olmasına rağmen çok daha sakin ve olgun bir imaj sergiliyor. Bu nedenle medyayla çetrefilli bir ilişkisi olan Grillo’nun yerine 2013 seçimlerinde Temsilciler Meclisi’ne milletvekili olarak girerek politik kariyerine başlayan Di Maio’nun başa geçmesi M5S’in daha ciddi imaja sahip olmasını sağladı.

Deneyimsiz olması medyada eleştirilere maruz kalsa da Di Maio, genç işsizliğin yüzde 32 olduğu bir ülkedeki genç neslin tartışmasız temsilcisi. Kendisini halkla özdeşleştiren birçok politikacıdan farklı olarak ise bu temsilciliği politik bir söylem veya oy kazanma taktiği değil. Napoli Üniversitesi’ndeki hukuk öğrenimini yarıda bırakarak geçinmek için farklı işlerde çalışan; ancak bir kariyere sahip olamayan Di Maio, işsizlikle ve zorlu hayat koşullarıyla mücadele eden İtalyan gençlerinden sadece biriydi; seçimlerin ardından ise ülkenin başbakanı olmaya en yakın isimlerden biri oldu. Takdir edilecek ve hayalleri süsleyecek bir yükseliş. Ancak bu yükseliş, Di Maio’nun ve dolasıyla M5S’in İtalya siyasetini bir düzene koyacağını garanti etmiyor. 31 yaşındaki Di Maio “rüya gibi” bir başarıya imza atmış olsa da uzun yıllara yayılarak kemikleşen sorunlara çözüm bulmanın mevcut politikaları eleştirmekten daha zor olduğunu yakında keşfedecek.

4 Mart genel seçimlerine “Katıl, Seç, Değiştir” [Partecipa, Scegli, Cambia.] sloganıyla giren M5S’in lideri İtalya’nın en genç Başbakanı olmaya aday Di Maio, Avusturya’nın genç Başbakanı Sebastian Kurz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile benzer özellikler taşıyor. Y kuşağının çarpıcı yükselişinin temsilcisi Kurz’dan sonra Di Maio da siyasi dönüşüm evresindeki temel aktörlerden biri oldu ve bu dönüşüm ulusal politikalarla sınırlı değil. Ekonomik kriz, işsizlik, göç gibi sorunların bireylerin gündelik hayatlarını etkileyecek kadar mikro seviyede etkilerinin görülmesi özellikle genç nesilde kemikleşmiş politik yapılara karşı bir memnuniyetsizlik yarattı. Bu bağlamda deneyimsiz olmaları nedeniyle eleştirilen; ancak ülkedeki kötü gidişatı durdurmak adına bir şeyler yapmaya kararlı isimler politik arenayı şekillendirmeye başladı. Seçimlerden 1 yıl önce kurduğu siyasi partiyle seçimlere katılma cesareti gösteren Macron, ülkedeki en güçlü partilerden birinin aradığı yeni imajın yüzü olarak oldukça iddialı bir şekilde yükselen Kurz ve M5S’e katılmadan önce politikayla alakası bile olmayan Di Maio. Değişimin getirdiği sancılarla mücadele etmenin zaman alacağı gerçeği bir yana AB nezdinde bu değişimin odak noktasının giderek gençleşmeye başladığını ifade etmek gerekiyor.

Bu anlamda politikadaki deneyimsizliğinin büyük sıkıntı yaratacağı kesin olan Di Maio’nun liderliğindeki M5S, uzun vadeli politikalar üretebilecek mi yoksa “bunu da deneyelim” yaklaşımıyla kararlar alıp var olan sorunlara yenisini mi ekleyecek? Akıllardaki en büyük soru bu; ancak cevabın büyük bir ihtimalle ikinci seçenek olduğu hakkında uyarıcılar mevcut. Nitekim geçtiğimiz yılki belediye seçimlerinde Roma ve Turin Belediyelerini kazanan M5S, yerel yönetimde söz hakkı kazanmış oldu. Roma’nın ilk kadın Belediye Başkanı Virginia Raggi’nin başarısız performansı ise M5S’in yerel yönetim kapasitesi hakkında ipuçları sunuyor olabilir. Eğer durum buysa partinin ülkenin yönetimini üstlenmesi halinde çok daha büyük hayal kırıklıkları yaşatacağını öngörmek pek de yanlış olmaz.

Lig (Lega )

İkinci Cumhuriyet’e geçilmesindeki etkenlerden birisi de sivil toplum hareketlerinin yaygınlaşması olurken; sivil toplumdaki hareketlenmenin bir ayağı da bölgesel politik oluşumlardı. Bölgesel hareketlerin artışında bölgesel ve daha mikro çaptaki çıkarların siyasi partilerin politikalarıyla çatışması etkiliydi. Bu bağlamda ülkenin kuzeyinde ve merkezindeki birçok mikro partiyi kapsayarak [Birleşerek Kuzey Ligi’ni oluşturan siyasi partiler: Liga Veneta, Lega Lombarda, Piemont Autonomista, Uniun Ligure, Lega Emiliano-Romagnola, Alleanza Toscana, Lega Nord Umbria and Lega Nord Marche. ] 1991 yılında kurulan Kuzey Ligi ön plana çıkan bir siyasi parti. Popülist ve AB şüpheci retoriklerin çağı olan günümüzdeki seçimlerde kazandığı oy oranıyla hükümette yer alma şansı elde etmesi çok da şaşırtıcı değil. İlk başlarda federal devlet anlayışını savunan ve bölgesel otonomi elde etmek isteyen Kuzey Ligi, Aralık 2013’te liderliğin Matteo Salvini’ye geçmesiyle birlikte milliyetçi, AB şüpheci ve popülist bir retorik benimsedi. 2004 yılından günümüze AP milletvekili olan Salvini özellikle Fransız Ulusal Cephe partisi (FN) lideri Marine Le Pen ve Hollandalı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders ile oluşturduğu işbirliğiyle tanınıyor. 21 Ocak 2017 tarihinde Almanya’nın Koblenz şehrinde bir araya gelen AB üye ülkeleri aşırı sağ eğilimli parti liderlerinin arasında yer alan ve en dikkat çekici isimlerden biri olan Salvini, deneyimlerinin paralelinde ötekileştirici retoriğinin dozunu artıran bir politikacı. (…)

[Selvi Eren tarafından hazırlanan Değerlendirme Notu’nun devamı]

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: