Osmanlı ve Haçlının «Torunları» Yeniden Karşı Karşıya…


 

Varna’da Yeni bir «Savaş» mı yoksa «Barış» Başlangıcı mı?

Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker ve Konsey Başkanı Donald Tusk; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov ev sahipliğinde Varna şehrinde yeni bir Türkiye-AB zirve toplantısına davet etti.

Türkiye ve AB arasındaki diyalog, gündelik siyasetin ve anlık politik gelişmelerin çok ötesinde bir derinlik taşıyor. Dolayısıyla sıcak gelişmelere gebe olan yakın gelecek hakkında öngörüde bulunabilmek için, kısa vadede ortaya dökülen ipuçlarını okumak gerekiyor.

Sonuç alınabilmesi ve ilişkilerin güçlenebilmesi için diyalog mekanizmaları tek başına yeterli olmuyor. Söz konusu diyalog fırsatlarının, yeterli ve etkin içerikle değer kazanması şart.

Peki günümüzde böyle olumlu bir «iklim» mevcut mu

***

Türkiye – AB Zirvesi, Vize Serbestliği ve AP Üçgenindeki Hararetli Gündem

Ahmet_Ceran

©Ahmet Ceran

Aynı hafta içerisinde hem Türkiye ile AB’den liderlerin katılımıyla Bulgaristan Dönem Başkanlığı’nda Varna Varna’da bir zirve düzenlenmesine karar verildi, Türk yetkili makamlar vize serbestliği diyaloğunu bir sonraki aşamaya taşıması öngörülen pozisyon belgesini Komisyona iletti ve AP’de, Türkiye’de insan haklarının durumuna ilişkin bir Genel Kurul oturumu gerçekleşti. Bütün bu gelişmeler, Türkiye-AB ilişkilerinin durağanlaştığı yönündeki tasavvurlara nazire yaparcasına, 2018’in beklenenden de hızlı geçebileceğini gösteriyor.

2017 yılının ikinci yarısında Türkiye-AB ilişkilerinin inişli çıkışlı seyri, bir yandan görülmemiş diplomatik anlaşmazlıkları gün yüzüne çıkarırken, diğer yandan mülteci alanındaki işbirliği gibi değerli uzlaşı örneklerine sahne olmuştu. Bu inişli çıkışlı ve baş döndürücü tempo, iki tarafın kamuoyları kadar uzmanların da zihnini bulandırmış ve uç görüşleri, ana akım tartışmalara taşımıştı. Öyle ki Türkiye’nin batı ittifakına mesafe koyması ve yüzünü Avrasya’ya dönmesi gerektiği yönündeki tavsiyeler, hem Türk basınında hem de akademik yazında dikkat çekmeye başlamıştı. Geldiğimiz son aşamada her türlü zikzaklı ilişki biçimlerine rağmen şunu söylemek mümkün: Türkiye ve AB arasındaki diyalog, gündelik siyasetin ve anlık politik gelişmelerin çok ötesinde bir derinlik taşıyor. Dolayısıyla sıcak gelişmelere gebe olan yakın gelecek hakkında öngörüde bulunabilmek için, kısa vadede ortaya dökülen ipuçlarını okumamız gerekiyor.

Çözüm Odaklı Bir Türkiye-AB Zirvesi İçin Öneriler

Türkiye ve AB kurumları ile üye ülkelerden liderlerin bir araya gelmesi şüphesiz ki ilişkilerde olumlu açılım sağlanabilmesi için temel dayanak. 5 Şubat 2018 tarihinde kamuoyuna yansıyan resmi mektupla birlikte Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker ve Konsey Başkanı Donald Tusk; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov ev sahipliğinde Varna şehrinde yeni bir Türkiye-AB zirve toplantısına davet etti. Özellikle vize serbestliği meselesinin tekrardan gündeme taşındığı ve ilişkilerin canlanması için ivmeye ihtiyaç duyulan bir dönemde, tarafların liderler düzeyinde görüşmesi önemli. Nitekim yakın geçmiş bizlere gösterdi ki, sonuç alınabilmesi ve ilişkilerin güçlenebilmesi için diyalog mekanizmaları tek başına yeterli olmuyor. Söz konusu diyalog fırsatlarının, yeterli ve etkin içerikle değer kazanması şart.

2017 yılı, Türkiye-AB ilişkilerinde teknokratlar seviyesinden hükümet başkanları seviyesine kadar her ölçekte görüşme ve birlikte çalışma deneyimine sahne olmuştu. Bunun en başarılı örneği şüphesiz ki mülteci işbirliği. Diğer alanlarda etkin sonuç alınamamasında ise iki faktör öne çıkıyor. Bu iki faktörün, – eğer sonuç alınması hedefleniyorsa – Varna Zirvesi’nde önüne geçilmesi lazım. Öncelikle, etkin diyaloğun önünü açacak başarılı karşılıklı iletişim stratejileri geliştirilmeli. İki tarafın üst düzey yetkilileri, ortak çözümlere yönelik işbirliği talep ve perspektifleri ortaya koyarken net şekilde birbirlerini anlayabilmeli. Son dönemde, Türkiye-AB ilişkilerindeki pek çok kriz, tarafların birbirlerini yanlış anlamasından kaynaklanıyor. Bulgaristan’ın sembolik olarak böyle bir karşılıklı anlayış iklimi için en uygun adres olduğunu söylemek mümkün.

İkinci olarak, sonuç odaklılık büyük önem taşıyor. Dış ilişkilerinin ve komşuluk politikalarının bir gereği olarak, AB liderlerinin son dönemde, pek çok küresel aktörle samimi pozlarının sosyal medya hesaplarına yansıdığını görüyoruz. Bu görüşmeler çoğunlukla iyi niyet beyanları, işbirliği hevesleri ve karşılıklı iyi dileklerle son buluyor. Fakat şunu büyük bir ciddiyet ve açıklıkla ifade etmek gerekir ki; Türkiye-AB ilişkileri artık sonuçsuz ve içeriksiz bir zirveyle vakit kaybedemez. Dolayısıyla tarafların ciddi ve sonuç odaklı bir ön hazırlık yapacağını öngörmek yanlış olmaz.

AB liderlerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iletmiş olduğu davet mektubunun içeriğinden hareketle, ciddi ve belirleyici nitelikte bir görüşmenin bizleri beklediğini söylemek mümkün. Nitekim Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin yanı sıra, iki konuda daha gelişme beklenecek. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve vize serbestliği diyaloğu. Vize serbestliği diyaloğunu ileri aşamaya taşıyabilecek öneme sahip pozisyon belgesinin böyle bir dönemde sunulması da şüphesiz ki umutları yeşertiyor. Peki, Türk vatandaşlarının vizesiz Avrupa hayaline ilişkin olarak cephedeki son gelişmeler nasıl?

Vize Serbestliği Yine Yeniden Gündemde

Son yıllarda dönem dönem gün yüzüne çıkan vizesiz Avrupa beklentisi, 2015 yılından bu yana Türk yetkili makamların girdiği yoğun reform temposuyla önemli aşama kaydetmiş; geriye, karşılanması gereken çok az sayıda teknik kriter kalmıştı. 2017 yılında ilişkilerin gerilmesi, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı hain darbe girişiminin artçı etkileri ve AB siyasetinin seçimlerle birlikte her zamankinden daha fazla karışması, Türkiye’nin vizesiz Avrupa ülküsünü doğrudan olumsuz etkiledi. Son aylarda iki taraftan da basına yansıyan açıklamalar, sürecin ilerleyeceği yönündeki umutların artmasını sağlamış olsa bile, bu sefer temkini elden bırakmamıştık.

2017’nin sonunda, ilgili bakanların Türkiye’nin kalan kriterlerinin karşılanması için atılması gereken adımları içeren pozisyon belgesini kabul etmesiyle, uzmanlar da tekrardan meseleyi gündemine aldı. Geriye sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayı kalmıştı ve akabinde metin, Brüksel’e iletilecekti. Suriye’deki son durum ve BM Genel Kurulu’ndaki Kudüs temalı gergin oylama gibi gelişmelerin Türkiye’nin dış politika önceliklerini etkilemesiyle süreç uzadı. Aslında kötü de olmadı. BM Genel Kurulu’nda Kudüs’ün statüsüne ilişkin AB ülkeleriyle Türkiye’nin benzer duruş sergilemesi, taraflar arasında ılıman bir iklimin doğmasını sağladı. Vize serbestliği diyaloğuna ilişkin pozisyon belgesi, böyle ılıman bir iklimde iletildi Brüksel’e. İçerik şu an kamuoyuyla paylaşılmış değil. Dolayısıyla içeriğin, kalan kriterleri karşılayacak nitelikte olup olmadığını bu aşamada değerlendirmek zor. Ama zaten mesele de teknik düzeydeki uyumun ötesinde siyasi süreçte düğümleniyor.

Komisyon, Türkiye’nin vize serbestliğine ilişkin tüm kriterleri karşıladığı kararını verdikten sonra süreci AP ile Konseye iletecek ve onların onayını bekleyecek. Güncel portrede; Avusturya, Danimarka ve Türkiye ile son dönemde gelgitli ilişkiler içerisindeki Almanya gibi birtakım ülkeler haricinde, Konseyde Türk vatandaşlarına vize serbestliğine karşıt bir tutum hâkim değil. Oysaki Türkiye’nin AP ile ilişkileri ve AP’deki Türkiye algısı son yılların en kötü düzeyinde. 8 Şubat 2018 tarihli AP oturumundaki Türkiye tartışmaları da bunun net bir kanıtı.

AP ile İlişkileri Aşırılıklar ve Restorasyon İkileminde Ele Almak

AP Genel Kurulu’nda Türkiye’deki OHAL şartlarının derinlemesine ele alındığı oturumda, Türkiye’deki OHAL’in kaldırılması ile OHAL döneminde tutukluluğu başlayan ve AP üyelerinin gazeteci ve sivil toplum temsilcisi olarak nitelediği isimlere ilişkin Avrupa standartlarına uygun cezai süreçlerin işletilmesi çağrıları öne çıktı. Türk yetkili makamlara karşı oldukça sert eleştirilerin yöneltildiği oturumun ardından Türk yetkililerden de benzer sertlikte karşı değerlendirmeler gecikmedi. Aslında, AB kamuoylarını temsil eden bir kurum ile AB üyeliğinin en kıdemli adaylarından Türkiye arasında bu denli sert bir atmosfer; bir anomaliye işaret. Aşırılıkların norm haline geldiği böylesi dönemler aynı zamanda, restorasyonun da benzer hızla gerçekleşmesine sahne olabiliyor.

Bir BM Genel Kurul oylaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Papalık makamını ziyaretine kadar uzanan ılımlı süreçlerin önünü açtı. Dolayısıyla AP üyeleri ile Türk yetkili makamların sert demeçlerine odaklanmak, olası çıkış yollarının gözden kaçmasıyla son bulabilir. Bu sis perdesinin ortadan kalkması ve olumlu diyaloğun tekrar tesisi için vize serbestliği sürecinin resmi olarak AP’ye taşınması bir fırsat penceresi sunabilir. Böylelikle hem AP’nin objektif ve hakkaniyetli şekilde Türkiye’nin kazanılmış haklarına iyi niyetli yaklaşıp yaklaşmadığı görülecek hem de Türk yetkili makamların uzlaşmacı politika üretme kabiliyeti sınanacak. Türk sivil toplumuna da, iyi niyet atmosferinin ve diyalog köprülerinin kurulmasında her zamankinden büyük rol düşecek.

*

Editör Notu :
Resimler ve link bağlantıları tarafımızdan eklenmiştir!

Nusret Özgül

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: