EU «In», USA «Out!?»


 

Yeni Küresel Lider Avrupa Birliği mi?

AB’nin ardı arkası kesilmeyen ticaret ataklarıyla sol şeritten son sürat gelmesinin ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yarattığı uluslararası ekonomik düzende küresel ticaretin yönünü belirlediği liderlik koltuğundan yavaş yavaş kalkması ile aynı zamana denk gelmesi, Birliğin küresel ticaretin yeni lideri olup olmayacağı sorusunu akıllara getiriyor.

Küresel ticarette kim başrol oynuyor ve oyunun kurallarını belirliyor sorusuna eskiden “ABD” diye yanıt vermek daha kolaydı. Ancak şimdi AB’nin, Donald Trump yönetimindeki ABD’yi sollayıp geçtiği açık açık yazılıp çizilir hale geldi.

Trump, küresel çapta bir ticaret savaşının kazanını kaynatabilecek olsa da, kendisinden başka istekli görünmüyor ortalarda… Nitekim AB’nin son dönemde artan ticaret ataklarının, ABD’nin tehditkâr tavrıyla ve git gide küresel ticaretteki lider koltuğundan kalkmaya başlamasıyla aynı zamana denk gelmesi, AB’nin vazgeçilmez bir küresel ticaret ortağı olarak yıldızını parlatmaya başladı.

AB küresel ticaretteki yeni kural koyucu olmak istiyor da, bunu nasıl başarmayı düşünüyor, hazırlıkları, plânları veya programları neler?

© photocredit

***

ABD’nin Koltuğu Altından Kayarken:
AB Küresel Ticaretin Yeni Lideri mi Oluyor?

© Merve Özcan

8 Aralık 2017 tarihinde Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Japonya Başbakanı Shinzo Abe tarafından yayımlanan ortak bildiride, [Joint Statement by the President of the European Commission Jean-Claude Juncker and the Prime Minister of Japan Shinzo Abe – Other available languages: FR DE DA ES NL IT SV PT FI EL CS ET HU LT LV MT PL SK SL BG RO HR] 2013 yılından beri devam eden AB-Japonya STA müzakerelerinin tamamlandığı açıklandı. Bu aşamadan sonra AB’nin ve Japonya’nın yasal metni hazırlayarak onay sürecine geçecekleri anlaşmanın 2019 yılına kadar yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Hatırlanacağı üzere 7-8 Temmuz 2017’de dönem başkanı Almanya’nın ev sahipliğinde Hamburg’da düzenlenen 12’nci G20 Zirvesi’nden [Hamburg Summit] bir gün önce AB ve Japonya, ticaret anlaşması için prensipte anlaşmaya vardıklarını duyurmuştu. Bunun 20 Ocak 2017 tarihinde görevi Barack Obama’dan devralmasının ardından “önce Amerika” perspektifli [America First Speech] korumacı söylemlerinin bir kısmını hayata geçiren 45’inci ABD Başkanı Donald Trump’a gönderilen anlamlı bir mesaj olduğu aşikârdı. Sadece Japonya STA’sı da değil; AB’nin ardı arkası kesilmeyen ticaret ataklarıyla sol şeritten son sürat gelmesinin ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yarattığı uluslararası ekonomik düzende küresel ticaretin yönünü belirlediği liderlik koltuğundan yavaş yavaş kalkması ile aynı zamana denk gelmesi, Birliğin küresel ticaretin yeni lideri olup olmayacağı sorusunu akıllara getiriyor.

AB In, ABD Out: Birlikten Atak Üstüne Atak

Küresel ticarette kim başrol oynuyor ve oyunun kurallarını belirliyor sorusuna eskiden “ABD” diye yanıt vermek daha kolaydı. Ancak şimdi AB’nin, Donald Trump yönetimindeki ABD’yi sollayıp geçtiği açık açık yazılıp çizilir hale geldi. Öyle ki 8 Aralık 2017 tarihinde Politico’da yayımlanan bir makalede, [Trump’s disdain for system casts unease over WTO] yıllardır uluslararası ticaret arenasında spot ışıklarının altında oturan ABD’nin koltuğuna yavaş yavaş AB’nin geçmekte olduğu ifade ediliyor. Peki, bunun ardında neler var?

Donald Trump’ın seçim döneminde sinyallerini verdiği ve özellikle ticaret politikasını hedef tahtasına oturtan saldırgan ve korumacı tutumu, göreve başlamasının ardından Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan [Trans-Pacific Partnership Agreement] çekilmesiyle, TTIP müzakerelerini [Negotiations and agreements] askıya almasıyla ve ABD’nin kömür sanayiini olumsuz etkilediği gerekçesiyle dünyanın en kapsamlı iklim değişikliği anlaşması olan Paris Anlaşması’ndan [The Paris Agreement] çekilmesiyle iyice su yüzüne çıktı. Sadece bunlar da değil; ABD Başkanı Donald Trump’ın NAFTA [North American Free Trade Agreement] ’yı yeniden müzakere etmek, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) [The WTO] ihtilafların halli mekanizmasının önünü kesmek ve Çin’den ithal edilen çeliğe yeni vergiler getirmek gibi tasavvurları da mevcut. Bunlar küresel çapta bir ticaret savaşının kazanını kaynatabilecek olsa da, neyse ki bunun için ABD’den başka istekli olan pek fazla ülke yok gibi. Nitekim AB’nin son dönemde artan ticaret ataklarının, ABD’nin tehditkâr tavrıyla ve git gide küresel ticaretteki lider koltuğundan kalkmaya başlamasıyla aynı zamana denk gelmesi, AB’nin vazgeçilmez bir küresel ticaret ortağı olarak yıldızını parlatmaya başladı.

Bilindiği üzere AB, üçüncü ülkelerle olan ticari ilişkilerini ikili anlaşmalar dâhilinde yürütüyor ve bu anlaşmaların sıkça tercih edilen bir türü de STA’lar. AB-Japonya STA’sını ayrıntılı bir şekilde incelemeden önce STA’ların kapsamları bakımından birinci nesil ve yeni nesil olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtmekte fayda var. İlk tür STA’lar Avrupa Komisyonunun 2006 yılında yayımladığı “Küresel Avrupa: Dünyada Rekabet” başlıklı bildirisinden [Global Europe – c o m p e t i n g  i n  t h e w o r l d] önce akdedilen, genellikle mal ticaretini kapsayan, tarım ürünlerinin ileriki safhalarda dâhil edildiği ve hizmet ticaretini içermeyen anlaşmalar. Söz konusu bildiride AB, artık STA’larıyla mal ticaretinden çok daha ötesine geçmek istediğini vurguladı. Sonraki yıllarda AB ile ortakları arasında gerçekleştirilen ticaretin hacminin ve kapsamının her gün artması, Birliği hem yeni nesil STA’lar akdetmeye hem de eski nesil STA’larını kapsamlı ve yeni nesil STA’lara dönüştürmeye itti. Peki, nedir bu yeni nesil STA’lar? Sadece mal ve hizmet ticaretini içermekle kalmayıp kamu alımları, rekabet kuralları, yatırımlar, fikri mülkiyet hakları ve sürdürülebilir kalkınma gibi pek çok alanda AB ve ticaret ortakları arasında bütünleşmeyi ve uyumu beraberinde getiren yeni nesil STA’ların ilki 2011 yılında Güney Kore ile hayata geçirilen anlaşma. 2013 yılında yürürlüğe giren AB-Kolombiya-Peru STA’sı, aynı yıl Orta Amerika ülkeleriyle akdedilen STA ve 21 Eylül 2017 tarihinde Kanada ile kısmen yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlaşması [ The Comprehensive Economic and Trade Agreement – CETA] yeni nesil STA’ların diğer örneklerinden. Ayrıca AB; Meksika, Tunus ve Fas gibi ülkelerle olan eski ticaret anlaşmalarını revize etmek için görüşmelerini sürdürüyor.

AB’nin mal ticaretinin ötesine giderek daha fazla alanı ticaret politikasına dâhil etme isteği sadece hizmetlerden, yatırımlardan, kamu alımlarından ya da fikri mülkiyet haklarından ibaret değil. Birlik, ticaret politikasını dünyanın en şeffaf, kapsayıcı ve değerlere dayanan ticaret politikası haline getirmek amacıyla son yıllarda atak üstüne atak yapıyor. Örneğin, uzun yıllar sonra Avrupa Komisyonunun ticaret alanında yayımladığı ilk strateji belgesi olma özelliğine sahip 14 Ekim 2015 tarihli ve “Herkes için ticaret: Daha sorumlu bir ticaret ve yatırım politikasına doğru” başlıklı belgede [Trade for All] AB, ticaret politikasını etkinlik, şeffaflık ve Birliğin değerleri ekseninde geliştirmek istediğinin sinyallerini veriyor. Bundan yaklaşık iki yıl sonra 13 Eylül 2017’de Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in gerçekleştirdiği 2017 Birliğin Durumu [State of Union] konuşmasının ardından söz konusu strateji belgesinin uygulanmasıyla ilgili bir rapor yayımlandı. [Shaping our Future]

Geçen iki yılda hem AB’nin ticaret anlaşmalarının amacını ve meşruiyetini sorgulayan Birlik içindeki toplumsal tartışmaların yükünü omuzladığı hem de dünyanın en büyük ekonomik aktörlerinin bile iç politikalarıyla diğer ülkelere zarar vermeye başlayarak kurallara dayalı küresel ticaret sisteminin altını yavaş yavaş oyduğu ifade ediliyor. Birliğin içindeki ve dışındaki konjonktürün bir hayli değiştiği bir dönemde etkin, şeffaf ve değerlere dayanan bir ticaret politikası yürütmenin her zamankinden daha fazla önem arz ettiğinin bilincinde olan AB, 13 Eylül’deki raporunda [Roadmap for the future of Europe] iki yıl önce benimsediklerini bundan sonra da devam ettirmeye kararlı olduğu vurgusunu yapıyor. Aynı tarihte Komisyon ayrıca beş tane ticaret ve yatırım önerisini içeren ve 2015 yılındaki strateji belgesiyle aynı değerler ekseninde inşa edilen “Dengeli ve İlerici Ticaret Paketi” başlıklı yeni bir belge daha yayımladı. [A balanced and progressive trade policy to harness globalisation] AB’nin küresel ticaret sahnesinde yavaş yavaş ABD’den boşalan koltuğa daha iyi oturmayı hedeflediği beş ticaret önerisi neler mi? Doğrudan yabancı yatırımların izlenmesi için bir çerçeve oluşturulması, Konseye Avustralya ve Yeni Zelanda ile ticaret anlaşmaları müzakerelerine başlaması için tavsiye verilmesi, yine Konseye yatırımlardaki anlaşmazlıkların çözümü amacıyla çok taraflı bir mahkeme kurulması için müzakerelere başlama tavsiyesi verilmesi, emsalsiz şeffaflığın sağlanması ve Birliğin ticaret anlaşmaları için bir danışma grubunun kurulması.

Kadrajda AB-Japonya Ticareti ve STA’sı

AB’den üst üste gelen ticaret ataklarına 8 Aralık 2017’de bir yenisi daha eklendi ve Birliğin tarihinde dönüm noktası olarak nitelendirilebilecek bir ticaret anlaşmasının sonuçlandığı duyuruldu. Bu 2013’ten beri müzakereleri devam eden AB-Japonya STA’sıydı. Küresel GSYH’nin yüzde 30’unu eline bulunduran ve 600 milyonluk bir nüfusa ev sahipliği yapan bu iki önemli ticaret ortağı arasındaki anlaşma, AB’nin 2015 yılında Vietnam ve 2016 yılında Kanada ile sonuçlandırdığı STA müzakerelerinin ardından listeye giren bir diğer yeni nesil STA.

Öncelikle AB-Japonya ticaretine ilişkin birtakım verileri paylaşacak olursak, Japonya’nın dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi ve AB’nin Asya’da Çin’den sonraki en büyük ikinci ticaret ortağı olduğunu belirtmekte fayda var. AB ve Japonya arasında gerçekleşen mal ticaretini incelediğimizde, 2014-2016 yılları arasında AB’nin ithalatının ihracatından daha fazla olduğunu ve bu sebeple 2014 ve 2015 yıllarında 3,3 milyar avro, 2016 yılında 8,2 milyar avro ticaret açığı verdiğini görüyoruz (Bkz. Tablo). Bunun aksine AB-Japonya hizmet ticaretinde, 2013-2015 yılları arasında AB’nin sattığı hizmetlerin aldıklarından daha fazla olması sebebiyle 2013’te 9,6 milyar avro, 2014’te 11,1 milyar avro ve 2015’te 12,1 milyar avro dış ticaret fazlası elde ettiği anlaşılıyor. AB ve Japonya arasındaki doğrudan yabancı yatırımlar ele alındığında, 2015 yılında AB’deki Japon yatırımlarının 175,8 milyar avro, Japonya’daki AB yatırımlarının 87,7 milyar avro olduğu görülüyor.

Tablo. AB ve Japonya Ticaret Verileri

Kaynak: Avrupa Komisyonu

8 Aralık 2017’de Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Japonya Başbakanı Shinzo Abe tarafından yayımlanan ortak bildiride müzakerelerinin sonuçlandığı duyurulan AB-Japonya STA’sı, Komisyonun Ticaretten Sorumlu Üyesi Cecilia Malmström’ün de belirttiği üzere Birliğin ve Japonya’nın bugüne kadar müzakere ettiği en geniş ve kapsamlı ticaret anlaşması olma özelliğine sahip. Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle ilaç, tıbbi cihaz, otomotiv ve tarım gibi bazı temel sektörlerde önemli faydaları beraberinde getirmesi bekleniyor. AB’nin Japonya’ya yaptığı ihracatta ödediği yaklaşık 1 milyar avroluk gümrük vergisinin çok büyük bir kısmının kaldırılmasıyla 20 milyar avro değerinde ihracat artışı yaşaması öngörülüyor. Tarafların birbirlerinin finansal hizmetler, e-ticaret, iletişim ve ulaştırma gibi pazarlarına erişimlerinin artması ve kamu ihalelerine katılabilecek olmaları da anlaşmanın diğer faydaları arasında yer alıyor.

Bu noktada biraz derine inmek gerekirse, Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi [Centre for European Policy Studies] uzmanı Jacques Pelkmans’a göre, AB ve Japonya arasında gerçekleştirilen ticarette Japonya’nın kendi pazarını korumak amacıyla uyguladığı katı kurallara benzer şekilde çok sayıda mevzuat engeli bulunuyor ve bu sebeple tarafların ürünleri birbirlerinin pazarlarına çok rahat giremiyor. Ancak anlaşma yürürlüğe girdikten sonra AB, Japonya’da peynir, şarap ya da domuz eti gibi gıda ürünlerini çok daha düşük tarifelerle satabilecek. Pelkmans AB’nin de bazı Japon ürünlerine uyguladığı ilave gümrük vergileriyle kilit sektörlerini muhafaza etmeye çalıştığını, bu yüzden müzakereler sırasında Japonya’nın AB’den özellikle otomotiv sektöründeki ek vergileri kaldırmasını talep ettiğini dile getiriyor. Bu da demek oluyor ki; AB’nin kapıları artık kaliteleriyle ve sağlamlıklarıyla bilinen Toyota, Honda, Nissan ya da Mazda gibi Japon otomobillerine çok daha rahat açılacak.

Komisyon Başkanı Juncker ve Japonya Başbakanı Abe tarafından yapılan ortak açıklamada AB-Japonya STA’sının ekonomik değerinin yanı sıra stratejik bir öneme sahip olduğu belirtiliyor. Bu anlaşma ile taraflar küresel ekonomide, anlaşılır ve şeffaf ticaret ve yatırım kurallarını benimsemeyi, değerlere saygı duymayı, korumacılıkla mücadele etmeyi, sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik büyümeyi sağlamayı, yeni iş imkânları yaratmayı, çalışma, güvenlik, çevre ve tüketicilerin korunmasıyla ilgili standartlara uymayı taahhüt ediyor. Benzer şekilde mal, hizmet ya da yatırım ticaretinin ötesine geçmeyi amaçlayan AB-Japonya STA’sının çok önemli bir özelliğini muhakkak belirtmek gerekiyor. Tarafların sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliğiyle mücadele konularındaki uygulamalarına ivme kazandırmayı ve BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin [UN Framework Convention on Climate Change] uygulanması amacıyla beraber çalışmalarına olanak sağlamayı hedefleyen AB-Japonya STA’sı aynı zamanda Paris Anlaşması’nın [The Paris Agreement] tamamıyla uygulanmasını açıkça destekleyen ilk uluslararası ticaret anlaşması olma özelliğine sahip.

Tüm bunların ışığında, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Jyrki Katainen’in belirttiği üzere, ABD’nin küresel ticaretin yönetişiminde her geçen gün azalan taahhütleriyle ve artan korumacılık tehditleriyle aynı döneme denk gelen AB’nin iddialı bir ticaret politikası uygulama isteğinin ivme kazandırdığı ticaret atakları ve yeni nesil STA’ları, Birliği küresel ticarette liderliğe taşıyacağa benziyor. Ticaret politikasını sadece mal ya da hizmet alışverişini düzenleyen kurallardan ibaret görmeyen AB, pek çok alanda ödün vermediği yüksek standartlarını yaygınlaştırmaya çalışarak hem iş yaptığı ülkelerin gelişmişlik düzeylerini artırmak ve bundan fayda sağlamak hem de ABD’den sonra küresel ticaretteki yeni kural koyucu olmak istiyor. Artan popülist retorikle, yükselen sağ ideolojilerle ve belirginleşen fikir ayrılıklarıyla siyaset sahnesinde bir dönüşüm yaşayan AB, küresel ticaret sahnesinde yeni liderlere ihtiyacın gözler önüne serildiği bu dönemde, kendisi gibi serbest ve adil ticaret yanlısı ülkelerle işbirliğine devam edecek ve liderlik koltuğuna iyice yerleşecek gibi gözüküyor.

Editör Notu:
Link bağlantıları tarafımızdan eklenmiştir!

Nusret Özgül

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: