Şiir Pazarı: «Leş Kargaları» Gözetiminde…


 

Adalet ve Özgürlük Olur mu Hiç!

Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En başta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
Hak güçlünün, kötünün yanı.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir! (…)

Ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
Artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.(…)

Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!

Namık Kemal.
[Tamamı]

***

Friedrich Nietzsche

Üç Ali ölü otuz Muharrem
Maria diş fırçasını yitirmiş
Ankara’da bir bomba ne ki?
Hiroşima’yı unuttuk çoktan
Sakatlar ülkesi Afganistan haber
Olmuyor artık üzümler şeftali,
Kaç Asyalı, Bir İnsan Eder Batı’ya?

İbrahim Ağören

☀ ☀ ☀

Uzun zamandır kurduğum hayallerden birisi,
Akşamları küçük bir tekneyle boğaza açılmak,
Dalgalarla kucaklaşmak,
Mehtabın altında şarkı söylemek motorun ezgisiyle,
Bir olta atmak denize,
Dalgalarla oynaşan yakamozların arasından
İstavriti çekmek ağır ağır tekneye,
Sevinçtenmi yoksa üzüntüdenmi bilmem
Çırpındığını görebilmek yanıbaşında,
Bir sigara yakmak karşı kıyılara doğru
Dumanını yele teslim etmek tıpkı hüzünler gibi
Sarmaş dolaş olmak geceyle
Yeniden ümitlenmek yarınlara
Yıldızların kucağında…..

Prof.Dr.Nurullah Aydın

⚓ ⚓ ⚓

öldürenle katiliz çalanla hırsız
tümümüz sanığız tümümüz savcı
tümümüz suçlu tümümüz yargıç

kimi aklar kimi suçlarız
kimi bağışlar kimi asarız
kendimizi başkasında

hergün bıçak saplı
birinin arkasında
vurulan da biziz vuran da

Bülent Ecevit

⚖ ⚖ ⚖

If you can keep your head when all about you
Are losing theirs and blaming it on you;
If you can trust yourself when all men doubt you,
But make allowance for their doubting too:
If you can wait and not be tired by waiting,
Or being lied about, don’t deal in lies,
Or being hated don’t give way to hating,
And yet don’t look too good, nor talk too wise;

If you can dream—and not make dreams your master;
If you can think—and not make thoughts your aim,
If you can meet with Triumph and Disaster
And treat those two impostors just the same:
If you can bear to hear the truth you’ve spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools,
Or watch the things you gave your life to, broken,
And stoop and build ’em up with worn-out tools;

Rudyard Kipling

Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
Sen aklı başında kalabilirsen eğer
Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
Hem kendine güvenebilirsen eğer
Bekleyebilirsen usanmadan
Yalanla karşılık vermezsen yalana
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana

Düşlere kapılmadan düş kurabilir
Yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
Ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
İkisine de vermeyebilirsen değer
Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
Kandırabilir diye safları dert edinmezsen
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
Koyulabilirsen işe yeniden

Traduction: Bülent Ecevit

⚒ ⚒ ⚒

Dürüm döner almışım
Bir lokma ısırmışım
Bir el uzandı birden
İstiyormuş döner’den

Ürpererek reddettim
Bakmaz mı yetim yetim
Parası yok fakirin
Kokusu hoş döner’in

Beklemeye başladı
Dönerde hakkı vardı
Helal size dönerler
Bütün uslu köpekler

Erol Erdoğmuş

⚘ ⚘ ⚘

yürümek;
yürümeyenleri arkasında boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
karanlığın gözüne bakarak yürümek..
yürümek;
dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek ..
yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek ..
yürümek;
yürekten gülerekten yürümek …

Nazım Hikmet

☙ ☙ ☙

Gül ruhluların misali yoktur.
Hurşidin o rengi âli yoktur.
Ağyar ile ülfet etmek ister
Ben ölmeden ihtimali yoktur.
Cevretme değil fedayı aşka,
Öldürse dahi vebali yoktur.
Allah’adır istinadım ancak
Nevi beşerin kemali yoktur.

Tevfik Fikret

★ ★ ★

Yaşayan bir şey kalmış taşlarında
ey yeşil şafakların kız kardeşi.
Gerçek mezarları şaşırtır
ellerinin sessizliği.
Rengarenk gözlüklerin türlü keyfiyle
sorumsuz kazma yaralar kalbini
ve yabancı turistin savurduğu aptalca oh
çarpar yüzüne gücendiren hakareti.

Ama canlı bir şey vardır.

Kütüklerden bir kucaklayış sunar orman sana
köklerini tırmalamaktayken merhamet.
Koca bir celep gösterir övendireyi
taht uğruna zaptettiği tapınakların orda,
ve sen ölmüyorsun hala.

Hangi güçtür seni ayakta tutan
yüzyılların ötesinden
gençlikte olduğu gibi canlı ve kıpır kıpır?
Hangi tanrı üfler gün sonunda
hayati soluğunu mezar taşlarında?
Tropiklerin tatlı güneşinden midir?
Sormalı niye Chichen-Itza’da olmaz? diye.
Ormanların neşeli öpücüğü
ya da kuşların nağmeli şarkısından mıdır?
Ve niye Quirigua’da daha derindir uykusu?
Dağların sarp kayalıkları arasında çarparak
çınlayan kaynağın yankısından mıdır?
İnkalar öldü, ne dersek diyelim.

Che Guevara

☸ ☸ ☸

Bir şey bilmiyorum – dedi – bir şeyim yok, bir şey değilim
buradaysam, dünyanın içinde, çakılmış bir büyük kanatla göğsüme,
o’dur öğrendiğim tek sözcük, söyler ağlarım-
onu tanıyorum, onunla varım, onu haykırırım rüzgâra-
uykusuz ıssız gecelerde öldürenlerin öğrettikleri
onca taşın taşlanmanın altında – yalnız bir sözcük:
Özgürlük, Özgürlük, Özgürlük.

Yannis Ritsos

⛲ ⛲ ⛲

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Duracağız
Fotoğrafımızda durduğumuz gibi
Benim ellerimde kelepçe
Yüzümde yapay bir gülüş

(Kelepçeyi yadırgamanın gülüşü belki
İlk kez olduğu için
Sonra alıştım
Ve unuttum sonra kelepçeyi bileklerimde)

Senin yüzün
İçerde olmanın ve umudun arasında
Ve ilk yıllarında delikanlılığın
Gülüşü
Senin elinde sigara
O hiç sönmemiş gibi duran/
hemen her fotoğrafında
Ankara Adliyesinde/İkinci Ağır Ceza Mahkemesinin kapısında

Ve biz
Gene duracağız bir gün

(Böyle istiyorum öldüğüm zaman
Eğer bir cesedim olursa taşınacak)

Tabutumun önünde
Biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Fotoğraflarımızın ardında ben
Sen önde
Yüzümüzden eksilmemiş olan gülüşümüzle

Ve bir gün geleceğiz biz, biz ikimiz
Kuytularında yurdumuzun
Gecelerinde
Yeni düşmüş yıldızlar gibi
Kentin kucağına ya da kıyılarına
Emeğin faizden ucuz olduğu canpazarına
Ya da vardiyasından dönen işçinin
Kuytu sokağına
Geleceğiz bir gün biz ikimiz

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz
İki kardeş
Yanyana ve omuzomuza
Bileklerimizde
Kitaba ve düşünceye vurulu zincir
-le
Taşıdığımız
Kitabı, özgürlüğü ve umudu
Göklerinde
Alanlarında gibi yurdumuzun
Ilık nisan güneşini
İçerken yapraklar
Eriyen karın altından topraktan
İnce dal uçlarından ağaçların
Yürüyen kalabalığın içinden

Muzaffer İlhan Erdost

Et nous arriverons un jour, nous deux
Deux frères
Nous resterons
Comme nous restons sur notre photo
Avec des menottes à mes mains
Un rire artificiel sur mon visage

(Peut-être est-ce le rire à cause des menottes
Que je porte pour la première fois
Par la suite je m’y suis habitué
Et j’ai oublié les menottes à mes poignets)

Ton visage
Coincé entre l’enfermement et l’espoir
Et ton rire des premières années de la jeunesse
Avec une cigarette à une main
Qui est là comme si elle ne s’éteignait jamais/

presque sur chacune de tes photos
Au Palais de Justice/A la porte de la Deuxième Chambre de la Cour d’Assises d’Ankara

Et nous
Un jour nous resterons à nouveau
(C’est ainsi que je veux à ma mort
Si j’ai un cadavre à transporter)

Devant mon cercueil
Nous deux
Deux frères
Côte à côte et épaule contre épaule
Moi derrière nos photos
Toi à l’avant
Avec notre rire qui n’a jamais quitté nos visages

Et nous arriverons un jour, nous deux
Aux coins isolés de notre patrie
Comme si les étoiles venaient de tomber
Dans ses nuits
Au centre ou aux abords de la ville
Dans le sauve-qui-peut où le travail est moins cher que l’intérêt
Ou bien de l’ouvrier rentrant de son boulot
Dans sa rue isolée
Nous arriverons un jour nous deux

Et nous arriverons un jour, nous deux
Deux frères
Côte à côté et épaule contre épaule
Portant à nos poignets
-avec
la chaîne mise sur le livre et la pensée
Le livre, la liberté et l’espoir
Que nous portons
Dans les cieux
Comme sur les places de notre patrie
A l’instar des feuilles qui s’abreuvent
Du soleil tiède du mois d’avril
Du dessous de la terre où fond la neige
De la pointe des branches minces des arbres
De l’intérieur de la masse en marche

Muzaffer İlhan Erdost

Traduit par Yakup Yurt

*

[Bu yazı 2 Temmuz 2017 tarihinde Ülkece Sitesi’nde yayımlanmıştır.]


Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: