«Erdoğan Sorunu»: Avrupa ne istiyor?


Türkiye üzerinde tahakküm kurmak mı?

© photocredit

***

Tahakküm etme veya kurma…
En hafifinden teşebbüs etme…
Bir direnişin ortaya çıkmasında etkili olan davranış biçimidir!
Baskı kurmak, hükmetmek, ileri derecede zorbalığa başvurup, zulmetmek durumunda ortaya çıkan, bir etki-tepki olayı…

Avrupa Konseyi, 5 Mayıs 1949 tarihinde Londra Antlaşması ile kuruldu [İlişkiler]. Bir kaç aylık ara ile Türkiye ve Yunanistan da katılarak kurucu devletler (10+2) arasında yer aldı.

Kaderin cilvesi olmalı bu en sorun çıkarak iki devletten Yunanistan bugün Avrupa Birliği üyesi de oldu. Türkiye sorunlarla boğuşmaya devam ediyor.

Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi, aynı zamanda ‘Avrupa’nın Demokrasi ve Özgürlükler Kulübü’ sayılır. ‘Damsız veya Kravatsız İçeri Girilmez’ sözünü anımsatırcasına da; ‘Hukuk Devleti ilke ve kurallarını tesis etmemiş, vatandaşlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri uyarınca zorunlu temel hak ve özgürlükler ile donatmamış, günlük yaşamlarında riayet etmeyen devletlerin kulübümüzde yerleri yoktur!’ zorunluğu getiriyor AİHS].

Nasıl ki günümüzde, sayısız örneklerde görülüyor, Dünya üzerinde kurulu ve insanlığın yararına çalışma amaçlı kuruluşlar, başarılı olamıyorlar, sürekli yeni arayışlar içindeler – 2.Dünya Savaşı ardından kurulan Birleşmiş Milletler misali – hedef belirledikleri yönde; adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve refahı, sosyal eşitliği küresel düzeyde sağlamada zorlanıyorlarsa, Avrupa Konseyi’nin konumunun da farklı olduğu söylenemez.

1967 Albaylar Cuntası [Modern Yunanistan’ın Karanlık Çağı]ardından, Kurucu üyesi Yunanistan’ın gözünün yaşına bakmaksızın Konsey’den derhal attı. 12 Eylül 1980 Darbesi’nde ise sadece Ankara’nın temsil hakkını askıya aldı [Darbenin ilişkilere etkisi]. Ancak, bu diğer kurucu devletini üyelikten çıkartmaya cesaret edemedi. Türkiye’nin stratejik konumu, NATO müttefikliği, Soğuk Savaş koşulları Konsey’i frenledi ve Ankara’ya âdeta şans tanıdı.

Normal koşullara dönene kadar…
Çünkü, üyelikten çıkartmak bir anlamda o ülkenin uluslararası siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerinin dondurulması ve tecrit edilmesiyle sonuçlanıyor.

Oysa bölgede ve NATO’da yalnızlığa terkedilmiş bir Türkiye’den Batı’nın hiçbir çıkarı olmadığı gibi, bir tehdit bile oluşturabilirdi.

Avrupa Konseyi ilerleyen yıllarda bu tür cezalandırma yoluna gitmemek için, bir tür ciddi uyarı ve yaptırım sayılan Venedik Komisyonu’nun Denetim Mekanizmasını çalıştırma yöntemine başvurmaya başladı [Ayrıntı]. Türkiye bu yöntemin ilk uygulandığı devlet oldu, karşılıklı işbirliği ve diyalog sürecinde başarılı adımlar atmaya başlayınca da – Burada o yıllarda Başbakan, Dışişleri Bakanı görevlerini yapan Abdullah Gül’ün Konsey Parlamenterler Assamblesi’ndeki engin birikimi ve özel çabası unutulmamalı – 2004 yılında izleme sürecine son verdi.

Bu karar, 2004 Aralık ayında Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe aday ülkeler arasına katmasında da da büyük rol oynadı [Sonuç Bildirgesi].

Bu iki kuruluşla gülüm/cicim ayları uzun sürmedi. Türkiye’nin sürekli olarak Hukuk Devleti kurallarını ihlâl etmesi, vatandaşlarının özgürlüklerini kısıtlaması, Gezi Olayı’nda görüldüğü gibi aşırı şiddete yönelmesi, Kürt Sorunu gibi örneklerin çoğalması, âdeta bir «Erdoğan Sorunu»na dönüştü!

Başbakanlığı döneminde başlayan sertleşmeye meyilli icraatının Cumhurbaşkanlığıyla tabiri caizse «azması», artan iç ve dış şikâyetler, Avrupa’yı dışlayıcı söylemler, daha çok İslamî bir rejime kayma belirtisi göstermesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Ankara’nın davalılar koltuğunda birinci veya ikinci sıralarda oturmaya başlaması, [İzleme ve Uygulama]ilişkileri düşe kalka gitmesinde etkili oldu. Fakat Ankara sadece arada sırada parmak sallanarak uyarmaktan öteye gidilmedi. Avrupa Birliği’nin yıllık ilerleme raporlarında eksiklikler sıralandı, eleştiriler ve uyarılar yapıldı, bir sonraki yıla ertelenmekle yetinildi.

Bu arada Ankara sanki söz konusu kendi değilmiş gibi reform sürecini aksattı, inkıtaya uğrattı zaman zaman, bir kulağından giren, diğerinden çıkıp giden tarafa dönüştü.

Tahakküm arttıkça Avrupa’nın direnişi giderek artış gösterdi ve bu kez kendisi bir tür tahakküm kuran taraf hâline büründü.

Türkiye, AKP iktidarının politikaları yüzünden güvenirliğini yitirme sürecine girdi ve inandırıcılığını kaybetti.

Yarın: Cumhurbaşkanı sanki Avrupa ile alay ediyor’Adalet duygusunun zedelendiği, hukukun işlemez hâle geldiği bir yerde toplumsal bütünlüğü ayakta tutmak ve devleti yaşatmak mümkün değildir!‘

Nusret Özgül

Brüksel – 28 Nisan 2017

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: