İlk Bulgu ve Sonuçlar üzerine Rapor: İhlâllerle dolu bir referandum!


 

Preliminary Findings and Conclusions: A referendum full of infractions!

☁ The referendum took place in a political environment in which fundamental freedoms essential to a genuinely democratic process were curtailed under the state of emergency, and the two sides did not have equal opportunities to make their case to the voters.

☁ A state of emergency should never be used to undermine the rule of law. The legal framework, which is focused on elections, remained inadequate for the holding of a genuinely democratic referendum, Provincial governors used state-of-emergency powers to further restrict the freedom of assembly and expression.

☁ The campaign framework was restrictive and the campaign imbalanced due to the active involvement of several leading national officials, as well as many local public officials, in the ‘Yes’ campaign

☁ The misuse of state resources, as well as the obstruction of ‘No’ campaign events. The campaign rhetoric was tarnished by some senior officials equating ‘No’ supporters with terrorist sympathizers, and in numerous cases ‘No’ supporters faced police interventions and violent scuffles at their events.

☁ The Civil society organizations and professional associations were not permitted to hold campaign events.

The assessment that suggests that the referendum process fell short of international standards is unacceptable.

Halkoylamasının uluslararası standartların gerisinde kaldığı gibi bir yorum kabul edilemez.

L’évaluation qui suggère que le processus de référendum est loin des normes internationales est inacceptable.

© photocredit

***

Unlevel playing field in Turkey’s constitutional referendum: preliminary conclusions by international observers

Ankara, Strasbourg, 17 April 2017 – The 16 April constitutional referendum in Turkey was contested on an unlevel playing field, and the two sides in the campaign did not have equal opportunities, the international observers concluded in a statement released today. While the technical aspects of the process were well administered, voters were not provided with impartial information about key aspects of the reform, and limitations on fundamental freedoms had a negative effect, the statement says.

“On referendum day there were no major problems, except in some regions, however we can only regret the absence of civil society observers in polling stations,” said Cezar Florin Preda, Head of the delegation from the Parliamentary Assembly of the Council of Europe. “In general, the referendum did not live up to Council of Europe standards. The legal framework was inadequate for the holding of a genuinely democratic process.”

“The referendum took place in a political environment in which fundamental freedoms essential to a genuinely democratic process were curtailed under the state of emergency, and the two sides did not have equal opportunities to make their case to the voters,” said Tana de Zulueta, Head of the ODIHR limited election observation mission. “Our monitoring showed the ‘Yes’ campaign dominated the media coverage and this, along with restrictions on the media, the arrests of journalists and the closure of media outlets, reduced voters’ access to a plurality of views.”

Although the Supreme Board of Elections (SBE) adopted regulations and instructions to address some aspects of the process, the legal framework, which is focused on elections, remained inadequate for the holding of a genuinely democratic referendum, the observers said. Provincial governors used state-of-emergency powers to further restrict the freedom of assembly and expression.

“A state of emergency should never be used to undermine the rule of law,” Preda said.

The legal framework for the referendum neither sufficiently provides for impartial coverage nor guarantees eligible political parties equal access to public media, and gives preference to the ruling party and the president in the allocation of free airtime, while the SBE’s authority to sanction for biased coverage was repealed, the statement says.

The law limits full participation in the referendum to eligible political parties and does not regulate the involvement of other stakeholders, the statement says. Further, the SBE decided that civil society organizations and professional associations were not permitted to hold campaign events.

“The campaign framework was restrictive and the campaign imbalanced due to the active involvement of several leading national officials, as well as many local public officials, in the ‘Yes’ campaign,” de Zulueta said. “We observed the misuse of state resources, as well as the obstruction of ‘No’ campaign events. The campaign rhetoric was tarnished by some senior officials equating ‘No’ supporters with terrorist sympathizers, and in numerous cases ‘No’ supporters faced police interventions and violent scuffles at their events.”

Referendum day proceeded in an orderly and efficient manner in the limited number of polling stations visited by international observers. In some cases, access for ODIHR observers during the opening and voting in polling stations was either denied or limited. Police presence was widely reported both in and outside polling station and, in some cases, police were checking voters’ identification documents before granting access to the polls. The SBE issued instructions late in the day that significantly changed the ballot validity criteria, undermining an important safeguard and contradicting the law.

İLK SONUÇLAR

INTERNATIONAL REFERENDUM OBSERVATION MISSION
Republic of Turkey – Constitutional Referendum, 16 April 2017
STATEMENT OF PRELIMINARY FINDINGS AND CONCLUSIONS
PRELIMINARY CONCLUSIONS [Full report]

16 Nisan Anayasa Değişikliği Referandumu eşit şartlara sahip olmayan bir ortamda gerçekleşmiş ve kampanyanın iki tarafı eşit olanaklara sahip olmamıştır. Reformun kilit unsurları konusunda seçmenlere tarafsız bilgi sağlanmamış ve sivil toplum örgütlerinin katılımı mümkün olamamıştır.

Referandum gerçekten demokratik bir süreç için vazgeçilmez olan temel özgürlüklerin kısıtlandığı 16 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen başarısız darbe girişimi sonrasında ilan edilen bir olağanüstü hal altında gerçekleşmiştir. Binlerce vatandaşın görevden alınması veya tutuklanması siyasi ortamı olumsuz şekilde etkilemiştir. Medyada tek bir tarafın baskın şekilde yer alması ve medyaya yönelik kısıtlamalar seçmenlerin çoğulcu fikirlere erişimini azaltmıştır. Referandum teknik açılardan iyi idare edilmiş ve referandum günü düzenli bir şekilde yürütülmüş, sayım süreçlerindeki son değişiklikler önemli bir emniyet tedbirini ortadan kaldırmış ve bu değişikliklere muhalefet tarafından itiraz edilmiştir. Yasal çerçeve, seçimlere odaklanmaktadır ve referandumlara özgü şartlarla ilgili sınırlı kalmaktadır.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) sürecin bazı yönlerine yönelik düzenlemeler yapmış ve talimatlar vermiş olsa da yasal çerçeve gerçekten demokratik bir referandum gerçekleştirmek için yetersiz kalmıştır. Anayasa ve ilgili mevzuat tarafından gereğinden fazla sınırlandırılan temel hak ve özgürlükler olağanüstü hal altında olağandışı yetkilerin kullanımı ile özellikle valilerin toplanma ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan kararları ile daha da kısıtlanmıştır. Referandumla ilgili mevzuatta değişiklik yapan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri olağanüstü halin gereklerinin ötesine geçmiştir ve temyiz edilememektedir.

Anayasanın 72 maddesini etkileyen 18 maddelik anayasa değişikliği teklifi, referandumla ilgili uluslararası iyi uygulamalara aykırı şekilde tek bir paket halinde oylanmıştır. Bu durum seçmenlere değişikliklerle ortaya konan farklı konuların her biri için ayrı ayrı tercih yapma şansını sağlamamıştır.

Önerilen değişikliklerin hiçbiri oy pusulalarında yer almamış; seçmenlerden basitçe evet veya hayır seçeneklerinden birini seçmeleri istenilmiştir. Devlet seçmenlerin anayasa değişiklikleri ile ilgili tarafsız ve eşit bilgi almalarını temin etmemiş, bu nedenle bilinçli bir seçim yapma olanaklarını sınırlandırmıştır.

Referandum genel olarak dört kademeli seçim organları tarafından iyi idare edilmiştir. Ancak, seçim kurullarının çalışmaları şeffaflıktan yoksundur – kurul toplantıları kamuya ve gözlemcilere kapalıdır ve sadece sınırlı sayıda karar yayımlanmıştır. Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimini takiben, tümü hakim olan üç YSK üyesi ve 221 alt kademe seçim kurulu başkanı görevden alınarak, yerlerine
başkaları atanmıştır. Sandık Kurullarında siyasi partilerin temsili tümüyle dengeli olmamıştır ve muhalefet partileri tarafından atanan 170 sandık kurulu başkanının reddedilmesi ile olumsuz şekilde etkilenmiştir.

Seçmen kütüklerine 2,9 milyondan fazlası yurt dışında olmak üzere 58 milyondan fazla seçmenin kaydı yapılmıştır. Seçmenler seçmen listelerindeki bilgilerini doğrulayabilmiş ve değişiklik talep edebilmişlerdir.

Öte yandan, güvenlik tehditlerinden etkilenen illerdeki, ikametgahlarını zorunlu olarak terk eden seçmenler kayıtları bakımından zorluklarla karşı karşıya kalmışlardır ve Uluslararası Referandum Gözlem Heyeti (URGH) gözlemcileri bu seçmenlerden bazılarının oy kullanamadığı
yönünde bilgilendirilmiştir.

Referandum için iyi uygulamalara aykırı şekilde, mevzuat referandumda tümüyle katılımı sadece seçime katılma hakkı olan partilerle sınırlandırmış ve diğer paydaşların dahil olmasını düzenlememiştir. Bunun yanı sıra, YSK sivil toplum örgütlerinin ve meslek kuruluşlarının kampanya faaliyeti yürütemeyeceği yönünde karar almıştır. On siyasi parti kampanya yapmak için gereken şartları karşılamaktadır. İki partinin hak sahibi olmadıklarına dair alınan karara yaptıkları itiraz reddedilmiş ve bir sivil toplum girişiminin parti olarak kaydedilmesi mümkün olmamıştır.

Kampanya çerçevesi kısıtlayıcıydı ve çok sayıda mahalli yetkilinin yanı sıra cumhurbaşkanı ve birtakım ileri gelen devlet yetkililerinin “Evet” kampanyasına etkin katılımı nedeniyle kampanya dengesiz olmuştur.

AGİT/DKİHB SRGH kamu kaynaklarının kötüye kullanımının yanı sıra, birtakım partilerin ve sivil toplum örgütlerinin “Hayır” kampanyasını destekleyen çabalarının engellendiği de gözlemlemiştir. Kampanya dili birtakım üst düzey yetkililerin “Hayır” destekçilerini terörist destekçileri ile bir tutması ile lekelenmiştir. “Hayır” destekçileri kampanya faaliyetleri sırasında çok sayıda durumda polis müdahaleleri ve şiddet içeren saldırılar ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu ihlaller kampanyalarda özgürlük ve eşitlikle ilgili AGİT taahhütlerine, Avrupa Konseyi standartlarına ve diğer uluslararası yükümlülüklere aykırıdır.

AGİT taahhütlerinin, Avrupa Konseyi standartlarının ve diğer uluslararası yükümlülüklerin aksine Referandumun yasal çerçevesi ne seçimlere katılma yeterliliğine sahip siyasi partilerin kamu yayınlarına eşit erişimlerini güvence altına almakta, ne de tarafsız yayıncılık sağlamaktadır. Yasa iktidar partisine ve cumhurbaşkanına serbest yayın süresi tercihi sağlamaktadır ve YSK’nın taraflı yayıncılıkla ilgili cezai müeyyide yetkisi kaldırılmıştır. Olağanüstü hal altında ifade özgürlüğü daha da kısıtlanmıştır; örneğine rastlanmamış sayıda gazetecinin tutuklanması ve basın-yayın organlarının kapatılması dalgası geniş çaplı oto-sansüre yol açmıştır. AGİT/DKİHB medya izleme sonuçları “Evet” kampanyasının medya yayınlarına hakim olduğunu göstermiştir.

Yasal çerçeve, seçim kurulu kararları ile ilgili etkili bir çözüm temin etmemektedir. YSK tarafından 45’e yakın itiraz zamanında görüşülmüş olmasına rağmen, toplantılar dışarı kapalıdır ve kararlar yayımlanmamıştır. YSK kararları yargısal incelemeye tabi değildir. Hakim ve savcıların referandum sürecinde devam eden görevden alınmaları veya açığa alınmaları yargısal bağımsızlığı etkilemiştir.

AGİT taahhütlerine, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)’nin tavsiyelerine ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun İyi Uygulamalar Kodlarına aykırı biçimde, mevzuat uluslararası gözleme ve partilerle ilişiği olmayan vatandaşların gözlemini temin etmemektedir. Siyasi partilerin süreci gözlemleme çabaları farklılık göstermiş ve sivil toplum örgütleri gözlem desteği çabalarını tepki alma korkusu nedeniyle belirgin şekilde sınırlandırmışlardır. Darbe girişimi sonrasında, bir kısmı gözlem çabalarını daha önce desteklemiş olan 1.583 sivil toplum örgütü kapatılmıştır.

Referandumu gözlemlemek üzere toplam 73 uluslararası gözlemci kayıt olmuştur. Uluslararası gözlemciler tarafından ziyaret edilen sınırlı sayıdaki oy verme noktasında, ziyaret edilen sandık kurullarının çoğunda tam sayıda üye bulunmamasına rağmen referandum günü genel olarak iyi organize edilmiştir. Bazı URGH gözlemcileri oy verme ve sandıkların açılması sırasında gözlem yaparken engellemelerle karşılaşmış ya erişimleri engellenmiş ya da sınırlandırılmıştır. Oy kullanma
noktalarının içinde ve dışında yaygın olarak polis bulunduğu kayda geçmiştir ve bazı durumlarda polis sandıklara erişim öncesinde seçmenlerin kimliklerini kontrol etmiştir. YSK günün geç saatlerinde oy pusulalarının geçerliliği kriterlerini ciddi şekilde etkileyen talimatlar yayınlamış ve yasaya aykırı biçimde önemli bir güvenlik tedbirini ortadan kaldırmıştır.

Arka Plan

1982 Anayasasına göre, Türkiye yürütme yetkisi ile yetkilendirilmiş ve Başbakan tarafından yönetilen bir Bakanlar Kurulu’na sahip parlamenter bir cumhuriyettir. Yasama yetkisi tek bir meclis tarafından, şu anda dört siyasi partiden temsilcinin yer aldığı 550 sandalyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi (meclis) tarafından kullanılmaktadır. Mevcut çerçeve kapsamında, devletin başında cumhurbaşkanı bulunmaktadır ve sınırlı yetkilere sahiptir.

Anayasal reform son 10 yılda ülkenin siyasi gündemini etkilemiştir.2 2012 ve 2015 arasında çokpartili bir anlaşmaya varılamamış, Aralık 2016 tarihinde AKP’nin girişimi ve MHP’nin desteği ile anayasa değişikliği için mecliste bir süreç başlatılmıştır. Önerilen değişikliklerin mecliste aceleyle görüşülmesi, HDP’li milletvekilleri hapisteyken, sınırlı ve yeterince şeffaf olmayan biçimde tartışılması yönündeki yoğun eleştirilerin yanı sıra sürecin erken dönemlerinde kamuoyuna danışılmaması anayasal reform sürecine olan kamu güvenini sarsmıştır. 11 Şubat tarihinde, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) referandumun 16 Nisan tarihinde yapılacağını ilan etmiştir.

Anayasal reform paketi 18 değişikliği kapsamaktadır, diğer bazı konuların yanı sıra, mevcut parlamenter sisteme değişiklikler getirmektedir, başbakanlık makamı feshedilecek, meclisin çoğu gözetim işlevi yürütücü bir başkanlığa devredilecek, Meclisteki sandalye sayısı 600’e çıkacak ve cumhurbaşkanına yargı yönetimindeki bir takım kilit pozisyonlara doğrudan atama yetkisi verilecektir. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) önerilen değişikliklerin sonucunda güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının güvence altına alınmayacağını, böylelikle “otoriter bir başkanlık rejimine dönüşmemesi için gerekli olan denge ve denetleme mekanizmalarından mahrum olduğunu” belirtmiştir.

15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye başarısız bir darbe girişimi yaşamış, 241 kişi hayatını kaybetmiş ve en az 2.194 kişi yaralanmıştır. Bu darbe girişimine karşılık ve bunun yanı sıra 2016 yılında ülkeyi sarsan terör saldırıları dalgasının sonucu olarak, hükümet 21 Temmuz tarihinde olağanüstü hal ilan etmiş ve sonuncusu 19 Ocak tarihinde 90 gün süreyle olmak üzere, iki defa uzatmaya gitmiştir. Bunu kitlesel tutuklamalar ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri ile 100.000’den fazla kişi
hakkında adli kovuşturma ve müteakiben 40.000 gözaltı ve 150.000’den fazla kamu görevlisinin görevden alınması izlemiştir. Temel özgürlükleri kısıtlayan olağanüstü halin yanı sıra güneydoğuda devam etmekte olan güvenlik operasyonları sebebiyle yüzbinlerce kişi evlerini terk etmiş ve bu demokratik bir referandum gerçekleştirmek için gereken şartların mevcudiyeti konusunda sorulara sebep olmuştur. Anayasa Değişiklikleri konusundaki görüş raporunda, Venedik Komisyonu “mevcut olağanüstü halin anayasal referandum için gereken adil demokratik ortamı sağlamadığını” belirtmiştir.

Yasal Çerçeve

Anayasada değişiklikler yapılması ya meclisin üçte iki oranında çoğunluk oyunun ya da meclisin beşte üç çoğunluk oyunun yanı sıra cumhurbaşkanının değişiklikleri referanduma sunmasını gerektirmektedir. Değişiklikler lehine oyların basit çoğunluğu ile sonuçlanan bir referandumla anayasa değişikliği gerçekleşir. Uluslararası iyi uygulamalara aykırı şekilde, Anayasanın 72 maddesini etkileyen 18 değişiklik tek bir paket halinde oylanmıştır. Bu durum seçmenlere değişikliklerle ortaya konan farklı konuların her biri için ayrı ayrı tercih yapma şansını sağlamamıştır. Oy pusulalarında herhangi bir soru yer almamıştır, seçmenlerden basitçe evet veya hayır seçeneklerinden
birini seçmeleri istenilmiştir.

Referandum yasal çerçevesi demokratik bir referandum gerçekleştirmek için yeterli değildir. Yasal çerçeve, seçimlere odaklanmaktadır ve referandumlara özgü şartlarla ilgili sınırlı kalmaktadır – özellikle, siyasi partilere haklar vermektedir ama değişiklik teklifine taraftar ve muhalif taraflar için haklar ve eşit şartlar tesis etmemektedir. Düzenlemelerde ve talimatlarda bazı yönlere değinilse de, YSK açık bir yasal çerçeveyi sağlamak üzere süreci düzenleme yetkisini tam olarak kullanmamıştır ve kampanya kuralları ve sandık yerlerinin taşınması gibi konularda paydaşlar tarafından yapılan resmi olarak talep edildiğinde yorum yapmayı reddetmiştir. Oy verme hakkı, kampanya finansmanı, yargısal denetime tabi olmama ve gözlemcilerin hakları ile ilgili konuları da içeren yasal çerçeveye dair daha önceki AGİT/DKİHB ve AKPM tavsiyeleri karşılıksız kalmıştır.

Seçimle ilgili kanunlarda kalıcı değişiklik yapan iki olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesinin kabulü olağanüstü halin gereklerinin ötesine geçmiştir. Konu hakkında anayasa hükmü bulunmasına rağmen, YSK bu yasa değişikliklerinin derhal uygulanabilir olmasına karar vermiştir. Buna ek olarak, meclisin CHP’li üyeleri tarafından yapılan başvurularla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerine karşı yapılan başvurular konusunda yargılama yetkisi olmadığına karar vermiştir, böylelikle referandumla ilgili kanun hükmünde kararnamelere yönelik itirazları etkili bir şekilde engellemiştir.14 Bununla birlikte, kanun hükmünde kararnameler referandum öncesinde ya da 30 günlük yasal süre içinde meclis tarafından görüşülmediğinden, yasal statüleri belirsiz kalmakta ve dahası anayasa mahkemesine başvuru imkanı sınırlandırılmaktadır.

Anayasa ve ilgili mevzuat tarafından gereğinden fazla sınırlandırılan ifade, toplanma ve örgütlenme temel özgürlükleri olağanüstü hal altında olağandışı yetkilerin kullanımı ile demokratik bir referandum yapılmasını engelleyecek şekilde daha da kısıtlanmıştır. Buna il valilerinin olağanüstü hal kapsamında kendilerine sağlanan yetkileri seyahat, örgütlenme, toplanma ve ifade özgürlüklerini kısıtlamak için kullanması da dahildir. (Bkz. Kampanya bölümü)

Referandum İdaresi

Referandum dört kademeli seçim organları tarafından genel olarak iyi idare edilmiştir: YSK, 81 İl Seçim Kurulu, 1.080 İlçe Seçim Kurulu ve yaklaşık 175.000 Sandık Kurulu. Tüm yasal sürelere uyulmuştur. YSK, Yargıtay ve Danıştay hakimleri arasından ve tarafından seçilen, 11 üyeden oluşan daimi bir organdır. Mecliste sandalyesi bulunan dört siyasi parti de YSK’ya oy verme yetkisi olmayan üye atama haklarını kullanmışlardır. YSK tarafından alınan 218 karardan, basılan oy pusulası sayısı hakkında karar da dahil olmak üzere, 180 tanesi yayınlanmamıştır. YSK’nın ve daha alt kademedeki seçim kurullarının toplantıları sadece oy hakkı olmayan siyasi parti üyelerine açık olmuştur, bu da şeffaflığı kısıtlamıştır.

İl Seçim Kurulları üç üyeden oluşmaktadır ve kurullara ildeki en kıdemli hakim tarafından başkanlık edilmektedir. İlçe Seçim Kurullarına bir hakim tarafından başkanlık edilmekte ve iki kamu görevlisi ve dört siyasi parti temsilcisinden oluşmaktadır. Sandık kurulları her seçim süreci için kurulmakta ve bir başkan ve altı üyeden oluşmaktadır – iki kamu görevlisi ve beş siyasi parti temsilcisi. Yasa idarede eşit cinsiyet temsilini düzenlememektedir; kadınlar alt kademe seçim kurullarının %20’sini
yönetmekte (ilçe seviyesinde %41) ve YSK’nın sadece bir kadın üyesi bulunmaktadır. Son genel seçimlerden bu yana sekiz YSK üyesi değişmiş yerlerine yeni atanmış yüksek hakimler içinden ve tarafından yeni üyeler seçmiştir: Beşinin görev süresi dolmuştur ve üçü göz altındadır. Bir dizi
olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri referandum idaresinin tüm kademelerinde geniş çaplı ikamelere(değişikliklere) neden olmuştur: 9 il seçim kurulu başkanı görevden alınmış ve ikisi daha gözaltına alınmıştır, 143 ilçe seçim kurulu başkanı görevden alınmış ve 67’si daha gözaltına alınmıştır. 500’den fazla her düzeydeki seçim kurulu personeli de gözaltına alınmıştır.

Mevzuat, uluslararası iyi uygulamalar tarafından tavsiye edildiği şekilde, önerilen anayasa değişikliklerinin taraftarları ve aleyhtarlarının referandum idaresinde dengeli temsilinin imkanını öngörmemektedir. Siyasi partiler tarafından önerilen sandık kurulu üyelerinin %52’si “Evet” kampanyası destekçisi partiler tarafından, %48’i “Hayır” destekçisi partiler tarafından önerilmiştir.

YSK, sandık kurulu üyelerinin seçiminde ilçe seçim kurullarına rehberlik sağlamak üzere, yasada bulunan “iyi ün sahibi olma” gereğinin uygulanması konusunda ilk kez bir karar almıştır.

Güneydoğudaki bazı illerde HDP tarafından aday gösterilen en az 170 sandık kurulu başkanı “kötü ünleri” öne sürülerek görevden alınmıştır.

Seçmen Kaydı

Referandum günü itibariyle 18 yaşını dolduran her vatandaş oy kullanma hakkına sahiptir. Fiilen zorunlu askerlik görevlerini yerine getirenlerin, askeri öğrencilerin, hukuki ehliyetinin olmadığı veya kamu hizmetinden yasaklı olduğu bir mahkeme kararıyla ilan edilmiş olanların ve kasti suç sebebiyle mahkûmiyeti sürenlerin oy kullanma hakkı yoktur. Askeri öğrencilere ve fiilen askerlik hizmetini yerine getirenlere yönelik yasak ve sonraki diğer üç kategoridekilerin oy kullanma hakları ile ilgili kapsamlı sınırlandırmalar orantısız ve AGİT taahhütleri ve diğer uluslararası yükümlülükler ve standartlar ile uyumlu değildir. 15 Şubat tarihinde YSK aldığı bir kararla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin oy hakkı ile ilgili kararlarını kısmi olarak dikkate almış ve mahkumiyet hükmü kesinleşmiş olmakla birlikte ceza infaz kurumunda bulunmayan kişilerin cezalarının tamamı infaz edilmemesine rağmen oy kullanmalarına izin verileceğine hükmetmiştir. En az 570.000 vatandaş oy kullanma yeterliliğine sahip olamamıştır.

Türkiye pasif bir seçmen kayıt sistemine sahiptir. Seçmen kütükleri İçişleri Bakanlığı tarafından kayıtları tutulan ve günlük olarak güncellenen nüfus adres kayıtlarındaki kişisel bilgiler temel alınarak YSK tarafından yönetilmektedir. Seçmenler şahsen giderek ya da YSK’nın internet sayfası üzerinden seçmen listelerindeki kayıtlarını doğrulama olanağına sahip olmuşlardır; sonuç olarak, 467.984 değişiklik yapılmıştır. İyi uygulamaların aksine, 10 Mart tarihinden sonra seçmen listelerinde
değişikliğe izin verilmemiştir. YSK 2.972.676 yurt dışı seçmen de dahil olmak üzere toplam 58.291.898 kayıtlı seçmen olduğunu bildirmiştir. Güneydoğuda bulunan 6 ilin bazı bölgelerinde, 670.000 seçmeni etkileyen özel güvenlik bölgeleri bulunmaktadır. Güneydoğudaki yerel yetkililer oy verme noktalarının yakınında polislerin konuşlandığını ve tutuklama kararıyla aranan kişileri belirlemek için seçmenlerin kimlik belgelerini kontrol etme talimatı aldıklarını doğrulamıştır ve birtakım AGİT/DKİHB muhatapları bu durumun seçmenleri oy kullanmaktan caydıracağı yönündeki endişelerini dile getirmişlerdir. İkametgah yerlerini terk etmek zorunda kalanların seçmen kaydı konusunda da endişeler dile getirilmiştir;

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından referans gösterilen çeşitli kaynaklara göre bu sayı 355.000 ila 500.000 kişi arasındadır. Referandum gününde, URGH gözlemcileri bu seçmenlerden bazılarının oy kullanamadığı yönünde bilgilendirilmiştir.

Parti Kaydı ve Referanduma Katılım

Mevzuat, sadece seçime katılma hakkına sahip siyasi partilerin kampanyaya tümüyle katılım, gözlemci atama, seçmen kütüklerine erişim ve diğer hakları kullanma şansı sunduğu için referandum sürecine paydaşların geniş kapsamlı katılımını sağlamamaktadır. Bir siyasi partinin katılım hakkına sahip olabilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (YCBS)’na kaydolması ve illerin en az yarısında ve bu illerin ilçelerinin en az üçte birinde örgütlenmiş olması ve referandumdan altı ay öncesine kadar genel kurulunu toplamış olması gerekmektedir. Bu katılım hakkı kriterleri siyasi çoğulculuğu gereğinden fazla kısıtlamakta ve uluslararası standartlara aykırılık teşkil etmektedir.

YCBS incelemesi sonucunda Kasım 2015 seçimlerine katılma yeterliliğine sahip olan 19 parti referanduma katılma hakkına sahip olamamıştır. YSK kayıtlı 92 siyasi partiden 10’unun katılma yeterliliğine sahip olduğunu onaylamıştır. Halkın Kurtuluş Partisi ve Liberal Demokrat Parti sırasıyla YSK ve YCBS’ye seçimlere katılma yeterliliği kriterlerini karşıladıkları iddiası ile şikayette bulunmuşlardır fakat her iki şikayet de reddedilmiştir. “Hayır” kampanyasına destek veren bir sivil inisiyatif, süreçteki tüm siyasi katılım haklarını edinmek için siyasi parti olarak kaydedilmeyi denemiştir. Kayıt belgelerini 6 Şubat tarihinde sunmuşlar, kaydedilmemişlerdir.

Kampanya Çevresi ve Kampanya Finansmanı

Temel Hükümler Hakkında Kanun referandum kampanyalarının uygulanmasını yeterli düzeyde düzenlememektedir ve daha adil kampanya olanaklarını amaçlayan katı kampanya kuralları sadece son yedi gün boyunca uygulanmaktadır. Buna ek olarak, kanun sadece seçimlere katılma yeterliliğine sahip siyasi partilere kampanya yapma olanağı sağlamakta ve onların haklarını korumaktadır. Toplanma ve ifade özgürlüğü konusunda daha geniş kapsamlı yasal çerçeve bireyler ve sivil toplum örgütleri de dahil olmak üzere diğer paydaşları da kapsıyor olsa da YSK sadece seçimlere katılma yeterliliğine sahip partilerin kampanya mitingleri yapabileceğine karar vermiş ve bugüne kadar diğer paydaşların başka yollarla kampanya yürütüp yürütemeyeceği konusunda karar almayı reddetmiştir. Bazı illerin valileri olağanüstü hali veya kamu güvenliğini gerekçe göstererek, katılma yeterliliğine sahip on siyasi parti dışındaki aktörlerin kampanya çalışmalarını ya yasaklamış ya da bu
çalışmaların izne tabi olma gerekliliğini getirmiştir.

Kampanya özellikle yüksek nüfuslu merkezlerde görünür olmuştur. Kampanya araçları arasında posterler, pankartlar, reklam panoları ve kampanya sloganı giydirilmiş araçlar bulunmaktadır. Sivil toplum örgütleri de dahil bazı paydaşlar kapı kapı dolaşarak kampanya çalışması yapmışlardır. Büyük çaplı mitingler ve daha küçük toplantılar da gözlemlenmiş olmasına rağmen, kampanya yürütücülerinin çoğu Internet ve özellikle sosyal medya platformlarını kullanmışlardır. Uluslararası iyi uygulamaların aksine, seçmenler devletten anayasa değişiklikleri ve bu değişikliklerin olası etkileri konusunda tarafsız ve eşit bilgi alamamış, bu boşluğu doldurmak yeterliliğe sahip siyasi partilere kalmış, bu nedenle de seçmenlerin bilinçli bir fikir oluşturmaları olumsuz şekilde etkilenmiştir. Kampanya eşit şartlarda faaliyet alanının yokluğu ile karakterize olmuştur. Belirgin şekilde daha görünür olan “Evet” kampanyası iktidar partisi AKP ve belirli bir noktaya kadar MHP tarafından yönetilmiş, Başbakan ve anayasal olarak partilerden bağımsız olması ve görevini tarafsız şekilde yerine getirmesi gereken Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere bazı ileri gelen ulusal düzeyde kamu görevlileri ve çok sayıda daha alt kademedeki kamu görevlileri tarafından desteklenmiştir. Bu durumlar, AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin 5.4 sayılı paragrafına aykırı şekilde, parti ve devlet arasındaki çizginin belirsizleşmesine sebep olmuştur.

AGİT/DKİHB SRGH tarafından kamu kaynaklarının kötüye kullanımına dair durumlar ülke çapında gözlemlenmiş ve medyada geniş şekilde yer almıştır.37 Altyapı projelerinin açılış merasimleri gibi devlet törenleri kampanya amacıyla kullanılmış, bazı muhataplar kamu çalışanlarının ve üniversite öğrencilerinin bunlara katılımının zorunlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. İlgili şehirlerde etkinlik günleri için kamuya ait toplu taşıma araçları sürekli olarak ücretsiz kullanıma sunulmuştur. Buna ek olarak, cumhurbaşkanı ve diğer yetkililer referandum sonuçlarını bu etkinliklere ev sahipliği yapan bölgelere sağlanacak hükümet desteği ile ilişkilendirmişlerdir. Bunların hepsi AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin 7.6 sayılı paragrafına aykırı şekilde, eşit imkanlardan yoksun kalınmasına katkı sağlamıştır.

“Hayır” kampanyası büyük çoğunlukla ana muhalefet partileri CHP ve HDP tarafından yürütülmüş, parti eş -genel başkanları ve 83 HDP’li belediye başkanı da dahil yüzlerce parti üyesinin parmaklıklar ardında olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu iki partiden ikincisinin kampanya yürütme yeteneği belirgin şekilde engellenmiştir. “Hayır” kampanyası aynı zamanda birtakım sivil toplum grupları, daha küçük partiler ve eski MHP milletvekilleri tarafından da desteklenmiştir.

“Hayır” kampanyası destekçileri kampanya yapma özgürlükleri ile ilgili birtakım usulsüz kısıtlamalarla karşı karşıya kalmışlardır. Pek çok “Hayır” kampanyacısı fiziksel saldırılara maruz kalmıştır. Çoğu yasadışı halka açık toplantı düzenleme veya cumhurbaşkanına hakaret iddiaları temelinde, çok sayıda kişi tutuklanmıştır. Bazı “Hayır” kampanyacıları etkinlik düzenlemek için yer kiralamada zorluklarla karşı karşıya kalmış veya yetkililer ya da mekan sahipleri tarafından genellikle son dakikada bildirimle etkinlikleri iptal edilmiştir. HDP’nin kampanya posteri ve Kürtçe bir kampanya şarkısı devletin bütünlüğü ve anadilin Türkçe olması ilkelerini ihlal ettiği gerekçeleriyle yetkiler tarafından yasaklanmıştır. Bu engellemeler AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin 7.7 sayılı paragrafına aykırıdır.

Kampanya dili hem duygusal hem de ayrımcıydı. “Evet” kampanyası benzeri yaşanmamış ulusal ve uluslararası zorluklar karşısında güçlü bir yöneticiye ihtiyaç vurgusunu yapmıştır. “Hayır” kampanyası genellikle önerilen değişikliklerin Türkiye’nin parlamenter geleneğini ve genel olarak demokrasisini tehdit ettiğini dile getirmiştir. Kampanya kapsamında, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Antalya Başsavcı Yardımcısı da dahil olmak üzere birtakım kıdemli politikacılar ve devlet memurları “Hayır” kampanyasını veya destekçilerini terörist destekçileri ve Temmuz 2016 darbe girişimi planlayıcıları ile denk tutmuştur. Bunlardan bazıları önerilen anayasa değişikliklerini eleştiren dış güçleri ülkenin düşmanları olarak damgalamıştır.

Kampanya finansmanı yasalarda yeterli şekilde düzenlenmemiştir, sadece bağışların miktarını ve mahiyetini sınırlandırmaktadır, fakat partilerin genel ve kampanya amaçlı harcamalarına sınırlandırma getirmemektedir. Siyasi partiler siyasi parti finansmanına nezaret sorumluluğu olan Anayasa Mahkemesi’ne sundukları yıllık rapor kapsamında kampanya harcamalarını raporlamak zorundadır.

Uluslararası taahhütlere ve iyi uygulamalara aykırı şekilde, bu raporlar kamuoyuna açıklanmamakta ve sadece özet denetim raporları internette yayınlanmaktadır.

Medya

Anayasa ifade özgürlüğü hakkı tanımakta, fakat aşırı sınırlandırmalar da içermektedir ve Terörle Mücadele Kanunu’nda, Ceza Kanunu’nda, Basın Kanunu’nda ve diğer mevzuatta yer alan daha öte kısıtlamalara da izin vermektedir. Hükümlerdeki belirsizlikler sıklıkla gazeteciler aleyhindeki adli kovuşturmalar ve hapsedilmeleri için gerekçe olarak kullanılmaktadır. Buna ek olarak, Ceza Kanunu Türk Milletine ve Devletine karşı hakarete dair geniş çaplı hükümler içermekte ve cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere kamuya mal olmuş kişiler için özel koruma sağlamaktadır. Bu hükümler ifade özgürlüğünü kısıtlamaktadır ve AGİT taahhütleri ve diğer uluslararası yükümlülükler ve standartlar ile uyumlu değildir. AGİT Basın Özgürlüğü Temsilcisi (RoFM) yakın zamanda yetkilileri “basın özgürlüğü konusunda yükümlülüklerine saygı duymaya” çağırmış ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri hükümetten “çok sayıda ifade özgürlüğü ihlallerinden geri dönülmesini” istemiştir.

Başarısız darbe girişimi sonrası, kapanan çok sayıda basın-yayın kuruluşu ve tutuklanan gazetecilerin yanı sıra, olağanüstü hal yasal çerçevesi ile ifade özgürlüğü daha da kısıtlanmıştır.

Medya ortamı genellikle kamu ihalelerine bel bağlayan ticari şirket gruplarının sahip olduğu kuruluşların hakimiyetindedir. Temmuz olaylarından bu yana, 60 televizyon ve radyo kanalı, 19 gazete, 29 matbaa ve beş haber ajansının da dahil olduğu 158 basın yayın kuruluşu kapatılmıştır. Venedik Komisyonu bu durumu “basın-yayın kuruluşlarının kitlesel tasfiyesi” olarak tanımlamıştır.

Şu anda tutuklu bulunan 150’den fazla gazeteci darbe girişimi sonrasında tutuklanmışlardır ve referandum sürecinde de tutuklamalar devam etmiştir. Bu kapatma, tutuklama ve soruşturma dalgaları AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin 7.8 sayılı paragrafına ve basın özgürlüğü için uluslararası standartlara aykırıdır ve geniş kapsamlı oto-sansürle sonuçlanmaktadır.

Yasal çerçeve kampanyanın ‘Evet’ ve ‘Hayır’ tarafları için eşit erişim sağlamamaktadır; ne seçimlere katılma yeterliliğine sahip siyasi partilerin medyaya eşit erişimlerini güvence altına almakta, ne de tarafsız yayıncılık sağlamaktadır. Yasa kampanya süresince bedelli siyasi reklam olanağı sağlamaktadır ama kampanya masraflarına ilişkin sınırlandırmaların yokluğu, partilerin seçmenlere ulaşmada eşit olmayan fırsatlara sahip olmalarına sebep olmaktadır. Yasa, Mecliste sandalyesi bulunan siyasi partilerin her birine kamu yayıncısında 20 dakikalık serbest yayın süresi hakkı vermektedir, buna ek olarak iktidar partisine ilave 10 dakika daha ayrılmıştır. Cumhurbaşkanı da kamu yayıncısında, sonuncusu halka sesleniş olmak üzere iki adet 10 dakikalık konuşma yapma hakkına sahiptir, resmi olarak bu hakkından feragat etmiştir. Bu hükümler, Cumhurbaşkanı’na ve de iktidar partisine ayrıcalıklı muamele sağlamakta ve AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin 7.6 sayılı paragrafında öngörülen kanun önünde eşitlik ile ters düşmektedir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), YSK’ya haftalık medya izleme raporları sunmaktadır. RTÜK, izlemeleri sırasında tespit edilen ihlalleri YSK’ya rapor ederken, yayınlanan bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesinin YSK’nın tarafsız yayın yapmayan özel yayın kuruluşları üzerindeki cezai müeyyide yetkisini ortadan kaldırmasıyla, herhangi bir müeyyidede bulunulmamıştır.

Bu kanun hükmünde kararname, siyasi partiler için medyaya eşit erişimi güvence altına almaması ve seçmenlerin bilinçli seçim yapma kapasitelerini sınırlandırmasıyla, AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin
7.8 sayılı paragrafına ve uluslararası standartlara aykırıdır. Bazı siyasi partiler tarafından kamu yayıncısına ve özel yayın kuruluşlarına erişimlerine dair YSK ve RTÜK’e şikayette bulunulmuştur.

AGİT/DKİHB SRGH medya izleme bulguları, kampanyanın bütün ulusal medyada görünür olduğunu göstermiştir. İzlenen beş televizyon kanalından, kamu kanalı TRT1 de dahil olmak üzere üçü ‘Evet’ kampanyasını desteklemiştir. ‘Evet’ kampanyası ezici bir çoğunlukla pozitif tonda televizyondaki yayın zamanının %76’sını ve günlük gazetelerdeki yayın alanının %77.5’ini kapsayarak kamu medyasında ve özel medyada belirgin bir şekilde ön plana çıkmıştır. ‘Hayır’ kampanyası ise genellikle nötr tonda, toplam yayın zamanının ve alanının sadece %23.5’inde yer almıştır. Ayrıca, AKP’ye toplam yayın zamanının/alanının %33,5’i ayrılarak ayrıcalıklı davranılırken, CHP, MHP ve HDP’ye açık bir biçimde daha az yer ayrılarak, sırasıyla toplam yayın zamanının/alanının %19, %2,3 ve %0,8’i ayrılmıştır. AKP, TRT 1 ve A Haber’de pozitif ve SHOW TV’de çoğunlukla pozitif tonda yer alırken, CHP A Haber’de olumsuz tonda, TRT 1’de kısmi olarak olumsuz tonda yer almış ve Show TV, CNN Türk, ve Fox TV’de kısmen olumlu tonda yer almıştır.

Muhalif liderler belirgin şekilde daha az görünür olurken, cumhurbaşkanı %26 ve başbakan %18 olmak üzere, televizyon yayınlarındaki görünürlükleri baskın şekilde egemen durumdadır. Takibi yayılan basın-yayın organlarında yayınlanan bedelli reklamların %63’ü AKP’ye aittir. Kamu yayıncısı serbest yayın süresi sağlama gereğine uygun davranmıştır. Sivil toplum televizyonda oldukça sınırlı şekilde yer almıştır. Yazılı basında ‘Hayır’ kampanyasını destekleyen sivil toplum örgütleri (%3,5) ‘Evet’ kampanyasını destekleyenlerden (%1,6) daha fazla yer almıştır.

Şikayetler ve İtirazlar

Yasal çerçeve, referandumla ilgili anlaşmazlıklar için tam olarak etkili bir çözüm temin etmemektedir. Alt düzeydeki seçim kurulu kararları ile ilgili YSK’ya kadar, daha yüksek kurullara itirazda bulunulabilmektedir. Ancak, YSK’nın kararları yargısal denetime tabi değildir. Bu durum süreci ve sonuçları idari bir organın nihai yetkisinde bırakmakta, anayasa ile güvence altına alınmış olan kuvvetler ayrılığı ilkesine ters düşmekte ve AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin 5.10 sayılı paragrafı ve uluslararası iyi uygulamalar ile çelişmektedir.

YSK’ya 45 civarında itiraz başvurusu yapılmış ve bunların hepsi zamanında görüşülmüştür ancak oturumlar kapalı olduğu ve alınan kararlar yayımlanmadığı için anlaşmazlıkların çözümü süreci şeffaf değildir. Güneydoğudaki illerde güvenlik sebebiyle sandık yeri değişikliği yapılmasına yönelik İlçe Seçim Kurulu kararlarına karşı YSK’ya yapılan itirazlar genel olarak haklı bulunmuştur.

AGİT/DKİHB SRGH tarafından pek çok kampanyaya müdahale ve kamu kaynaklarının kötüye kullanımı durumu saptansa da anlaşmazlıkların çözümü sürecine olan güven kaybı nedeniyle çok az sayıda şikayet başvurusu yapılmıştır. YSK ve mahkemeler bu tip durumlarda, özellikle parti dışı paydaşlar etkin çözüm sağlamamıştır.

Referandumun idaresinde ve anlaşmazlıkların çözümünde yargı sistemi birincil sorumluluğa sahip olduğundan, beşi yargı gözetim organından olmak üzere yargı sisteminin yaklaşık üçte birine tekabül eden 3.979 hakim ve savcının yakın zamanda görevden alınması referandum döneminde yargının bağımsızlığını etkilemiştir. Nisan ayında, 45 yargı mensubu daha görevden alınmış ve darbe girişimi sonrasında tutuklanan 21 gazeteciyi serbest bırakma kararı alan üç hakim ve bir savcı, bu sebeple, 4 Nisan tarihinde görevden uzaklaştırılarak haklarında soruşturma açılmıştır.

Vatandaş ve Uluslararası Gözlemciler

AGİT 1990 Kopenhag Belgesi’nin 8. Paragrafına, AKPM tavsiyelerine ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun iyi uygulamalar kodlarına aykırı olarak, mevzuat uluslararası gözleme veya parti bağlantısı olmayan vatandaşların gözlemine olanak tanımamaktadır. Sadece seçimlere katılma yeterliliğine sahip siyasi partiler gözlemci atayabilmektedirler ve gözlem çabaları kapsama alanlarına göre farklılaşmıştır- AKP ve CHP geniş çaplı gözlem yaparken, HDP tepki alma korkusunun hakim olduğu genel atmosfer nedeniyle gözlemci bulmada sıkıntı yaşadığını bildirmiştir.

Darbe girişiminin ardından, en azından üçü geçmiş seçimlerde gözlem çabalarını desteklemiş olan 1583 sivil toplum kuruluşu tasfiye edilmiştir. Daha önceki seçimleri gözlemleyen sivil toplum kuruluşları, genel siyasi durum veya güvenlik sebebiyle ya gözlem çabalarından kaçınmış ya da bu çabalarını belirgin bir biçimde sınırlandırmıştır. YSK iki sivil toplum kuruluşunun akreditasyon başvurusunu reddetmiştir.

Referandum Günü

Uluslararası gözlemciler tarafından ziyaret edilen sınırlı sayıdaki oy verme noktasında, ziyaret edilen sandık kurullarının çoğunda tam sayıda üye bulunmamasına rağmen referandum günü genel olarak iyi organize edilmiştir. Bazı URGH gözlemcileri oylama ve oyların açılması sırasında gözlem yaparken engellemelerle karşılaşmış ya erişimleri engellenmiş ya da sınırlandırılmıştır ve erişimleri ilgili karar genellikle sandık kurulu üyesi olmayan kişiler tarafından verilmiştir. Bunun dışında, URGH gözlemcileri sandık kurulu üyelerinin prosedürleri uyguladığını kaydetmiştir.

Bir sandık kurulu üyesi ve birden fazla seçmeni etkileyen birkaç güvenlik olayı yaygın şekilde raporlanmıştır ve soruşturulmayı beklemektedir. Referandum öncesi dönemde yerel yetkililer polisin oy verme noktaları yakınında konuşlanarak tutuklama kararıyla aranan kişileri belirlemek için seçmenlerin kimlik belgelerini kontrol etme talimatı alacaklarını doğrulamıştır. Bir sivil toplum örgütü sandıklara erişim öncesinde seçmenlerin kontrol edildiği üç vaka raporlarken, AGİT/DKİHB
SRGH tarafından da bir vaka doğrudan gözlemlenmiştir. URGH gözlemlerinin çoğunda oy kullanma noktalarının içinde ve dışında genel olarak polis bulunduğu kayda geçmiştir.

Az sayıda usul hatası kayda geçerken, URGH gözlemcileri tarafından sayım ve tasnifleme genel olarak olumlu değerlendirilmiştir. YSK referandum günü sandık kurulu tarafından uygun bir şekilde mühürlenmeyen oy pusulalarının geçerli ve sandık kurulu tarafından mühürlenmeyen oy pusulalarının geçerli kabul edileceği yönünde iki talimat yayınlamıştır, ikinci talimat bazı Sandık Kurulları tarafından oyların sayımı başladıktan sonra yayınlanmıştır. Bu talimatlar önemli bir güvenlik tedbirini ortadan kaldırmıştır ve bu türdeki oy pusulalarının açık bir şekilde geçersiz kabul edileceğini öngören yasaya aykırıdır. YSK bu talimattan etkilenen oy pusulası sayısı sağlayamamıştır ve partiler tarafından atanan sandık kuruları üyeleri sandık sonuç tutanaklarını imzaladığı için konunun kapandığını belirtmiştir; YSK kararını temyiz olanağı mevcut değildir.73 HDP 668 tutanakta uyuşmazlıklar tespit ettikleri yönündeki iddialarını kamuoyuyla paylaşmıştır.

Saat 23:25’te, YSK ilk sonuçların ‘Evet’ lehine olduğunu duyurmuş fakat herhangi bir sayı bildirmemiştir. Basında katılım %83.7 olarak raporlanmıştır.

Bu raporun İngilizce nüshası tek resmi belgedir. [ Raporun ek ve dipnotlar ile tam metni.]

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: