Dışlanmışlık Duygusu…


 

…veya ; Esse Est Percipi – var olduğunun bilincinde olmak!

⚜ Yaşamak, bir başkasına ait olmaktır. Ölmek, bir başkasına ait olmaktır. Yaşamak ve ölmek aynı şeydir. Ama yaşamak başkasına dışarıdan ait olmakken, ölmek içeriden ait olmaktır. Bu ikisi birbirine benzer, tek fark, hayat ölümün dış tarafıdır – Fernando Pessoa;

⚜ Başkalarını çoğu zaman en dar aidiyetleri içine sıkıştıran bizim bakışımız ve onları özgür kılacak da gene bizim bakışımız – Amin Maalouf;

⚜ Bireylerin sosyal açlığa yol açan sosyal dışlanma deneyimlerinin, önyargılardan uzak sosyal kabul ve onaylanma deneyimlerinden oldukça farklı sonuçlar ve etkiler zincirini beraberinde getireceği aşikardır – Howard Gardner;

⚜ Kuvvetten korkmaktan kaynaklanan itaat, insan yüreğinden kaynaklanan bir itaate dönüştürülmelidir – Erich Fromm;

⚜ Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır – Aristoteles;

⚜ Sorgulanmayan yaşam yaşanmaya değer değildir – Sokrates;

⚜ Esse Est Percipi- Var olmak algılamaktır. Ağaçlar algılayan birileri olduğu sürece vardırlar. Ormanda Bir Ağaç Devrilse Kimse Duyar mı? – George Berkeley;

⚜ Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması köleliktir – Euripides;

⚜ Tanıdığımız çoktur, ama dostumuz azdır, zira güvenmeden sevilmez, insanlığı hümanistçe severiz, ama her insan görünüşlü ile dost olamayız – Yakup Yurt;

© photocredit

***

DIŞLANMA KOMPLEKSİ VE YÜCELTME İNADI (KOLAYCILIĞI)

yakup_yurt

©Yakup Yurt

Başlığı kasten uzun yazdım…
Doyurucu olmasına özen göstererek !
Malûm, herkes sinirli, stresli, dertli, farklı, zamana karşı yarışıyor…
Herkes kendisini dünyanın en akıllısı sanıyor, kurnazlık peşinde zaman kaybediyor, aradığını bulamayınca hatayı kendisinde aramak yerine başkasını suçluyor…
Irkçılık, mezhepçilik, islamofobicilik yaparak farklı olanları dışlıyor, gerçeğin sadece kendisine olduğuna inandırarak ve inanarak fanatikleşiyor.
Hiç kimse özeleştiriyi gerçek manada sevmiyor ve yapmıyor…
Başkalarının başına gelenler kendi başlarına gelmez sanma yoluna sapıyorlar…

***

Kusurlarımızın hepsi insani…
Romen Diyojen’in «Gölge etme başka ihsan istemez» dediğini herkes bilir ve söyler.
Çünkü fıçıda yaşayan filozofu severler.
Ama Henry Ford’un «Kusur aramayın, çare üretin» sözünü pek bilen yoktur!
Zira Henry Ford Amerikalı bir sanayici ve otomobil üreticisi, kapitalist sistemin kurucularından olduğu için çok sevilmez…
Ben de, sık sık «Aydın isen aydınlat» derim mangalda kül bırakmayanlara…
Zira karanlıkla mücadele ettiklerini iddia ederler, ama mum yaktıklarını gören olmamıştır!

***

Dünyaya gelen her insan adayının sermayesi sağlık ve zamandır…
İkisini de çarçur ederler.
Herkes cennete gitmek ister lakin hiç kimse ölmek istemez ve zamanı yönetemez!
Zaman onu eskitir ve zamanı gelince gideceğı yere bırakır…
Önemli hususları ihmal ederek son dakikaya bırakırken, lüzumsuz ve gereksiz şeylere zaman harcar, önemseriz…

***

Bugün üzgünüm, zira Mehmet Taşpınar Hoca dünyadan ayrıldı, artık yok.
Yarın defnedilecekmiş!
Ama müzik hep olacak, güneş hep doğacak ve dünya hep dönecek…
Alışacağız varlığına da, yokluğuna da…
Sevdiklerimizi aramak baş görevimiz, sevmediklerimizden uzak durduğumuz gibi…

***

İnsan dışlandıkça, kendisine torpil geçer, bahaneler üretir; mağdur hep kendisidir, kötülük yapan hep başkasıdır…
Zaman geçer, mağduriyet artar!
Onunla birlikte kin, nefret, öfke ve bunların olumsuz yansımaları…
Çözüm veya çare bilgi , birikim, uzmanlık, sabır, zaman, para gerektirir ki bunlar sadece bir azınlıkta bulunur…

***

Göç olayı bunun en güzel örneğidir!
Göç eden geldiği yere, gelenekleri ve töresiyle birlikte, köyünü de getirir.
Geldiği yerin dilini öğrenmez, uyum sağlamaz, sadece kendini yüceltir her yönüyle…
Aynı kalamaz, çünkü geldiği yerde bıraktıkları değişen dünya ile birlikte değişmiş veya gelişmiş, kendisi ise yetersizliklerini kabul etmek yerine, geriler…
Avrupa’da yabancı, Türkiye’de Almancı derler onun adına!
İstisnalar dışında, ki onları sevmez veya cebindeki gerçekten taptığı para ile gerektiğinde satın alabileceğini düşünür…
Pahalı gelse bile pazarlık etmeyi ihmal etmeksizin…
Doğar ve gün gelir insanlaşamadan ömrü biter.
İnançlarıyla, fanatikçe tutunduğu, dinsel, sportif, kökensel, budunsal saplantılarıyla…
Bu gök kubbe altında hoş bir seda ile anılanlar, tarihe iz bırakanlar, hep iz ve eser bırakanlar nefsi müdafaa dışında öldürmeyip, baskalarını mutlu edenler…
İnsanları öldürmeyip, kandırmayıp, mutlu edenler…
O nedenledirki tanıdığımız çoktur, ama dostumuz azdır, zira güvenmeden sevilmez, insanlığı hümanistçe severiz, ama her insan görünüşlü ile dost olamayız, kadınları severiz ama karımız ve anamızı farklı severiz.
50 yıl yaşadığım Belçika’da, kriterlere uyduğum halde, 5 tane dostumun olmamasının sebebi nedir sizce?
Ben mi çok kötüyüm onlar mı çok üstün ve güçlü?
Bana kalırsa sorun tamamen bir sistem sorunu…
Brüksel, 07-04-2017

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: