Neden ‘Evet…’


 

…sonucu çıkar 16 Nisan’da?!

Havada da kar sesi var
Başında da mor fesi var
Açın bakın şu konağı
İçinde de yar sesi var

Le şe çoban
Garip oğlan

Çobanın elinde kaval
Arkasında sürü davar
Eğer davar susadıysa
Bizim evde çifte pınar

Le le çoban
Garip oğlan

Mor poşuyu boyamadım
Ben çobana doyamadım
Hep kuşlar da yuva yapmış
Serçe kadar olamadım
Le le çoban garip oğlan
Ruhi Su

***

Referandum sonucu ‘Evet’ çıkacaktır.

Neden?

Bu soruyu yanıtlayabilmek için Anadolu ve Trakya toprakları üzerinde yaşayanları iyi tanımak gerekiyor.

Yıllarca, İstanbul ve Ege dışına çıkmamışların, Balkanlardan gelen muhacirleri bile kolay kolay içlerine sindirememiş, kimi vakit dışlamışların, Anadolu insanını, Kürtleri dışa yansıtmasalar bile nasıl küçümsediklerini veya en azından mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştıklarını İstanbul yıllarımda (subay babam vesilesiyle ordu çevrelerinde) sonra da İzmir’de az şahit olmadım. Bakmayın siz arada sırada kurdukları öbeklerden; İzmirli şöyledir, İzmirli böyledir türünden yolladıklarına. İzmirli has İzmirli ise…

Ancak yine de en insancıl (diğerlerine kıyasla) insanoğlunun yaşadığı bölgelerin başında gelir Ege, bozulmadıysa!
Eskilerde ‘İstanbul Beyefendisi’ tanımlaması, sıfatlandırması vardı, geçmiş kuşaklar ve günümüzdeki soyları bilirler.
Şimdilerde kaldı mı?
İstanbul Dükalığı’nın «Batılı Kapalı Kulüp» mensuplarından söz etmiyorum. Onlar nevi şahsına münhasır insanlardır. İktidarda asker olmuş – 12 Eylülcüleri en çok kimler kucakladılar? – tek adam olmuş, sağ olmuş sol olmuş, İngiliz, Amerikan olmuş farketmez onlar için.
Yeter ki fellah olmasın…
Yeter ki kulüp kapıları hoyratça, barbarca zorlanmasın, düzenlerine müdahale edilmesin, Boğaz’daki yalılarına, tepelerdeki malikanelerine bulaşmaya kalkmasın birileri…

Kürtler; genelde korkaktır ve menfaatperesttir!
Durun hemen «ırkçı» suçlamasına kalkmayın.
Ağalık düzeninden, aşiretlerden söz ediyorum.

Devlet söz konusu olunca bakarlar;

1) Kurulu düzenlerine yıkıcı müdahale var mı?

2) Gönülleri hoş tutuluyor, çıkar sağlamalarına olanak sağlanıyor mu?

Onların bu yanlarını en iyi kullananlar Demokrat Partililer olmuştur önceleri; şimdilerde ise AKP iktidarı…

Rahatlarını bozan ve Devlet dışında onları en çok korkutan unsur ise PKK’dır. Devletin âdeta ağalık ve aşiret düzenlerinin yıkılmasına yol açacak şekilde ortalığı zaman zaman PKK terörüne terkeden politikalar izlemesi, aralarında seçim yapmaya zorlamıştır onları:

Ya suya sabuna dokunmama politikası izlemişler; bana dokunmazsan haracımı veririm, sen ne b.k yersen ye, demiş burnunu sokmadan uzağında kalmışlardır;

Ya da çift taraflı davranmışlardır. Devlet gelince; PKK’dan şikâyet etmişler, korumasız bırakıldıklarından yakınmışlar, ağlayıp zırlamışlardır;

PKK gelince de tersi davranmışlardır.

AKP’li yıllarda ve de özellikle bölgenin «ihya edilme» sürecine girdiği, PKK ile etkin mücadele başlatıldığı son dönemlerde Demokrat Partili yıllarına kavuşmaya başlamışlardır. Onların da içinde İstanbul Dükalığı’nı andıran bir düzeni vardır. Oğulları, kızları en iyi şekilde eğitim görürler. Ama sırası gelince de Demokrasi, İnsan Hakları, Temel Özgürlükler ağızlarına âdeta sakız olarak girer, kendilerine göre bir tür «diş gösterme» eylemi koyarlar. «Kümeslerimiz yemsiz kalmaya başladı» mesajıdır bu… Yoksa bütün bu değerlerin en önce kendi kurulu düzenlerini sarsacağını da bal gibi bilirler.

AKP’nin tıpkı Demokrat Parti gibi değer vermeye başladıkları bir başka büyük kesim de – tarikatlar dışında – Anadolu insanı olmuştur. Günümüzde artık «göbek kaşıyanlar» terimini kullanmak bile neredeyse ırkçılık ve nefret suçu sayılmaya başlamadı mı!

Anadolu Aslanları; Anadolu Kaplanları, İstanbul Dükalığı’nın karşısına dikilmeye başladığı andan itibaren bir güç olarak Türkiye Ligi’nde kimi vakit «şampiyonluk»a oynar hâle gelmediler mi?
AKP iktidarları sayesinde…

AKP de tıpkı Demokrat Parti gibi bu çıkarcı «fıtrat»taki, menfaatperestlik genlerine bulaşmış kesimleri çok iyi kullanmasını bildi. Sadece Türkiye’dekileri mi? Ya buradakiler? Önce Necmettin Erbakan’ın Milli Görüşçüleri amiyane tabiri ile malı götürdüler – kimilerine göre Erbakan, RTE’den daha demokrat ve bağımsız Türkiye’ci imiş, arkasından konuşmayalım hadi neyse, öyle bilmeye devam etsinler – şimdilerde AKP kumpanyası. Yaşadıkları bura devletlerinden işsizlik parası alırlar, emekli maaşı alırlar, vergiden kaçırmak için her yol mübahtır onlar için; paralarını ya cemaate yatırırlar, ya da AKP Holdinglerine. Deniz Feneri’nin ışıldattığı paracıklar nerelere gitti dersiniz? AKP ile DP arasındaki tek fark askeriyede kendini gösterdi; Demokrat Parti, CHP güdümündeki askerleri dışladı, fakirleştirdi, Kurtuluş Savaşı’nı kazananların soylarına kimi vakit hoyrat davrandı, kimi vakit küçümsedi, gereken önemi vermedi, CHP vasıtasıyla sözde Atatürk’ün mirasçıları olduklarından dolayı.

AKP işte bu noktada Demokrat Parti’nin yaptığı hatayı tekrarlamadı. Ordu mensuplarına daha iyi bir yaşam ortamı sağladı, anıtı büyük paşalara Alfa Romeo çekti altlarına, kimi vakit oğulları vasıtasıyla zenginleşmelerini görmezden geldi ama «Vesayet Düzeni»ni de giderek ortadan kaldırma adımları atmadı değil. Kimi vakit «Koalisyon Ortağı» cemaat desteğiyle; ekseriyetle de «Balyoz, çekiç, keser» artık ne bulduysa TSK’yi yontarak. Sanki o davalar AKP’nin plânları dahilinde yürütülmedi. Aba altından sopa gösterildi. Sonra aklatılarak havuçla beslediler. Çıkıyor mu beraat eden komutanların sesi? Çıkıyor ama AKP hakkında değil kesinlikle! TBMM’yi de kullanıp çıkarttığı yasalarla iyice denetim altına alarak. Vesayet Sistemi’nin orkestra şefleri sayılan GKB’leri ve kuvvet komutanlarını da yine her iki unsuru devreye sokup, iktidara, diğer deyişi ile siyasî erke bağlamasını çok iyi başardı. Son sözde darbe teşebbüsü orduyu paramparça etme pastasının üzerine konulan en lezzetli meyvedir. Yine cemaat sayesinde…

Bugün önemli bir güç olan emekli subayların «çıkarcı» kesimi bile niçin AKP’yi destekliyor? Bir gün birileri bu kesimin toplam nüfus içindeki payını açıklayabilir mi acaba? Gizli de değil üstelik!

Vesayetçiler artık «Atatürk’ün Askerleriyiz» sloganı ile değil «Siyasî İktidarın Emrindeyiz» diye diye dolaşmıyorlar mı?

Elbette olması gereken de zaten buydu. Zira, Atatürk ne vasiyet bırakmıştı onlara ne de siyasileri sürekli denetleyeceksin emri, talimatı… [TSK ve Siyaset]

Çıkar, menfaat, ve daha bir çok üç aşağı beş yukarı buna yakın nitelikteki tâli unsurları da devreye soktuğunuzda toplumun evet dememesi için bir neden göremiyorum. Mütereddit davrananlar bile eninde sonunda ya sandık başına gitmeyeceklerdir – ki iktidarın yararınadır – ya da gizliden gizliye hayırdan imtina edeceklerdir!

‘Hayırcılar’ da yakın dönemlerde olduğu gibi yine «balık bir türlü Kavağa çıkamadığı» için – ağaç değil, akıntının bol olduğu Rumeli Kavağı – veya «manda da söğüt dalına yuva yapmayı beceremediğinden, » avuçlarını yalayacaklar, «Kuru gürültü» koparmaktan öteye gidemeyeceklerdir…

Ne kaldı geriye?

Bizler…

Diğer deyişi ile; «Marjinaller!»

Sayıları her geçen gün azalan «DonQuichote»lar…

Azınlıktan azınlığa düşerek sistem girdabının içinde kaybolmaya yüz tutanlar…

Ha, büyük bir sürpriz olur, yukarıda izah etmeye çalıştığım tablo tersine döner, bu millet, çarıklı erkân-ı harp hepimizi yanıltır, o da başka bir iş ama zayıf ihtimâl!

Hem bilirsiniz bizim halkımız/toplumumuz «Tek Adamlığı» sever. Başına da son yılların en «ideal» lideri sayılan mevcut CB’yi de işlemeli kepeneği altında daha şimdiden «Baş Çoban»; politikacılarını da «sertifikalı çoban» görmeye başlamışsa, bir bildiği var demektir!

Nusret Özgül

Brüksel – 25 Mart 2017

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: