«İnsanlık Mahallesi»nde, Kahveler dopdolu…


 

…Çaresizlik!

Sigara dumanı izmarit ve adam dolu kahveler…
Masa sandalye faraş
Ve yavaş yavaş tükenen insanlarla dolu kahveler…
Millet kahvede.
Millet aç.
Açlarını doyurmak için tüketmiş kendini koca bir Millet…
O ne menem bir acıdır açlık acısı
Bilemezsiniz!
Yıl yıl ay ay saat saat kabaran bir acıdır o.
Onu sen açlara sor, kendine sor…
Açlığın suratımızda şaklayan kırbacıdır o…
Devlet eziği, dışlanmış,
Gömügömüverirler hırsızlar:
Aydını…
Aydınlığı…
Işığı…
Sanatı…
İnsanlığı kendi zindanlarına…
Ama ne gam?
Güne çıra olmadan inse de akşam:
Doğacak elbette iki binli yılların şafağına bir güneş gibi…
Zengin yalnızlığında unutulmuş
Bu yoksul,
Bu çaresiz, olan…

© photocredit

***

KAHVELER DOLUSU ÇARESİZLİK

maa2

©Mustafa Aslan AKSUNGUR

Ve
Kahveler dolu…

Sigara dumanı izmarit ve adam dolu kahveler…
Masa sandalye faraş
Ve yavaş yavaş tükenen insanlarla dolu kahveler…

Genci yaşlısı
Dazlağı saçlısı halinde
Kâğıt döver Anafartalar cephesinde…

Kimi kolunu yitirmiş kimi bacağını
Ve hasırları eskimiş yarım taburelerde
İskambil döver akıllarını yitirmiş bir deste iskelet
Kahveler insan dolu…

Bir boyacı:
Kundura boyacısı bir cılız çocuk
Çingenelerden ödünç almış rengini
Kokusu çocuk tütüsü çocuk her yanı çocuk…
Elinde “Dali”nin fırçası
Renk döker pörsümüş tuvallere…

Ellere kurban yiğit çocuk
O çurfalık mekiği gibi işleyen ellere kurban
İşler kesat cebi delik karnı boş
Açlık sarhoşu olmuş kapı önlerinde…

Kahveye sokulmaz
Dali değil ki O
Aç- acına ANADOLU O..!

Bir simitçi:
Mis gibi kavrulmuş susam kokar elleri.
Ter kokar kir kokar buruntulu açlık kokar
Kıyamaz ortasından kırıp yemeye yarım simidi
Daha doğmadan öğrenmiş açlığın ne menem şey olduğunu…

Millet kahvede.
Millet aç.
Açlarını doyurmak için tüketmiş kendini koca bir Millet…

Devlet eziği, dışlanmış,
Kahveler dolusu Millet…

Asılı kalır simitçinin sepetinde Milletin gözü.
O ne yaman kokudur bilirsiniz
Kavrulmuş susam kokusu…
Onu sen açlara sor, kendine sor…

O ne menem bir acıdır açlık acısı
Bilemezsiniz!
Yıl yıl ay ay saat saat kabaran bir acıdır o.
Açlığın suratımızda şaklayan kırbacıdır o…

Bir garson:
On on-bir yaşlarında bir gencecik çocuk.
Çay verir masalara tarçın verir oralet verir…
Pabucu su çekiyor mintanı yırtık
Bir pantolon geçirmiş bacağına evlere şenlik.
Ocaktan masalara masalardan ocağa
Bir mekik gibi dokur yorgunluğun kumaşını
Yıl on iki ay gün on altı saat…

Ahhh! Sormayın siz
Bir de gecenin kör saatinde yayan yapıldak
İt dişi, köpek leşi çirkeflerle boğuşarak
Taa o gecekonduya gitmesi var ya…

Değil Çocuğu
Koca koca adamları tüketir o it-dişi yolculuk…

Bir ayyaş:
Elinde bir mavi şişe
Gıdası ispirto.
Yüklenmiş ıslak geceyi sırtına,
Ayaz vurdukça ayaz vurdukça
Yavuklu yanağı gibi kızarır yüzü…

Dertleri çıkmaz sokak yüreği otoban,
Gözleri kan çanağı.
Saç-sakal birbirine karışmış domuz ahırında çoban.
İçiyor tükenen ömrünü bitmeyen şişelerden…

Boynunda cılızı çıkmış bir yular,
Baş açık ayak yalın
Küfrediyor Allah’ına kırık cam gibi.
Pinçe pinçe ve çatlak ve basbariton Davudi sesiyle
Ve elindeki bitiverecek diye korktuğu cam şişesiyle
Ve daha otuzuna varmadan olanca öfkesiyle
Bitirmiş gençliğini…

Ömrünün ötesi boş
Ömrünün ötesi yeşil alkole emanet.

Bir ozan:
Altmış-beşlik bir ozan.
Tutsak etmişler onu YOKLUĞA daha doğmadan.
Bir eli baston tutar bir elinde ONURU:
Kâğıt tutar, kalem tutar.
Gözlüğü gözünde
Aralar güneş şavkını tozdan topraktan,
Mum dibine karanlık;
Ozan Çağına karanlık.
Devletine karanlık…
Başında esen kör fırtınalar
Üfler söndürür mumunu durmadan…

Gömügömüverirler HIRSIZLAR:
Ozanı…
Işığı…
Sanatı…
İnsanlığı kendi zindanlarına…

Ama ne gam?
Güne çıra olmadan inse de akşam:
Doğacak elbette iki binli yılların şafağına bir güneş gibi…
Zengin yalnızlığında unutulmuş olan
Bu yoksul,
Bu çaresiz,
Bu onurlu OZAN…!

**

Yangın

Buğday kokuyor saçların,
ışıl ışıl, başak başak…
Ödüm kopuyor yüreğimden çıngılar düşecek diye;
Oyyy!
Buğday tarlaları alev alev Van Gogh..!

Cıgara

Arada bir
Bakıver gözümün içine kaçamak.
Birazcık da gülümse no’olursun?
Sonrasını bana bırak;
Bulurum kendi yolumu kendi aklımla ben:
Yakarım yanan lamba şişesinden
Sönen cıgaramı..!

Ivga

Bir kösemen incir ağacı,
Taklanmış orta yerinden inciri, ballı…
Şeytan ıvga verir gönlüme,
Ivgası zehir-zemberek:
“-Haydi uzun etme Aslanım..!” Der,
Uzat ellerini incire.
Oyyy avuçlarımda süt-incir balı…
Oyyy!
Avuçlarımda ergen kız kokusu..!

Körün Kandili

Hani bir zamanlar seninle
Dikenli teller gibi
“Sarmaş-Dolaş” tık;
Çizmiştik haddimizi…
Git de söyle şimdi,
Söyle songüzde çiçek döken o gülhatmilere…
Hiçlemesin bizi.
Çifte hışım yağdıran kuru kafalar gibi,
İple çekiyoruz şimdi ol günlerimizi…

Minesi çatlamış diş duyarlılığı var üstümde,
Sarara sarara sönerken Şeyh Bedreddin Güneşi;
Duyuyorum saçlarımda yıkanan rüzgârın ihanetini…
Püf deyip söndürmek neye yarar,
Körün yanmayan o kör kandilini..!?

**

ZEVKLERDEN BİR DEMETÇİK

On, on bir, on iki, yaşlarındaki kız çocukları nasıl kokarlar bilir misiniz?
Işıklı, şevkli-şavklı, bir dünya gibi kokarlar…

Tütülüce-kokuluca, yepyeni bir “Yaşam,” yepyeni bir “Evren” gibi kokarlar…

Yaşamdan zevk almayı bilmeli insanlar.

Ama gel bil ki, yine de, hiç bir insan, hiçbir zaman, zevklerinin zebunu ( zebun: aşırıca düşkünlük demektir. ) da olmamalıdırlar, o İNSAN denilen kutsallıklar. Kutsallığı kirletmemelidirler.

Zevk, ne demektir?

Zevk: Duyu organlarımızın ve beynimizin ve bedenimizin yaşamdan ve doğadan paylarını almaları demektir. Doyuma ulaşılamasa bile, her zevkin yine de, kendilerine özgü bir kâfir tadı vardır… Her organımız, “Zevkler Evreni”nin bir ayrı konağı, bir ayrı KONUĞU, BİR AYRI dünyasıdır:

Göz zevki başka, kulak zevki başka, koklama.. dokunma.. tad alma zevkleri, daha bir başka başkadırlar. Bunların her-hepsi de, kendilerine özgü, ap-ayrı birer zevk hevengi, birer zevk harmanıdırlar…

İç organlarımızın, + dış organlarımızın, + beynimizin iş-birliği içinde ulaştıkları konaklardır ol zevk dorukları…

Dolaysızca, doğrudan-doğruya, doğa ile iç-içe alış-veriş halinde olduğumuz, yarı-bedencil, yarı-beyincil zevklerdir bunlar…

Bunlardan ayrı bir de: Yarışma zevki, yaratma zevki, yaşatma zevki, düş kurma zevki, buyurma zevki, başarı zevki ve ilh.. ve ilh..ve ilh.. Zevkleri vardır… Ki, bunlara biz: “Ruhçul Zevkler” adını versek sanırım doğrulara pek de aykırı düşmez verdiğimiz bu adlar…

Göz zevki, sayılamayacak kertede çoktur. Bunların hepsini burada yazmaya kalkışsak, kitaplar doldurur; cilt cilt kitap dolusu yapıtlar yetmez olur… Kaçırırız sonra ipin ucunu. Konudan da uzaklaşmış oluruz. En iyisi, şööyle, ucundan kıyısından bir nebzecik değiniverip geçelim:

Dağ dorukları, doğa güzellikleri.. yol manzaraları.. kuşlar.. arılar.. balıklar.. denizler.. göller.. falezler.. fareler.. ormanlar.. bin-bir–iki çiçek türü, üç-beş bin gül rengi.. yarı-karlı toprağı dürtüverip çıkan kardelenler.. taze gelin beliği gibi birbirleriyle örüle örüle ayakta sevişen kösnük yılan çiftleşmeleri.. yeni doğan tay, ilk saatin buzağısı.. meleşen oğlaklar.. çiftleşen develer..ve devamı.. ve devam.. ve devamı… Say sayabildiğin kadar Aslan’ Hocam, eğer dilin avaraysa..!

Tüm bunlar, gözlerimizle algıladığımız zevk zenginliklerimizden birer noktacıktırlar. Artık, başkaca zevk denizlerimize dalmaya gerek kaldı mı gayrı yaaa..?

“Belasız bal yenmez!” demiş atalarımız. Bir tadımlık bal için, gün olur bin-bir-iki çıkmazlara girer çıkar insan hırsı…

Atalarımızın bu altın sözü, balın tadından taa dağların çiçeklerine.. çiçeklerin polenlerine.. polenlerin arılarına.. Arıların o imrenilesi, özverili, vızıltılı, üretken, yapıcı çalışkanlıklarına dek alır götürürler bizleri…

Ohhh! Dünyalar tümüyle bizimdir işte o anlarda…

Bu hayali yolculuk bile, teğet geçer zevklerin zembereğine… Ucundan kıyısından, şöyle böyle, azıcık değini-vermekle yetiniriz… Ya bir de içine balıklama dalacak olursak, inanın bana, çıkamayız işin içinden… Keçileri kaçırırız sonra…

Yaşamak gerekir o zevkleri, yaşamak..!

Yaşayalım ki o zevkleri, zevklerin erdemine erişebilelim!…

***

aksungur_kitaplar

Kitap Temini: Mustafa Aslan AKSUNGUR
Memurevler Mh. Tonguç Cad.205 Sok.2/44
Tel: 0535 445 55 11
E Posta
ANTALYA

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: