Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – VII.


 

Kuvvetler Ayrılığı Yoksa Hürriyet de, Demokrasi de Yoktur!

Yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin tek elde toplandığı bir sistemde hiçbir şekilde özgürlük ol(a)maz. Aynı idarenin kişilik veya yapısında, yasama erki yürütme erkiyle birleşmişse, zalimce yürütmek için zalimce kanunlar yapmasından korkulur.

Yargı erki de, yasama ve yürütme erklerinden ayrılmış değilse ve yasama erkiyle birleşirse, toplum keyfî bir idare tarafından yönetilir. Çünkü yargıç kanun koyucu olur. Yargı erki, yürütme erkiyle birleşirse, yargıç korkunç bir zalim kesilir.

Müstebit olmak isteyen hükümdarlar da, bütün idare otoritesini kendi kişiliklerinde birleştirmekle işe başlarlar. Kuvvetlerin aynı elde toplandığı bir sistemde kimse güvende değildir. Böyle bir sistemde medenî yaşam tehdit altındadır.

Türk demokrasisi ne bir deney laboratuvarıdır ne bir kumarhane ortamı! Bu alanda kumar oynamaya kalkmak Rus Ruleti’nden başkaca bir şey değildir. Bunun diğer anlamı da; bile bile intihardır…

‘Türkiye’nin güçlü bir liderliğe ihtiyacı var’ türünden söylemlerle, kuvvetler birliği sistemini savunanlar ve övgü düzenler toplumun gözünün içine baka baka yalan söyleyenlerdir.

Bu söylemlere ve ballandırarak, yaldızlayarak aktaranlara inanmakta elbette serbestsiniz. Ancak iş işten geçtikten sonra bırakın pişmanlığı, gözyaşı dökmeye bile vaktiniz olmayacaktır.

***

II.Abdülhamit ve dönemi (Başlangıcından Cumhuriyet dönemine kadar)
SONUÇ & GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ….

munir_kebir2

© Münir Kebir

Top atışları gece yarısına kadar sürmüştü. Gece yarısından sonra, Hüseyin Hüsnü Paşa, (Hareket Ordusu Komutanı), Fethi Okyar ve Galip Bey gelerek Abdülhamit Han’a Selanik’e götürüleceğini bildirdiler ve hazırlanmasını istediler. Abdülhamit öldürüleceğinden korkarak Selanik’e gitmeyeceğini söyledi.

İşte bu sırada Galip Beyin gür sesi sarayı çınlattı; ” Koskoca Şanlı bir ordu sizin hayatınızı temin ediyor. Bu konudaki karar kesindir……”

******

Kanun-i Esası ya da diğer adıyla Anayasa ve bu anayasada belirtilen yönetim sisteminin adı Meşrutiyettir.

Meşrutiyet; Çok Partili sisteme dayalı olarak, Ülke yönetiminde ;yetki ve sorumluluğun seçilmiş mebusların oluşturduğu Meclise ait olduğunu hükme bağlayan bir yönetim sisteminin adıdır.

Ne Var ki; Tarihe II Meşrutiyet olarak geçen bu sistemde Sadece “İttihad ve Terakki Partisi” dışında, hiçbir muhalefete yer verilmediği için, 1908 yılında kuruluşundan itibaren devlet, sahip olduğu toprakları kaybetti ve Trablusgarp Savaş’ıyla Rusya, Doğu Avrupa ile ittifak ederek Boğazlar üzerinde hakimiyet tesis etme çabasına girdi ve Türkiye, I.Dünya Harbinde Tarafsızlık ilan ederek savaşa girmediği halde, bu hükümet; hem Genel Kurmay Başkanı ve hem de Milli savunma Bakanı (Harbiye Nazırı) olan Enver Paşa, hükümete padişaha bile haber vermeden tek başına aldığı bir kararla, Çanakkale Boğazında yakalanan iki Alman gemisine Birine “Yavuz” diğerine “Midilli” adlarını yazdırdıktan sonra gizlice boğazlardan geçirtip Sivastopol’u bombalatınca, Rusya tarafsızlığı bozduğumuz gerekçesiyle boğazlara el koydu.

Napolyon’un; “Boğazlara sahip olan Dünyaya sahip olur” sözünü bilinç düzeyinde diri tutan ve Düvel-i Muazzama olarak tarihte anılan; İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Rusya, Osmanlı Devletini ortadan kaldırdılar.

GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ

1919 yılında Osmanlı Paşaları arasında Cumhuriyetçi Paşa olarak tanınan Mustafa Kemal Atatürk’ün, bugün üzerinde yaşadığımız ülkemizi böylesi bir yok oluştan var edişini anlatarak, yazının uza-ma-ması için konumuzun dışında tutuyorum. Çünkü var edilen bu ülke, yaşamakta olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, zaten Atatürk’ü anlatmaktadır.

Yazımın başlangıcında, ”İstibdat” yani “Tek Adam Yönetimi” denilince akla “II.Abdülhamit’in, aynı şekilde II.Abdülhamit denince de akla “İstibdatın” geldiğinden bahsetmiştim. Tek adam yönetimin günümüzdeki adı ise “Kuvvetler Birliği”dir.

İstibdat, II.Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle son bulmuş gibi gözükse de, Halkın cahil bırakılması, aydın sayılan sınıflar arasında baş gösteren çatışmaların organize olmuş partiler olarak mecliste yer almayışları sonucu ortadan kalkmamıştır. Sonuçta; dış devletlerin ajanları eliyle yaptıkları provakasyonlar ve bir tek adamın hem Genel Kurmay Başkanı ve hem de Savunma Bakanı olmasının yarattığı hezeyan sonucu Meclisi by-pass ederek ülkeyi savaşın içine atmasyla 609 yıllık imparatorluk bir anda tarihten silinmiştir.

Türk Halkı ne yazık ki, bu yakın tarihsel gerçeklerin bilincinde olmadığı için, 16 Nisan 2017 tarihinde, Başbakan Binali Yıldırım’ın da beyan ettiği üzere, tek adam yönetimini MİLLETİMİZE; “Evet” oylarıyla kabule, ”Hayır” oylarıyla Reddetmeye sevk etmiştir.

Buraya kadar dizi yazı biçiminde anlattığım olaylar “Evet” oylarının tarihsel gerçekler üzerinden “Tek Adam” yönetiminin “Kuvvetler Birliği”olarak kendini göstererek, hem Tek Adamı, hem de Ülkeyi nasıl bir sonuca maruz bıraktığının özetininin özeti açıklamalardı. Bu açıklamalara kaynak teşkil eden belgeler; Ord.Prof.Dr.Enver Ziya KARAL’ın kaleme aldığı “BÜYÜK OSMANLI TARİHİ” Kitabının, IV ve V. Ciltlerinde bulunmaktadır..

Buna karşın; “Hayır” oyunun nasıl bir sonuç doğuracağını ise, yine çok değerli bir Hukuk Kaynağından yaptığım alıntıya bırakarak yazıma burada son veriyorum.
Saygılarımla,

***

10 Aralık 2016 Tarihli Anayasa Değişikliği Teklifi Hakkında Bir
Eleştiri
Prof. Dr. Kemal GÖZLER

10 Aralık 2016 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi 316 milletvekili imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Bir Kanun Teklifi” başlıklı bir kanun teklifi sunuldu.

10 Aralık 2016 tarihli Anayasa Değişikliği Teklifi 21 maddeden oluşuyor. Değişiklik Teklifini burada madde madde inceleyecek değilim. Teklifteki idare hukukumuzu alt üst eden hükümlerden de bahsetmeyeceğim. Değişiklik Teklifindeki teknik kusurlara da değinmeyeceğim. Ben sadece bir iki maddeden hareketle teklif edilen hükûmet sistemini eleştireceğim.

Teklif Edilen Sistem, “Başkanlık Sistemi” mi?

Bu soruya cevap verebilmek için önce başkanlık sistemi ile parlâmenter sistem arasında ayrımın nasıl yapıldığı hakkında genel bir bilgi verelim: Anayasa hukukunun genel teorisinde, başkanlık sistemi ile parlâmenter sistem birbirinden üç aslî farkla ayrılır. Bu farklardan biri şudur:

Başkanlık sisteminde, yasama ve yürütme organları birbirinden bağımsızdır; yasama organı, yürütme organını görevden alamaz;

Buna karşılık;

yürütme organı da yasama organının görevine son veremez; yani onun seçimlerini yenileyemez.

Parlâmenter sstemde ise, yasama organı güvensizlik oyuyla istediği zaman yürütme organının sorumlu kanadı olan hükûmeti düşürebilir. Buna karşılık yürütme organı da yasama organını feshedebilir; yani onun seçimlerini yenileyebilir.

Özetle başkanlık sistemi, yasama ve yürütme organlarının birbirlerinin görevlerine son vere-me-dikleri, parlâmenter sistem ise bu organların birbirlerinin görevlerine karşılıklı olarak son verebildikleri sistemlerdir.

Bu fark açısından 10 Aralık 2016 tarihli Anayasa Değişikliği Teklifine bakılırsa, önerilen sistemin başkanlık sistemiyle uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı görülür.

Hatta önerilen sistem, başkanlık sisteminin tam tersi bir sistemdir. Açıkçası önerilen sistem, bu özellik bakımından, başkanlık sistemine değil, parlamenter hükûmet sistemine benzemektedir. Şöyle ki: Cumhurbaşkanı isterse kendi seçimlerini de yenilemek kaydıyla, TBMM’nin seçimlerini yenileyebilmekte, yani onun görevine son verebilmektedir. TBMM de, isterse, kendi seçimlerini de yenilemek kaydıyla, Cumhurbaşkanının seçimlerini yenileyebilmekte, yani onun görevine son verebilmektedir.

Yasama ve yürütme organlarının birbirinin görevlerine son verebildiği bir sistemin “başkanlık sistemi” olduğu iddiası komik bir iddiadır. Başkanlık sistemi, sert bir kuvvetler ayrılığı sistemidir. Bu sistemde yasama ve yürütme organları birbirinden kesin çizgilerle ayrıdır. Bunlar birbirilerinin görevlerine son veremezler.

Görüldüğü üzere, 10 Aralık 2016 tarihli Anayasa Değişikliği Teklifinde önerilen sistem, yasama-yürütme ilişkileri bakımından başkanlık sistemine değil, parlâmenter hükûmet sistemine benzemektedir. Ancak ortada tuhaf bir parlâmenter sistem vardır. Tuhaflık iki bakımdandır: Bir kere, parlamenter sistemde cumhurbaşkanından başka bir de başbakan bulunur. Oysa önerilen sistemde bir başbakan yoktur. Bu nedenle önerilen sisteme belki “başbakansız parlamenter sistem” ismi verilebilir.(!….)

İkinci olarak ta; teklif edilen sistemde, yasama organı ancak üye tamsayısının, beşte üç çoğunluğuyla Cumhurbaşkanının görevine son verebilmektedir. Oysa parlâmenter sistemde yasama organı yürütmeyi görevden alması için üye tamsayısının salt çoğunluğu yeterlidir.

Anayasa Değişikliği Teklifinin asıl hedefi, “başkanlık sistemi” veya “Türk tipi başkanlık sistemi” kurmak değil, Türkiye’de bir “kuvvetler birliği sistemi” kurmaktır.
[Makalenin tamamına buradan ulaşabilirsiniz!]

[Elveda kuvvetler ayrılığı, Elveda anayasa]

*

Bölümler:

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – I.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – II.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – III.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – IV.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – V.]

§ https://wordpress.com/post/munir51.wordpress.com/2426 [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – VI.]

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: