Türkiye’deki Demokrasi ve İnsan Hakları Mercek Altında!


 

tr_mercek

Türkiye’de terör tanımı şiddet içermeyen fiillere de uygulanmakta ve bu durum ifade özgürlüğü açısından sakıncalar içermekte…

Ne ‘Darbe Girişimi’ ne de terör tehditleri hukukun özgürlüğünün zedelenmesini haklı çıkarabilir. Haklı nedenlerden dolayı Terörle Mücadele Kanunu’nun yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu kararı olumlu bir adım olarak görülse de yeterli değil…

Muhalefet bastırılıyor, demokratik tartışma ortamı giderek yok kılınıyor, toplum kutuplaştırılıyor ve toplumda çoğulculuğu azaltan uygulamalara başvuruluyor…

Muhalefeti susturmak ve meşru eleştiriyi bastırmak için ceza davaları bir araç olarak kullanılıyor. Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı da ihlâl ediliyor…

Bu ve diğer temel hak ve özgürlükleri gerileten adım ve uygulamalar Türkiye Demokrasisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor…

© mainphotocredit

***

cigdem_nas

Doç.Dr.Çiğdem Nas

15 Şubat tarihinde, Avrupa Konseyinin İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks Türkiye’de ifade özgürlüğü ve medya özgürlüğü konusundaki raporunu yayımladı. [Raporun tamamı – Türkçe]

Rapor Komiserin geçtiğimiz yıl Nisan ve Eylül aylarında Türkiye’ye yaptığı iki ziyaretin bulgularını ortaya koyuyor. Muiznieks, raporunda Türkiye’de terör tanımının şiddet içermeyen fiillere de uygulanmasının ifade özgürlüğü açısından sakıncalarına değiniyor ve Türkiye’nin büyük çabalarla ve Avrupa Konseyi ile işbirliği içinde ilerlediği ifade özgürlüğü alanında son yıllarda gerileme görmekten duyduğu üzüntüyü belirtiyor.

Muiznieks, raporunda hükümet politikalarına yönelik eleştirini sunarken ve muhalefetin bastırıldığını, demokratik tartışma ortamının kötüleştiğini ve toplumun kutuplaştığını vurguluyor. Komiser; gazeteci, parlamenter, akademi mensubu ve diğer bazı vatandaşların maruz kaldığı uygulamaların toplumda çoğulculuğu azalttığı ve oto-sansüre yol açtığını ifade ediyor. Türkiye’nin içinde geçtiği son derece zor koşullara da değinen Nils Muiznieks, ne darbe girişiminin, ne de diğer terör tehditlerinin medya özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünün bu derece zedelenmesini haklı çıkarabileceğini ekliyor.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, hükümete ceza hukuku mevzuatının ve uygulanışının yeniden gözden geçirilmesi, yargı bağımsızlığının temin edilmesi ve ifade özgürlüğünün ve medya özgürlüğünün güvenceye alınması için gerekli adımların acilen atılması çağrısında bulunuyor. Muiznieks, ceza davalarının muhalefeti susturmak ve meşru eleştiriyi bastırmak için bir araç olarak kullanıldığını ve yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ihlal edildiğini işaret ediyor.

Raporun Tavsiyeleri

Rapor, AİHM’in ifade özgürlüğünün demokratik toplumun başlıca temellerinden birini teşkil ettiği ve ilerlemesi için temel şartlardan biri olduğu yönündeki köklü içtihadını gündeme getirerek ve bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu belirtiyor.

Raporda, medya ve ifade özgürlüğündeki geriye gidişin Türkiye’de demokrasi için ciddi bir tehdit olduğu vurgulanarak Türk Ceza Kanunu’nun hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, suç örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte örgüte yardım, soruşturmaların gizliliği ve yargılamayı etkilemeye teşebbüs, Cumhurbaşkanına hakaret, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama, silahlı örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma, halkı askerlikten soğutma ile ilgili maddelerinin ve bunun yanında Terörle Mücadele Kanunu’nun gözden geçirilmesi tavsiye ediliyor. Gözden geçirmede, AİHM içtihadı ve Venedik Komisyonu görüşünün dikkate alınması vurgulanıyor.

İfade özgürlüğü ve medya özgürlüğünü teminat altına almak için, yukarıda sayılan kanunların dışında, İnternet Kanunu, Radyo ve Televizyon Kanunu, medya ile ilgili diğer yasa ve yönetmelikler ve akademik özgürlükleri etkileyen yasaların değiştirilmesi gerektiği de raporda ayrıca vurgulanıyor.

Rapor, yargının bağımsızlığında da ciddi bir geriye gidiş olduğu, hâkim ve savcılar tarafından yasal hükümlerin yorumlanması ve uygulanmasındaki yapısal sorunların ifade özgürlüğü ve medya özgürlüğünü de olumsuz etkilediği ve özellikle sulh ceza hâkimleri ve savcıların ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı tutum sergilediği tespitlerinden hareketle, bu mercilerin gözden geçirilmesi ve başta Venedik Komisyonu olmak üzere, Avrupa Konseyinin bu alanda rehber olarak kabul edilmesi çağrısında bulunuyor.

Raporda, Türkiye’nin 3,5 milyon Suriyeliye kucak açmasından övgüyle söz edilip, sınırlarında iç savaş yaşaması, terör örgütleri ile mücadelesi ve 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı zorluklar not ediliyor. Ancak bu süreçte insan hakları ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığında meydana gelen erozyonun Türkiye’yi tehlikeli bir yola soktuğu ifade edilip ve şu sözlere yer veriliyor:

“…Bu yolda, meşru görüş ayrılığı ve hükümet politikalarının eleştirilmesi hedef gösterilmiş, bastırılmış, doğrudan doğruya meclisteki de dahil demokratik kamusal tartışmanın kapsamı daraltılmış ve böylece toplum kutuplaştırılmıştır. Tecrübeyle sabittir ki tam da böyle ortamlarda nefret, şiddet ve terör örgütleri serpilir. Medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün temelini teşkil ettiği insan haklarının korunması, sosyal barışın ve sağlıklı bir demokrasinin tesisi için mutlak surette ön şarttır…”

Raporun sonunda, tüm bu güvenceleri sağlamak için olağanüstü halin sona ermesinin gerekliliği üzerinde durulup, 23 Ocak 2017’de kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun olumlu bir adım olsa da, tek başına yeterli olamayacağı belirtiliyor.

Sonuç

Türkiye’nin 13 Nisan 1950 tarihinde 13’üncü üye olarak katıldığı Avrupa Konseyi, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında standart koyucu olarak rol oynarken, aynı zamanda bu standartların Üye Devletlerde uygulanmasına destek sağlıyor ve denetliyor. Avrupa Konseyinin ifade özgürlüğü, medya özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü alanlarındaki norm ve standartları AB açısından da model olarak alınıyor ve Türkiye gibi aday ülkeler için hazırlanan raporlarda kriter olarak kabul ediliyor. AB üyeliği için aday ülkelerin yerine getirmesi gereken Kopenhag kriterlerinde belirtilen “demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıkların korunması ve azınlıklara saygıyı güvence altına alan kurumların istikrarı” gibi birçok konuda Avrupa Konseyi sözleşmelerince belirlenen ve AİHM içtihadı ile netlik kazanan kural ve standartlar temel alınıyor.

Türkiye’nin AB üyeliğini müzakere eden bir ülke olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin oldukça eleştirel tespitler içeren raporunun dikkate alınması ve bu yönde tavsiye edilen adımların atılması gerekiyor. İfade özgürlüğü, medya özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı Avrupa değerlerinin kalbinde yer alıyor. Bu değerlerin içselleştirilmesi, bu değerlerin ruhuna aykırı düşen kanunların revize edilmesi ve uygulamanın düzeltilmesi Türkiye’nin AB süreci açısından önemli bir zorunluluğu oluşturuyor.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: